Ayşe Öğretmen Yazdı: “Özgürlüğün Özgür Bırakılması Dileğiyle!”

Beyaz Show’da “Çocuklar ölmesin” dediği için “terör örgütü propagandası yaptığı” gerekçesiyle bir yıl üç ay hapis cezasına çarptırılan, daha sonra yeniden yargılandığı davada beraat eden öğretmen Ayşe Çelik, bu süreçte yaşadıklarını Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu için yazdı: “Sarf ettiğim cümlelerin sonuna kadar arkasında durdum ve durmaya da devam edeceğim.”

Ayşe Çelik

8 Ocak akşamı her günkü sıradan işlerimi yaptıktan sonra dinlenmek için odaya geçip, koltuğa oturdum. Televizyon açıktı ve ekranda Beyaz Şov isimli eğlence programı vardı. Onu izlerken biz burada çatışmanın içinde insanlar açlık ve susuzlukla boğuşurken, Türkiye’nin doğusunda ölümler gerçekleşirken, siz orada nasıl gülüp eğlenirsiniz diye programa bağlanıp yüreğimdeki çığlığı duyurmaya çalıştım. Her şey bir anda oldu. “Çocuklar ölmesin anneler ağlamasın” dedim. Konuşmalarım program sunucusu, konuklar ve seyirciler tarafından doğru şekilde anlaşılıp alkışlanmıştı. Sonraki gün ne olduğunu anlamadığım şekilde program sunucusu, güya olayın perde arkasının böyle olduğunu bilmediğine, öğretmen olmadığıma dair doğru olmayan cümleler sarf edip özür diledi.

Pazar gecesi saat 01.00 sularında gözaltına alındım. Sonrasında ise “terör örgütü propagandası” iddiasıyla hakkımda dava açıldı. Nelerin beni beklediğini bilemediğim ancak zor günlerin yaşanacağı sinyalini aldığım bir süreç başlamış oldu. Türkiye’ye afişe edilip, propaganda yaptığım iddiasıyla bir insanın bir kadının başına gelebilecek altından kalkamayacağımı düşündüğüm bütün haksızlıklara, hakaretlere maruz kaldım, hayatım tepetaklak oldu. Oysaki ben sıradan bir yaşam süren, öğretmenlik gibi kutsal bir görevi layıkıyla yerine getirmeye çalışan idealist bir öğretmendim.

2016 yılından beri öğretmenlik yapamıyorum. Çocukluğumun gençliğimin geçtiği memleketimden (Diyarbakır) taşınıp İstanbul’da yaşam mücadelesi veriyorum. 7 yıldan sonra dünyaya gelecek olan yavrumla 9 ay boyunca stresli, korkulu, kaygılı bir gebelik geçirdim ve bu yaşananlar sonucunda erken doğum yapmak zorunda kaldım. Doğumu nerde nasıl hangi şartlarda gerçekleştirip, kızımı nasıl büyüteceğim kaygısı yüksek tansiyona sebep oldu. “Çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın“ diyen bir kadına, bir öğretmene, bir anneye bu yaşatılanlar Allah’tan reva mı? Bunu hangi din hangi vicdan kabul eder? Çatışmaların ortasında günlerce aç, susuz kalıp, çocukların korkularına, bomba seslerine tanık olan birinin bunları söylemesinden daha doğal ne olabilir?

23 Eylül 2016 tarihinde bana destek çıkan 38 aydın, yazar, bilim insanı, sanatçı, hukukçu ve aktivist ile beraber ilk duruşmaya katıldık. Ben söylediklerimden değil, söylemediklerimden yargılandım. Hakkımda “niyet okuyuculuğu” yapıldı. Yoksa benim cümlelerimin altına imzasını atmayan insanlığından, vicdanından şüphe duymalı. Söylemlerim siyasi değil, tamamen vicdaniydi. Karar yüzüme okunurken (2017 Nisan) 2 aylık hamileydim. Önce ne olduğunu anlamadım, bana şaka gibi geldi. Sonra adalete olan güvenim sarsılmış ve cezalandırıldığımı anlamıştım. Hamileliğimi özellikle sakladım çünkü o kadar ağır hakaretlere maruz kaldım ki, bebeğim hakkında tek bir hakaret duymaya gücüm yoktu.

Hamileliğimi bir başıma ailemden uzak, korkularla ve kaygılarla geçirdim. Çok zor bir süreçti. Doğuma yakın cezam onandı. Elime geçen kâğıtta 10 gün içinde teslim olmazsam hakkımda yakalama kararı çıkacağı yazıyordu. Hamile halim ile doğuma az bir zaman kalmışken nasıl cezaevine girerim düşüncesi ile gözüme uyku girmez oldu. Deran dünyaya geldi 20 Ekim 2017’de doğumdan dolayı 6 aylık erteleme verildi. 20 Nisan 2018’de Diyarbakır’da teslim oldum. 14 gün cezaevinde kaldım. Kaldığım koğuşun çocuklar için ciddi yaşamsal riskler taşıması, hem hijyen açısından hem de kapasitesinin çok üzerinde mahkum olması nedeniyle, kızımı hipertansiyon ve şeker hastası olan anneme göndermek zorunda kaldım. Nitekim cezaevi şartları ne kadar iyi olursa olsun hiçbir çocuğun geleceği ve hayalleri dört duvar arasına sıkıştırılmamalı.

İki defa cezamın ertelenmesinden sonra 17 Nisan 2019’da tekrar cezaevine girdim. 23 gün süren tutukluğumun ardından AYM dosyamı gündemine alıp bu propaganda değil, düşünce ve ifade özgülüğü (hak ihlali) diye karar vererek infazımın durdurulmasına ve tekrar yargılanmamı hükmetti. 9 Mayıs Çarşamba akşamı tahliye edilerek kızıma, aileme kavuştum. Artık Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden verilecek duruşma tarihini beklemeye başladık. Bedenen özgür olabilirim ama ruhen özgür değilim. 3 yıl onca zulüm, haksızlık, linç ve travmalardan sonra suçsuz olduğum anlaşıldı. AYM’nin bu kararı vereceğine dair umudumu hep korudum. Tarihe düşen bu kara lekeyi öylece bırakmayacaktı.

Çocuklar ölmesin diyen bir anne yavrusundan iki defa ayrılmak zorunda bırakıldı. Kızımdan ayrı bırakılmamdan dolayı sütüm kesildi. Bir bebek için en temel besin maddesi süt iken Deran bundan mahrum kaldı. Oysa sırf kızım süt alabilsin diye kızımın çoklu gıda alerjisinden dolayı 2 ay boyunca çok katı bir diyet yaptım. Et, süt ve süt ürünlerini, meyvelerin büyük bir kısmını, fastfoodu ve besinlerin %80-90’nı hayatımdan çıkardım. Ama cezaevine girmemden dolayı kızım süt alamadı. Evet, 3 yıldır çok ağır şeyler yaşadık ama hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Sarf ettiğim cümlelerin sonuna kadar arkasında durdum ve durmaya da devam edeceğim.

Cezaevi şartları çok ağır, 700’den fazla bebek-çocuk mahpusta. Sayısını bilediğim bebek-çocuk ise annelerinin cezaevinde olmasından dolayı onlardan ayrı kalmak zorunda. Bütün annelerin çocuklarına kavuştuğu haberini aldığım gün gerçekten özgür olduğum gün olacaktır. Annenin cezası, suçu ne olursa olsun hiçbir bebeğin veya çocuğun yeri cezaevi değildir. Çoğu anne, yavrusunu bırakacağı bir ailesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmaktadır. Bu durumun bedelini en ağır şekilde çocuklar ödüyor. Bir anne olarak dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir çocuğun burnunun kanamasını dahi istemem.

2016 Ocak ayında başlayan ve beni derinden yaralayan bu süreç, 26 Haziran 2019’da AYM’nin hak ihlali kararı göz önünde bulundurularak beraat kararı ile son buldu. Yıllarca haksız yere yargılandım, iki defa cezaevine girerek kızımdan ayrı kaldım. Benim için kutsal olan öğretmenlik mesleğini yapamadım. Bu yaşananların etkisiyle ortaya çıkan ailevi nedenlerden dolayı, Diyarbakır’dan taşınıp İstanbul’da ailemden ayrı yaşamak zorunda kaldım. Yıllarca linç edildim, terörist ilan edildim. Ailemin ve çok değerli insanların sayesinde ayakta kalabildim. Onca yaşananlara rağmen başımı eğmedim ve söylediklerimden hiç geri adım atmadım. Kimseden bir şey dilenmedim, direndim, direndik ve kazandık. Haksızlığa boyun eğmeyenler demokrasiyi, barışı ve özgürlükleri savunanlar kazandı. Her zaman sözlerimizin arkasında durduk çünkü bu sözler bizim onurumuzdur. Sırf düşüncelerini dile getirdikleri için cezaevinde bulunan bütün siyasilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, hukukçuların, öğrencilerin ve kadınların (annelerin) bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını umut ediyorum.

Bir ülkenin geleceğini o ülkedeki insanların özgürlük seviyesi belirler. Eğer özgürlük yoksa o ülkenin sanat ve bilim alanlarında gelişmesi de mümkün değildir. Özgürlüğün özgür bırakılması dileğiyle!

ÇOCUKLAR ÖLMESİN ANNELER AĞLAMASIN.

avatar
  Kaydol  
Bildir
3 Temmuz 2019