Havası da Suyu da Tiyatroydu

Gazeteci Zeynep Miraç Taner, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz, Türkiye tiyatro sahnesinin en özel emektarlarından usta sanatçı Yıldız Kenter’in 70 yıllık kariyeri, her daim yeni kuşaklara taşıdığı tiyatro aşkı üzerine yazdı.

Zeynep Miraç Taner

17 Kasım akşamı hepimiz bir akrabamızı kaybettik. Bizleri tanımayan ama hayatımızdaki yeri tartışılmaz bir akraba…Adı Türkiye’de tiyatro ile neredeyse eşanlamlı sayılacak birini, Yıldız Kenter’i. Her anı tiyatroyla dolu 91 yıllık uzun ömründe tanıdığı, tanımadığı nice hayata dokundu, değiştirdi, zenginleştirdi. Bundan sonrası hep hatıralarda…

Tiyatro zor bir sanat; meşakkatli, sabır isteyen, verdiğinden fazlasını almaya meyyal bir sanat… Yıldız Kenter yalnızca sahne üstünde değil, o sahnenin arkasında da, okulunda sürdürdü görevini. Dile kolay, 70 yıl… Biyografisini kaleme alan Dikmen Gürün’ün kitaba seçtiği başlık onu anlatıyordu: “Tiyatro Benim Dünyam”.

Sınıf atlayarak bitirdiği Ankara Konservatuvarı’nın ardından 12 Aralık 1948’de Shakespeare’in “12. Gece” adlı oyunuyla ilk kez profesyonel olan Kenter, o günden son anına kadar gönlüne düşen tiyatro aşkını yeni kuşaklara taşıdı.

On bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştıktan sonra 1959’da kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile birlikte yepyeni bir maceraya atıldı; İstanbul’a gelip Kent Oyuncuları’nı kurdular. Kolay mı oldu? Elbette hayır… Ama direndi Kenter… Yıllarca…

1968 yılında açtıkları Kenter Tiyatrosu’nda borca, harca, binayı satıp otopark yapmanın daha ‘akıllıca’ olduğunu düşünen ortaklara direndi. Çünkü onun havası da suyu da tiyatroydu…

Öyle olmasa üç darbeli, bol çalkantılı Türkiye’nin her döneminde perde açabilir miydi? Tiyatro olmadan nefes alabileceğini düşünse, kapı kapı dolaşıp tiyatrosu için destek istemeye gönül indirebilir miydi? Aralıksız her sezon perde açıp, 100’ün üstünde oyunda rol alıp, bir o kadarını da yönetebilir miydi?

Shakespeare, Çehov, Brecht, Ionesco, Harold Pinter, Edward Albee, Tennessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü onun sesiyle hayat buldular sahnede… “Pembe Kadın” oldu, “Ben Anadolu” oldu, Maria Callas oldu…

Bunca oyun, bunca rol, bunca prodüksiyonun ‘yan etkileri’ni de yaşadı ister istemez; zaman zaman yanlış seçimler yaptı, zaman zaman ‘olmadı’, yürümedi işler…

Yıldız Kenter’in tiyatroyla neredeyse eşanlamlı hale gelmesinde meslek yaşamının ilk yıllarından bu yana genç tiyatrocular yetiştirmesinin de etkisi büyük kuşkusuz… Çünkü bugün sahnelerde parlayan yıldızların büyük çoğunluğunda emeği var. Onların da bir parçası Yıldız Kenter… Alkışlarının bir bölümü, hocalarına gidiyor sessizce.

Önce Ankara, sonra da İstanbul Konservatuvarı’nda hocalık yaptı Yıldız Kenter. Tatsız bir şekilde ayrıldığı İstanbul Konservatuvarı’ndan sonra da bırakmadığı eğitimciliği, Koç Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Akademi Kenter’de sürdürdü. Hocaların hocası sıfatını en çok hak edenlerden biri oldu.

Her anında emek, sevgi, onun tabiriyle “aşk” olan uzun ve bereketli bir ömür yaşadı. Öğrencilerini, seyircilerini, kamuyu bir görev bekliyor şimdi: Bir süredir ışıkları kapalı duran Kenter Tiyatrosu’nu yeniden ayağa kaldırmak. Yıldız Kenter’e borcumuzu ancak böyle ödeyebiliriz.
Dilerim mahcup olmayız.

avatar
  Kaydol  
Bildir
20 Kasım 2019