Bir Kadın Hekim Anlatıyor: Hastanelerdeki “Erkeklik Halleri”

Devlet hastanesinde çalışan bir kadın hekim, Gazeteci Pınar Öğünç’e hastanelerdeki zor şartları kendine bahane kılan “erkeklik” hallerini, kadın sağlıkçıların üzerindeki yükleri, maruz kaldıkları şiddeti anlatıyor.

Fotoğraf: Sözcü

“Meğer böyle bir şeye hiçbir hazırlığımız yokmuş. Hele ruhsal hazırlık hiç yoktu. Özellikle martın ikinci haftası hepimizdeki endişe çok yüksekti. Anksiyete düzeyinde tanı alabilecek bir endişe… “Hastaneye gelirken bir-iki haftalık giysileriniz yanınızda olsun” deniyordu bize. Hemen sevdiğim kitapları hazırladım, izolasyonda okurum diye. Hem hastalanma korkusu var, hem hastalarla ilgili kafamız karışık. Sürekli rehber okuma, birbirimize sorma hali; büyük bir şaşkınlık… Her zamanki Türkiye, dedik kendi kendimize; suya düştük, yüzmeye çalıştık. Şerbetliyiz çünkü buna.

İki ay sonra bakıyorum gerçekten endişe düzeyimiz azaldı, bilgimiz arttıkça tedavi süreci daha akılcı hale geldi. Birkaç haftadır vakaların biraz azalmasıyla da sevindik. Ama tabii sağlık personeli çok enfekte oldu. Biz küçük bir hastaneyiz, 34 sağlık çalışanı enfekte olmuş, ki bu da Sağlık Bakanlığı’nın rakamlarındaki gibi sadece PCR testi pozitif olanlar. Tomografi ve klinik bulgusu Covid’le uyumlu olanların sayısı bunun çok üzerinde. Çalışan Sağlığı Polikliniği’nde de görev yaptım süreçte. Sadece bizdeki o 34, gerçekte 60’tır, 70’tir. Asla yetemeyeceğiniz sayıda insana bakmanın travması da vardı o ilk kabus gibi günlerde. Bir ara Covid servisinde yatan 350 hastaya kadar çıktık. Gerekli koruyucu ekipmana sahip olmadığımız uzun zaman yaşadık. Ya da geldi, sorsanız maske var mı var. Ama bakıyorsunuz standartları denetlenmemiş, ağız ve burunu birlikte kapatamayacak küçüklükte! Bununla herkes tek başına baş etmeye çalıştı, kimi altına üstüne cerrahi maske taktı, kimi kendi parasıyla yenisini aldı.

“Hastalanmadık ama eve hastalık getirme korkusu gerçekten ağır”

Çok daha fazla çalıştım, ama ben eve gelip gitmeyi başaranlardanım. Bir ara bir yakınımın ofisinde kalma fikri belirmişti ama o sürenin belirsizliği tatsız geldi bana, yapmadım. Birlikte çalıştığım arkadaşımlarımdan çocuklarından ayrı kalan çok oldu. Benim de yedi yaşında bir çocuğum var, biraz daha anlıyor, ama tabii o da etkilendi. Kendisi bir mesafe koymaya çalıştı, yeni kurallarla çıkış yolları bulmaya çalıştık. Hastalanmadık ama eve hastalık getirme korkusu gerçekten ağır.

Kadın hekimlerin yükü de başka oldu. Bu süreçte erkeklerde bir şey gözlemledim, hatta bir tutanak tutmam gerekti. Memleketi için gerekirse öleceğini söylemekten hoşlanan tarzda bir erkek hekim Covid’li hastaya yaklaşmaktan kaçınıyordu. Böyle anlarda insanın içindeki dışına çıkıyor. Erkeklerde kendini korumanın, hastalık korkusunun ya da sağlıklarıyla ilgili küçük bulguları büyütmenin daha fazla olduğunu görüyorsunuz. Sonuçta hastaya bir işlem yapılması gerekiyordu, bulaş riski fazla olduğu için o yaklaşmadı. Kritik bir andı, koruyucu ekipmanı tam olmamasına rağmen hastanın yaşaması için bu işlemi bir kadın hekim yaptı. Hastalanma korkusu olsa da kadın sağlık çalışanlarının, adanmışlıklarıyla, bakım emeği verme alışkanlığıyla karşısındakinin hayata tutunması için kendilerini durdurmadıklarına tanık oldum. Kendi sağlıklarıyla hastanın sağlığı arasında seçim demekti bu. Kimse bu seçimi yapmak zorunda kalmamalı. Hastane içi toplantılarda da erkekler sahnede olma eğilimindedir hep. Zaten yönetim de yüksek oranda erkek. Ama işte sahne ile saha arasında büyük fark var. Bir yandan bu süreçte kadınlar açısından evdeki bakım emeği de sürüyordu. Temiz bir eve, dolapta düzgün çamaşırlara hasret geçiyor benim de günlerim, yetişemiyorum. Evde bir erkek varsa hem dağınıklıklarıyla, hem de iş yapmamalarının getirdiği öfkeyle baş etmek gerekiyor.

Bir kez de bir hastayla hekim arasında tartışma yaşandı. Şef olarak gittim. Hastayı ikna ettik, sorun çözüldü ama hekim bankoda uzun süre sinkaflı küfürler etmeye devam etti. Bu cinsel şiddettir, böyle küfür edemezsiniz dedim. Tutanak tutunca birbirimize girdik bu sefer. Biz neyle uğraşıyoruz, çocuğumuzu öpemiyoruz, şudur budur diye haklı çıkmaya çalıştı. Şu yüzden anlattım, zor koşullarda çalışmak, erkekler için küfrü ya da şiddet içeren tutumu haklı gösterecek bir altyapı olabiliyor. Bu, çevreye de haklı gelebiliyor üstelik; ne var bunda adam küfrünü de edecek, bak çocuğunu da öpemiyor gibi bir şeye geliyor. Bu benim şef olarak tecrübem. Bir kadın hemşire ya da teknisyen, bir erkek hekimden “Ben burada canımı ortaya koymuşken, senden bir kahve istemişim çok mu…” cümlesini duyabilir. Salgın var, feministlik yapmanın zamanı mı yani, gibi. Neyse sonra o hekim özür diledi. Ama tam da böyle anlarda direnç göstermek önemli bence.

“Öfke hep sağlık çalışanlarına yöneliyor”

Bir taraftan sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin bu süreçte devam ettiğini de konuşmak gerekli. İdari şef nöbetlerimizde “beyaz kod” dediğimiz uyarı verildiğinde, eşlik edip ilgili birime çıkıyoruz. Sağlık sistemi hastanın beklentilerini karşılamadığında, öfke hep sağlık çalışanlarına yöneliyor. Hastalar bu süreçte de çok mağduriyet yaşadığı için, meşrebine göre bazıları bunu öfkeyle dışavurdu. Hepimiz nasibimizi aldık. Telefonda çok küfre maruz kaldım. Bire bir hasta ve yakınlarından çok hakaret duyduk. Dışarıda sağlık çalışanlarına yönelik alkışlar, teşekkürler; içeride de bunlar olabiliyor ne yazık ki.”

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: Duvar

avatar
  Kaydol  
Bildir
21 Mayıs 2020