Ayşe Kulin Yazdı: Korona Mırıldanmaları

Yazar Ayşe Kulin, salgın sürecindeki deneyimleri, zihnini kurcalayan düşünceler, hissettiği umut ve karamsarlık üzerine yazdı:

“Görünen o ki, değişmedik, değişmeyeceğiz. Hırslarımız hep baskın çıkacak. İnsanız biz; mevcut mahlukatın en zekisi ve fakat en tahripkarı, en inatçısıyız.”

Ayşe Kulin

Umutsuzdu, yalnızdı, hali yoktu

Canı çok yanıyordu günlerden beri

Ne alnında dolaşan bir dost eli

Ne yardım isteyecek kimsesi vardı

Ne Tanrısı, ne peygamberi.

Farecik! Nazlıcık! Garipçik!

Korona günlerinde beni tarif eden yukardaki satırları Cahit Külebi yıllar önce yazmış da, ben bir farecik değil, İstanbul’da yaşayan bir yaşlı kadınım.

Korona bombası Türkiye’de patladığında, geçirdiğim zorlu ameliyatın üzerinden henüz dört hafta geçmemişti ve ben hâlâ bastonsuz yürüyemiyordum.

Yine de haftanın iki günü evime temizliğe gelen hanımın mesaisini, parasını ödeme şartıyla kesmek zorunda kaldım. Fizyoterapistim gelmez oldu. İyileşme dönemimde bana yardımcı olmak için İzmir’den gelen genç kadın ise, şehirler arası yolculuğun yasaklanacağını duyduğu an, İzmir’e giden son otobüse atlayıp evine döndü.

Ben sızlayan kalçamla evimde işlerimi kendi başıma sekerek yapmaya çalışırken, bundan böyle hiç kimsenin hayatının asla aynı olmayacağının farkına çoktan varmıştım.

Doğanın bize sunduğu her değeri, suyu, toprağı, ormanı, bitkileri, balıkları, yemek için kestiğimiz hayvanları, yaşamımızın her armağanını, kıymetlerini hiç bilmeden nasıl har vurup harman savurmuşsak, Korana günlerinden sonra, tahribatımızı geri döndüremesek bile hiç olmazsa en aza indirebilmeye çabalayacağımızı ummuştum.

Sadece eve yığdığım gıdaları, ekmeği, şişelerdeki suyu değil, tuvalet kağıdını dahi, yasaklı günler sona ermeden biterse diye dikkatle kullanır oldum ki, çocukluğumdan beri bilirdim her buruşturup attığımız kağıt parçasının bir ağaç dalı, her üstünde oturduğumuz tahta sandalyenin bir ağaç gövdesi olduğunu. Bildiklerimi unutup gitmişim hayatın hay huyunda.

Oysa çocukluğum boyunca Cumhuriyet’in genç mühendisi babam, karanlıkta kalmış yoksul Anadolu’ya ışık taşımak, baraj ve yol yapmak için hep uzaklarda olurdu ve ben onu çok özlerdim. Evde olduğu zamanlarda ise pek anlam veremediğim görevler verirdi bana, boş odalarda yanan ışıkları söndürmek, musluklardan damlayacak sızıntıları büyüklerime haber vermek benim işimdi. Sırf gözüne girmek için sektirmeden yapardım görevimi.

Bir de, en büyük günahlardan birinin israf olduğunu sürekli başıma kakan bir büyükannem vardı, “İsraf olan eve bereket girmez” diyen Rumeli aksanlı şivesi uykumda bile kulağımda çınlar dururdu. Baba evimin tortuları bende kalmış ki, oturulmayan odalarda yanan ışık bırakmadığım ve marka kullanmayı hiç sevmediğim için çocuklarım beni hayat boyu cimri olmakla suçladılar.

Korona yüzünden hapsedildiğim evimde odadan odaya sekerken fark ettim ki ayrıca özensizmişim de!

Pikniklerde ağaç diplerine bırakılan; teknelerden denize, göle, akar suya savrulan plastik poşetlerin, onları yutacak hayvanların midesine gideceğini bildiğim halde, gereken dikkati gösterememişim. Deterjan dökerek zehirlediğimiz suları, çirkin beton binaları dikmek için yok ettiğimiz ormanlarla meraları, uçaklarla, silahlarla, fiyaka uğruna dünyanın benzinini yakan arabalarla, kirlettiğimiz havayı görmezden gelmişim. Gelmişiz. Hep daha çok yemek, içmek, giymek, gezmek, eğlenmek ve gösteriş yapmak adına çevremizi pisletir, doğayı tüketirken, düşünmeye vaktimiz olmamış.

Şu son bir kaç ayda hayat durmuş, insanlar evlerine hapsedilmişken, işte şimdi, dedim ben, dünyanın her yerinde renk, cins, ırk, varsıl veya yoksul genç ya da yaşlı ayırt etmeksizin tüm insanlığın karşısına dikilen bu göze görünmez amansız düşman, bizde bir farkındalık yaratacak.

Düşüneceğiz! Değişeceğiz!

Birbirimizi yemeyi, birbirimizi suçlamayı, birbirinizle savaşmayı bırakıp, birlik olacağız. Önce hepimizi tehdit eden virüsü yenmeyi başaracak sonra bir kere daha gafil avlanmamak için, el birliğiyle sistemi değiştireceğiz.

Günler haftalar geçiyor, dünya liderleri konuşup duruyorlar ekranlarda.

Görünen o ki, değişmedik, değişmeyeceğiz. Hırslarımız hep baskın çıkacak.

İnsanız biz; mevcut mahlukatın en zekisi ve fakat en tahripkarı, en inatçısıyız. Dünyanın dört bir yanında ve ülkemde insanlar plajlara, eğlence yerlerine, müşterek alanlara, açık pazarlara ve alışveriş merkezlerine fütursuzca doluşurken, ben beklentimden yana umutsuzum artık.

Halsiz, mutsuz, yaşlı ve yorgunum üstelik. Basiretsizliğimizin karşısında, kapana kısılmış o nazlı farecik gibi yanıyor canım.

Bir fareciğin dahi duygularına gönül düşürüp satırlar yazan ince ruhlu şairim, dünya yüzünde fareler ve insanlar bu haldeyken, sen bari cennetinde nurlar içinde uyu!

avatar
  Kaydol  
Bildir
27 Mayıs 2020