2010’lara Yön Veren 15 Toplumsal Akım

Kemer sıkma politikaları, popülizm ve yalan haberler geçtiğimiz yıllara damgasını vurmuş olsa da, 2010’lar sadece bu olaylarla hatırlanmamalı. Guardian, 2010’lara yön veren 15 toplumsal akımı sıraladı.

Plastiğe tepki

2010 yılından bu yana 120’den fazla ülke plastik torba kullanımına karşı yasaklar getirdi. Avrupa’da, kahve bardaklarına vergi uygulaması gündeme geldi ve Coca-Cola ve Nestlé gibi milyonlarca dolarlık markalara karşı atıklarını temizlemeleri için baskı uygulayan kampanyalar düzenlendi.

Kadın hakları

2010’lar, küresel olarak toplumsal cinsiyet eşitliği ve üreme haklarında elde edilen kazanımalarla geçti. 2012 yılında modern doğum kontrol yöntemlerine erişimi arttırmak için başlatılan kampanyalar, 53 milyon kadın ve kız çocuğunu etkiledi. Ülkelerin üçte ikisi ilköğretimde cinsiyet eşitliğini sağladı. Rakam hala düşük olmasına rağmen, dünya genelinde parlamentoda 2010’dan bu yana daha fazla kadın milletvekili bulunuyor.

#MeToo ve Times Up hareketleri cinsel şiddeti ve tacizi gündeme getirdi ve  kız çocuklarının eğitimi için mücadele eden Nobel ödüllü Malala Yousafzai ve iklim kriziyle mücadele için küresel eylem başlatan Greta Thunberg gibi genç kadınlar, küresel kampanyaların yüzü haline geldi. Dikkate değer bir diğer kampanya ise, on yılda hız kazanan kadın sünneti ile mücadele oldu.

Ancak küresel olarak her üç kadından biri yaşamları boyunca cinsel veya fiziksel şiddete maruz kalıyor. Muhafazakar grupların kadın haklarını, özellikle de cinsel ve üreme haklarını geriye götürme çabaları yoğunlaştı. Bununla birlikte,  milyonlarca kadın bununla mücadele etmek için harekete geçiyor ve yeni bir on yıla çalkantılı bir başlangıç için zemin hazırlıyorlar.

İnternet üzerinden yayın

Geçtiğimiz on yılda, müzik endüstrisi CD’den MP3’e, TV platformları ise canlı yayınlardan taleple gösterim yapan oynatıcılara geçmekle kalmadı, internet üzerinden ücretli yayın, dünyanın birçok yerinde norm haline geldi.

TV, film ve müziğe sınırsız erişim potansiyeli, fiziksel ürünlerden uzaklaşmanın sağladığı çevresel avantajların yanı sıra bilgiye erişim, mülkiyetten daha önemli hale geliyor.

Veganlık

On yıl önce, vegan olmak belli bir sosyal baskı ile birlikte gelirdi. Yemeklerde insanların göz devirmesine yol açan bir beslenme tarzı, sınırlı sayıda restoran seçeneği ve sürekli yöneltilen “Peki, ne yiyorsun?” sorusu demekti.

Ancak on yıl boyunca, veganlık gelişen dünyada ana akım haline geldi. Vegan Derneği tarafından yapılan bir ankete göre, İngiltere’de 2014 yılında vegan sayısı 150 bin civarındayken bu yıl 600 binin üzerine çıktı. Şirketlerin de bu yeni pazardan en iyi şekilde yararlanmaya çalışmaları hiç şaşırtıcı değil.

Yenilenebilir enerji

Yenilenebilir enerji sanayi, son 10 yılda enerji sistemini tamamen değiştirdi. Küresel olarak, yatırımcılar 2010’dan bu yana dünyanın enerji üretimindeki payını yüzde 12’ye çıkarmak için yenilenebilir enerji kaynaklarına milyarlarca dolar yatırdı.

Gelişen endüstrinin en büyük başarısı, yenilenebilir enerji teknolojisinin maliyetlerini beklenenden çok daha hızlı düşürmek oldu. Bloomberg New Energy Finance tarafından yapılan küresel bir ankete göre, güneş enerjisi maliyetleri 2009’dan bu yana yüzde 80’in üzerinde düştü. Yenilenebilir enerji kaynaklarının düşük maliyetli olması, rüzgar ve güneş enerjisi tarlalarının önümüzdeki yıllarda daha da hızlı yayılacağı anlamına geliyor.

Zihin sağlığı

2010 yılında depresyon, paylaşılmaya cesaret edilemeyen bir hastalıktı. Nerede yaşarsanız yaşayın, ara sıra cesur ünlülerin dillendirmesi dışında çok az sayıda kişi depresyonundan bahsedebiliyordu.

2019’un sonunda, bunu hala söylemek hala kolay değil. Ama daha önce hiç olmadığı kadar kolay. Yine de ayrımcılıkla karşı karşıya kalabilirsiniz – özellikle şizofreni veya sınırda kişilik bozukluğu gibi daha tabu ve nadir durumlardan biriyle karşı karşıyaysanız.

2020’lerin sonunda, zihinsel hastalıklar o kadar yaygın olacak ki, istisnadan ziyade kural haline gelmesi ihtimal dahilinde.

Toplumsal cinsiyeti yeniden düşünmek

2010’ların başında, trans bireyler ana akımda yoktu. Filmlerde trans olmayan aktörler tarafından canlandırılıyor, ABD ve İngiltere’de eşcinsel hakları grupları tarafından dışlanıyor ve yasal olarak tanınmıyorlardı. Ama bugün, trans ve ikili olmayan cinsiyet kimliğine sahip bireyler, medya, politika, spor, mahkeme salonları, bilim ve diğer endüstrilerdeki engelleri yıkıyorlar.

Tabii bu gelişmelerin karanlık bir tarafı da var: 2010’lar LGBTQ+ haklarına benzeri görülmemiş saldırıların yaşandığı ve özellikle trans kadınlara karşı şiddet, taciz ve ayrımcılık vakalarının arttığı bir dönem oldu. Bununla birlikte görünürlük, sivil hak mücadelesi için zemin hazırladı – trans ve ikili olmayan bireyler örgütlendi.

Kadın futbolu

Kadın futbolu son on yılda büyük bir ivme kazandı. Kadın futbol takımları daha profesyonelleşti.

Megan Rapinoe ve ABD Kadın Milli Futbol Takımı, ücret eşitsizliğine karşı erkek futbolcularla eşit ücret talebini sene boyunca dillendirdi.

Mücadeleleri kısmen de olsa sonuç verdi. Bu yıl FIFA, kadın futboluna ayrılan bütçeyi iki katına çıkararak, kadın futboluna yatırım yapacak ülke federasyonlarına da mali destekte bulunacağını açıkladı.

Elektronik sigara

Elektronik sigaranın daha geleneksel tütün tüketme yöntemlerinin yerini alıp almayacağı hala belirsiz ancak ancak verilere bakıldığında, elektronik sigaranın son on yılın trendlerinden biri olduğu tartışmasız.

Elektronik sigara daha çok sigarayı bırakmak için tercih ediliyor. İngiltere’deki sağlık uzmanlarının çoğu, bazı istisnalar dışında, e-sigaraların hayat kurtarabileceğini düşünüyor. Nikotinin, bağımlılık yapmasına rağmen zararlı olduğu kanıtlanmadı, oysa tütün dumanı ve katranı sigara kullananların yarısının ölümüne yol açıyor.

Ancak e-sigaraların, ilk başta lise öğrencileri arasında  popüler olan Juul nedeniyle, ABD’de kötü bir ünü var. Juul, Avrupa’da izin verilenden üç kat daha fazla nikotin içeriyor. Bu durum, ebeveynler ve öğretmenler arasında büyük bir paniğe yol açmış durumda.

E-sigaralar, bu krizi atlatabildiği ve sigarayı bırakmaya yardımcı olduğuna ilişkin veriler toplandığı takdirde önü açık olabilir. Ancak bu itibar zedelenmesinden sonra, 2030’da gençler “Elektronik sigara da nedir?” diye soruyor da olabilirler.

Akıllı telefonlar

Telefonların dünya genelinde yaygınlaşması son on yılın en önemli gelişmelerinden biri. Dünya çapında tahmini 3,2 milyar akıllı telefon kullanıcısı var, bu da dünya nüfusunun yüzde 42’si anlamına geliyor.

Gelişmiş dünyada, telefonlar “çevrimiçi olma” kavramını öldürdü. Bir zamanlar internet, “bağlandığımız” bir şeydi. Şimdi, her an çevrimiçiyiz ve bunun gerçekliği sınayan etkileri de yok değil. Facebook ve Twitter’da yalan haberler yayılırken, Instagram “influencer”ları artık moda reklamları için lisans alıyor.

Sosyal medya

2010’ların başında akıllı telefon kullanımı başladığında, her şey değişti. Aniden, bir sosyal ağın kontrol edilmesi, günde en fazla birkaç kez gerçekleşen bir durumken, bağımlılık yapan bir alışkanlığa dönüştü. İnsanlar sürekli Facebook’unu kontrol ederken, yeni iletişim yolları – ve yeni haber aktarma biçimleri ortaya çıktı. Yüz milyonlarca kişi bu ağlarda daha fazla zaman harcadıkça, bu ağlara reklam verme trendi de beraberinde geldi.

On yılın sonunda sosyal ağlar dev yaratıklara dönüşmüştü. Algoritmaları ticaret, medya ve politika üzerinde muazzam bir etki yaratmaya başladı. Küçük işletmelerin gelişmesini sağlamakla beraber gazeteciliği olumsuz etkiledi ve aşırı sağcıların güç kazanmasına neden oldu.

Hidrolik kırılma

Killi şistten elde edilen petrol devrimi düşünülemez olanı kaçınılmaz kılmıştır. On yıl içinde killi şist üretimi ABD’yi enerjiye aç bir ithalatçıdan, dünyanın en önemli enerji üreticilerinden biri haline getirdi. ABD, 2020’lere, ilk kez net petrol ve gaz ihracatçısı olarak girmeye hazırlanıyor.

Bu gelişmenin etkisi çok büyük oldu. Enerji bağımsızlığını ilan eden ABD, ilk önce diplomatik ilişkileri için Ortadoğu’daki istikrarsızlıktan geri çekildi. Üretim artışı Çin ile ticari gerginliğine yol açtı. İklim gündemine karşı duruşunu sertleştirerek, Paris İklim Anlaşması’ndan geri çekilmesine neden oldu.

Çevresel kaygılar, yoğun nüfuslu alanlar ve güçlü halk muhalefeti, killi şist üretiminin Avrupa’da yaygınlaşmasını engelledi.

Kemer sıkma

“Kemer sıkma” politikaları son on yıla damgasını vurdu. Gelişmiş ülkelerde, küresel büyümeyi yeniden başlatmak için trilyonlarca dolar bankalara pompalandı. Fakat büyük bunalımdan bu yana en sarsıcı ekonomik krizlerden birini yaşayan Batı ülkeleri, çareyi Keynesyen teşvikten ziyade kamu harcamalarını ve sosyal yardımları kısmakta buldu.

Bu yöntem bir dereceye kadar işe yaradı, ekonomik durgunluğun bir başka büyük bunalıma dönüşmesini engelledi.

Ancak kemer sıkma politikaları, eşitsizliğe engel olan mekanizmaları ortadan kaldırdı. 2010’lar rekor düzeyde düşük ekonomik büyümeyi işaret ediyor; ücret artışı durdu, kamusal alan darmadağın bir halde, yaşam standartlarındaki iyileşme durdu ve siyaset aşırı uçları güçlendirmiş durumda.

Göç

Bugün dünya çapında, kendi ülkelerinin dışında yaşayan 272 milyondan fazla insan var. Bu, 2010’dan bu yana 51 milyonluk bir artışa işaret ediyor. Küresel göçmen sayısındaki artışın dünya nüfusunun artışını geride bıraktığını söylemek mümkün. Mülteciler ve sığınmacılar anlamına gelen zorunlu göç, daha iyi fırsatlar arayan insanların gönüllü göçünden çok daha hızlı arttı. Bugün yedi göçmenden biri 20 yaşından küçük. Avrupa, ABD ve Avustralya’daki hükümetler göçe set çekti ve sığınma arayan insanları ülkelerine kabul etmedi.

Artan nüfus, iklim krizi, gıda güvensizliği, göçün 2020’lerde önemli bir sorun olarak devam edeceğine işaret ediyor.

Popülizm

Son on yılda, dünya üzerindeki en büyük dört demokrasiden üçünü aşırı sağcı popülistler yönetiyor: Brezilya’da Jair Bolsonaro, Hindistan’da Narendra Modi ve ABD’de Donald Trump.

Avrupa’da radikal-sağ popülist partiler nadiren seçim kazanıyorlar, ancak 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana, her zamankinden daha fazla oy, parlamentoda daha fazla sandalye ve koalisyon hükümetlerinde daha fazla etkiye sahipler. 20. yüzyıl faşistlerinden en çok çeken iki batı ülkesi, Almanya ve İspanya’da, popülist söylemleri sıkça kullanan aşırı sağcı partiler parlamentodaki üçüncü büyük parti konumunda.

Siyaset bilimciler, kendimizi bu girdaba nasıl sürüklediğimizi tam çözemedikleri gibi, nasıl kurtulacağımız konusunda da kararsızlar.  Sağcı popülist dalganın “nedenleri” ile ilgili pek çok açıklama, 2008 mali krizine, 11 Eylül saldırılarına (ve ardından gelen güvenlik önlemlerine) ve Avrupa’da 2015 yılında başlayan “göçmen krizi”nin etkilerine işaret ediyor.

Diğerleri ise sadece muhafazakarlar tarafından değil, kendilerini merkez sol olarak tanımlayanlar tarafından da uygulanan ve eşitsizliğin artmasına neden olan neoliberal ekonomik düzene işaret ediyor. Ancak tüm bilgi ekosistemini yeniden kuşatan, kurumlara olan güveni aşındıran ve sağcı popülizmin yaygınlaşmasına neden olan öfkeli, bölücü ve sansasyonel siyasi tartışmaların ödüllendirildiği teknoloji çağının etkisini de azımsanmamalı.

Kaynak: Guardian

avatar
  Kaydol  
Bildir
3 Ocak 2020