Dijital Taciz, Şiddet ve Cinsiyet

Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Baştürk, pandemi döneminde dijital teknolojilerin kullanımındaki artışa paralel biçimde dijital ortamın sunduğu olanaklar ve yarattığı riskler üzerine yazdı.

Emel Baştürk

Pandemi döneminde dijital teknolojilerin kullanımındaki artışa paralel biçimde dijital ortamın sunduğu olanaklar ve yarattığı riskler üzerine de çokça yazılıp çizilmeye başlandı. Bunların çoğu kişisel verilerimizin korunması, eğitim ve iş yaşamında dijital teknolojilerin güvenli kullanımına ilişkindi. Fakat izolasyon sürecinde sosyalleşme ihtiyacımız için de yoğun biçimde sosyal ağları kullanır olduk. Eskisinden çok daha fazla biçimde, yaptığımız işleri ve kendimize dair bilgileri sosyal platformlarda görünür kılmaya başladık. Bu durumun, istenmeyen çevrim içi iletişim ve dijital tacizin artma olasılığını da beraberinde getirdiği söylenebilir.

Dijital taciz, hedef seçilmiş bir kişiye sürekli olarak saldırgan veya cinsel içerikli mesajlar gönderilmesi şeklinde tanımlanabilir. Kişiyi ısrarlı biçimde iletişim kurmaya davet etmek ya da iletişimi bitirmesine imkân vermemek de taciz olarak kabul edilmelidir.

Microsoft’un Digital Civility Indeks raporlarında taciz sınıflaması içerisinde; istenmeyen iletişim, istenmeyen cinsel içerikli mesajlaşma, siber zorbalık ve kadın düşmanlığı gibi davranışlar yer alıyor. Taciz içerikli mesajlar genellikle sosyal ağlar ya da sohbet odaları gibi kişisel iletişim kanalları aracılığıyla gönderiliyor. Sosyal ağlardaki paylaşımlara herkese açık yorumlar yapılması şeklinde olabileceği gibi özel mesajlaşma yoluyla da gerçekleşebiliyor.

Taciz, parlama (anlık saldırgan/öfkeli davranış) türündeki davranışlardan daha uzun süreli, tekrarlayan şekilde gerçekleşiyor ve mağduru tek taraflı olarak daha yoğun biçimde etkileyebiliyor. Taciz vakalarının aracılı olarak gerçekleşebildiği durumlar da var. Örneğin tacizci, çevrim içi ağlarını kullanarak mağdura farklı kanallar üzerinden de saldırgan mesajlar gönderilmesine neden olabiliyor.

Araştırmalar dijital taciz ve şiddetin, özellikle kadınlar ve kız çocukları açısından daha büyük bir risk oluşturduğunu ortaya koyuyor. İnternet teknolojilerinin sunduğu olanakların eşit şekilde kullanılamaması gibi çevrim içi risklerin de eşitlikçi bir yapısı olmadığı açık. Dijital ortam, toplumsal cinsiyete dayalı ve kadına yönelik şiddeti durdurmaya yönelik girişimler için elverişli platformlar yarattığı kadar, bu şiddetin yeniden üretildiği bir ortam olma potansiyeline de sahip. Dijital platformların, failler tarafından, çevrim dışı ortamdaki kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddeti kolaylaştırıcı ve derinleştirici bir araç olarak kullanılabildiği görülüyor.

Kadınlarla yapılan görüşmelerde, kadınların özel mesajlar aracılığıyla taciz yaşadıkları gibi sosyal platformlarda paylaşım ya da yorum yapmaktan çekindikleri de anlaşılıyor. Kadınlar, sosyal medya paylaşımlarına cinsiyetçi, hatta kadın düşmanlığına varan yorumlar yapılmasından endişe ediyor. Çünkü yine araştırmalar bize gösteriyor ki sosyal ağlarda kadın kullanıcıların “beğenilmeyen” paylaşımları, çoğunlukla cinsel şiddeti çağrıştıran yorumlarla karşılık buluyor.

Microsoft tarafından 2017 yılında yayınlanan Digital Civility Index Global raporunda çevrim içi ortamda 13-17 yaş aralığındaki kız çocuklarının, aynı yaş aralığındaki erkek çocuklarına göre yaklaşık %10 oranında daha fazla tacize uğradığı belirtiliyor. Araştırmada, kız çocukları gibi, yetişkin kadınların yarısından fazlasının (%56) doğrudan ya da dolaylı biçimde tacize maruz kaldığı görülürken; yetişkin erkeklerin tacize maruz kalma oranlarının daha düşük olduğu görülüyor. UNICEF de 2019 yılında 160’tan fazla ülkeden 1 milyon kadar genç katılımcıyla gerçekleştirdiği araştırmada kadına yönelik dijital şiddetin ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor.

Öte yandan UNICEF “Şiddete Son” projesi kapsamında oluşturduğu aynı raporda, dijital şiddetin yalnızca kadınlar için değil tüm bireyler için bir tehdit oluşturduğunun da altını çiziyor. 15-24 yaş aralığındaki çevrim içi gençlerin yüzde 70’inin internette şiddet, siber zorbalık ve dijital taciz gibi durumlarla karşılaştığına dikkat çekiliyor.

Pew Research Center tarafından yapılan bir araştırma da erkeklerin azımsanmayacak oranda çevrim içi tacize mağruz kaldıklarını vurguluyor. Çevrim içi erkeklerin araştırma kapsamında ele alınan taciz türlerinden en az birini yaşama oranının %40’tan yüksek olduğu görülüyor. Erkeklerin önemli bir bölümü de hayatlarında üç ve daha fazla istenmeyen iletişim ve cinsellik içeren taleplere maruz kaldıklarını ifade ediyor. Bu rakamlar dijital ortamın erkekler ve erkek çocukları için de her zaman güvenli bir alan olmadığını anlatıyor.

Cinsiyet ayrımı olmaksızın tacizin sınırını belirlemek

Dijital taciz konusunda açıklığa kavuşturulması gereken noktanın, cinsiyete göre farklılıktan çok, konuya ilişkin toplumsal kodlar olduğunu söyleyebiliriz. Dijital tacizin tanımlanması ve sınırının çizilmesi konusunda cinsiyetçi kodların belirleyici olduğu görülüyor. Bu kodlardan ve cinsiyet farkından bağımsız şekilde dijital taciz ve şiddetin sınırları belirlendiğinde tüm bireyleri kapsayan sağlıklı araştırma sonuçlarına ulaşmak da mümkün olacak.

Özellikle karşı cinsle kurulan iletişimde, “istenmeyen iletişim” ve tacizin nerede başladığının kesin biçimde tanımlanmaya ihtiyacı var. Cinsiyet ayrımı olmaksızın, tekrarlayan şekilde mesajlar göndermek, cevap vermeye ve iletişimi sürdürmeye zorlamak taciz olarak tanımlanmalıdır. İstenmeyen şekilde görüntü paylaşımı, ısrarlı takip ve paylaşımlarına sürekli olarak yorum yapılması gibi davranışlar da dijital taciz tanımlamasına girer. Ancak çoğunlukla kadınlar, bu tür davranışlara maruz kaldıklarında bunu “taciz” olarak tanımlarken, erkeklerin “taciz” olarak tanımlamakta çekimser oldukları görülüyor. (bkz. Baştürk, E.- 2019)Edt. Baştürk, E ve Erdem, B.N – 2019)

Dijital platformlar üzerinden düşüncelerimizi paylaşmak, arkadaşlık kurmak, sohbet etmek ve belli gruplara dahil olmak bireylerin iletişim özgürlüğü içinde değerlendirilmelidir. Bir iletişimi başlatmak ya da sonlandırmak, paylaşımlarımızı görebilecek olan kişileri belirlemek ve istemediğimiz mesajlardan uzak kalabilmek konusunda irademizin kısıtlanması, fail ya da mağdurun cinsiyetine bakılmaksızın taciz olarak tanımlanmalıdır. Dolayısıyla çevrim içi ortamın etik kullanımı ve dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi yalnızca kırılgan gruplar için değil tüm bireyler için ihtiyaç olarak görülmelidir.

Kaynak: News Lab Turkey

avatar
  Kaydol  
Bildir
18 Haziran 2020