Gülseren Onanç ve Mehveş Evin’le “Gezi Direnişi” Üzerine

Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü en büyük kalabalıklara sahne olan Gezi Parkı eylemlerinin 7. yıl dönümünde Gülseren Onanç ve Mehveş Evin, direnişi Eşitlik Adalet Kadın Platformu’na değerlendirdi.

Bugün Gezi Parkı eylemlerinin yedinci yılı. 2013 yılının 27 Mayıs gecesi Gezi Parkı’na yapılması planlanan Topçu Kışlası projesi kapsamında ağaçların kesilmesi haberleriyle direnişin ilk tohumları atıldı.
1 gün sonra, sabah Taksim Dayanışması üyeleri ve aktivistler ağaçları taşınması ve parkın yıkımına karşı parkta eylemlere başladı. O gün Sırrı Süreyya Önder kepçenin altında beklemeye başladı. Önder’e ilk destek verenler arasında o dönem CHP parti üyesi olan Gülseren Onanç ve gazeteci Mehveş Evin de vardı. Polisin müdahalesiyle parkta kalabalık da giderek büyüdü ve o kalabalık sonraki günlerde binleri on binleri buldu.
Aradan geçen 7 yılın ardından, Gülseren Onanç ve Mehveş Evin’le o günkü hissiyatlarını, Gezi Direnişi’nin toplumsal hafızadaki yerini ve bugün toplumsal muhalefetin geldiği noktayı konuştuk.

28 Mayıs günü Gezi Parkı’na ağaçların kesilmesini engellemek için ilk gittiğinizde, nasıl hissetmiştiniz?

Gülseren Onanç: Ben 2013 yılında Beyoğlu bölgesinde aktif siyaset yapan bir partiliydim. Taksim Dayanışması’nin Gezi’ye yönelik tahribat planına karşı geniş bir koalisyon kurmuştu ve beni de bilgilendirmişti. 28 Mayıs’tan birkaç gün öncesinde bana Gezi’de bir hareketlenme olduğunu ve yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen inşaat şirketinin makinelerini soktuğuna ilişkin endişelerini bildirmişlerdi. Bir gece önce bir grup genç çadırlarıyla parkta nöbet tutmuştu.

O sabah saat 11 gibi Taksim dayanışmadan arkadaşım arayıp hemen gelmem gerektiğini söyledi. İş makineleri Gezi’ye girmişti. Beyoğlu İlçe Başkanı’na da haber vererek parka gittim. Beni neyin beklediğini bilmiyordum. Gezi’nin Taksim tarafından girdim, ilerledikçe kalabalık arttı. Harbiye köşesine geldiğimde özel kuvvetin bir alanı kapadığını gördüm. İlerde bir hafriyat makinası ve önünde 2 kişi.

Biri Sırrı Süreyya, diğeri Mehveş Evin.

Polisin birine neler oluyor diye sordum, politikacı olduğumu söyledim. Benim milletvekili olduğumu düşündü ve beni de o alana alıverdi. Sırrı Süreyya’nın müthiş performansı ile iş makinesi durdurulmuştu.

O anda gençlerin ve örgütlü mücadelenin zaferi diye hissetmiştim.

O günden sonraki 15-20 gün Türkiye tarihinin en modern direnişinin yaşanacağını kimse hayal bile edemezdi. Ama çok heyecan verici bir kazanımdı.

Sonra dün geceden kalan gençler, çimenlerin üzerine oturduk. Olayı duyup gelen gazeteci, politikacı, aktivistler ile doğaya sahip çıkmamız üzerine bir sohbet yaptık. Ben birkaç saat sonra oradan ayrıldım.

Mehveş Evin: Parka birşeyi engellemek değil, gazeteci olarak ne olduğunu anlamak ve aktarmak için gittim. Fakat parkta görüp şahit olduklarım o kadar hukuksuz, orantısız ve saçmaydı ki kendimi ağaçlar için direnenlerle aynı tarafta buldum. Başka türlüsü mümkün değildi: Toplam 10-15 kişinin karşısında 10 katı bir polis ve zabıta gücü vardı. Onlar da başta şaşkındı. Ama emir aldıkça sivillerin ağaçlara yaklaşmasını engellediler, saldırdılar, hatta gaz attılar. Hem o canım parka, hem de pırıl pırıl insanlara yapılan bu fütursuzluğu görmek, müthiş üzdü ve öfkelendirdi beni. Saatler süren mücadele, dil dökmeye rağmen birkaç ağacı kesmeyi başardılar da. BDP ve CHP milletvekilleriyle birlikte daha çok insan gelmeseydi durmayacaklardı.

Eylemlerin başladığı günden itibaren, gördükleriniz ve deneyimledikleriniz arasında, içinde bulunduğunuz topluma dair umudunuzu en çok tazeleyen an ne oldu?

Gülseren Onanç: Umudumu en çok yeşerten şey de Gezi’de kurulan yardımlaşma ve dayanışma sistemiydi. O güne kadar politikaya uzak duran gençlerin kurduğu bu sistem son derece kucaklayıcıydı ve kimseyi dışlamıyordu. Kadınlar, LGBTİ bireyler özgürce kendini ifade ediyor, Müslümanların kandili birlikte kutlanıyordu. Üstelik son derece keyifliydi. Müthiş bir zeka ile üretilen esprili mesajlar bana başka bir dünya olabileceğini söylüyordu.

Bir ütopyayı yaşadığımızı biliyordum ve bunu nasıl yayacağımızı düşünüyordum.

Mehveş Evin: Tek bir anı seçmek zor. 31 Mayıs itibariyle her gün Gezi parkı ve Taksim’deydim, ancak uyumak için eve gidiyordum. 31 Mayıs gecesi Sıraselviler tarafındaydım. Gazdan göz gözü görmüyordu, tepede helikopter geziyordu. Fakat korku duvarı aşılmıştı, geri çekilmiyordu insanlar. Birbirlerini kolluyor, kenetleniyordu. Ama Park deneyimi başlı başına ütopik bir şeydi. Bir gece çadırda kaldım, fakat uyuyamadım. Sabaha kadar dolaştım. İnsanları dinledim, ümitlerini, kaygılarını, herşeylerini nasıl paylaştıklarını gördüm… Kimse hükümeti devirmeyi planlamıyordu! Zaten Park’ın bu yüksek enerjisi, dışarıdan binlercesinin daha gelmesine neden oluyordu. Gencecik insanların ölüm ve yaralanma haberleri geldikçe, Park ağaçlarıyla, çadırlarıyla, mumlarıyla bir nevi anıta dönüştü.

Gezi Parkı eylemleri, Türkiye tarihinde nasıl bir yerde duruyor? Toplumsal hafızada nasıl bir yer etti?

Mehveş Evin: Gezi, Türkiye Cumhuriyeti’nin en kitlesel ve en barışçıl halk ayaklanmasıdır. İşçiler, solcular, öğrenciler, Kürtler, hasılı ezilenler pek çok eylem yaptı. Fakat Gezi, farklı kesimlerden büyük kalabalıkları biraraya getiren, herkesin kendi derdini alıp geldiği bir nevi agoraydı. Çıkış noktası, kent hakkını, habire talan edilen yeşil alanı savunmaktı. Bu da şüphesiz politiktir, benzersiz olan eylem yapma biçimiydi. Dönemin hükümetinin saldırganlığı sayesinde, hele ki ölüm haberleri geldikçe tepki katlanarak büyüdü. Belki o çocuklar Gezi eyleminde değil başka herhangi bir hak arayışı eyleminde ölseydi, bu kadar sahiplenme olmayacaktı. Belki de ilk defa büyük kitleler, devletin ne kadar haksız ve yersiz bir şiddet uygulandığına bizzat tanık oldu- daha evvel hep medyadan, siyasetçilerden dinlemişlerdi… Gezi’yi bilenler için Gezi, toplumsal hafızada böyle yer alacak. Ancak iktidarı koşulsuz destekleyen, muhafazakar-milliyetçi kesimin hafızasında durum farklı: Güce boyun eğmeyen, açık açık bağırıp eleştiren, kızlı erkekli şehirli bir gençlik, onlar için kabus. Kendi çocuklarını döven, nefes aldırmayan kesimler için otoriteye başkaldırı, nedeni ne olursa olsun, gereksiz. Gezi’yi anarşizm provası, kendi varlıkları için bir tehdit olarak gördüler.

Gülseren Onanç: Gezi Direnişi şiddet içermeyen sivil itaatsizlik tarihinde sadece Türkiye değil Dünya tarihine de geçti. Mahatma Gandi’nin öncüsü olduğu ve koca İngiliz İmparatorluğuna karşı kazandığı zaferin altında yatan sivil itaatsizlik eylemlerini özellikle otoriterliğin arttığı bu dönemde çok önemli buluyorum. Seçimden seçime oy vermek dışında pasif kalmaya mahkum edilen vatandaşların taleplerini barışçı yolla dile getirmesini çok sağlıklı buluyorum. Soru soran ama cevap üreten aktif vatandaşlar demokratik bir toplumun sağlam direğidir.

Ayrıca bu eylem sanırım ilk geniş katılımlı çevre eylemiydi. İstanbul parkına, yeşiline, ağacına sahip çıktı. Yeşil duyarlılığı önem kazandı.

Toplumsal muhalefet tarafından baktığınız zaman, o günlerde veya daha sonrasında daha iyi yapılması gerektiğini düşündüğünüz şeyler var mı?

Mehveş Evin: Sivil toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelmesi, farklılıklara rağmen ortaklaşabilmesi, mahalle forumları çok önemli bir deneyimdi. Bunların ancak bir kısmı siyasete aktarıldı. Ancak bireysel çabalar hariç, siyasi partilerin Gezi’yi hala iyi anlayamadığını, Gezi’de ortaya çıkan çeşitlilikten yararlanamadığını düşünüyorum. Gezi ruhuna en çok yaklaşabilen HDP oldu; karşılığını 2015 seçimlerinde aldı. Asıl ondan sonrası büyük sorun: Ana muhalefet partisinin “denge” siyaseti yüzünden Gezi’nin çok gerisine düştük. Bugün muhalefet dahil olmak üzere her yerde bu kadar çok ve yaşlı erkeklerin erk sahibi olması yeterince açıklayıcı. Bu durum, Gezi’nin antitezidir. Ama bu ve benzeri çabalar, Gezi’nin anısını, deneyimini yok etmeye yetmiyor, yetmez de.

Gülseren Onanç: Toplum olarak proaktif olmak, uzun dönemli stratejik plan yapmak, işbirliği ve koalisyon yapmak genelde zayıf olduğumuz konular. Toplumsal muhalefet 2019 yerel seçimlerinde koalisyon yapmayı başardı ve sonuç olarak büyük şehirlerin belediye başkanlıklarını kazandı. Toplumsal muhalefetin işbirliği yapmak ve uzun süreli bir Türkiye hikayesi üzerine çalışması gerektiğini düşünüyorum.

O günden bugüne baktığınızda toplumsal muhalefetteki değişimi nasıl görüyorsunuz?

Gülseren Onanç: O günden bugüne Türkiye’de sistem değişti, otoriter bir başkanlık sistemi ile özgürlükler kısıtlandı. Ektili bir muhalefet yapmanın da yolları kapatıldı. Daha stratejik ve işbirliğine dayalı bir toplumsal muhalefete ihtiyaç var.

Mehveş Evin: Toplumsal muhalefet çok yoruldu, çok darbe aldı. Barış süreci sonlandırıldı, ifade özgürlüğü 1980’leri aratır hale getirildi. O kadar çok ve üst üste ağır saldırı oldu, o kadar çok insan öldü yaşandı ki… Başka türlüsü mümkün olabilir miydi, yani toplumsal muhalefet güçlenebilir miydi, emin değilim. Bu süreçte hukuk devletinden tamamen uzaklaştık ve toplumsal muhalefet de birkaç çabanın haricinde dağıldı, tamamen evine çekildi. En güçlü toplumsal muhalefet ise kadın hareketinden geliyor.

avatar
  Kaydol  
Bildir
31 Mayıs 2020