Koronayla Mücadelenin Gizli Silahı: Kadın Liderler

The Guardian yazarı Arwa Mahdawi, kadın liderlerin ülkelerinde koronavirüsle mücadelede elde ettiği başarı ve siyasette kadın olmanın anlamı üzerine yazdı: “Kadınlar nadiren erkekler kadar hata yapma lüksüne sahiptir; onların yarısı kadar ciddiye alınabilmek için bir erkekten iki kat daha iyi olması, iki kat daha fazla çalışması beklenir.”

Arwa Mahdawi

Almanya, Tayvan ve Yeni Zelanda’nın ortak noktası nedir?

Hepsi kadın liderler tarafından yönetiliyor ve hepsi de koronavirüs krizine verdikleri mücadeleyle olağanüstü bir iş çıkarıyorlar.

Eski bir hukuk profesörü olan Tsai Ing-Wen, 2016 yılında Tayvan’ın ilk kadın başkanı oldu (ABD’nin bir reality show sunucusunu başkan seçtiği yıl)  Tsai, salgına karşı hızlı ve başarılı bir savunmaya öncülük ediyor; Tayvan, Çin’e olan yakınlığına rağmen, büyük ölçüde virüsü kontrol altına aldı ve vaka sayısı 400’ün altında. Ülke hazırlığını öyle iyi yapmış ki, ABD ve 11 Avrupa ülkesine 10 milyon maske bağışlayabiliyor.

Jacinda Ardern liderliğindeki Yeni Zelanda da virüsle mücadelede dünya lideri. Ülkede şimdiye kadar sadece bir tane Covid-19 kaynaklı ölüm yaşandı. Bu kısmen küçük bir ülke olması ve coğrafyasından kaynaklanıyor: 5 milyondan az nüfusla, Yeni Zelanda New York’tan çok daha az bir nüfusa sahip. Bir ada devleti olması da ciddi bir avantaj sağlıyor. Ancak liderlik de bir faktör. Yeni Zelanda hem yaygın test uyguladı hem de Ardern krize şeffaf ve kucaklayıcı bir şekilde cevap verdi.

Almanya koronavirüsten ciddi şekilde etkilendi, ancak  ölüm oranı % 1.6  civarında yani son derece düşük. (İtalya’nın ölüm oranı %12; İspanya, Fransa ve İngiltere %10; Çin %4; ABD %3’tür.) Erken ve yaygın testler ve çok sayıda yoğun bakım yatağı dahil olmak üzere, ölüm oranın Almanya’da düşük olmasını sağlayan bir dizi faktör mevcut. Bunun yanı sıra liderliğin de önemli bir payı var. Twitter’da rastladığım bir espri durumu çok iyi özetliyor: “Almanya’da ölüm oranlarının bu kadar düşük, Amerika’da ise bu kadar yüksek olmasının nedeni, birinde başkanın kuantum kimyageri, diğerinde ise bir reality şov sunucusu olması.”

Başbakan Mette Frederiksen liderliğindeki Danimarka ve kadınlar tarafından yönetilen dört partili koalisyona başkanlık eden başbakan Sanna Marin liderliğindeki Finlandiya da koronavirüsün kontrol altına alınmasına ilişkin dikkate değer uygulamalar hayata geçiriyor.

Paralellik, nedensellik anlamına gelmez. Kadın olmanız, küresel bir salgınla mücadelenizi otomatik olarak daha iyi kılmaz. Ayrıca sizi otomatik olarak daha iyi bir lider de yapmaz; hatta bu tür düşünceler, kadınların doğuştan daha şefkatli ve işbirlikçi olduklarına dair cinsiyetçi ve işe yaramaz fikirleri güçlendirir.

“Kadınlar her zaman daha iyi olmalıdır”

Ancak, kadınların lider olabilmek için genellikle daha iyi olmaları gerektiği doğru bir tespittir; kadınlar erkeklerden çok daha yüksek standartlara tabi tutulurlar. Kadınlar nadiren erkekler kadar hata yapma lüksüne sahiptir; onların yarısı kadar ciddiye alınabilmek için bir erkekten iki kat daha iyi olmalı, iki kat daha fazla çalışmalıdır. Birkaç istisna dışında, üst düzey pozisyonlar için gereğinden fazla kalifiye olmanız beklenir.

Nitelik konusu, Donald Trump söz konusu olduğunda tartışılabilecek bir şey değil. Amerika’nın koronavirüs krizine yanıtı tartışmasız dünyadaki en kötü örnek, ancak İngiltere de mansiyon ödülünü göğüsleyecek gibi görünüyor. Trump yönetimi uzmanlık yerine, egoyu ön planda tuttukları bir liderlik sergiledi. Binlerce Amerikalı ölürken, Trump televizyondaki izlenme oranları ile ilgili tweet atıyor. İşbirliği yapmak yerine, Trump basın mensupları ve valilerle çatışıyor. Hillary Clinton’ın hedef tahtasına oturtulmadan herhangi bir krize bu şekilde yanıt verdiğini hayal etmek zor. Bu durum şu soruyu gündeme getiriyor: Acaba bazı erkekler lider olmak için fazla mı duygusal?

Orijinali Guardian’da yer alan bu makale, kısaltılarak Türkçeleştirilmiştir.

avatar
  Kaydol  
Bildir
13 Nisan 2020