Kendi Hikayemizi Kendimiz Yazmalıyız

Eşitlik Adalet Kadın Platformu Sözcüsü ve Koordinatörü Gülseren Onanç, seçim sürecini ve seçim sonrası süreci kadınlar açısından değerlendirdi. Daha önce T24’te yayınlanan yazıyı websitemizden de sizlerle paylaşmak istedik. Umarız ki önümüzde “kendi kendimizin kahramanı olacağımız” bir süreç var.

Elli gün süren güzel bir rüyaydı yaşadığımız. Yıllardır bizi azarlayan, toplumu kutuplaştıran, memleketi batıdan koparan, eğitim sistemini bitiren, ekonomiyi batıran otoriter uzun adama karşı bütün muhalefet yan yana gelmişti. CHP akıllı hamleler yapmayı başarmış, ittifak kurmayı becermiş ve kitleleri heyecanlandıran bir siyasetçiyi ortaya çıkarmıştı. Artık bizim mahallenin de bir uzun adamı vardı. Üstelik gülüyor, güldürüyordu. Duymaya hasret kaldığımız şeylerden, barışmaktan, üretmekten, bölüşmekten söz ediyordu.

Bu uzun adam, kısa sürede kurtuluşu bir liderde arayan, partisine oy verip gönül vermeyen, iktidara kızgın, küskün bir kitleye umut aşıladı. Öbür Mahalle’nin liderine kafa tutan, yandaş medyanın sinir olduğumuz gazetecilerine ayar çeken bu politikacı, sosyal medyanın da etkisi ile mahallemizin kahramanı, popüler ikonu oldu.

İlk zamanlar, yetmişlerin Karaoğlan kasketini takan, kırmızı kazaklı ve hafif göbekli iken, zaman içinde kasketi çıkarıp beysbol şapkası takmaya, kırmızı kazağı çıkarıp beyaz gömlek giymeye başladı. Üstelik koşuşturmadan da altı kilo verince kadınların popüler erkek ikonu oluverdi. Aranan kan bulunmuştu.

Kadınlar, O nereye giderse gitsin mitinglerini Facebook’tan canlı izliyor, Twitter hesabındaki genç dili seviyor, Instagram paylaşımlarını beğeniyor, videolarını WhatsApp’ından paylaşıyordu. Televizyon programları bir zamanlar Muhammed Ali’nin boks maçları izlenir gibi izleniyor, duymak istediğimizi söylediği, yapılmalı dediğimizi yaptığı için büyük hayranlık uyandırıyor, bizi iyi hissettiriyordu. Siyasetle ilişkisi, oy vermek veya sandık müşahitliği yapmanın ötesine geçmeyen kitleler artık mitinglerine gidiyor, mitingler görülmemiş kalabalıklarla doluyordu.

Üstelik bizim mahallenin kahramanı da öbür mahalleninkine benziyordu; annesi ve kız kardeşi baş örtülüydü, bisiklete binmek kadar traktöre de binmeyi biliyordu, Cuma namazına gidiyor, karısı ile el ele sahneye çıkıyordu. Artık halkın uyandığını, korkudan kamuoyu yoklamalarına cevap veremeseler de iktidardan sıkılmış ve bir dip dalga yaratmaya hazırlandıklarını düşünüyorduk.

Bize benzeyenlerden oluşan sosyal medya fanusumuzda aynı sesler yükseliyor ve biz bunun çok geniş bir kitle olduğunu zannediyorduk. Trend topikte TAMAM bir gecede dünya birincisi olmuştu. İlk turda olmasa bile ikinci turda kazanacağımıza inanmıştık, Cumhurbaşkanımız’ın kabinesinde hangi bakanlar görev alacak bunu konuşmanın zamanının geldiğini düşünüyorduk.

Üstelik Meclisin de çoğunluğunu ele geçirecektik, Cumhurbaşkanlığı’nı kazanamasak bile Meclis çoğunluğumuz olacaktı. Baraj altı kalmasını önlemek için HDP’ye stratejik oy vermek gerekiyordu, onu da yapacaktık. Kürtlere yapılan bu ayrımcılığa da böylelikle cevap verecektik. Hapiste olmasına rağmen HDP lideri ve sahada HDP de çok iyi bir kampanya götürmüştü, içerde ve dışarda Kürtlere yapılan operasyonlar ile artık Kürtler iktidara asla oy vermezdi.  Öte tarafta MHP’nin oyları İYİ Parti’ye gitmişti, İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı da AKP’den oy alacaktı. Bir de Saadet vardı ki, fütürist reklam kampanyası ile hepimize “vay be” dedirtmişti. Bizim mahalle genişlemiş artık yüzde ellinin üstünde bir çoğunluğa ulaşmıştı. Bu sefer kazanmaya çok yakındık.

Tek bir kuşkumuz vardı; oylarımız referandum da olduğu gibi çalınacak mıydı? Sorumlu aktif vatandaşlar olarak sandığa gitmeli ve sandığı korumalıydık. Bizim kahramanımız “Siz sandığı koruyun Yüksek Seçim Kurulu’nu bana bırakın” diyordu. Muhalefet partileri bir araya gelerek Adil Seçim Platformu’nu kurdular. Sivil toplum, sanatçılar sandığı koruma kampanyaları yaptılar. Hepimiz 24 Haziran’da yaşayacağımız başarının parçası olmak, yarın çocuklarımıza bir başarı hikayesini anlatmak istiyorduk. Tatillerimizi seçim tarihlerine göre ayarladık. 24 Haziran ve 8 Temmuz akşamları kutlamalar yapmayı planladık.

Öte tarafta kamuoyu araştırma şirketlerinin bulguları açıklandıkça kafamız karıştırsa da inanmak istemiyorduk. Reis Cumhurbaşkanlığı’nı ilk turda kazanır diyen araştırma şirketlerini yandaşlıkla, dip dalgayı görememekle itham edip kendi bulgularımızın doğruluğuna kendimizi inandırdık. Biz en iyisini biliyorduk. 6 milyon kişi Maltepe’ye gittiyse bunların çevresini de hesaba katsak al sana 20 milyon oy. Konuştuğumuz taksici, otoparkçı, evimizdeki yardımcımız eskiden Reis’e oy verenler bile artık ondan vazgeçmişti.

Oysa Öteki Mahalle’de neler yaşandığından haberimiz yoktu. Reis’in talimatıyla Milletvekili adaylarının bütün Ramazan boyunca iftardan sahura kadar sahada seçmen ile sürdürdüğü yakın markajı bilmiyorduk. İktidar belediyelerinin çalışanlarına ödemeleri gereken miktarları seçim öncesinde ikramiyesi ile ödediğini bilmiyorduk. Sadece belediye çalışanları ve onların ailelerini düşündüğümüzde dahi ne kadar büyük bir seçmen grubunun sahip olduğu ayrıcalıkları bırakmak istemeyeceğini tahmin edemiyorduk. İzlemediğimiz yandaş televizyonlarında muhalefetin nasıl şeytanlaştırıldığını görmüyorduk. İktidar partisinin bütün kamusal kaynakları kullanarak kampanya yaptığını görüyor ama etkisini tahmin edemiyorduk. Öteki Mahalle’nin kendi kahramanına olan bağlılığını, o kaybederse kendilerinin de kaybedeceklerine olan inançlarını bilmiyorduk. Duyguların, bağlılıkların, korkuların siyasi kararlarda ne kadar etkili olduğunu kestiremiyorduk. On altı yıldır kurulan parti ve lider bağlarının elli günlük bir kampanya ile değiştirmenin ne kadar zor bir iş olduğunu tahmin edemiyorduk.

Beklentimiz o kadar yüksekti ki, hayal kırıklığımız da çok yüksek oldu. Kaybetme ve çaresizlik duygusu bizi analiz yapamayacak duruma getirdi. Kahramanımız ve oy verdiğimiz partiler bize ve oyumuza sahip çıksın diye bekledik. O gece kimse ortaya çıkmadı. Yüksek Seçim Kurulu’nun önüne gidilmedi. Adil Seçim Platformu’ndan Anadolu Ajansı’nı yalanlayan bir bilgi gelmedi. Kendimizi yalnız, sahipsiz ve biraz aldatılmış hissettik. Kahramanımız ertesi gün ortaya çıktı ve yenilgiyi kabul etti.  İşte bize en çok da bu koydu.  Önce inanmak istemedik, iktidarın yine baskı ve hile yaptığına ilişkin hikayelere sığınmaya hazırdık, ama böyle bir engellemenin olmadığını da kendi ağzından duyunca tutunacak sağlam bir dalımızın kalmadığı hissi bizi daha da derin bir çaresizliğe gark etti.

Üstelik yaşadığımız bu değişim rüzgârı siyaset arenasında pek bir şey değiştirmedi. CHP yine iç hesaplaşmalara daldı, iktidar yine aynı anti demokratik uygulamalarını devam ediyor.

Meclis’te azınlıkta kalan partilerin nasıl direneceğini de kestiremiyoruz.

Şimdi daha deneyimliyiz;

Umut ile başlayan, coşku ve heyecan ile devam eden bu sürecin sonu hayal kırıklığı ile bitse de ben çok değerli bir deneyim olduğunu düşünüyorum. Siyasetçiler değişmese de biz değiştik.

Kimimiz sandıkları bekleyerek, kimimiz çağrı merkezinde çalışarak, kimimiz yaşantımızda ilk kez bir siyasi mitinge giderek, kimimiz maddi kaynak toplayarak siyasetin kenarından, köşesinden tutmayı öğrendik. Aktif vatandaş olarak kendimize olan güvenimizi pekiştirdik.

Bir gün bile olsa, seçim günü, kendi mahallemizden çıkıp öteki mahalleye gittik ve o mahalledekilerin liderine olan bağlılığını, parti disiplinini, kendi arasındaki dayanışmasını gördük.

Doğru bir aday ve kampanya ile nasıl yaratıcı olabileceğimizi gördük, memleketimizin potansiyeline olan inancımız arttı.

Şimdi daha deneyimliyiz. 2019 Mart ayında çok önemli bir yerel seçim gerçekleşecek. Bu seçimlere daha iyi hazırlanıp kazanabiliriz.

Benim önerilerim şöyle;

Öteki Mahalle ile aramıza giren kutuplaşmayı yenmek üzere iletişime girip onların güvenini kazanmamız gerekiyor. Bunu ancak bizler yapabiliriz. Öteki Mahalle’de çok güzel dünyalar keşfedebilir, bizi zenginleştirecek hikayeler dinleyerek uzun zamandır eksik kalan bir tarafımızı besleyebiliriz. “Barışacağız” söylemini o desteklediğimiz kişi Cumhurbaşkanı olmasa da bizler hayata geçirmeyi başarabiliriz.

Bizi kurtaracak bir kahraman arayışından vazgeçmeliyiz. Kendi sorumluluğumuzu bir partiye, bir politikacıya devredip kurtulacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz.

Sorunlarımız ile yüzleşecek, sağlıklı çözümler bulacak, geleceğimize sahip çıkacak olan bizleriz. Hayal ettiğimiz hikâyenin kahramanı kendimizden başkası değil. Bu özgüven ile çözümleri daha kolay bulabiliriz.

Eşitlik Adalet Kadın Platformu

Eşitlik Adalet Kadın Platformu olarak, 2019 yerel yönetim seçimlerine dayanışma ile, kadını ve genci kucaklayarak, kendimize yeni bir başarı hikayesi yazabiliriz diye düşünüyoruz.  Kadınların politikada temsilini arttırmak üzere 2019 yerel seçimlerinde kadınların belediye başkanı olması ve belediye meclislerinde yer alması yönünde İstanbul’un 39 ilçesinde örgütleneceğiz. Hedefimiz yüzde otuz kadın temsili.

Herhangi bir siyasi partiye bağlı olmayıp, bağımsız, demokratik bir örgütlenmeyi sağlayacağız.

Kendi adaylarımızı çıkarıp seçmenimize ulaşacağız. Kendi hikayemizin kahramanlarını kendimiz çıkaracağız.

Platformumuza üye olup bizden haberdar olabilir, bize destek olabilirsiniz.

Geleceğimize sahip çıkıp, birlikte değiştireceğiz.

İnanıyorum, sizlere ve kadınlara güveniyorum.

Gülseren Onanç

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu Koordinatörü ve Sözcüsü

 

 

avatar
1 Toplam yorum
0 Yorumlara verilen cevaplar
3 Takipçiler
 
En çok cevap verilen yorum
En güncel tartışma
1 Yorum yapan yazar
Zühal Zerin yeni yorum
  Kaydol  
En güncel En eski En çok oy alan
Bildir
Zühal Zerin
Ziyaretçi
Zühal Zerin

Siz beni tanimazsiniz fakat ,ben sizi bir kac gordum ve dedim ki …İste benim istedigim vekil veya belediye baskani .Şimdi düşüncelerinizi okudukça daha eminim, sizi tepe noktalarda görmek isterim başarilarinizin devamini diliyorum …sevgiler

2 Temmuz 2018