Kur-an’ı Kerim’i Türkçeye Çeviren İlk Kadın: Ayşa Zeynep Abdullah

Türkiye’de ilk defa bir kadın, İslamiyet’in kutsal kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i Türkçeye çevirdi. “İndirilme Sırasına Göre Yüce Kur-an’ı Kerim ve Meali” adlı eser, Ayşa Zeynep Abdullah imzasıyla, Hermes Yayınları’ndan çıktı. Ayşa Zeyneb Abdullah ile Medyascope’tan Büşra Cebeci görüştü.

Büşra Cebeci

Ayşa Zeynep Abdullah, 45 yaşında ve iki çocuk annesi. Abdullah, ilk olarak ilahiyatçı olan babasının eğitiminden geçiyor ve kendini neredeyse çocukluğundan beri İslam dinini öğrenip araştırmaya adadığını söylüyor.

Ayşa Zeyneb Abdullah, yazarın gerçek ismi değil, mahlası. Bir kadının Kur’an meali yazması İslam dünyası açısından uzun zamandır tartışmalı bir konu. Abdullah’ın ailesi de Kur’an’ı çevirmesi ve basmasına karşı çıktı. Kitabın basılmış olduğundan halen habersizler.

Abdullah, bu meali hazırlama sürecini şöyle anlatıyor:

“Yeni nesil de benim gibi, hatta benden daha fazla sorguluyor. Dini bir çevrede, din öğreticisi bir baba ile büyüdüm ve 17-18 yaşımdan beri sürekli sorular soruyorum. Çoğu soruma ya cevap alamıyorum ya da mantıksız, ikna edici olmayan cevaplar alıyorum. Çoğunlukla sorduğum her soruya, “Allah öyle istiyor çünkü” cevabı aldım. Şimdi gençlere bakıyorum, sorguluyorlar ve hatta benden de fazla sorguluyorlar. O zaman bu insanlara bir şeylerin anlatılması lazım’ diye düşündüm. 20 yıl boyunca herkese bildiğim ne varsa anlattım ve ‘İlmin de zekatı vardır’ diyerek bunları kendime saklamadım, bir kadın olarak Kur’an’ı çevirmeye karar verdim. Şimdi bana kimse ‘Bunu ne hakla, ne vasıfla çevirdin’ diyemez. Tefsirin babası olarak bilinen Abdullah Ebu Abbas hangi birikim ile tefsir yazdıysa ben de o şekilde bu meali hazırladım. Burası demokratik bir ülke ve ben de bu hakka sahibim.’”

“Nedense erkekler kadının yerini bile kendileri tayin ediyorlar”

Abdullah’a kadınların Kur’an’ı çevirmesine dair örneklerin azlığından hatta Türkiye’de böyle bir çalışmanın şimdiye dek olmamasından bahsediyorum ve bunun İslam’da kadının konumunu etkileyip etkilemediğini soruyorum. Abdullah, “Kadınların içinde bulunduğu içinde bulunduğu her şey daha güzel gidiyor fakat nedense erkekler kadının yerini bile kendileri tayin ediyor. Mealler ve neredeyse dini tüm metinler erkekler tarafından yazıldığı için kadınların ve haklarının üstü örtülüyor” diyor.

İslam ilmihallerinin bile erkekler tarafından üretildiğini söyleyen Abdullah, kadınlarla ilgili her konuyu yine erkeklerin yorumlamaya çalıştığını, bunun çok sorunlu olduğunu şöyle anlatıyor:

“Dikkat edin tüm dini kitaplarda kadınları bile sadece erkekler anlatıyor. Paradoksal şeyleri açıklayamıyorlar. Örneğin, kadının adet döneminde cami ve mescitlere girmemesi gerektiğini söylüyorlar, Hac veya umrede iken kadınlar sadece Kabe’yi tavaf edemiyor. Kadını adetli iken ‘pis’ olarak görüyorlar, halbuki dünyanın en doğal şeyi bu.”

“Bir kitabı yazıldığı sırayla mı okumak istersiniz yoksa anlam bütünlüğü olmadan, aradan aradan seçip mi okursunuz?

Abdullah’ın ailesinin, özellikle çocuklarının tepki göstermesinin sebebi Abdullah’ın bu kitabı bilinen Kur’an çevirilerinin aksine ayetlerin iniş sırasına göre hazırlamış olması.

Kur’an’daki ayetlerin, Hz. Muhammed’in aktardığı sıralamayla bugüne aktarılmamış olması uzun zamandır İslami camiada tartışma konusu.

Hz. Muhammed’in ölümünün ardından Halife Ebu Bekir ve Halife Ömer, Hz. Muhammed’in aktardığı ayet sıralamasına bağlı kalırken, Halife Osman bu sıralamayı değiştirerek Kuran’ı çoğaltmıştı. Yazar Abdullah da bu sıralamanın değişmiş olmasının Kuran’ın anlam bütünlüğünü olumsuz anlamda etkilediğini düşünüyor:

“Bir kitabı yazılan sıra ile mi okumak istersiniz yoksa olay sıralamasının değiştirildiği şekilde, aradan aradan seçerek mi okursunuz? Cesurca konuşmak gerekirse bu sıralamanın değişmesinin hiçbir anlamı yok.

Bakın ayetler Mekke’de inen sureler ile Medine’de inen sureler olarak ikiye ayrılıyor. Mekke’de inen ayetlerde daha çok İslamiyet’i, nasıl bir insan olunması gerektiğini, toplumda nasıl yaşanması gerektiğini, insan ilişkilerini, iman edenlerle etmeyenler arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiği ve bu anlaşmaların nasıl yapılması gerektiğini görüyoruz. Yani toplumda yaşamanın kural ve kaideleri görülüyor.

‘Mekkî’ dediğimiz bu sureler, ilkokul, ortaokul ve lise gibi, yani nöğretim ayetleri. Yani Mekke’de inen ayetler daha öğretici bir nitelik taşıyor. Medine’de inen ayetler ise öğrenilenin uygulanması. Örneğin yapılan anlaşmalara uyulup uyulmaması halinde ne yapılacağı anlatılıyor. Yani bir anlaşma yaptınız, karşı taraf hile yaptı, ‘hakların neler’, ‘ne yapabilirsin’ gibi konulardan bahsediyor. Ama şimdi Fatiha sûresinden hemen sonra Bakara sûresini koyduğunuzda direkt savaş ayetleri ile karşılaşıyorsunuz. Bir insandan öğretmediğiniz bir şeyi yapmayı isteyebilir misiniz?

Bir şeyi öğretmeden uygulanışını, cezasını, ödülünü nasıl anlatabilirsiniz? Peygambere inen sure “Alak”, ilk emir ‘İkra’ yani ‘Oku’ iken bizim Kur’an’da karşımıza çıkanlar ise savaş ayetleri. Bu mantıklı mı?”

Abdullah, Müslüman camiadaki en büyük sorununun Kur’an’ı okumamak ve anlamamak olduğunu söylüyor. Kur’an okumanın ahenkli, makamlı okumasına özen gösterildiğini fakat anlamına o özenin gösterilmediğini belirtiyor. Bunun sonuçlarını da şu şekilde açıklıyor:

“Savaşlara baktığınızda, savaşlar hep İslam coğrafyasında. Dindar olduğunu söyleyen insanlara bakıyorsunuz, evet namaz kılıyorlar ama neden kıldıklarını bilmiyorlar, halbuki namaz yaratıcıyla iletişime geçmektir, bir bağ kurmaktır. Şimdi bakıyorsunuz, hile, yalan, faiz aklınıza gelebilecek birçok günahı işleyebilen Müslüman’larla karşılaşıyorsunuz. Bu ibadetin amacını bilmemek, Kur’an’ı anlayarak okumamak ve hayata geçirmemekle ilgili.”

“Kadını eve kapatarak hayatı yarım bırakıyorlar”

Abdullah, hazırladığı bu çalışmayı Kur’an meallerini basan hiçbir yayınevinin basmayacağını düşünerek başka yayınevleri ile görüşmeler başlıyor ve çalışmanın tüm masraflarını da kendisi karşılıyor. Aile ve çevresinden gizli bir şekilde bu mealini basıma veren Abdullah, “Başkalarından korktuğum için değil ailem yüzünden mahlas kullandım. Yazma sürecimi biliyorlar, baskı sürecine hazırladığımda okumalarını istedim. Benim düşüncelerimi kabul etmiyorlar. Beni ve kendilerini daha radikal çevrelerin verebileceği zarardan korumaya çalışıyorlar. Bunun sebebi evet, bir noktada kadın olarak bunu yapmam, eşimin bu minvalde bir yorumu olmuştu ama asıl tepki göstermelerinin sebebi bu çeviriyi ayetlerin iniş sıralamasına göre yapmış olma. Benim idealim buydu ve bundan onlar istemeseler bile vazgeçecek değildim” diyor.

Abdullah, Kur’an’ın Arapça metnini, piyasada bulunan tüm mealleri ve Arapça metinden anladığı anlamı karşılaştırıyor ve bu şekilde bu meal çalışmasına başlıyor.

Yalın bir Türkçe ile yazdığını söyleyen Abdullah için önemli olan, Türkçe bilen herkesin Kur’an’ı doğru biçimde anlaması. Bu sebepten Abdullah, “ayet” kelimesi yerine “işaret”, “kıyamet” kelimesi yerine “kalkış” kelimesini kullanmış.

Abdullah’a bu karşılaştırmalar sonucunda ya da ayet sıralaması değiştiğinde neyin farklı olduğunu soruyorum. Abdullah, çalışmayı bitirdiğinde herhangi bir yanlışlığa mahal vermemek adına defalarca bu meali okuduğunu ve bu sıralamayla birlikte Kur’an’ı çok daha verimli okuduğunu söylüyor. Öte yandan Abdullah, çokça tartışılan ayetlerin üzerinde de durduğunu söylüyor:

“Örneğin ‘Hanımlarınız sizin sözünüzü dinlemediği zaman yataklarınızı ayırınız, dinlemiyorlarsa hafifçe dövünüz’ en çok tartışmaya sebep olan ayetlerden biri. Bir defa Peygamberimiz, Veda Hutbesi’nde ‘Kimsenin kimseye üstünlüğü yok’ diyor. O zaman bu ayet ile çelişiyor bu söz. İkincisi burada dövmekten bahsedilmiyor, ‘Yollarınızı ayırın’ deniyor ki bu, sadece erkeğe verilen bir hak değil, ben de erkeği ikaz edebilirim. Var olan haklar kadın için de erkek için de aynıdır. Örneğin, zina eden bir kadın ile erkeğin cezası aynıdır, birinin cezası diğerinden daha ağır veya hafif değildir. Allah Kur’an’da Müslümanlar’a seslenirken ayrım yapmıyor, o halde bu ayetin bu çevirisi ayrım olmuyor mu?”

Cahiliye dönemi, kadın ikinci sınıf insan konumunda olması sebebiyle Cahiliye Dönemi’dir”

Abdullah Kur’an’da ve İslam tarihinde sıkça adı geçen “Cahiliye Dönemi” ile ilgili de şunları söylüyor:

“Bahsi geçen dönemde Arabistan Yarımadası’nda şiir, edebiyat çok gelişmişti. O dönemin Cahiliye Dönemi olarak anılması kadının değersizliği ve ikinci sınıf insan konumunda olmasıydı. Kur’an özünde bunu engellemeye çalıştı ve geçmiş dönemi de cahiliye dönemi olarak adlandırdı. Örneğin sıkça bahsedilir, ‘Kur’an’da dört kadınla evlenebilirsiniz’ diyor. Halbuki bu bir sınırlama ve devamında şu deniyor, ‘Ama bilirsiniz ki sizin için tekeşlilikte hayır vardır.’ Ayetlerin başını sonunu kesip kuş gibi bırakıyorlar. Dönem açısından bakarsak, o dönem bu sayıyı dörde düşürmek bile çok büyük bir şey. Üstelik erkek kadının üstüne evelenebilir gibi bir anlam yok burada. Erkeğin bunu eşine danışması gerekiyor.”

Abdullah, kadın ve erkeğin beynin iki farklı yanını temsil ettiğini söylüyor ve kadını eve kapatmanın, kadına yalnızca çocuklara bakmak gibi roller biçmenin hayatı yarım bıraktığına inanıyor, “Örneğin, erkeğin olduğu hayatta savaş var fakat kadın birçok meseleyi savaşsız bir şekilde çözebilir” diyor. Abdullah, düşünen, sorgulayan, erkek hegemonyasına başkaldıran kadınların her yerde olması gerektiğini, erkeklerin yazdığı, yorumladığı dini metinlerin kadınları sindirmeye çalıştığını söylüyor ve “Her şey aşama aşama ilerler. Şimdi böyle bir meal vardır, yarın bir gün başka bir kadın başka bir şey yapar. Ama kadınların cesur ve her yerde olması gerekiyor” diyor ve ekliyor:

“Biz Allah’ın dediği gibi, doğru yolda gidenleriz.”

Kaynak: Medyascope

avatar
  Kaydol  
Bildir
17 Ekim 2019