Bir Kraliçe ve Kadın Hakları Aktivisti: Zaynab Otiti Obanor

Nijerya’da bir kraldan ilk kez boşanan kraliçe olarak tarihe geçen Kraliçe Zaynab Otiti Obanor, Nijerya’da “kabul görmeyen” kraliçelik anlayışını ve  kadına yönelik şiddete karşı yürüttüğü mücadeleyi Milliyet’ten Ceyda Ulukaya’ya anlattı.

Yaklaşık dört yıl önce Nijerya’nın önde gelen dört krallığından biri olan Ifa Hanedanı’nın Kralı’yla evlenerek Kraliçe unvanını alan Zaynab Otiti Obanor, İki yıl sonra kraldan boşanmış.

Tarihe “Kral boşayan kraliçe” olarak geçen Obanor’u evliliğini bitirme noktasına getirense, Kraliçe olarak kadına yönelik şiddete karşı bir yürüyüşe katılması olmuş.

Nijerya’da erkeklerin, eşlerinin öne çıkmasını istemediğini, fakat bunu asla kabul edemeyeceğini anlatan Obanor, Nijerya’da kadına yönelik şiddette karşı kampanyalar yürüten ve sokağa çıkmaktan geri durmayan bir kraliçe.

Kendisini aktivist bir kraliçe olarak tanımlayan Obanor, Nijerya toplumunda kadınların sorunlarını ve kadına yönelik şiddete karşı çalışmalarını Milliyet’ten Ceyda Ulukaya’ya anlattı.

Ceyda Ulukaya

Nijerya’da kraliçe olmak ne anlama geliyor?

Nijerya, 200 milyonun üzerinde nüfusa sahip geniş bir ülke. 4 coğrafi-politik bölgeye ayrılmış durumda. Kabaca Kuzey, Güney, Doğu ve Batı diyebiliriz. Ben Güney bölgesinde bir kraliyet ailesine mensubum. Ve ülkenin batısını yöneten kralla evlendim, 2016 yılında. Diğer bölgelerde başka kral ve kraliçeler ve onların altında da çeşitli emirlikler yer alıyor. Fakat Nijerya’da şöyle bir anlayış var: Bir defa kraliçe olduktan sonra öyle kalıyorsunuz, kraliçe unvanını terk edemiyorsunuz.

Boşansanız da kraliçe olarak kalmaya devam ediyorsunuz yani?

Evet. Çünkü kraliçelik ayrılırken bir kenara bırakabileceğiniz bir unvan değil. Yine de boşanmadan önce insanlar bana sık sık “Bugüne dek bir kraliçenin kralı boşadığı görülmüş şey değil, boşanırsan sahte kraliçe olacaksın” diyordu. Çünkü gerçekten daha önce hiçbir kraliçe kraldan boşanmamış, bu yüzden de “eski kraliçe” diye bir şey yok. Dolayısıyla boşansam da aslında sorumluluklarım aynı, evliyken yaptıklarımı yapmaya devam ediyorum. Bu anlamda aslında neredeyse hiçbir şey değişmedi.

Yani kral boşayan ilk kraliçesiniz?

Evet, öyleyim. Ben de daha önce hiç duymamıştım bir kraliçenin kralı boşadığını.

Kişisel olmayacaksa, neden boşandınız?

Bu çok uzun bir hikaye, birçok sebep var tabii ki…

Sizin statünüzle ya da kadın olmanızla ilgili bir mesele var mıydı?

Evet, bunlar da vardı. Ben kendine özgü karaktere sahip bir kadınım. Yapmak istediğim şeyler var, insanlara yardım etmek, topluma katkıda bulunmak anlamında. Bunun için de dışarıda olmam gerekiyor. Öyle evde oturacak biri değilim. Her erkek de bunu olumlu karşılamayabiliyor. Bazı erkekler, eşlerinin bir adım arkadan gelmesini, öne çıkmamasını ister. Bu benim tercih edeceğim bir şey değil. Eh, bütün bunlar baya mesele oldu tabii.

Bunlar kralın hoşuna gitmedi…

Gitmedi. Oysa ki, bu benimle değil, topluma sağlamak istediğim katkıyla ilgili.

Kraliçe olarak neler yapmanız bekleniyor?

Kadınların en büyük problemleri neler?

Afrika’nın geneli için konuşalım, Türkiye gibi güçlü geleneksel değerlerin hakim olduğu toplumlardan bahsediyoruz. Din, çok önemli bir rol oynuyor. Bu da, erkek çocuklarının bir tür yarı-Tanrı gibi yetiştirildiği kültürü beraberinde getiriyor. Böyle bir kültürde büyüyen erkeklerin birçoğu da maalesef etraflarındaki kadınlara, kız kardeş ya da eş, eşiti olarak yaklaşmıyor. Afrika’da ya da Ortadoğu’da kadınların en büyük derdi, kendi hayatlarına dair söz sahibi olamamak diye düşünüyorum. Halbuki söz sahibi olduğunuzda, toplum da arkanızdan geliyor. Boşanmadan önce bizzat ben de benzer problemler yaşadım.

Ne gibi?

Kadına yönelik şiddete karşı yürüttüğüm bir kampanya için sokak yürüyüşüne katılmıştım. Çünkü benim için önemli bir mesele, her gün en az 100 kadın bana geliyor ve çok farklı problemlerini dinliyorum. Bir lider olarak da onlara karşı sorumlu hissediyorum. Bu yüzden ev içi şiddete karşı “Her 3 kadından 1’i” adlı bir kampanya yürüttüm. Daha önce yapılmamış bir şeydi. Ve bu olay, aslında bizi boşanma noktasına getirdi. Çünkü “Bir kraliçe nasıl sokağa çıkar ve halkla birlikte gösteriye kaltılır?” diye düşünüldü. Eski eşim dahil, çevremdeki birçok insan bundan rahatsız oldu. Ben de bunun kraliçe ya da elit olmakla ilgisi olmadığını, kadınların yaşamıyla ilgili bir şey olduğunu ve birilerinin, özellikle de güçlü pozisyona sahip birilerinin bunun için bir şeyler yapması gerektiğini söyledim. Fakat anlamak istemediler. Bunun kraliçelik pozisyonuna zarar verdiğini düşündüler.

Kraliyet kurallarını çiğnemek anlamında mı?

Evet. Eğer geleneksel bir toplumda yaşıyorsanız ve kuralları çiğnediyseniz, birçok insan sizden nefret edecektir, en başta da elitler. Buna karşın halk da sizi sevecektir; çünkü onların söz sahibi olmasını, hakkında konuşamadıkları problemleri dile getirmelerini sağlıyorsunuz. Dolayısıyla elitler de size öfke duyuyor. Bu süreçte, onların yalnızca çok küçük bir bölümünden destek gördüm. Bununla birlikte, Afrika’nın diğer ülkelerinden birçok mesaj aldım. Beni tebrik edip kendi ülkelerine davet ettiler. Çünkü kadına yönelik şiddet gerçekten kimsenin konuşmak istemediği bir konu. Kadınlar utandığı ya da korktuğu için bunu konuşmaktan çekiniyor. Şiddeti önleyici mekanizmalara ciddi anlamda ihtiyaç var. Bunu yapacak olan da yasaları ve diğer düzenlemeleri hayata geçiren devletler.

Sizin bu alanda çalışmalarınız var mı?

Elbette. O dönem yürüttüğümüz “Her 3 kadından 1’i” kampanyasından sonra bir kadına şiddete karşı acil ihbar hattı oluşturduk. İhbarlar üzerine müdahale bulunmak üzere kadın polislerden oluşan ekipler kurduk. Bunun büyük faydası oldu ama tabii ki bunlar geçici çözümler. Kalıcı çözümler üretmek, bu yönde yasalar yapmaya ve uygulamaya bağlı. Ama bunun önündeki en büyük engel, aslında o güçlü pozisyonlarda bulunan erkekler; çünkü aslında onlar da benzer biçimde davranıyor. Böyle bir durumda, kendisi aleyhine işleyecek bir yasayı çıkarmasını nasıl bekleyebilirsiniz? Şiddet sadece halk arasında yaşanan bir problem değil, elitler arasında da var.

Siz böyle bir şey yaşadınız mı?

Hayır. Sadece bahsettiğim yürüyüşe katılmam büyük problemler yarattı. Sonuç olarak ben “Başkaları umurumda değil, benim keyfim yerinde” diyebilecek biri değilim. Böyle yaparsam vicdanım nasıl rahat olur? Fakat maalesef, kralın eşi olmak gibi bir pozisyondaysanız bazı meselelere göz yummanız bekleniyor. Bu, benim yaşamayı tercih edeceğim bir hayat değil. Etrafımda yaşandığını bildiğim problemlere kayıtsız kalamam. Bu yüzden, aslına bakarsanız boşandıktan sonra sorumluluklarım daha da arttı. Kralın eşiyken belki asla yapamayacağım şeyleri yapıyorum. Kimse de bana “Sen kendi işine bak” diyemiyor; neyin işim olduğuna ben karar veriyorum.

Bu anlamda kendinizi kraliçeden çok aktivist olarak tanımlar mısınız?

İki kimliği de taşıdığımı düşünüyorum. Kraliçelikten anladığım, sarayda oturmak ya da güzel giysiler içinde boy göstermek değil. İnsanlığa hizmet etmek isteyen bir kraliçeyim. Kraliçelik bir tür liderlik ve benim liderlikten anladığım bu. Sesini duyuramayan insanlara yardım etmek, toplumsal sorunlara çözüm üretmek. Sadece Nijerya ya da Afrika’yla sınırlı da değil bu isteğim. Sanırım beni aktivist yapan da bu.

Kaynak: Milliyet

avatar
  Kaydol  
Bildir
17 Aralık 2019