“Kadın Kadına” Pandemi Günlükleri

Salgın sebebiyle hepimiz zor zamanlardan geçiyoruz. Fakat her birimizin deneyimi birçok değişkene bağlı olarak farklı seyrediyor. Platform olarak salgın sürecinde kadın dayanışmasını büyütmek adına, okurlarımızın özgün salgın deneyimlerini bir araya getiren bir dosya hazırladık.

Platformumuzun takipçilerine sorduk: “Bu süreçte sizi en çok zorlayan şey ne oldu? Moralinizi sağlam tutmak için neler yaptınız? Düşünsel veya davranışsal bir değişim yaşadınız mı? Aile ve arkadaşlık ilişkileriniz nasıl etkilendi? Geleceğe ilişkin beklentileriniz değişti mi?”

Okurlarımızın yanıtları sizinle paylaşıyoruz…

Kreatif direktör, 45, İstanbul

Afet gibi bir anda olup bitmedi… Daha çok günlere yayılan bir felaket gibi oldu…

Her bir felaket haberi, doz olarak en az bir tweet uzunluğunda alındı.

Gerçekleri öğrenmek için ‘gerçekleri öğreniyorum şu an galiba’ diye kendini ikna etmek zorunda kalıyordun. Çünkü aslında kimse asıl gerçeğin ne olduğunu bilmiyordu.

Aslında hep aynı bilgileri farklı cümlelerle, farklı formatlarda başka başka platformlardan alıp eksiklerimizi tamamladığımızı sanıyorduk. Böylece yalnızlaşmaya fırsat bırakmadan, aynı bilginin bu kadar sık tekrarıyla kendimizi içinde bulunduğumuz duruma daha da hızla adapte ediyorduk. Kabullenmek için, uyum göstermek için lazımdı belki de bu. Ya da topyekûn delirmek için… Bütün bu bilgileri alanların, ne varsa okuyanların ‘bağışıklığına’ bağlı olarak değişecek cinsten… Tıpkı hastalığın kendisi gibi. Covid 19, bedenen ve ruhen bağışıklık testinden geçiriyordu bir bir herkesi.

“‘Makul şizofrenler’ olarak bir rutin tutturuldu”

Sürekli iniş çıkış yaşadığımız günlerimiz vardı. Aynı gün içinde hem kendine Covid 19 tanısı koyan, hem ekşi maya ekmeği yapan, kargoculara üzülse de pilates topu sipariş eden, görüntülü konuşma için özel makyaj teknikleri geliştiren, online okulun asla bir işe yaramadığını fark eden, birden ağlayıveren ve buna bir neden aramayan ‘makul şizofrenler’ olarak bir rutin tutturuldu. Bakınız, ne kadar da tatlı bir heşteg evdekal rutini bu…

Biraz insaflı, biraz evin fanusundan dışarı bakmayı başaran birileri de dayanıştılar elbette. Aniden dertlere deva olan birliktelikler de kuruldu tabi…

Ama şu dillendiği an beraberinde çaresizliği getiren ‘eşitlik’ meselesinde ara iyice açıldı.

Bize her biri Marvel kahramanı gibi gelen, her gün işe gidip gelenler, toplu taşıma kullananlar, mesaisi biraz bile eksilmeyenler, sosyal mesafeyi işyerinde korumak geri dursun aklına bile getirmeyenler, hastalığı kapanlar onunla mücadele edenler, işsiz kalıp evini döndürmekte zorlananlar, pandemi modası diye residence kirasını ödemeyenler değil, gerçekten kirasını ödeyemeyenler… Hiçbiri Marvel kahramanı falan değil bu coğrafyanın sırtı her daim yüklü olanları olarak ‘yeni normalden’ bihaber yola devam ettiler. Kimbilir hangi yola…

“Hiçbiri yine ‘eşit’ olmayacak bu tortuların”

Evet, herkesin hayatında daha önce hiç tanımadığı tortular bırakacak bu dönem…

Ve hiçbiri yine ‘eşit’ olmayacak bu tortuların.

Ne ki, bu yazdıklarımı anlatsam yüksek sesle, kendimden utanırdım.

Eyyorluyorum gibi gelirdi. Ama şimdi kafa yorduğumu düşünüp daha ‘profesyonel’ utanıyorum. Hiç yoktan bir başlangıçtır. Kafa yormak. Yormak kafayı…

Bir sigorta şirketinde yönetici, 40, İstanbul

“Bu dönemde beni en çok zorlayan şey planladığım değişim sürecimin karışık, kompleks, ekonomik krizin başlayıp ne kadar süreceği belli olmayan bir döneme denk gelmesi (al sana yıllarca eğitimini aldığın VUCA çağı) ile kararlarımın arkasında durabilmek, duygu ve düşüncelerimi sabitleyebilmek oldu sanırım. Onun dışında çevremdeki bir çok insanın zorlandığı şeylerde çok da zorlanmadım. Mesela evde kalmak bana iyi geldi! Yıllardır hep çok yoğun tempoda çalışan biri olarak kendimi bir eve sahip değil de bir otelde yaşıyormuşum gibi hissettiğim olurdu arada. Şimdi evin her köşesi ile bana ait olduğu bir dönem yaşıyorum. Evde yapmayı düşündüğüm o kadar çok şey vardı ki biraz daha zamana ihtiyacım bile var tamamlamak için. Çünkü öyle koştur koştur değil de bu dönemin bize biraz yavaşlamamızı hatırlattığı gibi, tadını çıkararak, yavaştan ve zevkle yapıyorum düşündüklerimi.

“Kendimle daha çok konuşuyorum”

Moralimi sağlam tutmak için aslında her zaman yaptığım şeyi yapıyorum. Kendimi planlı bir rotada tutmaya çalışmak… Yapılacaklar listesi, okunacaklar, izlenecekler vb. birçok sevdiğim ve hep yapmak istediğim şeylerle ama kendimi de kırıp dökmeden ve yormadan ilerlemeye çalışıyorum. Mesela eskiden hep işle ilgili şeyler okurken şimdi bana umut katacak, olumlu şeyler okumaya çalışıyorum. Aşırı olumsuz haberler ve kişilerle mesafeyi de artırmak iyi geliyor her zaman olduğu gibi. Kendimle daha çok baş başa kaldığım için belki de ya da bilinçli olarak, kendimle daha çok konuşuyorum. O kadar özlemişim ki sohbetimi. Kendimi hep çok yargıladığımı yani monolog yaptığımı ama kendimle hiç de sohbet etmediğimi ve ne kadar da bana iyi geldiğini fark ettim.

Düşünsel olarak bu aralar yapmaya çalıştığım şey aslında bir süredir düşündüğüm ama çok da yetenekli olmadığım bir alan. İş hayatından kalma, hemen karar al ve bir aksiyon planın olsun ve hemen uygulama, hatta bir değil iki planın yani bir de B planın olsun düşüncesinden, biraz zamana bırak, hemen karar alma, biraz zaman ver kendine, birkaç kez düşün üzerinde şeklinde düşünsel bir değişim yaşamaya çalışıyorum. Bu bana düşüncelerime farklı açılardan bakma şansı tanıyor. Davranışsal olarak en iyi yaptığım şeyleri devam ettirmeye çalışıyorum. Uyku düzenini bozmamak, sağlıklı ve düzenli beslenmek, spor yapmak ya da hareket etmeye çalışmak gibi. Değişiklik olarak ise ben hep hızlı konuşan, hızlı hareket eden biriydim. Şimdi tempomu düşürmeye çalışıyorum. Yavaş ve alçak sesle konuşmaya çalışmak gibi.

“Kısa dönem beklentilerimi azalttım”

Bu sürecin, aile ve arkadaşlık ilişkilerimi olumlu etkilediğini düşünüyorum. Mesela eskiden aileme uğrasam bile aklım hep yapacağım işlerde olur ve tüm dikkatimi onlara veremezdim ya da aile grup mesajlarına cevap vermeye vaktim olmaz, okuduklarımı unuturdum. Şimdi tüm mesajları dikkatle okuyup cevap veriyorum, her gün yaptığımız online görüşmelerimizde her işi bırakıp sadece onlara odaklanarak zaman geçiriyorum. Arkadaşlık ilişkilerinde ise bir süredir zaman ayıramadığım kişileri aramaya mesaj yazmaya başladım. Onlardan daha fazla bilgi alır oldum sanki.

Geleceğe ilişkin beklentilerim tabii ki biraz değişti. Bir krizin içine gireceğimizi ve sabretmem gerektiğini düşünmeye çalışıyorum. Bahsettiğim işe ara verme sürecinin altı ayını eğitim diğer altı ayını ise kendine ayırma ve arada biraz tatil olarak düşünerek bir yıl sonunda bir işe başlamayı düşünüyordum. Şimdi bu dönemin o süreyi uzatabileceğini ve buna dayanabilmek için planlanımı ve beklentilerimi güncellemem gerektiğimi düşünüyorum. Kısa dönem beklentilerimi, her konuda; iş, özel hayat vb. azalttım. Bu dönem en önemli beklentim sağlıkla geçirebilmek. Herkes için…

Hey COVID-19 aslında sen bize çok şey öğrettin. Kendi sesimizi duymayı belki de. Şimdi biz de öğrendiklerimizi uygulayacağız, kendimizle yaşamaya başlayacağız! Sağlıkla..”

Öğrenci, 29, Konya

“Bu süreçte beni en çok zaman kısıtlamamın olmaması zorladı. Sürekli nasıl olsa yazarım, yaparım diyerek on dakikada yapabileceğim işleri erteledim. Diğer adıyla Yunanca irade yitimi kelimesinden türeyen “procrastination” zorlanma sebebimdi.

Bir diğer zorlanma sebebim ise sürecin ne zaman sona ereceğini bilememekti. Bu süreçte moralimi yüksek tutmak için bu süreci fırsat olarak görmeye çalıştım, şöyle ki listelerimi temizledim, aramayı ertelediğim arkadaşlarımı aradım, kariyer planım doğrultusunda okumalar gerçekleştirdim, öz farkındalığımı artırmaya çalıştım. Düşünsel olarak yaşadığımın değişimin ayak sesleri vardı ancak bu dönemde daha da fark ettim. Toplumun benden bekledikleri (işe girmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak vd.) ile aramdaki makas sandığımdan daha açık, yalnızlık bizlere anlatıldığı kötü değil. İnsanın önce kendiyle geçinmeye gönlü olmalı. Ve benim kendimle geçinmeye gönlüm varmış.

“Gelecek için değerli olarak adlandırdığımız birçok şeyin aslında o kadar değerli olmadığını anladım”

Aile olarak geçirdiğimiz vakit karantina öncesi sınırlı olduğu için daha konuşan insanlardık, şu an herkes kendi hayatını devam ettiriyor. Ben ders çalışıyorum, annem örgü örüyor, kardeşim dizi izliyor. Arkadaşlık ilişkilerimde ise aslında sandığımdan daha az bağlı olduğumu, internetim olduğu sürece davranış değişikliğim olmadığını gördüm. Geleceğe ilişkin beklentilerimde birtakım değişiklikler elbette oldu, iki ay öncesine kadar yurt dışında bütünleşik doktora bakıyorken şu an kararımı sorguluyorum. Gelecek için değerli olarak adlandırdığımız birçok şeyin aslında o kadar değerli olmadığını, konuşabilmenin, beraber eğlenebilmenin ve özel alana saygının her şey olduğunu, bunların da sonradan kazanılabilecek davranışlar olmadığını anladım. Bir diğer beklentimin değiştiği nokta ise, home office çalışabileceğim ikinci bir mesleğimin olması gerektiği oldu.”

Eski milletvekili, 63, Bursa

“Bir bilinmeze karşı, bir belirsizlikle karşılaşmak ve insanın çaresizliğiyle yüzleşmek, sanki bugüne kadar hiç ölüm yokmuş gibi yaşadığımızı düşündürttü bana. Ölümün varlığı bilinen ve ürktüğümüz bir şeydi ama bu kadar da yakınımızda ve bizi günlük yaşantımızdan kopartacak boyutta rahatsız olmuyorduk. Ne kadar titiz olursak olalım steril yaşamıyorduk, ne kadar yemek yaparsak yapalım haftada en az iki, üç kez dışarda yemek yiyorduk, arada metroya biniyorduk, kalabalıkların içinde yaşıyorduk.

“Hayat evde hızlandı”

Şimdi evde sürekli temizlik, sürekli sağlıklı yemek pişirme telaşesinin yanında daha çok sosyal medya, oradaki etkinliklere katılma telaşı, daha fazla film izleyeyim, anılarımı yazayım, daha fazla okuyayım, aman gündemi kaçırmayayım. Sanki hayat evin içinde daha da hızlandı. Evin içinde girilmedik alan, dolap kalmadı, biri sonra gelecek de ‘ay ne çok salmış kendisini’ diye eleştirecekmiş gibi çocukluğumdan kalma bir endişeyle sürekli toparlanmaca. Titiz ve ‘elalem ne der’ diyen annemin etkilerini hala yaşıyorum. Çocukken de eve hırsız girer de ‘ne dağınık kız’ derse diye terliklerimi düzelterek yatardım.

Karantina başlangıcında belki 15 gün kapımı bile açmadım, kızım eksiklerimi kapıya bıraktı, ben kapı aralığından konuştum. Bir kez panik atak da geçirdim. Bir ay sonra artık ‘tam korundum, kimseyle temasım yok, her an kapı kolu, elektrik düğmesi silinmez, mantıklı ol, eve kimse girmedi, her yeri de temizledin’ dedim kendime biraz sakinleştim. İnternetten özellikle işleri kolaylaştırıcı ev araç gereçleri siparişlerine başladım. Tabii ilk siparişlerde uykularım kaçtı, nasıl sterilize edeceğim, kargocudan nasıl alacağım paniği… Eldiven, maske, balkon, dezenfektan, çamaşır suyu vs. bu işlere de alıştım.

“Karantina şartlarında iş, aş, ev konularında eşit değiliz”

Kendime hep şartlarımızın iyi olduğunu, şimdi zor durumda olan insanları düşünmemiz gerektiğini, yanımızda çalışanların haklarını ödememiz, ulaşabildiğimiz kadar zor durumdaki insanlara ulaşmamız gerektiği düşüncesiyle bana ulaşan herkese katkı sunmaya çalıştım. Virüs karşısında hepimiz eşittik ama karantina şartlarında iş, aş, ev konularında eşitsizlik, bir de herkes için belirsizlik vardı.

Post corona döneminin psikolojik, sosyolojik, ekonomik anlamda sıkıntılı olacağı kesin de, tek isteğim ve beklentim siyasilerin vicdanlarının yüreklerinde ve akıllarının başlarında olması, normalin eskisi gibi olmaması. Karantina sürecinde yaşadıklarımız infaz yasasından, LGBTİ’lerle ilgili söylemler, kayyum ve tuhaf bürokrat atamaları, mermi kavanozları, tehditler, mesnetsiz soruşturma ve tutuklamalar, provokasyonlar, kurgusal reklamlar örgütlü nefret siyaseti, doğrusu değişim ve adalet umudu vermedi. Tek umut veren dünyada kadın yöneticilerin başarılı süreç yönetimleri oldu. Belki süreç sonrası hepsine örnek olur. Hayatı eve sığdırabilen ve eşitlikçi paylaşım yapan erkeklerle yepyeni bir yaşam umuduyla…

Emekli işletmeci, 57

57 yaşında emekli bir işletmeciyim, salgından evvel profesyonel olarak perakende sektörüne yönelik danışmanlık yapıyordum. Salgınla birlikte evde eşimle beraberiz. Kızımızın bizden hayli uzakta, yurtdışında olması ve diğer bilinmezlikler nedeniyle korku ve bir nebze panikle geçirdiğim ilk birkaç gün sonrası tüm ülkenin, hatta tüm dünyanın aynı süreçten geçtiği ve mecburi önlemlere göre hareket etmemiz gerektiği fikrini çabuk kabullenmem benim süreci ruhen ve davranışsal olarak daha kolay yönetmemi sağladı. Aile ve dostlarla ilişkilerim sanal ortama yöneldi, bilgisayar ve akıllı telefon kullanımına ayırdığım vakit arttı.

“Hayatımda birçok gereksiz şeyi barındırdığımı fark ettim”

Salgından önce hobi olarak bilardo oynuyor, mücevher tasarımı, çizimi ve üretimi alanında faaliyetlerde bulunuyordum. Pandemi sürecinde azalan danışmanlık faaliyetlerime evden çalışarak devam etmeme rağmen hayatımda ilk sekteye uğrayan bilardo antrenmanlarım oldu. Tasarım ve çizim konusundaki disiplinli çalışmam ise başlarda ciddi şekilde etkilendi. Kuyum tezgâhına oturma, çizimlere ve yeni tasarımlara yönelik çalışmalarımı devam ettirmek için kendimi ciddi zorlamam gerekiyor, moralimi yüksek tutmak amacıyla yöneldiğim bu zorlama etkisiyle bir şeyler ortaya çıkardığımda ise keyifle yapılmamış bir çalışma olduğundan sonuç beni tatmin etmiyordu. Bu süreci hem faaliyetlerime zevkle devam edebileceğim hem de şifalanabileceğim bir süreç haline getirmek amacıyla tasarım grubumuz içinde birkaç arkadaş yeni bir program başlattık. Sergilemek hedefiyle Pandemi ve Şifa bağlantılı, renklerin ve taşların şifa özelliklerinden faydalanabileceğimiz bir koleksiyon hazırlamaya yöneldik.

Hayatımda maddesel olarak gerçek ihtiyacım olmayan, birçok gereksiz şeyi barındırdığımı fark etmeme yarayan bu sürecin sonunda geleceğe dair beklentilerime gelince… Karamsar değilim, her şeyin yeniden daha basit bir dengelenme içine gireceğine inanıyorum.

Eski gazeteci, 55, İstanbul

Pandemide hayır da var şer de. Çok abartmadan her iki tarafını da görebilmek elzem.. Pandeminin ilk haftalarında beni en fazla endişelendiren şey, hem dünyada hem de ülkemizde konunun ciddiyetinin kavramakta toplumların büyük ölçüde güçlük çektiğini görmek oldu. Maalesef bilimsel düşünce tarzı yeterince yerleşmemiş. Her toplum için bu böyle. Ancak salgın kendi dinamiklerini çok sert dayatınca insanlık bilime kulak vermek zorunda kaldı.

İkinci etken ortaöğretimde çocuğu olan bir veli olarak ailece online eğitime maruz kalmak oldu..

Biz şanslıyız okulumuz çok iyi uyum sağladı. Kısa sürede dezavantajı avantaja çevirdi. Çocukların evde kalması hem iyi hem kötü. Açıkçası İstanbul trafiğinde sabahın köründe yollara düşmesinden ben çok rahatsızdım. Pandemide bol bol uyudu. Sabahları uykulu gözlerle aç biilaç servise binmesindense ona besleyici kahvaltılar hazırlamak büyük keyifti. Bu da iyi yanı..

Aynı bilgiyi pek çok veli arkadaşım paylaştı. Zaten 10 yıldır evden çalıştığımız için bu açıdan bir uyum sorunumuz olmadı. Ancak insan etkileşimi her meslekte bir numaralı girdi. Bu açıdan mutlaka eksik kalan çok şey oluyor.

Benim açımdan pandeminin en sınayıcı tarafı kalabalıklardan mahrum kalmak oldu. Issızlığı sevmeyen, tenhadan kalabalıklara kaçan biriyim. Hep öyle oldum. Kalabalıklar bana güç verir. Bir kent ne kadar büyük ve kalabalıksa o kadar iyidir benim için. İstanbul ki kalabalıklar en çok ona yaraşır, bundan mahrum kaldı. Tabii ben de. Birkaç ay mühim değil ama bu durum az ya da çok süreklilik kazanırsa çok üzülürüm. Hiç bana göre değil.

“Pandemiyi asla hayatımdan çalınmış bir evre olarak görmüyorum”

Doğa ve çevre açısından ise inanılmayacak kadar mutluyum. Pandemi adeta bir mucize gibi yetişti. Gezegenimize en az bir 10 kazandırdığını hesap ediyorum ki ciddi avantaj..

Aileden uzak kalmak henüz çok zorlamadı ama bazı çok mühim planlarınızı belirsizliğe ertelemek zorunda kaldık. Bu hepimizi epey üzdü. Yurtdışında yaşayan yakınlarıma bir daha ne zaman sarılabileceğim? Bu hep aklımda.

Pandemide evde kalmanın en ciddi etkisi zaman bolluğu.. Hiçbir şeyi anında yetiştirmek ya da koşturmak zorunda değilsin. İlk başlarda değil ama ilk bir aydan sonra bu duruma tam uyum sağladım. İnsana ciddi bir rahatlık hissi veriyor. Bu da hem iyi hem kötü. Zaman bolluğundan spora çok ciddi vakit ayırmaya başladım.. Yazıp çizmeye de öyle. Mutfakla ise hiç işim olmadı.

Pandemi bitmeden önümde iki küçük ama benim için mühim hedefim daha var. Şimdilik onlara odaklandım. Vakit bol iken onları da halledeyim diyorum.. Pandemiyi asla hayatımdan çalınmış bir evre olarak görmüyorum. Yaşadığım her an bana ait.

Emekli, 59

Bu dönemde eşim de covid hastası olarak hastanede bir hafta tedavi gördüğü için ben tabii ki çok kaygılı günler geçirdim. Neyse ki kısa sürede iyileşti ve normal hayata başlayabildi. Bu sürede çok basit ve rutin şeylerden mutlu olabilmenin önemini anladım. Sahip olduğumuz şeylere şükür etmeyi öğrendim. Eşimle beraber evimizi dolu dolu yaşıyoruz. Evde olmaktan çok keyif aldığımızı fark ettik.

“Yeni dünya için hazırız”

Bizi bekleyen “yeni dünya“ için kendimizi hazır hissediyoruz. Daha fazla ev hayatı, öpüşmeden selamlaşmak, online zoom toplantıları, kolonya, daha az toplu taşıma kullanmak yeni hayatın örnekleri.

Emekli, 63, Bursa

Pandemi ilân edilmeden önce kimi tedbirler almışken, hiç bilmediğimiz bu hastalığın bütün dünyayı birden bire ve hızla etkilediğinin farkına vardığımızda kaygımız da tedbirlerimiz de arttığı gibi evimize kapandık. Yoğun bir bilgi edinme süreci yaşadık. Dinledik, okuduk, abarttık, korktuk, sorduk, soruşturduk ve paylaştık.

Önce tam bir soyutlanma ve dış dünyayla hemen her türlü bağı koparma süreci yaşadık. İlk panik durumunu kendimce atlatabilmek için solunum, gevşeme egzersizleri, meditasyon, kültür fizik, ev içi yürümeler yaptım. Balkona çıktım. Evi havalandırma süresini uzattım. Konunun uzmanı arkadaşlarla görüştüm.

Bol vitamin, dengeli beslenme, zatürre aşısı yaptırarak kendimi garantiye aldığıma inandım. Risk grubunda olduğum için ev hijyenine çok özen gösterdim. Eskiden titizlik, saplantı denen şeylerle mücadelemi bırakarak, sterilizasyon konusunda çok özenli davrandım. Zaman içinde; eve kimse girmediğinden, normal temizlik ve düzeni sağlama konusuna odaklanarak, bazı noktalarda takıntılı davrandığımı da anlayarak rahatladım.

Apartman görevlisine internetten para yatırıyor, mesajla isteklerimi bildiriyor, kapıya bıraktırıyordum. Balkonda havalandırma ve eskilerin şartlama dediği süreçlerden geçirerek yerleştirme, yemek, temizlik, bulaşık, çamaşır, ütü yeterince yorucu gelmeye başladı. Okuma, yazma, dinleme, izleme gibi konulara da vakit ayırmak gerekiyordu.

Önceleri sosyal medyada onu kaçırmayın, bunu izleyin tarzındaki çağrılara; eve kapanmadan önceki hayatımızın hayhuyuna kapılmamıza sebep olacağını düşünerek çok da sıcak bakmadım. Yapmam gereken, ertelediğim, yarım bıraktığım konu ve işlere odaklandım. Paldır küldür yaşarken evimizde yeterince hâkim olamadığımız, fulü alanların olduğunu düşünüyordum. Fotoğraflar, albümler, kütüphane, evraklar, belgeler, arşivimiz, dergiler, dolaplar, çekmeceler yeniden elden geçirilebilirdi.

Zaman içinde internet alışverişlerimiz başladı. Evin eksikleri giderildi. Belki de yalınlaşalım derken yine abartıldı. Evde de disiplinli, planlı, programlı yaşanabileceğini yeniden gördük. Her yere, herkese, her şeye yetişme telâşesi olmadan yaşanabileceğini gördük. Ev işi zaten arsız ve ev tuzaklarla dolu.

“Dünyadaki adalet mekanizmasına kafa yordum”

Londra’da yaşayan kızımla, ikizimle daha sık iletişim kurar olduk. Bir grup arkadaşımla her hafta grup görüşmesi yaptık. Motivasyonumu hiç düşürmemeye çalıştım. Bu süreçte en çok da zor durumda olan insanlar aklıma düştü. Dünyadaki adalet mekanizmasına kafa yordum. Bütün dünyanın ne kadar kötü yönetildiği bir kez daha gözler önüne serildi. Yardım konusuna çok daha fazla eğildim.

Kanal İstanbul’un gündeme getirilmesi; Kayyum atamaları, muhalif belediyelerin yardımlarının engellenmesi, İnfaz Yasası değişiklikleri; Salda, Olimpos, Kazdağları, Kirazlıyayla vb. çevre konusundaki duyarsızlıkların sürdürülmesi; çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet; polis ve Bekçilerin eğitimsizlikleri; kısır iç siyasî çekişme ve provakasyonlar; yandaş medyanın tavrı gibi konular, insanların, insanlığın bu süreçte de terbiye olamayacağını göstermesi bakımından hem kaygılandırdı hem de sarstı.

Umarım, bütün dünyayı âdil, temel hak ve özgürlüklerin öne çıktığı, çevre tahribatının önlenebildiği bir gelecek bekliyordur. Bizler her türlü zorluk, sıkıntı, dönem ve süreçle mücadele etmiş bir kuşak olarak bunu da atlatırız. Çocuk ve gençlerimize daha iyi, güzel, yaşanabilir bir dünya bırakmaksa en büyük ve önemli bir sorumluluğumuz.

avatar
  Kaydol  
Bildir
27 Mayıs 2020