Özlem Akcan Yazdı: “Topla Saçlarını Rapunzel, Deyyus Merdivenleri Kullansın!”

Kırmızı Kedi Çocuk’un yayın yönetmeni Özlem Akcan, ArtDog Dergisi’nde, feminist mücadele sonucunda yeniden yazılarak cinsiyetçi kalıplara meydan okuyan çocuk edebiyatı üzerine yazdı.

Özlem Akcan

Dünyaya geldiğimiz ilk an, kundaktan önce, toplumsal cinsiyet rollerini geçiriyorlar üzerimize. Mavi ve pembelere ayrılmış kıyafetler, “nazlı kızım” ve “paşa oğlum”lar, silahlar ve bebekler… Ataerkil yapının temelini oluşturan bu roller, kültürel kodlar, alışkanlıklar, söylenceler ve davranış kalıplarıyla pekiştiriliyor. Yani demem o ki, “Aslan oğlum, göster amcana pipini”den “O saatte orada ne işi varmış”a uzanan yol, sanıldığı kadar uzun değil. Ve elbette, çocuk kitapları da egemen kültüre dâhil.

Klasik masallar aracılığıyla nasıl uyutulduğumuzu anlamamız yıllarımızı aldı. Kuşaklar, asla gelmeyecek prensini bekleyerek, biraz daha mücadeleci olanı kurbağaları öpüp prens yaratmaya çalışarak, kapatıldığı kuleden bir kahramanın onu kurtarmasını bekleyerek, saçına tırmanana kahramanlık payesi vererek bir ömür harcadı.

Masallarla uyutulan kadınlar, feminist mücadelenin edebiyat okumaları sayesinde uyandı. Masallar da yapıbozumcu teknikle yeniden yazıldı. Prensesler Uslu Durmaz, Kül Prensi, Pamuk Prenses ve 7 Kurbağa gibi kitaplar peşi sıra yayımlandı. 8 Mart’larda, “Külkedisi Külkedisi, hayat 12’de başlıyor, bi’ tanesi!”, “Topla saçlarını Rapunzel, deyyus merdivenleri kullansın!” ve “12’den sonra büyü bozulmaz!” pankartlarını boşuna hazırlanmadı.

Kız kitapları

Astrid Lindgren’in 1945’te yayımlanan ve daha sonra seriye dönüşen, şimdilerde yeniden ilgi gören Uzunçorap Pippi’si de çağdaş çocuk edebiyatının toplumsal rollere karşı çıkan ilk örneklerinden sayılabilir. Fantastik edebiyatın unutulmaz yazarı Ursula K. Le Guin’in çocuklar için yazdığı “Kanatlı Kediler Masalı” dizisi de özgürleşme hikâyelerine iyi bir örnektir.

Feminist hareketin yükselişe geçmesi ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair farkındalık yaratılmasıyla birlikte, son yılarda kız çocuklarını odağa alan kitapların sayısı da arttı. Nazik, kibar, söz dinleyen, prenses gibi davranan karakterlerin yanı sıra güçlü, hayallerinin peşinden koşan, sözünü esirgemeyen kız çocuklarının hikâyeleri peşi sıra yayımlanmaya başladı. Aynı şekilde, şiddetten uzak duran, duygularını belli eden, ağlamaktan çekinmeyen, savaşmayı reddeden oğlanlar da kitaplarda “kahraman” oldular.

Ama sayısal verilere bakıp, ana karakteri kız çocuğu olan kitapların artışına sevinmek bizi doğru sonuca yöneltmiyor maalesef. Çünkü özellikle Amerika ve Avrupa’da, çocuk kitapları endüstrisi tarafından “kız kitapları” diye bir tür yaratıldı ve cinsiyetçilik yeniden üretildi. Kız çocuklarının ayrı bir pazar olduğunu düşünen üreticiler, tıpkı moda endüstrisinde olduğu gibi pembe renklerin kullanıldığı, kokulu kitaplar üretti.

Cinsiyetsiz ve eşit

Gelinen noktada, ana kahramanın kız ya da erkek olmasının fark etmediğini, asıl meselenin cinsiyetsizlik ve eşitlik olduğunu biliyoruz. Ana karakterlerin nasıl kurgulandığının yanı sıra yan karakterlere de bakmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Mesela, hayatın normal akışı içinde ev işlerini üstlenen bir baba, kendi kararlarını kendi veren bir anne, cinsiyetçi sözcüklerden arındırılmış metinler, heteronormativenin dışına çıkmış ilişkiler… Özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde başka bir ailenin mümkün olduğunu, lgbti+ aileleri konu alan, kız ve erkek çocuğu ayrımının yapılmadığı cinsiyetsiz çocuk kitapları mevcut. Türkiye’deki siyasal iklim yayıncıları zorlasa da, Asi Kızlara Uykudan Önce Masallar gibi ataerkil düzene karşı çıkan çocuk kitapları Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’nca “sakıncalı” bulunup siyah poşete girse de değişimin önünde kimsenin duramayacağını biliyoruz.

Kaynak: ArtDog

avatar
  Kaydol  
Bildir
12 Mart 2020