Bilim Tarihinde Gölgede Bırakılan 5 Kadın Kahraman

Bilim tarihi, kadınların çalışmalarının sıklıkla göz ardı edildiği, başarılarının gölgede bırakıldığı olaylara sahne olmuştur. Çalışmalarıyla bilim dünyasına büyük katıkılarda bulunmasına rağmen hakları geç teslim edilen 5 kadın bilim insanını tanıttık.

Jean Purdy

1978’de ilk tüp bebeğin doğumunda emeği olan üç bilim insanından biri olan embriyolog ve hemşire Jean Purdy’nin ismi, tüp bebek teknolojisinin kurucularını onurlandırmak üzere Kershaw’s Cottage hastanesi tarafından hazırlanan plakette, diğer iki erkek bilim insanından farklı olarak yer almadı. Bu üç bilim insanından biri olan Prof Sir Robert Edwards’ın adını dahil etme girişimleri yerel sağlık otoriteleri tarafından reddedildi. Edwards daha sonra Nobel ödülü aldı.

Jocelyn Bell Burnell

Kuzey İrlandalı astrofizikçi Jocelyn Bell Burnell doktora öğrencisiyken ilk radyo pulsarlarını keşfetti. İlk olarak pulsarları gözlemlemesine ve de analiz etmesine rağmen pulsarların keşfini yayınlayan raporda beş yazarın ismi geçmekteydi. Bell Burnell, Nobel Fizik Ödülü’nü tez danışmanı Antony Hewish ile paylaşamadı. Sir Fred Hoyle gibi birçok öne çıkan astronom bu Bell Burnell’in hakkının çiğnenmesine tepki gösterdi. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi baskısında 1974 Fizik Nöbel Ödüllerini bildirisini yayımladı, Ryle ve Hewish’i radyo-astrofizik dalındaki öncü çalışmaları dolayısıyla örnek olarak gösterdi.

Rosalind Franklin

Bilim dünyasındaki tartışmalara göre, DNA’yı keşfederek 1962’de Nobel Ödülü’nün sahibi olan bilim insanları James Watson ve Francis Crick, bu keşiflerini aslında Rosalind Franklin’e borçlu.

Eğer iki önemli bilgi,  DNA’nın yapısı üzerine çalışan Franklin’in laboratuvarından bilgisi olmadan rakipleri Watson ve Crick’in laboratuvarına taşınmasaydı, bu ikilinin bu keşfi yapamayacağı ifade ediliyor. Sızdırılan iki önemli bilgiden ilki, Franklin’in büyük uğraşlar sonunda çektiği, DNA’nın yapısını gösteren ‘Fotoğraf 51’ adlı ilk net fotoğraf. Diğeri de Franklin’in son çalışmalarından elde ettiği bulguları özetleyen bir rapor.

Watson ve Crick, DNA yapısının çözümünde belli bir yol kaydetmiş olsalar da, su grubunu ve fosfat şekerlerini bir türlü doğru yere oturtamıyorlardı. Araştırmalara göre, eğer Franklin’den ‘sızdırılan’ veriler olmasaydı, Watson ve Crick DNA’nın yapısını Franklin’den önce çözemeyecekti.

Lise Meitner

Meitner kimyager Otto Hahn‘la 30 yıl birlikte çalıştı. Hahn ve Meitner, fiziği ve kimyası ve radyoaktivite üzerine işbirliği yapıyorlardı. 1918’de protaktinyum elementini keşfettiler.

Meitner, 1923 yılında Auger etkisi olarak bilinen ve iki yıl sonra Pierre Victor Auger tarafından keşfedilen radyasyonsuz geçişi keşfetti. Avusturya, 1938’de Almanya tarafından işgal edildikten sonra, Almanya’dan İsveç’e kaçmak zorunda kalan Meitner, yeni bir deney planı yapmak için Kopenhag’da Hahn’la bir araya geldi. Nükleer fisyon kanıtını sağlayan deneyler Berlin’deki Hahn laboratuvarında yapıldı ve Ocak 1939’da yayınlandı. Şubat 1939’da Meitner, yeğeni olan fizikçi Otto Frisch ile birlikte, gözlemlerinin fiziksel açıklamalarını nükleer fisyon ismi altında yayınladı.

Nobel Kimya Ödülü komitesi, 1944 yılında Lise Meitner’in oynadığı rolü göz ardı ederek, fizyonu keşfetmesinden dolayı ödülü Otto Hahn’a verdi. Otto Hahn ise bu yanlışlıktan ve Meitner’in katkılarından hiç bahsetmedi. Hahn’ın bu sessizliği Meitner’i çok etkiledi ve bir daha ortak çalışma yürütmediler.

Alice Ball

Cüzzamın bulaşıcı olduğu düşüncesi yüzünden binlerce insanın Hawai adasında ölüme terk edildiği dönemde Harry Hollmann isimli bir cerrah cüzzam üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı ve Şolmogra yağının tedavi edici bir özelliğini bulur, ancak bunu vücuda enjelte etmeyi, yağın vücut tarafından emilimini sağlamayı Alice Ball başarır.

Ball, bulgularını yayınlayamadan 24 yaşında ders esnasında klor gazı zehirlenmesinden hayatını kaybetti. Bunun üzerine Hawaii Üniversitesi Alice’ in bulgularını onun adına yer vermeden yayımladı.

avatar
  Kaydol  
Bildir
28 Haziran 2019