Gülseren Onanç Yazdı: Sonunu Bizim Yazacağımız Bir Bilim-Kurgu Filmi

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin kurucusu Gülseren Onanç, korona salgının küresel olarak doğurduğu siyasi ve ekonomik etkiler ve salgın sonrası geleceğin nasıl inşa edilmesi gerektiği üzerine yazdı: “Otoriter iktidarlara teslim olmadan, kendine, komşusuna, toplumuna güvenen aktif vatandaşlar olarak bizler bu filmin sonunu hepimizin gurur duyacağı bir ‘mutlu son’ ile bitirebiliriz.”

Gülseren Onanç

Bir bilim-kurgu filminin oyuncuları gibiyiz. Senaryo şöyle gelişiyor; Çin’den yayılan bir virüs Dünya’yı evine kapatır, binlerce insan ölür, ekonomiler çöker. Şehirler ruhlarını kaybeder, insanlar önce işlerini sonra umutlarını kaybeder. Devletler virüsü de bahane ederek insanların evde kalmasını ister. İnsanlar yalnızlaşır, birbirine şüpheyle bakmaya başlar, kendi yakın çevresine sığınır. Korku ve endişe hakim duygu haline gelir. Joker filmindeki Arthur karakterleri çoğalır. Bir gerilim filmine dönüşen bu senaryonun oyuncuları olarak bundan sonraki rolümüzü kim belirleyecek, bu film nasıl devam edecek ve nasıl bir şekilde son bulacak. Hepimizin uzlaştığı şey hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ama nasıl olacağını da bilmiyoruz.

Geçen akşam dünyanın 24 farklı ülkesinden kadın politikacı, kamu çalışanı ve sivil toplum temsilcisi bir araya geldik. İstisnasız herkes endişe, korku, yalnızlık hissediyor. İşsizlik artıyor, kriz sonrası daha da artacak, genç işsizliğinin %32’ye ulaşacağı tahmin ediliyor. Yoksulluk artıyor ve daha da artacak. Bu süreç göçü artıracak. Bu sürecin en çok mağdur olanları yine kadınlar olacak. Bütün ülkelerde kadına yönelik şiddet artıyor.

Peki nasıl oldu da bu felaket öngörülemedi diye sorarken Nautilus dergisinde şu makaleye rastladım. “Pandeminin geldiğini gören adam” Dennis Carroll. Kendisi hayvanlardan dünyaya yayılacak hastalıklar üzerine çalışan bir programın kurucusu. 2005–2019 yılları arasında Bush ve Obama hükümetleri tarafından desteklenen bu program, farklı ülkelerden bilim insanlarının bilgi paylaşımı ile işlevini yerine getiriyor. Trump yönetimi 2019’da bu programı kapatıyor. 

Dennis Carroll, virüslerin yayılmasını iki temel nedene bağlıyor; birinci neden dünya nüfus artış hızı, son yüzyılda dünya nüfusu 6 milyar kişi arttı. 21. yüzyılın sonunda da 4-5 milyar insan daha eklenecek. Bu nüfus yoğunluğu büyük eko-siteme zarar veriyor. İnsanların hayvanların yaşamlarına daha fazla girmesi ile bu virüslerin yayılma hızı artıyor. İkinci neden devletlerin ve toplumların ataleti ve değişen dünyaya kendilerini adapte edememeleri ve değişememeleri. Netflix’te Pandemic adlı dizide de yer alan Mr. Carroll, “bir virüs yayılması öngörülüyordu ve buna uygun düzenlemeler yapılmadı” diyor ve ekliyor. Böyle bir global olayın karşısında global diyaloğun olmamasını hayretle izliyorum.”

İnsanlığı bekleyen önemli bir sınav var. Ya sürdürülemez olan bu düzeni hep birlikte değiştireceğiz ya da hep birlikte daha büyük krizlere yelken açacağız. Oysa dünyamız bu kriz ile mücadele edecek zenginliğe, bilgi birikimine de sahip. İhtiyacımız olan şey kapsayıcı, onarıcı, birleştirici, zayıfı kollayan bir liderlik anlayışı.

Ancak bu noktada maalesef dünyamız bu krize çok hazırlıksız yakalandı. Vatandaşın virüs karşısında devlet otoritesine teslim olmak zorunda kaldığı, güvenlik güçlerinin sivil yaşama müdahil olduğu bu süreçte, otoriter iktidarlar ulusalcı eğilimleri arttırarak iktidarlarını pekiştirmek istiyorlar. Macaristan’da Orban ülkeyi sınırsız olarak kararnamelerle yönetme yetkisi aldı, ülkemizdeki iktidarın da baskıcı ve keyfi uygulamaları artırdığını görüyoruz. Filipinler Devlet Başkanı Duterte polise karantinaya uymayanları vurma çağrısı yaptı. İsrail’de Benjamin Netanyahu ülkedeki gözetleme teknolojinin kullanılması için güvenlik birimlerine yetki verdi. Sağlık söz konusu olunca devletin vatandaşının yaşamını gözetlemesi normal olarak algılanmaya başlandı. Çin’de korona virüsünü takip etmek için vatandaşlarının her adımını takip eden kameralar bize, Orwell’in 1984 romanının gerçek olabileceğini gösterdi. Ünlü düşünür Yuval Noah Harari’nin geçtiğimiz günlerde Financial Times gazetesine yazdığı makalede, bu gözetleme sürecinin sadece sağlığımızı değil, politikaları, ekonomiyi, kültürü etkileyeceğini söylüyor. Harari, korona krizi bittiğinde karşılaşacağımız dünyanın otoriter rejimleri güçlendirme olasılığından söz ediyor. Dünyanın en gelişmiş uygarlık sistemi olan Avrupa Birliği bile bu kriz karşısında değerlerine ters düşen refleksler verdi. Yardıma en çok ihtiyacı olan İtalya yalnız bırakıldı.

Ama öte tarafta, koronavirüs olumlu gelişmelere de yol açtı. İşsizlik ve yoksullukla mücadele etmek için Avrupa ülkeleri ve Amerika’da sosyal yardımlar arttırıldı, sağlık endüstrisinin devletlerin regülasyonunda olması gerektiği anlaşıldı. Düne kadar sesi duyulmayan sağlık emekçilerinin sesleri duyulur hale geldi. Uzaktan eğitime geçildi, anne babalar çocuklarına müfredatta nelerin okutulduğunu yakından görebildiler. Menderes’in idam görüntülerini gören velilerin tepkisi üstüne Milli Eğitim Bakanı özür dilemek zorunda kaldı. Bilim insanlarının değeri daha da çok anlaşıldı. Her şeye muktedir olduğu yanılgısında olan insanlık, doğanın büyük ekosistemi karşısında ne kadar da çaresiz kaldığını gördü.

Artık şunu biliyoruz: Sınırlarımızı, havaalanlarımızı, yollarımızı, evimizin kapısını kapattığımız durumda bile virüs gelip bizi buluyorsa, artık kaçacak bir yerimiz kalmadıysa, insanlığın daha yaşanılır bir dünya için işbirliği yapmasından başka şansı yok. Çinli bilim insanları Amerikalılar ile, İtalyan doktorlar İranlılar ile, Güney Koreliler İngilizler ile bilgilerini paylaştığında bu krizin üstesinden daha hızla geleceğiz. Bugün zengin ülkelerin yoksul ülkelere, komşu ülkelerin birbirilerine yardımlaşmaya en çok ihtiyaç duyduğu zaman.

İnsanın insana, bir ülkenin diğerine ihtiyacı var. Varlığımızı sürdürmemiz için ülkemiz, bölgemiz ve dünyamız ile barış içinde yaşamak zorundayız.

Üstelik bu kriz zamanı, uzun zamandır kaybettiğimiz birbirimize olan güveni yeniden inşa etmemiz için önümüze önemli bir fırsat sunuyor. Geçen akşam dünyanın farklı ülkelerinden kadın politikacılar, kamu çalışanları ile yapılan toplantıda, hep bir ağızdan dayanışma talebi ve potansiyeli dile getirildi. Biri ötekini korumak üzere evde kalarak, yaş almış insanlara destek olarak yeni bir dayanışma dalgası yayılıyor. Yardımlaşma kampanyalarına destekler artıyor. Mülteci kamplarındaki yoksunluk görüntüleri içimizi her zamankinden daha çok acıtıyor. İnsanlık içindeki iyilik yapma potansiyelini nasıl kanalize edeceğini arıyor. SES Eşitlik Adalet Kadın Platformu’nda farklı dayanışma yollarından bir derleme yaptık,”Adım Adım Dayanışma”nın farklı yöntemlerini derledik.

İstemeyerek oyuncusu olduğumuz korku filminin nasıl son bulacağı bizim elimizde. Birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu daha iyi anlamış insanlar olarak ülkemizde toplumsal barışı yeniden inşa edebiliriz. Otoriter iktidarlara teslim olmadan, kendine, komşusuna, toplumuna güvenen aktif vatandaşlar olarak bizler bu filmin sonunu hepimizin gurur duyacağı bir “mutlu son” ile bitirebiliriz.

Bizden sonraki nesillere mutlu bir başlangıç bırakabiliriz.

avatar
3 Toplam yorum
0 Yorumlara verilen cevaplar
2 Takipçiler
 
En çok cevap verilen yorum
En güncel tartışma
3 Yorum yapan yazar
Ali KayaProf. Dr. Nazire Akbulutumit yardim yeni yorum
  Kaydol  
En güncel En eski En çok oy alan
Bildir
umit yardim
Ziyaretçi
umit yardim

Güzel bir çalışma. İçinde bulunduğumuz kaos günleri sonrasında umarım dünyamız bu konu etrafında kapsamlı analizler yapacaktır. Şimdiden başlamış olmak yararlı.

Prof. Dr. Nazire Akbulut
Ziyaretçi
Prof. Dr. Nazire Akbulut

Gülseren Hanım elinize sağlık. Makalenizin içerdiği bilgi, kullandığınız duru dil ve umutla sonlandırmanız, biz okurlara psikolojik destekten öte yaptıklarımızı, sonuçlarını ve yapabileceklerimizi göz önüne seriyor /yapmamız gerekenleri bize anımsatıyor.
Selamlar

Ali Kaya
Ziyaretçi
Ali Kaya

Durumu çok iyi özetlemiş…
Bu filmin sonunun iyi bitmesi için dünyadaki bu ekonomik düzenin değişmesi gerektiğini insanlığın görmesi gerekiyor galiba

3 Nisan 2020