Naomi Klein: İklim Krizini “Diktatörerkekler” Sürdürüyor

Yazar ve aktivist Naomi Klein, dünyadaki güçlü liderlerin davranışlarının iklim krizini şiddetlendirdiği ve dünyaya nefret yaydığı konusunda uyarıda bulunuyor: “Bunlar gerçekten de küresel çapta kundakçı; memnun mesut, meşalelerle yerküreyi tutuşturmakta kararlılar.”

Gezegeni iklim tehdidi altında olarak tanımlayan Klein, Now This News için hazırladığı videoda, ABD Başkanı Donald Trump, Filipinler Cumhurbaşkanı Rodrigo Duterte ve Brezilya Cumhurbaşkanı Jair Bolsonaro gibi liderleri hedef alarak iklim krizini reddettikleri ve faşizmi körükledikleri için onları eleştiriyor.

“Dünyanın hemen her ülkesinde, en üst makamlardaki güçlü adamlar, ateşi söndürmeyi reddettikleri gibi, yangını körüklüyor; bunlar gerçekten de küresel çapta kundakçı; memnun mesut, meşalelerle yerküreyi tutuşturmakta kararlılar” diyor Klein.

Semra Somersan’ın Açık Radyo için çevirdiği Naomi Klein’in konuşma metni:

İşte, bizler, iklim hareketinde, genellikle evlerimizin yandığından söz ederiz. Dünyanın hemen her yerinde iklimin yarattığı çöküntüyü görüyoruz. Ama aynı zamanda başka bir tür yangın da görüyoruz: Bu da bazı politikacıların, özellikle de diktatör tipli politikacıların, bu güvensizliği kullanarak yaydığı nefret. Ve bu nefret yangınları bir ülkeden diğerine hızla yayılıyor.

Bir yıl önce Hükümetlerarası İklim Paneli’nin hazırladığı can alıcı raporda, dünya sıcaklık artışı düzeyini 1.5 derece santigradın altında tutmak gerektiği önemle vurgulanmıştı. Ve bilimciler paneli, eğer bunu yapmak istiyorsak, küresel çapta karbon emisyonlarını (salımlarını) on iki yıl içinde yüzde 45 oranında azaltmak zorunda olduğumuzu söylemişti. Üstelik ABD gibi zengin ülkelerde bunu çok daha çabuk gerçekleştirmemiz şart. 12 yıl deniyordu, ama tabii bu geçen yıldı. Şimdi sadece 11 yılımız var.

Panel ayrıca mevcut teknoloji ile bu amaca ulaşmanın mümkün olduğunu belirtmiş, ama bunu yapmak için –raporun kendisinden alıntılayarak söylüyorum– toplumun her alanının bugüne kadar görülmemiş düzeyde dönüştürülüp değiştirilmesinin şart olduğunu eklemişti.

Tabii ki böyle bir dönüşüm zor ve bunu gerçekleştirmek için önümüzde çok çok dar bir fırsat penceresi var. Gel gör ki aynı zamanda, dünyanın hemen her ülkesinde, en üst makamlardaki güçlü adamlar, ateşi söndürmeyi reddettikleri gibi, yangını körüklüyor; bunlar gerçekten de küresel çapta kundakçı; memnun mesut, meşalelerle yerküreyi tutuşturmakta kararlılar.

Bunlar arasında, tabii ki, tüm çevre kanunlarını iptal etmeye çalışan Trump var. Kamusal arazilerin hafriyata, denizlerin sınırsız sondaja açılmasına ruhsat veriyor; Greta’yı Twitter’da trolluyor, Grönland’a göz süzüyor; çünkü iklim değişikliği yüzünden buzların erimesiyle orada toprağın altından fosil yakıtlar çıkacak.

Ama sadece Trump da değil. Jair Bolsonaro da var – o da bir yandan Yerlilerin haklarını geri almaya, diğer taraftan da Amazonlarda sınırsız maden çıkarılmasına, sığır çiftlikleri açılmasına ve soya ekilmesine izin veriyor: Üstelik bütün bunlar nedeniyle Amazonlarda söndürülemeyen bir yangın çıkınca Birleşmiş Milletler’e “Aslında Amazonlar’da yangın filan yok” diyerek yalan söylüyor.

Peş peşe çok çeşitli ülkelerde Bolsonaro’ya benzer liderler görüyoruz. Avustralya’ya bakın mesela: Orada da Scott Morrison var. Morrison, geçenlerde elinde koca bir kömür parçası ile Avustralya Parlamentosu’na geldi ve milletvekillerine, “Bu insanlık için iyidir” diyerek ülkedeki en büyük kömür madeninin kazılmasına ruhsat çıkarttı.

Sadece bu üçü de değil; benzer tipleri pek çok ülkede görüyoruz. Mesela Hindistan’da Narendra Modi var, Filipinler’de de Rodrigo Duterte.

Bütün bu “diktatörerkeklerin” reçetesi çok belli: Çok iyi tanımlanmış bir iç grupları var; yani ülkelerinin gerçek vatandaşı olan hali vakti yerinde ve “güçlüadam” tarafından korunan yurttaşlar; bir de kıyıda-köşede-sınırda-dışarıda kalan gruplar mevcut: caniler, sabıkalılar, gayri-meşru kişiler, uyuşturucu tacirleri, teröristler, illetliler, insanı korkutan kişiler, istilacılar…

Sonuç olarak elimizde iki tane yangın var: Bir yanda iklim yıkımının yarattığı gerçek yangınlar, fırtınalar, kuraklıklar, seller… Ama öte yanda da, siyasi yangınlar var: Nefret-öfke yangınları. Ki bunlar da, artık kontrolden çıkmakta, bir ülkeden öbürüne sıçrıyor.

Dolayısıyla bu “diktatörerkeklerin” tüm dünyada iktidara gelmesi hiç de şaşırtıcı değil, çünkü her yerde o derin huzursuzluk, rahatsızlık ve kıtlık duygularına hitap ediyorlar. Bu kişiler aynı zamanda ekolojik olarak çok güvensiz olduğumuz bir ânı da sömürüyorlar: Trump ve Bolsonaro’nun bildikleri tek şey, yani onların tek gerçek becerileri, başkalarının korkularından kendilerine yarar sağlamak. Bunu çok iyi kavramışlar. Ve böylelikle nefretleri kışkırtıyor, umutsuzluğu silaha dönüştürüp, seçim kampanyalarını duvarlar inşa etmek ve yaklaşan istilaları engellemek üzerine kuruyorlar. Her şeyden çok da kendi iç gruplarına, bu çılgın güvensizlik çağında nihayet bunlar sayesinde güvende olacakları ve çivisi çıkmış bu dünyada her şeyi nihayet kontrol altına alabilecekleri algısını pazarlıyorlar.

Ve tabii ki bütün bu bölünmeler bu siyasetçilerin ellerini-kollarını, asıl amaçlarına ulaşma, yani Amazonlardan Kutuplara gezegen üzerindeki son korunmuş alanları talan etme konusunda serbest bırakıyor: tabii bu talan ister istemez küresel çapta yangınlara sebep oluyor. Yangınlar, silahlı çatışmaların şiddetini arttırıyor, çatışmalar göçlere neden oluyor, ki göçler de nefret ateşlerini körüklemekte kullanılıyor.

Çevirinin devamını buradan okuyabilirsiniz.

avatar
  Kaydol  
Bildir
18 Aralık 2019