Handan Toprak: “Artık İstanbul’un ve Marmara’nın tek kadın belediye başkanı olmak istemiyorum.”

Ne güzel ki İstanbul’un ve Marmara’nın bir kadın belediye başkanı var. Kadın Danışma Evleri’nden, artırılan kadın istihdamına, kadınlar düşünülerek tasarlanmış parklardan, gençler ve çocuklar için yapılan eğitim çalışmalarına uzanan bir yelpazede Avcılar, kadın-dostu bir belediyecilik için model oluşturuyor. Diğer bir yandan da Handan Toprak ne yazık ki İstanbul’un ve Marmara’nın tek kadın belediye başkanı. Yerelde birçok kadın, kadın bakış açısı ile verilen bir belediyecilik hizmetinden ve katılım sağlayabilecekleri bir yerel yapıdan mahrum kalıyor.

Handan Toprak ile kendisini belediye başkanlığına getiren yaşamöyküsünü, kadını merkeze alan bir belediyeciliğin nasıl olduğunu, yerel yönetimlerin cinsiyet eşitsizliğini gidermedeki önemli rolünü ve önümüzdeki yerel seçimlerde daha fazla kadının seçilebilmesi için neler yapmamız gerektiğini konuştuk.

Ceren Gülbudak: Kadın rol-modellerin deneyimleri oldukça değerli. Çünkü kadınların yaşam öyküleri diğer kadınlara ilham ve cesaret veriyor. Sizi belediye başkanlığına getiren yaşam öyküsüne dair bir şeyler paylaşmak ister misiniz bizlerle?

Handan Toprak: Ben öncelikle hekimim. Meslek hayatıma başlamadan önce ise, Ankara Tuzluçayır mahallesinde büyüdüm. Dolayısıyla siyasetin içinde yetiştim diyebilirim. Siyasetin toplum mühendisliği olduğunu burada öğrendim. Bunu aynı zamanda sosyal bir sorumluluk olarak gördüm. Burada deneyimlediklerimin meslek hayatımı da etkisi oldu: Hekimliği hiçbir zaman yalnızca hastanın reçetesini yazmak olarak görmedim. Toplum hekimliğine de her zaman ilgi duydum çünkü Hacettepe Üniversitesi’nde değerli Nusret Fişek’in öğrencilerindenim. Her zaman toplumcu hekimliği, toplum sağlığını müfredata koyan ve bunu da bizler için bir hekimlik ilkesi haline getiren bir insandı kendisi… Bu nedenle de meslek yaşamım süresince kadınlarla ve çocuklarla, özellikle şiddet gören kadın ve çocuklarla ilgilendim. Ve bu insanlar yaşamlarını hastane dışında nasıl sürdürecek kaygısını taşıdım. Bununla ilgili toplumun diğer sorunlarını nasıl çözerim kaygısı ve uğraşı, beni belediye başkanlığına getirdi diyebilirim. Böylelikle önceleri hasta-hekim ilişkisiyle ortak olduğum sorunlarla, kurumsal bir pozisyondan ilgilenme fırsatını elde ettim.

Türkiye’de kadın olarak okula gitmek ve belirli bir mesleğe yönelmek oldukça zor, sizin üniversiteye başlamanız ve hekim olma süreciniz nasıl ilerledi?

HT: 80’li yıllarda öğrenciydim, bizim dönemimiz özellikle zorluydu. Gerçekten de bir kız çocuğunun okuması, hekim olması, meslek yaşamını sürdürmesi oldukça zordu. Mesleki özelliklerimi geliştirip yaşamımı sürdürürken bir yandan da siyasetle ilgileniyordum. Cumhuriyeti savunan ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni emanet sayan bir aileden geliyorum. Bu değerler bizim için bir yaşam biçimiydi. Mesleğimden arta kalan zamanlarda seçim sandıklarına sahip çıkardım. Bir diğer yandan ise başta meslek odam TTB (Türk Tabipleri Birliği) olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlarda çalışıyordum. TTB delegasyon üyesiydim ve özellikle kadınlarla ilgili STK’larda çalışmaya gayret gösteriyordum. Bunda 2001 ile 2006 yılları arasında halk arasında Can Can olarak bilinen Cankurtaran Zührevi Hastalıklar Hastanesi’nde nöbet tutmamın ve çalışmamın da yeri büyüktür. Can Can cinsel yolla bulaşan hastalıkların yayılmasını önlemek için Refik Saydam döneminde kurulmuş deri ve tenasül hastalıkları hastanesidir. AİDS gibi hastalıklar İstanbul’da yayılmamasında bu hastanenin çok büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Ben burada seks işçiliği yapan ya da ekonomik olarak dar kesimlerden gelen kadınlarla temas etme, onların deneyimlerine tanık olma ortamını bulmuş oldum. Bu kadınların aileleri yanlarında değildi ve çocuklarını bırakacak kimseleri dahi yoktu. Özellikle zora düştüğünde, kadının kadından başka dostu olmadığını orada gördüm. Toplumsal dayanışmayı en iyi kadınlarla ve annelerle sağlayabiliyoruz. Diğer taraftan çocukluğundan beri travmalara, taciz ve tecavüzlere ya da cinsel yönelimleri dolayısıyla eşitsizliklere maruz kalmış, çocukluk yaşamları bir dram olmuş kadınlarla erkeklerle temas etmiş olmak, beni bu toplumda bu sorunlara karşı köklü çözümler bulmak gerektiği düşüncesine sevk etti.
Bir insanla tanıştıktan sonra o insanın hayatından sorumlu olarak görüyorum kendimi, böyle bir yapıya sahibim. Hastalarımla bir ömür boyu görüşüyorum. Onları sorunlarıyla baş başa bırakamamak gibi bir yapıya sahibim. Bunlara ek olarak, uzun süre sağlık ocağı hekimliği de yaptım. Gelen hastalardan özellikle yaşlı olanların, evde bakacak kimsesi olmayanların, çocukları uyuşturucu bağımlısı olan annelerin sorunlarının nasıl çözülebileceğine dair hep kafa yordum.  Onların hayatlarına temas etmek ve onlardan kendimi sorumlu hissetmem beni belediye başkanlığına kadar getirdi. Dolayısıyla göreve başladığımdan bu yana, hep bu sorunların kurumsal ve kökten nasıl çözülebileceğine dair çalışmalara yoğunlaştım. Bu türden birçok sorunun çözümü belediyelerde çünkü belediyeler kesintisiz hizmet demektir. Hani halk arasında derler ya: “git sana belediye baksın”. İşte ben “bakan belediye” olmak istiyorum. Bakanlıkların ya da diğer devlet kurumlarının görevleri sınırlıdır, ancak belediyelerin görevleri sınırsızdır. Ben şahsım olarak sınırsız sorumlu hissettiğim için Avcılar halkının teveccühü ile doğru bir göreve geldiğimi düşünüyorum. Büyüdüğüm mahallenin politik ortamında ve hekimlik dönemimde yaşadığım karşılaşmalarla edindiğim, toplumsal alana dair bu sınırsız sorumluluğumu böylece belediyede de devam ettiriyorum.

Toplumcu belediyeciliğimi toplum hekimliği yapar gibi yapıyorum. Ben bu yüzden belediye çalışmalarını da kurumsallaştırmayı ve akademikleştirmeyi önemsedim. Bu nedenle, hekimliğimin de etkisiyle, kadın, çocuk, genç, yaşlı ve engelli, toplumda ne yazık ki dezavantajlı olan grupların sorunlarını çözmek için belediyede müdürlükler kurmak gerek diye düşündüm. Bu nedenle 2014 senesinde, belediye bünyesinde çalışan ilk Kadın Aile Müdürlüğü’nü kurdum. Kadın Müdürlüğü’nün ilkelerini şöyle oluşturduk: Kadını özgürleştirmek, ekonomik ve sosyal yaşama katmak, cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak. Bu bağlamda belediyecilik hizmeti vermek, bu ilke ve hedefleri eğitim müfredatlarına koymaktan başlayan birçok çalışma yapmak için yola koyulduk. Kadınların hem hukuki hem de psikolojik destek alabildiği ve kadının insan hakları eğitimi veren Kadın Danışma Evleri de müdürlüğümüzce yapılan çalışmalardan biri.

Bunlar aslında Türkiye’de çok da olmayan, ileride umuyoruz ki daha fazla göreceğimiz çalışmalar. Bu bakımdan kadın dostu bir belediyecilik için model oluşturuyor Avcılar Belediyesi. Bu önemli kurumlardan biraz daha bahsedebilir miyiz? Hangi sorunlara cevap oldular, nasıl işliyorlar? 

HT: Firuzköy’de Gülsevin Buket Kadın Dayanışma Evi’miz var. Burası eski bir karakoldu. Bir kısmı gençlik merkezi bir kısmı kadın danışma evi oldu. Gülsevin Buket 1992 yılında bir kadın cinayetine kurban gidiyor, işinden evine gelirken bir erkek tarafından öldürülüyor. 23 yaşında bir kızımızdı, faili meçhul bir kadın cinayeti olarak kaldı. Biz onun adını vererek Gülsevin Buket adını yaşatmış olduk. Burada görev yapan psikologlarımız var, şiddet gören kadınlarımıza destek veriyor. Avukatlarımız kadın hakları ile ilgili hukuksal bilgi veriyor. Sistematik olarak kadının insan hakları eğitimi veriliyor Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği (KiH-YÇ) tarafından, sertifikalı bir eğitim programı, kendilerine çok teşekkür ediyorum.Dahası hemen bu mahallemizde, danışma merkezimizin yakınında, kadın el emeği ürünleri pazarımız var. Kadınlar evlerinde ürettiklerini orda satıp aile ekonomisine destek olabiliyor. Ve aynı zamanda bu kadınların da devamlı gelip danışabileceği sorunların çözümünde danışabileceği bir alan var. Her türlü hizmeti düşünürken ve tasarlarken kadın meselesini aklımızda taşıyoruz. Örneğin, parklarımızda da anne bebek evlerimiz var. Annelerin çocuklarını parka götürdüklerinde çocuklarını emzirebilecekleri, bezlerini değiştirebilecekleri ve dinlenebilecekleri alanları da yaratıyoruz.

Bu bahsettiğim alan, kadın dayanışma evi, yanında gençlik merkezi, çocuk külübü olan bir yaşam alanı halinde. Gençlik merkezinde, daha önce bahsettiğim gibi çocukları liseye üniversiteye hazırlıyoruz. Çocuk kulübünde ise, kadınların okul öncesi dönemdeki çocuklarını bırakabildiği bir alan yarattık. 3-6 yaş arasındaki çocuklara eğitim veriyoruz. Üstelik kreş hizmetini çalışmayan annelere de veriyoruz haftada iki gün yarım gün olmak üzere. Yalnızca çalışan annelerin değil, çalışmayan annelerin de kendilerine zaman ayırabilmek için kreşten faydalanmasını önemsiyorum. Buradaki müfredatımızda ise şunlar var: cinsiyet eşitsizliğini giderici bir yol izliyoruz. Kız çocuklarının erkek çocukları ile olan ilişkilerinde güçlü olmalarını önemsiyoruz. Aynı zamanda erkek çocuklarının da kız çocuklarına nasıl davranacağını cinsiyet eşitliği temelinde bir eğitim vererek şekillendirmeye çalışıyoruz. Tabii bunların yanında, trafik kurallarından her türlü kurallara kadar eğitim de sağlıyoruz çocukların toplumsal gelişimi için. Tabii iş yalnızca çocukta bitmiyor. Ailelere de eğitim veriyoruz, evlilik ve yaşam okulu diye programımız var örneğin. Özetlersek, bütün bu hizmetlerin sağlanacağı, kadınların çocukların bir arada faydalanabileceği bir alan yarattık. Bunu her bir mahallede gerçekleştirmek hedeflerimizin arasında yer alıyor.

Hali hazırda başlamış bir çalışmanız var mı peki? 

HT: Elbette. Özgecan Aslan Kadın Danışma Evi’nin inşaatı henüz bitti, açılma aşamasında. E-5 karayolu Avcılar’ı ikiye bölüyor, Gülsevin Buket ve Özgecan Aslan Kadın Danışma Evi olmak üzere, her iki yakaya da hizmet vereceğiz. Burada ek olarak bir kadın sığınma evi de inşa ettik sosyal politikalar bakanlığı ile görüşerek. Yani daha bütünlüklü bir alan yarattık. Onu da bir iki ay içinde açmış olacağız.

Aynı zamanda Avcılar Belediyesi’nde kadın istihdamını da artırdınız. Bu süreçten bahsedebilir misiniz?

HT: Her kademede eşit oranda kadın çalışan olmasını çok önemsiyorum. Bu bir yandan kadınların kendi ekonomik kalkınmalarını ve özgüvenlerini sağlamak açısından önemli. Diğer bir yandan ise, belediyedeki kadın eli birçok işin daha özverili ve özenli yapılması yoluyla tüm Avcılara fayda sağlıyor. Belediye başkan yardımcılığından diğer müdürlüklere kadar her alanda kadın çalışan olmasını gözetiyoruz. Ama özellikle örnek vermem gerekirse, temizlik işlerinden sorumlu müdürlük ve birim tamamen kadınlardan oluşuyor. Kadınlar aldıkları ücretle hem kendilerini geçindiriyor hem de Avcılar’ın vazgeçilmez bir birimin parçası olarak toplumsal alana katılım sağlıyor.

Kadınların istihdamı gelecekteki çalışmalarımızın da merkezinde duruyor. Avcılar’da arkeolojik ve doğal sit alanı olan bir Bathonea antik kentinin bulunduğu var. Burası için bir arkeo-park projesi yaptık, Amerika’daki Central Park büyüklüğünde bir alan. Aynen bir açık hava müzesi gibi. Bathonea arkeo-park’ının istihdamında da kadınlar öncelikli olacak. En az yüzde ellilik bir oranla kadın istihdam edilmesini istiyorum. Yüz bin insan çalışıyorsan en az elli bininin kadın olmalıdır, böyle bir hayalim var. Kadını ekonomiye kazandırdığımızda, onlar özgürleşecektir ve böylece hem siyasal yaşamda hem de hayatın diğer alanlarında var olması mümkün olacaktır.

Yalnızca kadınlar için değil, çocuklar, gençler, yaşlılar için de çalışmalar yürütüyorsunuz değil mi?

Özellikle çocukların dezavantajlı olmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Onlar için de sokaktan okula projesi yaptım. Bir çocuk asla sokaktan yardım istemek durumunda kalmamalı, çocuklar bir kentin vicdanını temsil eder. Emniyet ve milli eğitimle anlaşmamız var, sokakta bulunan çocuklar tespit ediliyor, evlerine gidiliyor ihtiyaçları gideriliyor ve onları okula başlatıyoruz. Okul dışındaki zamanlarında kültür merkezlerinde Türkçe ve İngilizce eğitimler veriyoruz, spor yapmalarını sağlıyoruz. Üç yıllık süre zarfında 711 çocuğu okula başlattık. Mülteci çocuklar, roman çocuklar ve kimsesiz çocuklar bu projeden faydalandı, okula başladılar. Çocuk istismarının da öne geçtik.

Sonra gençlerin eğitimine destek olmak gerekiyor. Onlar için de bizim kültür merkezlerindeki kurslar dahil olmak üzere çalışmalar yürütüyoruz. Gençlik merkezi kurduk ve burada ücretsiz olarak üniversiteye hazırlık desteği veriyoruz, eğitimdeki fırsat eşitsizliğini gidermeye çalışıyoruz. Çok yetenekli olan gençler için de konservatuvar kurduk. İstanbul’un tek belediye konservatuvarına sahibiz. Sanat ve sporla uğraşan donanımlı gençler yetiştirmek, gençlerin uyuşturucudan uzak durmalarını sağlamak için spor müdürlüğünü kurduk ve spora teşvik ediyoruz. Takip merkezi kurarak uyuşturucuya bulaşmış gençleri hayata kazandırma çalışmaları yapıyoruz.

Yaşlılar için de Avcılar Belediyesi’nin yanında, Bülent Ecevit parkında yaşlı ve emeklilerin geldiği bir kafemiz var, onlara ücretsiz simit dağıtıyoruz. İlk çaylarını ücretsiz içiyorlar. 75 kuruş gibi bir ücret vererek çay içebiliyorlar. Tuvaletlerini de yaptırdık. Çünkü çoğunluğu bu masrafların altına giremiyorlar. Gazilerimiz de aynı şekilde bu hizmetten yararlanıyorlar. Yaşlıların buraya gelemeyenlerine evde bakım hizmeti veriyoruz. Kimsesiz olanların evine iki öğünü kapsayacak şekilde üç çeşit yemek götürüyoruz. Aynı zamanda evlerine temizlik ve sağlık hizmeti götürüyoruz. Huzur evimizin de yapımını tamamladık. Açıldığı zaman evinde hayatını sürdüremeyecek olanlar yaşlılarımıza ömür boyu hizmet vereceğiz. Böylece belediye kesintisiz hizmetini yerine getirmiş oluyor.

Bir yandan da engellilerin alana çıkmasını, sosyalleşmesini, istihdam edilmesini, sokakların engelli bireylere göre organize edilmesini belediyenin bir sorumluluğu olarak görüyoruz.  Evlerine de aynı şekilde aşevinden yemek gönderiyoruz, temizlik hizmeti gönderiyoruz. Görme engelli olanlara bebek yıkama hizmeti sağlıyoruz. Yani neye ihtiyacı varsa biz o hizmeti kendisine sunuyoruz. İlerde onların da kendi yaşamlarını ve bakımlarını sürdüremedikleri zamanlar geldiğinde, hizmetimizi huzurevimizde sürdürecek, kesintisiz hizmet anlayışımızı bu şekilde devam ettireceğiz. Her soruna bakan ve her soruna çözüm üreten bir belediye olacağız.

İşte bir kenti bir kadın yönettiği zaman böyle bir duyarlılıkla hareket ediyor. Kadınların bu türden durumlara duyarsız kalması söz konusu değil. Avcılar insanı bilir ki burada hiçbir çocuk yatağa aç girmez çünkü bilirler ki burayı kadın ve doktor bir belediye başkanı yönetiyor. Ekiplerim de bunu aynı anlayışla duyarlılıkta yapıyorlar. Onlara da teşekkür ediyorum benim gibi onlarla sevgi bağları kurdukları için.

Birçok alanda birçok güzel çalışmalarınızdan bahsettik. Peki, Avcılar halkının çalışmalara dair yaklaşımları nasıl?

Oldukça güzel hikayeler biriktiriyoruz hep birlikte. Örneğin daha dün, ekibimizin bebek yıkamaya gittiği bir aile vardı, ben de kendilerini ziyaret ettim. Anne-baba görme engelli. Bebek bizim personelimize anne diyor ve kucağından inmiyordu. Bu gözlerimin önünde oldu ve inanılmaz duygulandım. Anne diyor ki benim en büyük korkum tırnağını kesmekti, işte belediye bu noktalarda devreye giriyor. Aynı zamanda evin temizliği ile de ilgileniyoruz ve buralarda bağlar oluşuyor. Hizmette kesintisizlik derken kast ettiğim şey tam da bu işte. Örneğin Celal Amca vardı, emekli, kredi çekmiş, ödeyememiş ve borçlanmış. Bizim ekiplerimiz derhal durumdan haberdar oldular, ona ev ve eşya sağladık. Daha sonraki süreçte ise arkadaşlarımız evine yemek götürüyorlar. Bir gün kapıyı çalıyorlar ve açılmıyor kapı. Evin etrafından dolaşıp pencereden bir bakıyorlar ki Celal Amca mutfakta düşmüş. Hemen haber veriyorlar emniyete ve kapıyı açıp içeri giriyorlar. Kendisi o anda diyabet komasına girmiş ve mutfakta düşmüş. Ekibimizin fark etmesiyle hayatı kurtarılıyor. Yani eve biz yemek göndermezsek, Celal Amca yalnız yaşayan birisi olduğu için onu kaybedebilirdik. Bizim böyle sayısız anılarımız var, yani tam bir sahiplenme duygusuyla çalışıyoruz. İşte gözü görmeyen ya da engelli kimsesizlerin yoldan geçen ekibimize “Murat evladım gelirken yarın şunları da getir” diyebileceği kadar aileden birisi olmuş durumdayız. Çünkü her gün kapılarını çalan, onlara yemek sağlayan ekibimiz var. Ve onların ihtiyaçları, yaşayıp yaşamadığı kontrol edilmiş oluyor ve sevgi bağları kurulmuş oluyor. Avcılarımızda böyle bir hizmet veriyoruz.

Avcılar’ın başka ne gibi sıkıntıları var?

İstanbul birinci dereceden deprem bölgesi. İstanbul birinci derecede deprem bölgesiyse, avcılar da 99 depremini yaşamış bir kent. Kadınların bir özelliği daha var, kadınlar sorunu halının altına süpürmezler. Bir de köklü köşe bucak çözümler üretmek isterler. O nedenle ilk kurduğum müdürlüklerden birisi de Plan Proje Müdürlüğü oldu. Avcılar’ın imar planını yapıp, yenilenmenin önündeki imar engelini de kaldırmak amacıyla çalışmalar yaptık. Çünkü Avcılar’da eski mahallelerde yenilenme oranı yüzde yedi, yüzde on dahi değil. Çünkü her ne kadar iyi niyetle yapılmış dahi olsa, kat yüksekliklerinin düşürülmesiyle, insanlar yıkılan evlerini yeniden yapamaz hale gelmiş. Fakat ancak uygulanabilir planlar insanların sorunlarını çözebilir. Biz avcılarda bu sorunu uygulanabilir haliyle çözen, yerinde kentsel dönüşümle insanların önünü açan bir planı da yaptık. Belediye meclisimizden de geçti, Büyükşehir Belediyesi’ni beklemekteyiz. Bir de bizim 100 000 nüfusumuz gecekonduda yaşıyor. Yeşilkent, Firuzköy’ün bir kısmı, Tahtakale de bir kısım olmak üzere böyle bir nüfusa sahibiz. İmar planı olmayan bu mahalleler için de imar planını yaptık. Ve bunu da plan altlığı olmak üzere, bizim görevimiz dışında olmasına rağmen, dört yıldır ekiplerimiz bunun üzerinde çalıştılar. Bunu da alt plan olarak sunduk. Bir an önce, büyükşehir meclisine giden imar planının kabul edilmesiyle, insanların evlerini yıkıp göç etmeden onları borçlandırmadan yeniden hayatlarını kurmaları için yaptığımız bir imar planı. Ayrıca deprem ve afetle ilgili koruyucu çalışmalarımız da devam ediyor.

Ben şunu da söylemek istiyorum, avcılar belediyesi İstanbul’da kilometrekareye düşen insan sayısına en az bütçeyle hizmet veren bir belediye. Şurada saydıklarımıza da baktığımızda bunlar aslında pahalı ve yapılamayacak şeyler değil. Ama yeter ki gönüllülük olsun, insan yapmayı istesin. Bence İstanbul için hedef şu olmalı, sokakta dilenen hiçbir çocuğun olmadığı, yatağa aç giren hiçbir insanın olmadığı bir kent olabilir. Bunun yapılabilir olduğunu düşünüyoruz Avcılar’daki deneyimimize baktığımızda. Biz yapabiliyorsak İstanbul da bunu her yerde başarabilir.

Bu anlamda oldukça zor bir ilçe, deprem geçmişi ve hafızası olan…

Evet aynı zamanda büyük bir nüfusun gecekonduda yaşadığını da düşündüğümüzde oldukça zor. Civar ilçelere nazaran oldukça zor koşullar. Avcılar da yalnızca zemin kaymıyor, aynı zamanda nüfus kayıyor. Yani sosyo-ekonomik düzeyi iyi olanlar başta Beylikdüzü olmak üzere başka ilçelere göç ediyor. Buraya ise yoksul kesim göç etmekte. Örneğin Esenler’de barınamayan Romanlar, Avcılar’da Yeşilkent Mahallesi’ne yerleştiler. Biz bu nedenle hem yoksul göçü alan hem de yoksulun evine ve gönlüne giren bir anlayışla, onlara hizmet eden bir belediyecilik anlayışımız var. Bir yandan yoksulluğu yenmek, imar planıyla bunu çözmek istiyoruz. Bir yandan da mevcut yoksulun da evine gönlüne girecek ve onu açlıkla ve yoksulluğun diğer komplikasyonlarıyla karşı karşıya getirmeden çözme yolunda kurumsal olarak hizmet vermeye çalışıyoruz.

Belediye Başkanı olma sürecinizde, hem de başkanlık göreviniz boyunca ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Kadının bir yere gelmesi gerçekten çok zor ve çok üstün bir performans beklenir kadından toplum tarafından bir kadını tercih etmesi için. Öyle özellikleriniz olmalı ki sizi tercih etsinler. Şimdi siyasal açıdan baktığımızda da Avcılar CHP’nin hep birinci parti olduğu bir ilçe değil. Dolayısıyla Avcılar’da seçilebilir olmak için o insanların da güvenini kazanmış olmak gerekiyor. Benim Avcılarda seçilme sürecimde hekimlik deneyimimin getirdiği insanlarla hekimlik vasıtasıyla kurduğum temas ve vermiş olduğum emeğin etkisi oldukça büyüktür. İnsanlar Doktor Handan’ı, partiler üstü olarak da görüyor. Bir de belediye başkanı. Şehir emanetlerini teslim ederken o kentte en güvendikleri insanları seçerler. Belediye başkanlığında isim, kişilik, insanların güven duyması çok önemli. Hayatımda ilk defa aday oldum ve başkan oldum. Başka hiçbir şeye aday olmadım bugüne kadar. Adaylaştım diyebilirim Avcılar halkının her derdimizde her sorunumuzda Handan Hanım’a gidiyoruz. Toprak Ana’ya gidiyoruz. O zaman belediye başkanı olunca, bizim sorunlarımızla da ilgilenir dediler. Böyle doğalından gelişen bir adaylaşma süreci oldu. Tabii o kadar kolay değil, burada çok büyük mücadele ediyorsunuz. Dört yılda altı kere seçime girdi bu ülke. Seçim ekonomisi hükümetleri olduğu gibi belediyeleri de çok etkiler, vergi toplanamaz. Sürekli ve kusursuz iyi olma halini bu koşulda gerçekleştirmek zordur. Şimdiye kadar belediyeler tarihinde görülmemiş kesintilere maruz kaldık. İller bankasından gelen yüzde dört buçuk beş olan belediyelere ayrılmış pay, çok büyük kesintilere uğradı. Bunlar da zorluklar yarattı. Ama biz mevcut ekonomik koşullarda en iyi toparlanmış belediyelerden biri olduk. Burada kadın olmanın getirdiği bilgiler, birikimler de faydalı oldu. Gelirleri artırıp, giderleri kısıyorsunuz, daha ekonomik davranıyorsunuz, daha az gelirle daha iyi hizmet vermeye çalışıyorsunuz. Bunları yapıyoruz şimdi.

Özellikle kadın kimliğiniz dolayısıyla deneyimlediğinizi düşündüğünüz şeyler nelerdi?

Kadınların böyle makamlara gelmesi konusunda nasıl direnç gösteriyorlarsa, kalması konusunda da direnç gösteriyorlar. Örneğin hakkında hiç olmayan şeyler yazmaya kalkmaları gibi, iftira, hakaret karalama. Ben bunları kişiselleştirmeyip, çok kurumsal davranıyorum. Derhal yargıya taşıyorum ve eğer yargı makamlarımız da bunun gereğini yapmazsa, bunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacağımı, kadına yönelik şiddetten taşıyacağımı da ifade ediyorum. Daha yeni bununla ilgili bir dava sonuçlandı. Ve hapis cezası aldı.

İnsanlar şimdi Doktor Handan Toprak’a karalama iftira hakaret yaparsak, diğer insanlara davrandığımız gibi davranırsak o yargıya taşır. O nedenle de bu kurumsal davranışımı özellikle ifade ediyorum. Ben oradaki yazılanları ya da söylenenin doğru olmadığını elbette biliyorum. Ama kadınlar korkmasın ürkmesinler ve buna maruz kalacaklarından dolayı yılgınlığa düşmesinler diye bunu kararlılıkla yapıyor, sonuna kadar takip ediyorum. Onun için de maruz kaldığımız bu durumda da yine kurumsal çözümlerle bu tür saldırılardan uzak kalmak hem de başka kadınların korkmasını da engellemek için bu davranışımı sürdürüyorum. Hukukla mücadele. Şimdi eşitlik adalet kadın diyoruz, zaten adaletin terazisi bir kadının elindedir. Hep böyle bunları da merkeze koyarak yapıyorsunuz. Yönetirken hep bunları aklınızda tutuyorsunuz. Ve maruz kaldığınız saldırılara da hep hukuk yoluyla karşı koymayı tercih ediyoruz. Bunu yapan insanlarla kişisel bir muhataplık geliştirmem, profesyonel davranırım, hukuki mecrada adalet arıyorum.

Sizce yerel yönetimlerin cinsiyet eşitliğini sağlamada özel bir yeri var mı?  

Kesinlikle parlamenter siyasetten daha etkili olduğunu düşünüyorum. Fakat bunun gerçekleşebilmesi için de daha fazla kadının görevlere getirilmesi gerekiyor. Gördüğümüz gibi insana en dokunan kısım yerel yönetimler. Çok daha fazla kadın olmalı. Ve o bakış açısına toplumun kesinlikle ihtiyacı var. Ben 2015’te Uluslararası Kadın Belediye Başkanları Zirvesi yaptım. Dünyanın pek çok ülkesinden Türkiye’ye geldi, dünyada ilk yapılan zirveydi bu. Hindistan’dan Kosova’ya, Polonya’dan Yunanistan’a kadar, birçok kadın geldi. Bir örnek verirsem, Hindistan’dan gelen belediye başkanı şöyle göreve gelmiş. Onun bulunduğu kasabada evlerden sular akmıyor, insanlar suları başlarında taşımak suretiyle getiriyorlar. O bir vaatte bulunuyor, diyor ki ben evlerden su akıtacağım, artık su taşımaya gerek kalmayacak, kimse başında su taşımayacak. Ve şimdiye kadar hiçbir erkek belediye başkan adayının bulunmadığı bir vaatte, aklına gelmeyen bir vaatte bulunuyor. Çünkü bu bir kadın sorunu, kadınlar taşıyor eve suyu. O nedenle de toplumun sorunlarına köklü çözümler olması için kadın belediye başkanlarının olması ve bu bakış açısının da yerleştirilmesi gerekiyor. Kadınlar deneyimleri dolayısıyla akıllarını ve vicdanlarını kullanmak konusunda daha etkin. O nedenle de cinsiyet eşitliği bağlamında sorunların çözümünde kadın yöneticilerin olması gerekiyor, başta belediye başkanlıkları olmak üzere.

Ben önümüzdeki yerel seçimlerde bir kadın olarak büyük mücadelelerle göreve gelmiş, belediye başkanı olmuş kadınların konumlarının korunması konusunda bir kadın örgütlülüğü desteğinin olması gerektiğini düşünüyorum. Belediye başkanı olmuş kadınların ise başka kadınların gelmesi için kadın örgütlülüğü ile birlikte çalışması gerektiğine inanıyorum. Ben İstanbul’un ve Marmara Bölgesi’nin tek kadın belediye başkanı olmak istemiyorum artık. Tabii ki bu onuru taşımakla birlikte, daha fazla kadın olması gerekir ki biz toplumsal onuru yaşayalım. O nedenle de Cumhuriyet Kurulalı yüz yıl, seçme seçilme hakkı geleli seksen sekiz yıl olmuş, ama hala bu kadar az kadın belediye başkanı olması kabul edilebilir bir şey değil. Bugüne kadar, 119 kadın büyük kentlerde belediye başkanı olmayı başarmış, bu çok az bir sayı. O nedenle de kesinlikle bu sayı artmalı, daha fazla kadın belediye meclis üyesi olmalı, belediye başkanı, muhtar olmalı. Yerel yönetim insana en çok dokunan kesimdir, ailelerimizden iyi bildiğimiz gibi insana en iyi dokunuşu sağlayacak olanlar da kadınlardır. Bunun için önümüzdeki 2019 yerel seçiminde daha fazla kadın seçilmeli ve devrim tarihimize de en çok kadının seçildiği seçim olmalıdır. Ben de bu noktada elimden geleni yapmak için kendimi görevlendiriyorum. Gönüllü olarak yapacağım.

Hindistan örneği kadınların bir kenti nasıl farklı bir gözle gördüğüne dair çok güzel bir örnek. Ama bir yandan da Hindistan’daki yerel seçimlerde kadın kotası politikası uygulanıyor. Ne yazık ki bizim henüz bir kadın kotamız yok. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bir kere kota konusunda bazı kadınları şöyle etkiliyorlar, şunu söyletiyorlar niye işte cinsiyet eşitliği olması gerekmiyor mu, neden kadınlara kota getiriliyor. Ama bu ülkenin ve toplumun realitesinin ötesinde bir durum. Fakat önce kota koyarak bunu çözmek gerekiyor. Üçte bir kota bile olsa bunu önemsiyorum, nasıl en iyi plan uygulanabilir plansa, en iyi kota da uygulanabilir olandır. Kırsal bölgeyi de çok iyi tanımaktayım, kırsalda eşit sayıda kadın üyeyi bile bulmak mümkün olmuyor bazen, dolayısıyla uygulanabilir olan üçte bir ise o konulup, cinsiyet eşitsizliğini gidermek gerekiyor önce. Bu Kuzey Avrupa örneklerinde de gördüğümüz bir uygulama. Ondan sonra da gittikçe sayı artacak, kotaya da gerek kalmayacaktır. O durumlara gelinceye kadar kota koymayı destekliyorum. Toplumda kadının ekonomik kaynaklarla buluşamadığı koşullar altında, siyasette kadının kesinlikle yüreklendirilmesi için de kotaya ihtiyaç var. Kadın ne zaman ekonomiyle buluşur ve objektif kriterlerle bir yerlere gelirse o zaman ihtiyaç kalmayacaktır.

Önümüzdeki yerel seçimlerde de kotamız olmayacak gibi duruyor ne yazık ki.  Peki bu koşullar altında kadınlar olarak ne yapabiliriz? 

HT: Burada kadınlar olarak strateji geliştirmemiz gerekiyor. Görev burada biz kadınlara düşüyor: kadınların kadın adayları desteklemesi gerekiyor. Kadın hep bir erkeği takdim etmek, destek sunmak onu belirli bir yere getirmek rolünde görülmüş. Bildiğiniz gibi seçim çalışmaları, özellikle yerel seçimlerdeki kampanyalar, kapı kapı dolaşarak yürütülür. Kadınsız kapı çalınamayacağına göre, kadınların bu kendi değerlerinin farkına varması gerekiyor. Kapıları bir erkek için çalmak yerine, kendimiz için ya da bir başka kadın için çalabiliriz. Madem bana ihtiyaç var ben niye bir kadını desteklemeyeyim diye düşünmeli. Bu kendisinin de yolunu önünü açacak bir durum. O nedenle de biz kadınlara çok iş düşüyor. Madem ki kota koymadılar o halde bunu kadınlar kendi çabalarıyla adayları çıkaracaklar, bir yerlere getirecekler. Kadınlarında kadınları desteklemek konusunda gönüllülük ve mutlaka kararlılık göstermesi gerekiyor. Kadının kadından başka dostu olmadığını da gören ve bilen biri olarak söylüyorum, röportajın başında da söylediğim gibi.

Yani kendimize ve birbirimize güveneceğiz.

Aynen. Şimdi bir erkek bir yere aday adaylığını koyarken ne eğitimine bakar ne özelliklerine. Öyle bir niyet koymuştur, kimse ona sen niye aday adayısın demez. Ama bir kadın adaylığını koyduğu zaman hemen eleştirilere maruz kalır. Bir kadının o kadar çok şey yapması beklenir ki bir kadın olduğu için. O nedenle de kadınlar zaten bu kadar zor adaylaşabiliyor, bu kadar zor seçiliyor. Onun için bu eşitsizlik ancak kadının kadını desteklemesiyle giderilebilir, tek yol bu.

Aday olmak isteyen ve oy kullanacak kadınlara söylemek istediğiniz son bir söz var mı?

HT: Oy verecek kadınların kadın adayları tercih etmesi gerektiğini, siyasi çalışma yapan kadınların da kadın adaylar için çalışmasını, kadın adayların da ulaşılabilir hedefler koyup kararlılıkla cesaretle bu adaylıklarını sürdürüp kadın dayanışmasını beraber kazanmasını arzu ederim ve katkı sunmak isterim toplumun geleceğini kadınlar değiştirecektir buna inanmaktayım. Teşekkür ederim.

* Foto: Berivan Koç 

avatar
  Kaydol  
Bildir
9 Ekim 2018