ABD’nin Kadın Hakları İkonu Haline Gelen Bir Yargıç: Ruth Bader Ginsburg

ABD Yüksek Mahkemesi üyelerinin isimlerini saymamızı isteseler, muhtemelen aklımıza tek bir isim gelir: Yargıç Ruth Bader Ginsburg. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın hakları mücadelesiyle bir ikon haline Ginsburg’un yüzü hediyelik eşya dükkanlarındaki tişörtleri ve  rozetleri süslüyor artık. Hayatını konu alan belgesel ‘RBG’ bu yıl Oscar’a aday gösterildi. Hem kişiliği hem de hukuk alanındaki başarılarıyla nam salmış Ginsburg’u daha yakından tanıyalım istedik.

Fotoğraf: TIME

85 yaşındaki Ginsburg, ABD Yüksek Mahkemesi’nin dokuz yargıcından biri. ABD’de kadın direnişinin liderlerinden biri olarak kabul edilen Ginsburg, Donald Trump ve yönetimine karşı mücadelenin de azılı neferlerinden biri aynı zamanda.

Ginsburg, 1933’te, Büyük Bunalım’ın zirvesinde, Avrupa’dan göç etmiş Yahudi bir aileye doğdu. Babası kürkçü olan Ginsburg, annesini genç yaşta kaybetti. 1950’lerde Harvard Hukuk Fakültesi’ne giden ‘bir avuç’ kadından biri olmayı başaran Ginsburg, okulu birincilikle bitirdi. Hukuk fakültesinin ardından Rutgers Hukuk Fakültesi ve Columbia Hukuk Fakültesi’nde profesör oldu.

Ginsburg, 1972’de Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği’nde (ACLU) Kadın Hakları Projesi’ni başlattı ve 1973’te projenin genel danışmanı oldu. 1974 yılına kadar Kadın Hakları Projesi ve ilgili ACLU projeleri, 300’den fazla cinsiyet ayrımcılığı vakasıyla ilgilendi. Yüksek Mahkeme önünde 1973-1976 arasında altı cinsiyet ayrımcılığı davası savunan Ginsburg, bu davaların beşini kazandı.

Mahkemeden tüm cinsiyet ayrımcılığını bir kerede bitirmesini istemek yerine, Ginsburg, belirli tüzükleri hedef alarak ve her birine karşı zafer kazanarak stratejik bir yol izledi. Davacılarını dikkatlice belirleyen Ginsburg, cinsiyet ayrımcılığının hem erkekler hem de kadınlar için zararlı olduğunu göstermek için bazen erkek davacılar seçti. Ginsburg, kelime seçimlerinde de her zaman çok dikkatli davrandı, cinsiyet yerine, her zaman ‘toplumsal cinsiyet’ kelimesini tercih etti.

Fotoğraf: Huffington Post

Eski Başkan Bill Clinton tarafından 1993’te Yüksek Mahkeme’ye atanan Ginsburg, kadın hakları mücadelesini hiçbir zaman bırakmadı. Mahkeme bu yıl bir eşcinsel düğün için kek yapmayı reddeden bir fırıncının lehine karar verdiğinde, kararı şu sözlerle kınadı: “Bir çift, bir fırıncıdan düğünleri için pasta istediğinde, aradıkları, evliliklerini kutlayan bir pastadır, eşcinsel evliliği olup olmaması önemli değildir. Ve bu hizmet onlara verilmemiştir.”

Ginsburg 2013 yılında, eşcinsel evliliklerini yasaklayan yasaya da sert sözlerle karşı çıkmıştı. Ginsburg’un hak savunuculuğunun, Trump yönetimi süresince bu hakların yitirildiğine dair genel hissiyat içinde yeni anlamlar kazandığını ifade ediyor.

Ginsburg’un hayatını daha yakından takip etmek isteyenler için iki başarılı film bulunuyor. İlki 2018’de vizyona giren ‘On the Basis of Sex.’

‘On the Basis of Sex’, hak eşitliği mücadelesi veren Ginsburg’ün ilham verici hayat hikayesini konu ediyor. Film genç bir avukat olan Ginsburg’un Anayasa Mahkemesi’nin cinsiyet eşitliği  aleyhine verdiği bir kararı bozmaya çalışması anlatılıyor. Film, Ginsburg’ün kadın hakları için verdiği mücadeleyi tanımak için iyi bir fırsat. Yönetmen koltuğunda Mimi Leder’ın oturduğu filmde Ruth Bader Ginsburg karakterine Felicity Jones hayat veriyor. Senaryosunu Daniel Stiepleman’ın kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda ayrıca Armie Hammer, Justin Theroux, Kathy Bates, Sam Waterston, Jack Reynor, Stephen Root gibi isimler de yer alıyor.

Ginsburg’u konu alan bir diğer film ise bir belgesel. ‘RBG’ isimli belgesel, Ruth Bader Ginsburg’un uzun kariyerini ve bir kültür ikonu haline gelirken arkasında  bıraktığı zengin mirası anlatıyor. Film, Ginsburg’un New York’taki gençlik yıllarından, üniversite eğitimine, hukuk profesörlüğü yaptığı yıllardan Başkan Bill Clinton tarafından Yüksek Mahkeme’ye atanmasına kadar tüm hayatının bir panoramasını çiziyor.

Yönetmenler Julia Cohen ve Betsy West,  belgeselde Ginsburg ve ailesinin geçmişi ve bugününden çok sayıda video ve fotoğraf kullanmış. Film ayrıca, Shana Knizhnik ve Irin Carmon tarafından yazılan ‘The Life and Times of Ruth Bader Ginsburg’ adlı kitabın yayınlanmasından başlayarak nasıl bir kültür simgesi haline geldiğini de anlatıyor.

Fotoğraf: KUNC

Filmin yönetmeni Betsy West, neden böyle bir belgesel çektiklerini şu sözlerle anlatıyor: “Bu belgesel Ginsburg’un eşitlik ve adalet için nasıl savaştığını ve savaşmaya da devam ettiğini anlatmak için çekildi. Öyle görünüyor ki hikayesi her geçen gün daha da önem kazanıyor. ”

Belgeselden bir kare.

Filmin diğer yönetmeni Julia Cohen ise filmin gördüğü ilgiyi şöyle yorumluyor: “Siyasi yelpazede nerede durursa dursun, geçmiş kuşakların kadınları benzer engellerle karşı karşıya kaldı. Bugün birçok kadın, Ginsburg’un karşılaştığı engellerle özdeşlik kurabiliyor ve her seferinde bu engelleri nasıl aşmayı başardığına hayran kalıyor”.

avatar
  Kaydol  
Bildir
16 Şubat 2019