Sue Nelson’la “Kadınların Uzay Araştırmalarındaki Rolü” Üzerine

Bilim ve uzay gazetecisi Sue Nelson, uzay seferleri, keşifler ve kadınların uzay araştırmalarındaki rolünü Medyascope’a anlattı: “Kadınlar bundan tam 60 yıl önce bir uzay aracını uçurmaya hazırdı. Hâlâ hazır olmayan ise dünya ve toplumlar.”

Özge Somlyai-Çakır

(SpaceX’in) fırlatma başarıyla gerçekleştirildiğinde hissettiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? Uzaya olan ilginizin erken yaşta başladığını biliyorum. Biraz da bu yüzden o anda tam olarak neler hissettiğinizi merak ediyorum.

Sue: Çok doğru! Kendimi bildim bileli bilime ve uzaya karşı hep ilgi duydum. Çocukluğumda ailemle birlikte astronotların aya inişini izlediğimizi hatırlıyorum. Gençliğimde NASA’ya bir mektup yazdım ve onlara astronot olmak için ne yapmam gerektiğini sordum. Fizik bilimiyle yakından ilgilendiğimi de ekledim. Mektubumu yanıtladılar, fizik alanında eğitim almamı tavsiye ettiler ve bir gün benim de astronot olabileceğimi yazdılar. Mektupla birlikte bana hâlâ çatı katında sakladığım bir dosya gönderdiler. Dosyada, o dönem astronotlarını uzaya göndermek için geliştirmekte oldukları uzay mekiğinin detaylı planları vardı. Ancak bana söylemedikleri önemli bir detay vardı. Mektubumu yanıtladıklarında 1970’lerin ortalarında bir yerdeydik. O dönem NASA uzay programlarına kadınları kabul etmiyordu. Ayrıca ben İngiliz vatandaşıyım ve NASA’ya kabul edilmeniz için Amerikan vatandaşı olmanız gerekiyor. Yani hiç şansım yoktu. Yine de, hayallerimi yıkmadılar ve bu tutumları hoşuma gitti.

1963 yılında uzaya giden ilk kadın Rus kozmonot Valentina Tereshkova idi. Buna karşın NASA, 1970’lerin sonuna kadar, tam olarak 1978 yılına kadar kadınları uzay programına kabul etmedi. Birçok kişinin duyunca çok şaşırdığı bir gerçek bu. 80’lerin başına kadar NASA’da hiçbir kadın uzay yolculuklarına katılmadı. Kadın astronotların önünü açan, NASA’nın Uzay Mekiği Programı oldu. Çünkü kadın astronotların çoğu bu uzay mekiği programı sayesinde uzay yolculuklarına katıldı. Bir bakıma, ABD’nin o dönemde kadınları ön plana çıkardığını söyleyebiliriz.

Günümüzde ise Dragon olarak adlandırılan bu yepyeni uzay aracı karşımızda. Dragon’un uzaya fırlatılışını izlerken gerçekten çok heyecanlıydım. Eşim ve oğlumla birlikte akşam yemeğimizi yiyorduk. Normalde bu konuda çok hassasız. Yemek sırasında cep telefonu kullanmak yasak bizim evde. Ama bu kez bir istisna söz konusuydu. Dizüstü bilgisayarı da masaya koyduk, geri sayımı ve fırlatmayı izledik. Harikaydı, gerçekten harikaydı! Amerikalılar neredeyse 10 yıldır Rusya’ya bağımlıydılar. Rus üretimi Soyuz uzay aracıyla uzaya gidebiliyorlardı. ABD’nin astronotlarını uzay istasyonlarına yollamak için kendi araçlarını geliştirme zamanı çoktan gelmişti. Çok mutluydum ve heyecanlandım. Ama elbette, o aracın içinde Bob ve Doug yerine bir kadın astronotu da görseydim bu beni çok memnun ederdi.

Değil mi? Bütün o coşku ve kutlamaların arasında ben de aynı şekilde hissettim, “ah bir de kadın astronot görebilseydik orada!” Belki bir sonraki yolculukta… Öyle umalım en azından. Kitabına gelelim. “Wally Funk’s Race for Space” (burada kitabı Wally Funk’ın Uzay Macerası olarak anabiliriz ancak kitab henüz Türkçe’ye çevrilmedi) başlığıyla 2018’de yayımlandı. Burada okurlarına “havacılığın öncü isimlerinden biri haline gelen bir kadının olağanüstü hikayesini” anlatıyorsun. Wally Funk astronot olmayı ve uzay keşiflerine katılmayı çok istiyordu. Bu hikayeden biraz bahseder misin bize lütfen? 

S: Elbette! Wally Funk bir pilot ve bugünlerde 80’lerinin başında. 1960 yılında Wally 22 yaşındaydı. O zaman da pilot olarak görev yapıyordu. ABD tarihinde ilk kez, Wally’den önce, Jerrie Cobb adlı kadın pilot astronotlara uygulanan testlere katıldı. Mercury 7 astronotlarının katıldığı testlerden söz ediyorum. Bu ekip NASA’nın uzaya ilk kez insan göndermek için seçtiği astronotlardan, öncü isimlerden oluşuyordu. Testlere katılan adaylar arasında yer almak için pilot olmak yeterli değildi, çok başarılı, çok iyi bir pilot olmak gerekiyordu. Ayrıca fiziksel olarak formda olmaları gerekiyordu. Bugünün standartlarıyla kıyaslandığında korkunç olarak niteleyebileceğimiz fiziksel testlerden geçiyorlardı. Günümüzde görev yapan bazı astronotlarla konuştum. Hepsi de o dönem uygulanan bu korkunç testlerden geçmelerinin imkansız olduğunu söylüyor. Çünkü o dönem, 60’ların başında, uzaya henüz hiç insan gönderilmemişken uzay hakkında bildiklerimiz oldukça sınırlıydı. Bazı uzmanlar, aşırı basınç yüzünden insan kalbinin patlayabileceğini düşünüyordu. Yani, astronotların başına bir şey gelecekse, bir aksilik yaşanacaksa burada, Dünya’da, hastaneye kaldırabilecekleri bir yerde yaşanması umuluyordu. Böylece, bu astronotları vücutlarını oldukça zorlayan fiziksel testlere tabi tuttular.

NASA bünyesinde çalışan ve bu testleri tasarlayan, testlerin uygulanışını takip eden bir tıp hekimi vardı: Dr. Randolph Lovelace. Lovelace bu testleri ABD’nin New Mexico eyaletinde yer alan kliniğinde gerçekleştiriyordu. Mercury 7 ekibini belirledikten sonra Lovelace “acaba kadınlar da bu testleri başarıyla tamamlayabilir mi?” diye merak etti. Erkek astronot adayları ile benzer biçimde, testleri çok başarılı bir kadın pilot üzerinde uygulamak istedi. Burada devreye Jerrie Cobb giriyor. Çünkü o dönem Cobb bir kadın pilot olarak başarıdan başarıya koşuyor, ödüller kazanıyor ve rekorlar kırıyordu. Cobb bu testleri başarıyla tamamlamakla kalmadı, Mercury 7 ekibini de dahil ettiğinizde testlerdeki en başarılı yüzde 2’lik dilimin içindeydi. Dr. Lovelace o zaman anladı ki, elbette bir kadın da bu testleri başarıyla tamamlayabilirdi. Bu aynı zamanda kadınların da astronot olabileceği anlamına geliyordu.

Ama her bilim insanı gibi Dr. Lovelace da bunun bütün kadın adaylar için geçerli olup olmadığını, Jerrie Cobb’un bir istisna olup olmadığını bilmek istiyordu. İşte böylece, kadın pilotların başvurusuna açık Woman in Space (Uzayda Kadın) programını duyurdu. Amacı, ilgilenen kadın pilotları aynı testlere tabi tutmaktı. Wally Funk henüz 22 yaşındaydı, başvuranlar arasında da en genç kadın oydu. Programa başvuran 29 kadın, Mercury 7 astronotlarıyla aynı testlere, hatta jinekolojik testleri hesaba katınca daha fazla teste katıldı. New Mexico’daki aynı klinikte gerçekleştirilen testlere katılan 29 kadından 13’ü bu süreci başarıyla tamamladı. Bugün bu kadınları Mercury 13 olarak biliyoruz.

İşte beni Wally Funk hakkında yazmaya iten hikaye bu. Bu hikayeyi, yaklaşık 20 yıl önce, 90’ların sonuna doğru duydum ve BBC’de Mercury 13 hakkında bir radyo programı yapmaya karar verdim. Bu kadınlardan dördü ile tanışabildim. Bazıları, o dönemde bile, aramızdan ayrılmıştı. Jerry Cobb bu ekipte olmayı sürdüremedi, çünkü aynı dönemde pilot olarak Amazon’da bir görevi tamamlaması gerekiyordu. Yani yaklaşık 20 yıldır bu hikayelerle yaşadığımı söyleyebiliriz. Son birkaç yıldır ise Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve NASA gibi farklı uzay araştırmaları merkezlerini ziyaret ediyorum. Radyo programlarına da devam ediyorum. Wally’nin astronot olma arzusunu da yakından takip ediyorum, hâlâ astronot olmayı ve uzaya gitmeyi istiyor. Hatta ticari uzay yolculuğu düzenleyen Richard Branson’ın Virgin Galactic adlı seferine katılmak için bilet aldı. Birlikte Virgin Galactic’in yola çıkacağı New Mexico’ya gittik.

Yani sivil olarak da uzaya yolculuk mümkün. Walley bilet aldığında yanılmıyorsam 200 bin dolar ödedi, şu anda ise bilet fiyatları 250 dolar civarında. Yeterince paranız varsa siz de uzaya, bir uzay gemisinde sivil olarak gidebilirsiniz ve resmen astronot olabilirsiniz. Kitap Walley’nin bu macerası ve bizim arkadaşlığımız hakkında diyebiliriz ve elbette uzayda kadının yeri ve tarihi hakkında.

Beni şaşırtan şey, birçok insanın hâlâ kadınların uzay araştırmalarındaki ve tarihteki yerini bilmiyor olmasıydı. Ama bu kadınlar oradaydı ve bir bakıma astronot dünyasının gizli karakterleri gibiydiler. Şimdi ise çok daha fazla insanın bu konuyla ilgilendiğini görmek harika bir şey! Yani, kadınların uzay araştırmalarındaki rolü hakkında. Daha sonra sinemaya da uyarlanan Hidden Figures kitabında olduğu gibi ya da LEGO’nun uzay araştırmalarında kadınları ön plana çıkaran projesinde olduğu gibi. Bu proje, Apollo uzay aracının yola çıkması için kodları yazan kadın yazılım uzmanı Barbara Hamilton gibi kadınları da içeriyordu.

Bir kadın olarak senin de anlayabileceğin gibi, bu kadınların başarı hikayeleri hakkında daha çok şey öğrendikçe onlardan daha çok ilham alıyorsun! Bu da senin şöyle düşünmeni sağlıyor, “Yapabilir miyim? Elbette yapabilirim! Tabii ki yapabilirim!” Sadece bu da değil, bütün bu başarı hikayeleri, yalnız olmadığını anlamanı sağlıyor.

Harika bir noktaya parmak bastın. Ben de sana bunu sormak istemiştim. Kadınların başarı hikayelerine dahil oldukça bu durum senin de ilham almanı sağlıyordur elbette. Hatta kendinle ilgili birçok yeni şey keşfettiğini düşünüyorum.

S: Evet, kesinlikle! Bence bu çok önemli bir nokta ve insana güç veriyor. Sadece kadınlar için geçerli olan bir durum değil bu elbette. Örneğin derinizin rengi ne olursa olsun gücünüzün farkında olmak çok önemli. Bir kadın, kendisi gibi (çalışan, çabalayan) diğer kadınları görmediğinde kendini yalnız ve sanki çalıştığı ortama ait değilmiş gibi hissedebilir. Güçlü kadınlar, buna rağmen vazgeçmeyip aklına koyduğu her neyse onu yapmaya devam ederler. Açıkçası, ben kendimi bu kadınlar arasında sayıyorum. Örneğin üniversitede Fizik okudum ve benim dönemimde Fizik okuyan toplamda üç kadındık. Ben yine şanslıydım, bir arkadaşım aynı dönemde mühendislik fakültesindeydi ve onun döneminde başka hiçbir kadın öğrenci yoktu, tek başınaydı. Demek istediğim, başarıya giden bu yol zaman zaman kendinizi dışlanmış gibi hissetmenize neden olabilir. Bu yüzden, sizden önce de bu adımları atan, çabalayan kadınların olduğunu bilmek çok önemli.

İşte bu yüzden, bütün bu çabaları gösteren kadınlar hakkında bilgi edinmeliyiz, öğrenmeliyiz, onlar hakkında konuşmalıyız. Çünkü biz böyle yapıp, bu kadınların adlarını tarihe geçirmedikçe, söylemeye korkuyorum fısıldasam mı bilemiyorum ama tarih “beyaz erkekler” tarafından yazılmaya devam edecek. Şok! Şok! Böyle devam ettiği sürece birsürü başarı hikayesiyle dolu harika bir insanlık tarihi yazılır ve bir bakarsınız, kadının adı yok! Sizin çıkıp, “Bir dakika! Bu iş tam olarak öyle değil!” demeniz gerekir. Yani bir nevi revizyonist tarih yazımının gerekliliğinden söz ediyorum aslında. Bugün birçok tarihçi bu gerekliliğin farkına varıyor. Özellikle uzay araştırmalarının, NASA’nın tarihine baktığımızda doldurulması gereken birçok boşluk olduğunu görüyorlar. Kadınlar başta olmak üzere elbette, ancak bazen yalnızca kadınlar da değil. Örneğin ben NASA’nın uzay programlarında görev alan Amerikan yerlilerinin olduğunu çok kısa bir süre önce keşfettim. Bu çok önemli bir nokta! Neden? Neden birisi bu insanların başarılarını tarih kitaplarından silmek ister? Anlayacağın, bir bakıma tarihi yeniden yazmamız gerekiyor. Yalnızca kadınların değil, erkeklerin de aslında hepimizin aynı gemide olduğunu anlamasını sağlamalıyız. İnsanlığın ulaştığı başarılar hiçbir ırkın, halkın, toplumun tekelinde değil. Hep birlikte başarıyoruz! İnsanlık dediğimizde derisinin rengi ne olursa olsun, kadın, erkek cinsiyeti ne olursa olsun hepimizden söz ediyoruz. İnsanlar bunu ne kadar erken fark ederse o kadar iyi olacak.

Söyleşinin devamı için:

Kaynak: Medyascope

 

avatar
  Kaydol  
Bildir
5 Haziran 2020