Müzik, Kadın Olmak ve Yaşlılık Üzerine: Madonna’nın 60 Yılı

Geçtiğimiz yıl 60 yaşına basan pop müziğin kraliçesi Madonna, New York Times’dan Vanessa Grigoriadis’e, uzun yıllar başarıyla sürdürdüğü müzik kariyerinin geldiği noktayı, bir yandan kadına dair cinsiyet kalıplarını yıkan bir yandan da feminist eleştirilerin hedefi olan müziğinin anlam dünyasını, anne olmak ve yaşlanmakla ilgili düşüncelerini anlattı.

Fotoğraf: New York Times

Vanessa Grigoriadis

Mayıs ayında Las Vegas’taki Billboard Müzik Ödülleri’nden önceki gece Madonna, MGM Grand otelinin yanındaki arenada yerini almıştı. Birkaç metre ötede sahnede duran dublörü, daha gençti ve Asyalı birine benziyordu, ancak Madonna’nın şu anki saç stilinde benzer, 30’ların sinema yıldızlarına has kıvrımlı sarışın dalgaları olan bir peruk takmış, dantel mini bir elbise giymişti. Sahne tasarımcısı, “Her zaman peruk takan kişiyi görmek istiyor,” dedi. Ve bir karar verdiğinde asla değiştirmeyeceğini de ekledi: “Madonna 10 seçeneği de görmek istiyor, ancak bir tanesine karar verdiğinde, hiç değişmiyor.”

Madonna, Madonna’nın her şeyi mükemmel yaptığından emin olmak için Madonna’yı gözlemliyordu. Sokak lambaları ve çinili bir barı olan bir caddenin canlandırıldığı sahnede, dublör hareketlerini yaptı ve Madonna’nın söyleyeceği Latin esintili meşhur “Medellín” şarkısı için yumruğunu bir mikrofon tutuyormuş gibi ağzına götürdü. Madonna televizyona bakarak şovda kullanılacak artırılmış gerçeklik provasını değerlendirdi. Şov esnasında biri akordeon çalan, diğeri gelin gibi giyinmiş dört sanal Madonna, bir anda ortaya çıkacaktı. Etraftaki çocuklardan birkaçı başlarını öne eğip “Dijital anahtar nerede?” veya “Alfa kanalına ihtiyacım var” gibi şifreli şeyler söylediler.

Madonna sahneye coşkuyla atlamadan önce tüm sahte Madonnalar, şarkıyı birkaç kez çalıştı. 60 yaşındaki seks bombası ise, biyonik bir insandan çok daha fazlasıydı, sol gözünün üzerine Swarovski kristalleriyle kaplı bir bant takmıştı (nedenini sorduğumda, “Moda olduğu için hayatım,” dedi). Fakat Madonna’ya göre bir şeyler eksikti ve bir dahaki sefere masanın üzerinde durduğu kısmı değiştirerek, bacaklarını “kelebek” denilen bir hareketle döne döne sallamaya başladı. Üçüncü provada kendinden geçmiş gibiydi. Koreograf Megan Lawson, siyah bolero şapkasının altından “Gülümsemesini görmek çok güzel ve onun içten gelen bir gülümseme olması” dedi.

Madonna’nın da içinde olduğu pop müzik dünyası, son birkaç yıl içinde yeni yollara saparak şaşırtıcı derecede genişledi, ve bugün bu şarkıdaki titiz performansı neredeyse çok zarif kalıyor (“Medellín” bir Madonna şarkısı için düşük tempoluydu). Gençler her zaman pop müziğe hükmetti, ama ABD’deki yeni çıkan şarkıların çoğu internet üzerinden dinleniyor ve bir şarkının kaç kişi tarafından dinlendiği değil de, bir şarkının kaç kez dinlendiği daha fazla önemseniyor artık. Ve çocukların yetişkinlere göre internet üzerinden müzik dinlemek için daha çok zamanı var.

(…)

Kuliste, Madonna BTS ile samimi bir fotoğraf için poz verdi; daha sonra, insanlar Twitter’daki fotoğrafın altına “EFSANE EFSANELERLE BULUŞTU” gibi yorumlar yaptılar. 20 kişilik K-pop grubunun, sadece tarihin en başarılı ve en çok kazanan kadın müzisyeni olmakla kalmayıp pop kültürü tamamıyla değiştiren Madonna’yla aynı statüde olduğuna inanan insanlar olduğunu fark edince kusacak gibi oldum.

Çoğunlukla kadın ve eşcinsel erkek akranlarım arasında hala hayranlık duyulan biri Madonna. Ondan her zaman ilham almış modacı arkadaşlarım yeni şapkalarından hala hoşlanıyor ama mücevherlerini ve göz bandını sevmiyor örneğin. Eski punk arkadaşlarım, “Madonna çok sert bir kadın, Menopoz hakkında ne düşündüğünü bilmek istiyorum. New York’ta ona ihtiyacımız var, ” diyor.

Genç neslin, Madonna’nın nasıl ülke genelinde öncü kadınlık modeli haline gelen, son derece otobiyografik, aşırı güçlü ve cinselliği ön plana çıkaran  bir kadın pop yıldızı kültürü yarattığını anlamaması üzüntü verici. Madonna olmadan, Britney Spears, Lady Gaga ve hatta Janelle Monae olamazdı. Canlandırdığı her kadın – dindar, bakire, baskın, dans kraliçesi, anne, yoga yapan anne, evlat edinen anne ve şimdi de kendisinden iki nesil sonra gelen genç sanatçılar arasında kendine yer bulan 60 yaşında bir kadın – geleneksel kadınlığın eğlenceli temsilleriydi. Çoğumuzun haberdar olmadığı bir geleceği gösterdi bize.

Madonna 6 çocuğu olan bekar bir anne. Birkaç yıldır Londra’dan çok Portekiz’in Sintra kasabasında günlerini geçiriyor. 13 yaşındaki oğlu David Banda burada futbol akademisine gidiyor ve belki de bugün dünyanın en çok dünya turu yapan annesi o. 2015’te, diğerlerinden daha az satan, son albümü “Rebel Heart”ın çıkışını atlatamadığını söylüyor. Şarkılar, albümün yayınlanmasından birkaç ay önce, daha tam bitmemişken, internete sızdırılmıştı. “Ne kadar yıkıldığımı açıklayacak hiçbir kelime yok” diyor. “İyileşmek biraz zaman aldı ve ağzımda öyle kötü bir tat bıraktı ki, bir süre gerçekten müzikle ilgilenmedim. Tecavüze uğramış gibi hissettim.” Bugünlerde kadınların bu kelimeyi mecazi olarak kullanmamaya çalıştıklarını söylemek için doğru bir zaman olmadığını hissettim.

Fotoğraf: New York Times

(…)

Çoğu insana göre, Madonna’nın herkesten daha ünlü olmasının nedeni bunun için can atmasıydı. Onu diğerlerinden ayıran şey, sürekli doyurulması gereken hırsıydı. Ve yıllar geçtikçe, “dünyaya hükmetmek istiyorum” ifadeleri bu teoriyi destekledi. Bugün ise ününü şöyle açıklıyor Madonna: “Her şeyden önce, geçinmem gerekiyordu. Beş parasız olmaktan yorulmuştum. Bir de tek istediğim radyoda bir şarkımın çalmasıydı. Tüm dua ettiğim buydu. Bir şarkı.” Portekiz’de, herşeyi göze alan o tutkulu genç kız gibi hissetmiyordu, geçmişte olduğundan daha az kırılgandı, eskisi gibi eğlenceli, sosyal, farklı etkilere açık değildi. “Lower East Side’da yaşarken çok konsere gitmedim, Debbie Harry, Chrissie Hynde, Talking Heads ve David Bowie’yi biliyordum ama herhangi biri olmak, belli bir şekilde duyulmak ya da görünmek için üzerimde bir baskı yoktu,” diye anıyor o günleri. “Bu önemli bir şey, çünkü hiçbir etki olmadan bir sanatçı olarak gelişmemi ve saf kalmamı sağladı. Şimdi yapmaya çalıştığım şey o kızı hatırlamak.”

(…)

Madonna’yı ilk 11 yaşındayken duydum. O güne kadar kadın olmakla ilgili öğrendiklerimin tam tersiydi. Şehvetli ve eğlenceli biriydi ve külotlu çorabını fiyonk yaparak saçına takışını çok severdim. Daha dişil bir Cyndi Lauper,  New York cesaretine sahip Duran Duran’dı o.

Birdenbire herkes ona benzemeye başladı – herkes onun gibi olmak istiyordu. Arkadaşlarım ve ben, ne anlama geldiğini bilmeden “Like A Virgin” şarkısını söyleyen bakirelerdik. 1985 yılında Madison Square Garden’daki konserlerinden birinde, kendini beyaz bir gelinlik tülüne sardı ve yüzlerce balon tavandan düşmeden önce mikrofona “İçimdeyken çok iyi hissediyorum” diye fısıldadı.  Kızlar Janis Joplin için aynı şeyi hissetmiyorlardı – onun gibi olmak için istekli olabilirlerdi, ama Elvis’miş gibi çığlık atmıyorlardı.

Madonna, başlangıçta küçük kızların hayranı olmasını istememiş olabilir, ancak Billboard Ödülleri’nde yer alan sanatçılar gibi şovun gereklerini yerine getiriyor gibi görünüyordu. Bir yandan da “Papa Don’t Preach” şarkısıyla küçük kızları yozlaştırmak ya da genç yaşta hamileliği teşvik etmekle ilgili çok fazla eleştiri aldı.

Madonna’ya o konserde olduğumu söylediğimde, o zaman kaç yaşında olduğumu bilmek istedi ve “Vay, çok gençmişsin,” dedi. Sessizlik oldu, ben de insanların benim gibi anılarını anlattığında nasıl hissettiğini sordum. Gurur mu duyuyordu? Ya da aynı şeyi milyonlarca kez duyduğu için hiç etkilenmiyor muydu? “Duruma göre değişiyor,” dedi, “Kadın olarak uyanışının bir parçası olduğumu duyduğuma sevindim. Bu harika bir şey. ” Şimdi o günleri düşündüğünde konserinin çığır açtığını düşünmüyor. “Yani, göbek deliğim görünüyordu, ama geri dönüp baktığımda, skandal yaratan bir konser olarak görmüyorum.”

İlk tepkisi yarattığı etkiyi küçümsemek oldu, ama kısa sürede yorumunu tersine çevirdi. “O kadın korkusuzca kendini ifade ediyor ve hepinizi bağımsız olmaya, zihninizi konuşmaya, cinselliğinizi utanmadan özgürce ifade etmeye, erkeklerin sizi nesneleştirmesine karşı çıkmaya, sizin kendinizi nesneleştirmenize teşvik ediyor,” diyor. “Bütün bunlar yürümemiz gereken doğal bir yol gibi görünüyordu. Ve garip bir şekilde, birçok feminist beni bunun için eleştirdi, onlardan destek görmedim. Bir kadın olarak kendinizi güçlendirmek için cinselliğin kullanılamayacağını düşündüler, bence bu saçma, çünkü cinselliğim benim kimliğimin bir parçası, bir kadın ve bir insan olarak bir parçam. Ayrca bu benim tek silahım, bahsettiğim tek şey değildi. ”

(…)

Fotoğraf: New York Times

Yaşlanmakla ilgili konuştuğumuzda, konuyu bana çevirince şaşırdım. “Bence yaşlanmakla ilgili çok fazla düşünüyorsun,” dedi. “Bence yaş hakkında  düşünmeyi bırakmalısın. Düşünmeyi bırak, sadece hayatını yaşa ve toplumun seni yaşınla ilgili ne hissetmen ya da ne yapman gerektiğinle ilgili etkilemesine izin verme.” Ona bunu yapmanın zor olduğunu söyledim, hak verdi. “Biz kadınlar olarak ötekileştirilmiş bir grubuz. Ve bunun zor olması, onunla savaşmayı bırakacağımız, meydan okumayacağımız ya da göz ardı edilmeye, sınırlandırılmaya ya da etiketlenmeye karşı çıkmayacağımız anlamına gelmiyor.” Bir abla gibi yaşlılık endişelerim hakkında benimle konuşmak isteyeceğini düşündüğüm için kendimi aptal gibi hissettim. O bir ikondu, omzunda ağlayacağım biri değil.

(…)

Biraz dramatik gelebilir ama Madonna’yı diğerlerinden ayıran şeyin ne olduğunu anladım: Kariyeri sadece hırs ya da başarısını katlamakla ilgili değildi. Bu, uzun bir anlam yaratma, sanatıyla kendisini anlama süreciydi. Artık bize eskisi kadar kendinden bahsetmiyor. Fakat Madonna bize her zaman bir hikaye anlatıyor, bu bazen genç kadınların güçlendirilmesiyle ilgili, bazen de bir dans pistinde ya da anne olarak yeniden doğmasıyla ilgili olabiliyor.

Birçoğumuz yaşlandıkça, hayatımızın yapboz parçalarını bir arada tutamayacağımızı fark ettik ve bununla barıştık. Madonna, kendisi hakkında giderek daha fazla şey keşfetmek için geçmişe ulaşmaya devam etti. Tek bir gerçek yoktu, yalnızca kendi anlayışınızın derinleşmesi vardı. Bir noktada bana dedi ki: “Gerçek nedir? 18 yaşındayken gerçeğin, 28 yaşındayken ya da 38 yaşındayken gerçeğin olmayacak. Hayat siyah beyaz değil, gridir ve bir zaman kendinizi çok güçlü hissedecek ve çok güçlü bir şeye inanacaksınız ve belki de beş yıl içinde aynısını hissetmeyeceksiniz.”

Yazı, New York Times’da yayımlanan makaleden derlenerek Türkçeye çevrilmiştir.

avatar
  Kaydol  
Bildir
10 Haziran 2019