Pandemiyi Neden Kadın Liderler Daha İyi Yönetiyor?

HaberTürk yazarı Ayşe Özek Karasu, koronavirüs salgınını neden kadın liderlerin daha iyi yönettiği sorusuna cevap arıyor:

“Pandemiyi kontrol altına almakta en iyi yönetim becerisini gösteren ülkelerin liderleri hep kadın; Almanya, Yeni Zelanda, Norveç, Danimarka, Tayvan, Finlandiya, İzlanda… Çünkü riski hafife almıyor, “korku duymak”tan korkmuyor, ciddi ve şeffaf davranıyorlar. Kaotik yönetenler ise hep erkek.”

Durum ülkelerin pandemi mücadelesindeki performansıyla da sabit ama Forbes dergisi topluca bir araya getirip dikkat çekmiş: Koronavirüse karşı en büyük başarıyı kadın liderlerin yönettiği ülkeler gösteriyor. Mini boyutlu İzlanda ve Tayvan’dan Almanya, Finlandiya, Yeni Zelanda, Danimarka, Norveç’e salgını kontrol altına alabilen ülkelerin kadın liderlerinin ortak hasletleri dergiye göre “ciddiyet, şeffaflık, kararlılık ve empati yeteneği”.  Bu yönetim başarısından insanlık adına çıkarılacak dersler olduğunu söylüyor Forbes.

Gerçekten de Merkel daha ilk günden halkın karşısına çıkıp “Durum ciddi” dedi. Soğukkanlıydı fakat nüfusun yüzde 70’inin enfekte olabileceğini söylüyordu. Böylece Almanya, birçok ülkede yaşanan panik, inkar, komplo teorisi gibi merhaleleri aşarak yoğun test faslına girişti. Federal hükümet ve eyaletlerin işbirliğiyle sokağa çıkma kısıtları uygulandı, test sayısı 2 milyona yaklaştı. Ve vaka artış hızının inişe geçmesi, iyileşme grafiğinin yükselmesiyle birlikte önümüzdeki günlerde bazı okul ve iş yerlerinin açılması için ilk adımlar atılacak.

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern de çok ivedi şekilde alarm verdi, ülkeye bütün girişlerde sıkı karantina uygulandı, yabancıların girişi bütün ülkelerden önce yasaklandı. Nisan ortası itibariyle ölü sayısı sadece dört. İzlanda Başbakanı Katrin Jakobsdottir de başarılı liderlerden. Tabii 364 binlik nüfus avantajıyla bütün vatandaşlara test uygulandı ve takip sistemiyle okulları kapatmadan salgın atlatıldı. Finlandiya mükemmel sağlık sistemi itibariyle zaten salgına en hazırlıklı ülkelerdendi, ancak dünyanın en genç Başbakanı sıfatıyla Sanna Marin virüse karşı iletişimde sosyal medya influencer’larını harekete geçirerek uyarıların geniş halk kesimlerine ulaşmasını sağladı. Norveç Başbakanı Erna Solberg ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise sadece çocukların soru sorduğu basın toplantıları düzenlediler ve virüs korkusunun hayatın doğal bir parçasını anlattılar.

Forbes, empati ve iletişim yeteneği gösteren bu kadın liderlerin sanki anternatif bir evrene ait olduğundan dem vurarak, Trump’tan Bolsonaro ve Orban’dan Putin’e otoriter erkek liderlere getiriyor sözü. Derginin bıraktığı yerden manzaraya bakalım…

Maço Direniş Cephesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koronavirüse karşı dut pekmezi önerdiğini zannedenlere bir doz Lukaşenko tavsiye ediyorum. Belarus’un, Sovyet nomenklaturasından kalma lideri Aleksander Lukaşenko, virüse karşı da otoriter bir yönetim gösteriyor ama vatandaşı izolasyona zorlamak yerine “bolca sauna ve dibine kadar votka” tavsiye etmek suretiyle. Memleket ardına kadar açık, Avrupa’da ligler durdu ama Belarus’ta devam ediyor, sıfır fiziksel mesafeli tribün görüntülerini hayretle izliyoruz. Gün itibariyle Belarus’ta ölü sayısı 40 ama veriler ne kadar güvenilir, orası şüpheli.

Erdoğan geçen şubat başında Ukrayna dönüşü uçakta koronavirüsle ilgili soruları yanıtlarken, bağışıklığını korumak için her sabah bir kaşık dut pekmezi içtiğini söylemişti. Aslında beslenmeye dair genel bir ifade olan bu dut pekmezi olayı sonra kent efsanesine dönüştü. Oysa gördük ki, Erdoğan pekmezle filan değil, izolasyonla korunuyor. Virüse karşı hareket zamanlaması, sokağa çıkma yasağı, ekonomik önlemler ve ekipman tartışmaları bir yana Erdoğan’ın her konuşmasında sosyal mesafe uyarısı yaptığı ortada.

Fakat Kovid-19 riskine karşı izolasyona katiyen prim vermeyen, virüse efelenen bir maço liderler sınıfı mevcut. Belarus 9.5 milyon nüfusuyla nispeten izole bir ülke ama 200 milyonluk devasa bir Brezilya vakası var karşımızda. Sağ popülist lider Bolsonaro, koronavirüse karşı maçolukta en tehlikeli görülen yöneticilerden. Salgın ilk patlak verdiğinde “Basit bir soğuk algınlığı” diye geçiştirip “Virüse pısırık davranmayın, erkek olun” diyen Bolsonaro virüsü hafife almakla yetinmedi, 27 eyaletin önlemlerini de sabote etmeye kalktı. Valilerin, sokağa çıkma kısıtlamasına ilişkin yetkilerini budayan kararname yayınladı. Sonra kiliselerle bahisçileri toplanma yasağı dışında tutmaya yeltendi. Her iki girişimi de mahkemeden döndü. Ancak Bolsonaro, ekonomi çarklarının dönmesi için “Brezilya durdurulamaz” sloganlı kampanyayla sosyal mesafe düşmanlığını sürdürdü.

Sağlık Bakanı Henrique Mandetta’yla o kadar zıtlaşıp milleti öyle irite etti ki, evlerden tencere tava çalarak protesto edenler oldu, o denli. Ama bir yere kadar. Geçen Paskalya pazarında, virüsün merkez üssü olan 13 milyonluk Sao Paulo’nun sadece yarısı evlerindeydi. Bolsonaro sonunda “Biliyorum hayata paha biçilmez ama ekonomi normale dönmeli” diyerek halkın desteklediği bakan Mandetta’yı görevden aldı. Ölümler 2 bine yaklaştı, vaka sayısı da 30 binlerde. Ancak Brezilyalı uzmanlara göre vaka sayısı bunun en az 12 katı kadar.

Yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz.

avatar
  Kaydol  
Bildir
24 Nisan 2020