Kadın ve Siyaset:
Bir Varlık Mücadelesi

Kadın doğuşta erkeğe göre yaşama tutunma konusunda daha güçlü olmasına rağmen, toplumsal hayatın normları içinde varolma mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Kadının toplumsal normların çizdiği konumunu benimsemesi sosyal hayatta, iş hayatında ve siyasi yaşamda var olmasını da olumsuz etkiliyor.

Sena Kaleli, TBMM Genel Kurulu’nda kadına yönelik şiddet ve parlamento içi şiddeti gündemleştirmek/protesto etmek amacıyla siyah kurdele takmıştı. (2011)

Bu normlara her karşı çıktığımızda, toplum kabullerinin tersine tavır aldığımızda ya sevimsiz olmak ya erkeksi davranmak ya kapris yapmakla suçlanıyoruz veya dışlanmakla yüzleşiyoruz. Siyasette var olmak, siyaset yapmak istediğinizde de hangi siyasi hat ya da partide olursanız olun, toplumsal kadınlık normlarından kurtulmanız mümkün olmuyor. Kadının öne çıkma ve siyasetin öznesi olma isteği hep itici bulunuyor.

Bir kadının değişime öncülük etmesi ve erkeklerin yarattığı statükoyu aşması fazladan mücadele etmesini, yıldırma politikalarıyla baş etmesini, ne kadar yıpransa da vazgeçmemesini gerektiriyor. Peki siyaseti kadınlar için çetrefilli bir mücadele alanına çeviren ortam nasıl bir ortam? Neler deneyimliyoruz, karşılaştığımız zorluklarla nasıl mücadele ediyoruz?

Siyasete egemen olan erkeklerin talepleri

Eril anlayıştaki çoğunluğu oluşturan erkeklerin yarattığı siyaset dünyasının özü, kendi iktidarlarını ve egemenliklerini kurmak ve sürdürmek üzerine kurulu oluyor. Onlara bu konuda ancak eril anlayışın komplocu, kanuna karşı hile bulabilen, kumpas ve kulis yapabilen, bunları rahatlıkla paylaşabilecekleri, yanlışlarını körü körüne savunabilen anlayıştaki başka erkekler yardımcı olabiliyor. Kadınlar, siyasette varlığını sürdüren geleneksel anlayıştaki erkekler gibi kurgu ve hesap yapamıyor. Ayrıca bunu etik bulmadığımız için aklımız bu yönde çalışmıyor, siyasi yaşamdaki tercihlerimiz bu yönde işlemiyor.

Kadınlar vitrinde değişmek üzere dönemsel olarak PM, MYK, il, ilçe yönetimleri veya MV listelerinde yer alıyorlar. Hiçbir kadın nihai kararları alan sınırlı ekiplerin içinde yer alamıyor, alsa da erkekler kadar etkili olamıyor. Siyaset dünyasında, kadının hakları olduğunu, itiraz ve red hakları bulunduğunu, kendi kararlarını alabileceklerini kabul ettirmek ancak nadiren ve tesadüfi olarak mümkün olabiliyor.

Nedense, siyasi yaşamda karşılaştıkları sıkıntıları gündemleştirdiklerinde, kadınlara hep “mücadele edin, kazanın” denir. Burada kastedilen mücadele, eril anlayışın yarattığı tarzda bir rekabetin ve düzenin bir parçası olmaktır. Örneğin, delege seçtirtmek ya da delegeye oynamak gibi. Diğer bir deyişle, seçilmek için liyakattan çok, siyaset ağları için nasıl bir oyun kurabildiğinizin önemi vardır. Bu oyuna dahil olmayan kadınların, hiç seçilemeyecek yerlerden aday olmayı kabullenmesi ve zoru başarması beklenir hep.

Tüm bu toplumsal cinsiyet normlarının şekillendirdiği yaşam ve siyaset biçimlerinin kaçınılmaz bir sonucu şudur: Kadınlar, genellikle siyasete geç başlarlar. Gençken siyaset dünyasına katılan ve bir şekilde bu dünya içinde var olmayı başarabilmiş kadınların ise bir yere geldiği çok az görülmüştür. Genç kadın için siyasette varlığını kabul ettirebilmek, yıpranmadan güçlü olabilmek, ciddiye alınmak, vizyonunu ve önerilerini dikkate aldırabilmek çok daha zordur. Genelde kadınların siyasette karşılaştıkları zorlukları genç kadınlar daha yoğun yaşarlar. Üstelik siyasete sonradan eklemlendikleri için süreklilikleri de olmaz. Sosyal Demokrat olduğunu iddia eden CHP’nin kararlı bir şekilde genç kadınları siyaset içinde yetiştirmek, görev almalarına ön ayak olmak, bu bağlamda çağdaş sosyal demokrasinin ilkelerine eklemlenmek, partinin en önemli hedefleri arasında olmak zorundadır. Örneğin, CHP’de dört dönem milletvekilliği yapmış sadece iki kadın, üç dönem milletvekilliği yapmış sadece iki kadın olması, üstelik 24. Dönem CHP kadın milletvekillerinin ve Parti Meclisi üyelerinin büyük çabaları sonucunda parti kurultayında kabul edilen %33 cinsiyet kotasına dahi uyulmaması sosyal demokrat bir partiye yakışan bir tablo değildir.

Kadınların düşlediği dünya, içinde yaşadığımız topluma o kadar ütopik geliyor ki. Kadının hakları, çevrenin korunması, sürdürülebilir yaşam, barış, tohum ve biyolojik çeşitlilik gibi ‘marjinal’ kabul edilen sorunları kadınlar savunuyor. Gelecek gündemlerimiz farklı. Her ne kadar muhalefetteki eril anlayış sözde bunlara önem veriyormuş gibi görünse de özünde iktidarın çevreye verdiği zarara sadece muhalefet yapmak için karşı çıkmakta, kendileri yerel iktidarlarında ise aynı yanlışları yapabilmektedirler. En fazla barıştan, hak ve özgürlüklerden, demokrasiden bahseden insanlar, kin ve nefreti savunuyor. Kadınlar siyaset içinde daha etik bir duruşla farkını ortaya koyabilmeli. Eleştirdiğimiz şeyleri kendimiz için onaylamamalıyız. Rakip partilerde eleştirdiklerimizi, kendi partimiz yaptığında onaylamadığımızdaysa linç ediliyoruz, savunamadığımızda dışlanıyoruz. Yanlışı erkekler kadar iyi savunamıyoruz ama erkekler gibi de afişe edip, zarar vermiyoruz.

Siyasi partilerde kurultay ya da kongre dönemlerinde rakibe imza toplatmayan, imzayı geri çektiren, baskı kurabilenler baskıcı anlayışa sahip erkekler. Üstelik bu onların başarı hanesine yazılıyor. Bir kadın için hür iradeye baskı uygulamak başarı olabilir mi?

Siyasette yönetici konumdaki erkeklerin hesapları vardır. Kendileri asla örgüt gözünde kötü olmak istemezler, örgütün yanlışlarını düzeltmeyi göze alamazlar, konumlarından vazgeçemezler. Yönetimin elini güçlendirecek teklifleri kabul ettiğiniz ölçüde yeriniz sağlamdır, erkekler gibi vazgeçilmez olursunuz. Yöneticiler kendi istediklerini birilerine yaptırır, partili bir kadın olarak siz öyle olmaması gerektiğini dillendirmiş olsanız da de bu işin sorumluluğunu size yıkar. En ufak açığınız kollanır, basınla paylaşılır. Parti disiplini açısından aynı hatayı bir kadın ve bir erkek yaptığında ise yaptırımın sadece kadına uygulandığına da şahit oluyoruz.

Yukarıda değindiğim gibi CHP’de kadınlar olarak kadın kotası dedik, erkekler “yarın bizim de ihtiyacımız olabilir, kadın, erkek ayrımı olmasın, cinsiyet kotası olsun” dediler, %33 cinsiyet kotasını kabul ettirdik. Bir kurultayda Bilim Yönetim Platformu’na 15’i kadın, 3’ü erkek 18 aday gösterildiğini gördük ve kazanımımıza sevindik. Meğer bu seçtirmek istedikleri erkeklere oy çıkmayacağı için bizlere oynanmış bir oyunmuş, daha çok oy olan kadın arkadaşlarımız yerine hiç oy alamamış erkekler cinsiyet kotasından yerleştirildiler. Bizler kendi içimizde homurdandık, meşru olan bir konuda ses çıkardığımızda partiye zarar veririz diye yeterince tepki göstermedik.

Bu noktada kadınların dayanışma konusunda zayıf kalmasının rolü olduğunu söyleyebiliriz. Bireysel kararlar veriyoruz ve birbirimizle dayanışamıyoruz, kadınları siyaset için yaptığı etkinliklerde yalnız bırakıyoruz.  İlkeli davranma alışkanlığımız da erkeklerin yaptıkları siyasi tanıtım ve ağlar kurma tarzını uygulamamızda bize engel teşkil ediyor. Çaba gösterdiğimiz kurumların desteğini istemeye, etik kaygılarımız nedeniyle çekiniyoruz.

Yöneticilerin söylem ve tarzlarını onaylamadığımızda onay da görmüyoruz. Onaylanmak kadının hep en büyük ihtiyacı olarak tarihsel bir yazgı olmakla birlikte, siyasette var olabilmek için önemli bir psikolojik destek.

Yukarıda bahsettiğim çetrefilli var olma mücadelesiyle kadınlar fermuar sistemi, kadın kotası vb. uygulamaları yönetmeliklere belirli ölçüde de olsa sokabildiler. Ne var ki, soyut düzlemdeki yasa ve yönetmelikler tek başlarına temiz ve doğru bir siyaset sağlayamıyor. Bunun için çelişkisiz, tutarlı, insani, vicdani bir anlayışın yerleşmesi, yasa ve yönetmeliklerin insanlar tarafından hayata geçirilmesi gerekiyor.

Çözüm önerisi

Kadınların felsefi temele dayanan, sistemli, tutarlı, ilkeli, doğru bir dil ve davranış biçimiyle siyasette çoğalmasını sağlamamız gerekiyor. Önce kendimiz olmalıyız. Felsefeci, toplum bilimci, psikolog, siyaset bilimci, eğitimci kadınlarımızla bir siyasi kuram ve kültür geliştirmeliyiz. Toplumsal yaşamın, politik davranışların temellerini yeniden irdelemeliyiz. Kadının aile içindeki önemini aile sınırlarına hapsetmeden, güçlendirerek, toplumsal yaşam, iş yaşamı ve siyasi yaşama taşımalıyız.

Hepimiz birer filozof gibi düşünmek ve sorgulamak zorundayız.

İnsana, vicdana, geleceğe ve yaşam hakkına dayalı neşeli, huzurlu, gülebilen, sürdürülebilir bir dünya düşünü birlikte kuralım, bu düşü birlikte hayata geçirelim. Eşitiz, öyleyse varız… İnanalım, çalışalım…

Sena Kaleli Kimdir?

1956 yılında Bursa’da doğdu. U.Ü İktisadi ve İdari Bilimler İşletme bölümünü bitirdi. Kamil Koç Otobüsleri A.Ş. Yöneticiliği yaptı. Gesiad kurucu üyesi, Busiad üyesi, Boy-koop YKB, MEMEDER YKB, Sivilay YKB, TOBB-KGK İl Başkanlığı yaptı. Çeşitli sivil toplum örgütleriyle çalıştı. CHP 2010-2015 arası 3 dönem PM üyesi oldu. CHP 24. Dönem MV idi.

avatar
  Kaydol  
Bildir
23 Temmuz 2018