Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Hakikat ve Adalet

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın düzenlediği ve “Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a gözaltında kayıplar mücadelesi”nin konu edildiği  “Hakikat ve Adalet” konferansı, 12 Mayıs günü gerçekleşti. Eşitlik, Adalet ve Kadın Platformu olarak biz de oradaydık.

İnsanlık suçunun zaman aşımı olmaz

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) İstanbul Karaköy’deki binasında yapılan konferansın birinci oturumunda Arjantin ve Türkiye’den kayıp yakınları mücadelelerini anlattı. Şırnak’tan Ceylan Deniz, Diyarbakır’dan Remziye Bayram, İstanbul’dan Hanife Yıldız ve Plaza de Mayo’dan Margarita Isabel Noia konuştu.

Arjantin’de annesi kayıp kız kardeşi için cuntacıların karşısına dikilip yakınlarının akıbetini soran ilk 14 kadından biri olan Noia, mücadelelerine ilişkin şunları anlattı:

“Kayıplarımızdan birinci derece sorumluların yargılanmasında, dokunulmazlık engeline takıldık ama biz bunun “insanlık suçu olduğunu ve zaman aşımı olamayacağını” belirterek bunun mücadelesini verdik ve bunu da başardık. “İnsanlığa karşı işlenen suçlar” adı altında 800 dava açıldı, yüzlerce yer tespit edildi kayıpların kaybedildiği. Toplu mezarlar açıldı ve DNA tespitiyle bir kısım kayıplara ulaşıldı.”

“Yakınını kaybeden biri için 40 değil daha fazla yılda geçse bir şey değişmiyor. O insanlar o günde kalıyor. Hesap sormadan gitmek istemeyeceğinizi, biliyoruz”

Diyarbakır’dan katılan Remziye Aydın, “Keşke çocuklarımız bugün bize anneler gününüz kutlu olsun diyebilseydi,” dedi.

”Devlet, eğer ben devletim diyorsa, insanları korumak zorundaydı, kaybetmek değil” diye sözlerine devam eden Remziye Aydın 2 çocuğuna söz vererek, oğlunun akıbetini bulamasa da, yaşadığı sürece mücadelesinden vazgeçmeyeceğini belirtti.

“Bu devletin bana bir evlat borcu var”

Eve gelen polislerin teslim olduğu takdirde az ceza alacağını söylemesi üzerine oğlunu kendi eliyle emniyete teslim eden Hanife Yıldız, “Bu devletin bana bir evlat borcu var,” dedi.

24 yıldır mücadele verdiğini belirten Hanife Anne, “Yalnızca kendim için değil, herkes için adalet, özgürlük, kardeşlik, hukuk için meydanlardayım,” diyerek sözlerini noktaladı.

“Galatasaray meydanında kararlıyız, ısrarcıyız”

Konferansın ikinci oturumunda Prof. Dr. Osman Doğru, Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu ve Av. Gülseren Yoleri “Gözaltında Kayıplar ve Hukuk” başlığı altında konuştular.

Prof. Dr. Osman Doğru, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2006 yılında yapılan 2010’da yürürlüğe giren “Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme”den ve taraf olduğu devletlere getirdiği hükümlerden bahsetti.

Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye ile ilgili açılmış 39 kayıp dosyasına değindi.

Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu, kayıp davaları ve cezasızlık üzerine konuştu ve 90’lardan bugüne bir kıyaslama yaptı: “Basın’da insan hakları ihlaline karşı manşetler oluyordu, şimdi yok. Şimdiye göre bir yargı mekanizması vardı. STK’lar daha güçlüydü. Parlamento daha çoğulcuydu. En etkili komisyonlar o günkü parlamentoda kurulmuştu; Faili Meçhulleri Araştırma Komisyonu, Susurluk Komisyonu. Bugün bu komisyonların hazırlamış olduğu raporlar hala referans alınır. Bugün ise Darbe Komisyonu raporu hala yayımlanamadı. Meclise yöneltilen soruda “şu kişi işkence görmüş mü?” ifadesi “kaba ve şiddet” içeren ifade sebebiyle reddediliyor. Son olarak uluslararası mekanizmaların hazırlamış olduğu raporlardan çekinen bir devlet vardı, AİHM daha etkiliydi. Bu 5 ölçü sebebiyle toplum sindirildi.”

“Kaybedilenleri özlemek ve aramak, hakikat, gerçeklik ve adalet arayışıdır”

Konferansın üçüncü ve son oturumunda ise Prof. Dr. Ümit Biçer, Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu ve Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı yer aldı.

Prof. Dr. Ümit Biçer, “Gözaltında Kaybedilenleri Aramak” başlıklı konuşmasında şunları söyledi “Kaybetmek, işkencenin, insan hakları ihlalinin en ağır biçimidir. Bu kadar zaman geçti, geçen bu zaman devlet tarafından cezalandırmaya dönüştü bizim için. Eğer barıştan söz edeceksek öncelikle hakikati görünür kılmalıyız.”

Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu, Cumartesi Anneleri’nin hakikat ve adalet arayışını şu sözlerle ifade etti: “Zorla gözden kaybedilenlerin nasıl öldüğüne dair bir öykü olmadığı için zihnimizde kabullenemiyoruz gittiklerini. Ölen kişilerin eşyaları öldükten sonra dağıtılır, ölen kişi için tören düzenlenir ve yas tutulmaya başlanır. Zorla kaybedilenler için bu durum söz konusu olmaz çünkü her zaman geri gelme düşüncesi vardır ailesi için. Kaybedilenleri özlemek ve aramak, hakikat, gerçeklik ve adalet arayışıdır.”

“İnsan hakları mücadelesi annelerin mücadelesidir”

TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise insan hakları bağlamında gözaltında kayıplar mücadelesini anlattı: “İnsan hakları mücadelesi özellikle Türkiye’de daha da belirgin bir şekilde annelerin mücadelesidir. Zorla kaybetme aslında Ermeni Soykırımı sürecinde başlayan ve sonrasında bir türlü yüzleşemediğimiz için de bugüne kadar gelen ağır hak ihlalleriyle hepimizin bunlara karşı bir mücadele sorumluluğumuz olduğunu unutmamız gerekiyor. ”

“İnsan hakları mücadelesi aynı zamanda sokakların mücadelesidir. Kapalı mekanlar ardında bu mücadeleyi yeğlemek yerine yas tutabildiğimiz mekanlarda olabilmeyi yeğleyeceğiz. Devlete karşı, zora karşı, erke karşı anneliğin gücüyle yapılan mücadelenin insan hakları mücadelesine ışık tuttuğunu söylemek gerekir.”

Konuşmacılar, oturum ve konu başlıklarıyla ilgili daha geniş bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

avatar
  Kaydol  
Bildir
14 Mayıs 2019