Salgında Kadın: Eşitsizlik, Yoksulluk, Şiddet

UNDP Türkiye İyi Niyet Elçisi Mert Fırat ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Türkiye Programlar Direktörü Zeliha Ünaldı COVID-19 salgınının kadınlar üzerindeki etkileri ve çözüm yolları üzerine sohbet etti.

Mert Fırat: Koronavirüs, kadınlar için hangi sosyal ve ekonomik sorunları doğuruyor? Ev ve bakım işlerinin arttığı bu dönemde evde eşitlik nasıl sağlanabilir? Evde şiddete maruz kalan kadınlar için başvuru mekanizmaları neler? Bu sorulara cevap arayacağız. COVID-19 ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini, krizin kadınlar üzerinde yarattığı yükü ve çözüm yollarını konuşacağız. Bugünkü canlı yayın konuğumuz Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) Türkiye Programlar Direktörü Zeliha Ünaldı. Hoş geldiniz. Zeliha Hanım, Birleşmiş Milletler Kadın Birimi Türkiye’de ne kadar süredir faaliyet gösteriyor ve neler yapıyor?

Zeliha Ünaldı: Biz Birleşmiş Milletlerin en genç üyelerinden bir tanesiyiz. 2010 yılında kurulduk, 2012 yılından beri Türkiye’de de faaliyet gösteriyoruz. Orijinali “Birleşmiş Milletlerin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Sağlamak Üzerine Kurulmuş Olan Örgütü” olan uzun bir ismimiz var ama kısaca UN Women ya da BM Kadın diyoruz.

Kriz dönemleri kırılgan grupların, cinsiyetler arasında da kadınların ve kız çocuklarının daha fazla etkilendiği dönemler oluyor.

Mert Fırat: COVID-19 kadınlar için hangi sosyal ve ekonomik sorunları doğuruyor? COVID-19’un tüm insanlara eşit davrandığı görüşü ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Zeliha Ünaldı: COVID-19 sosyoekonomik sınıf, kadın-erkek-çocuk ayrımı yapmadan herkesi etkiliyor ancak virüsün hepimizi eşit olarak etkilemesinden çok bu dönemde kesintiye uğrayan hayatlarımızın bize neler getirdiğine ve herkese eşit davranıp davranmadığına bakmamız lazım. Kriz dönemleri kırılgan grupların, cinsiyetler arasında da kadınların ve kız çocuklarının daha fazla etkilendiği dönemler oluyor. Bu durum toplumsal cinsiyetimize bağlı rollerimizle yani kadının hem toplum içinde hem kamusal alanda hem de özel alanda üstlendiği rolleri ile çok ilgili. Bu açıdan baktığımızda maalesef COVID-19 süreci herkese eşit davranmıyor.

Bu dönemde çalışan kadınların iş yüklerinin daha çok arttığını, çalışmayan kadınların da evin içine giren çocukları ve artan bakım yükümlülükleri nedeniyle çok etkilendiğini görüyoruz. Biz kadınlar sosyal hayatımızı çevirirken birbirimizle yoğun iletişim kuruyoruz. Pandemi süreciyle beraber bu örüntülerimiz de birden kesintiye uğradı. Anneanneler, babaanneler, dedeler, çocuğa bakan komşular, okuldan alan amcalar, dedeler yanımızda olmayınca, kadının sosyal hayatta ve hane içerisindeki iş yükü daha da arttı.

Mert Fırat: Dediğiniz gibi ev ve bakım işleri karantina döneminde arttı. Karantina günlerinin kadınlar için en zor yanları nelerdir?

Zeliha Ünaldı: Bu konuyla ilgili Deniz Kandiyoti Hocamız, COVID-19 sürecinin özellikle otuzlu yaşlardaki kadınların kendilerine biçtikleri süper annelik, süper kadınlık ve süper çalışan rollerini sorgulamaya başladığı bir dönem olduğunu söylüyor. Çünkü bu dönemde kadınlar, özellikle çalışan orta sınıflar koordinatörlükten icracılığa geçmek durumunda kaldılar. Önceden çocukların okulu, okuldan alınmaları, dersleri, evde bakım ve temizlik hizmetlerinin koordinasyonunu yaparken bugün hepsinin evin içine girmesiyle icracılık rolüne geçtiler.

Dünya genelinde kadın hane içinde, erkeklere göre üç kat daha fazla zaman harcıyor. Bu oran Türkiye’de dört katına, hatta okul öncesi dönemde çocuğu olanlarda beş katına çıkıyor. COVID-19 döneminde ise bu oranın yine kadınlarda erkeklere oranda daha çok arttığını görüyoruz. Kadın, eskiden dışardan aldığı hizmetleri şimdi kendisi yerine getiriyor.

Bu durum iş hayatındaki kadınları da çok etkiliyor. Geçen gün görüştüğümüz bir işveren hanımefendi, kendi işçileri arasında artan hane yükümlükleri nedeniyle eşlerinin baskısı sonucunda ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalanlar olduğundan bahsetti. Bu Türkiye’deki verilerle de birebir örtüşüyor. COVID-19 öncesi dönemde iş gücü piyasasına girmek isteyen kadınların yüzde 52’si ev ve bakım yükümlülükleri yüzünden çalışma hayatına başlayamıyordu. Bu oran yaklaşık 12 milyon kadına denk gelirken, bahsettiğimiz yükümlülükler yüzünden iş hayatına giremeyen bir tane bile erkek yok.

COVID-19 sürecinden korkumuz herkese eşit davranmamasının yanı sıra zaten var olan bu eşitsizlikleri daha da derinleştirmesi. Bu sürecin, hem ev ve bakım yükümlülükleri açısından hem de zaten iş dünyasının biraz daha kırılgan alanlarında bulundukları ve çekilme riskini artırdığı için kadınlara eşit davranmadığını söylüyoruz.

Mert Fırat: Kadınların erkeklerden üç kat daha fazla ev işi yaptığını biliyoruz. UN Women olarak ev işlerinin erkeklerle eşit bir şekilde paylaşılmasının önemini vurguluyorsunuz. Erkeklerin ev ve bakım işlerinde kadınlarla eşit sorumluluğa sahip olması konusunda neler söylemek istersiniz? Karantina günleri babaların çocuklarını daha iyi tanıyıp onlarla daha iyi vakit geçirmesi için büyük bir şans mıdır? #EvdeEşitlik için bireyler neler yapmalı?

Zeliha Ünaldı: Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları‘nda 2030 yılı için eşitsizliklerin, yoksullukların ortadan kaldırıldığı, çevreye daha saygı gösterdiğimiz bir dünya hayalimiz var. Amaçlar, o hayale ulaşmak için bakmamız gereken göstergelerden birinin de ev içerisindeki harcanan zamanın kadın ve erkek arasındaki bölüşümü olduğunu söylüyor. İşte bu nedenle biz erkekleri de ev işlerine çağırıyoruz. Kadın istihdamı 1950’li yıllardan beri önemli ölçüde artsa da kadının ev işlerindeki yükü aynı oranda azalmadı. Bu nedenle bir destek güce, eşit bölüşüme ihtiyaç var. Erkeklerin ev işlerini paylaşmaması kadınların üzerine büyük yük getiriyor. Biz erkekleri çok önemli olan bu hayat bilgisini öğrenmeye ve uygulamaya davet ediyoruz. Bugün yanınızda aileleriniz ya da evde ihtiyaçlarınızı karşılayan biri olabilir ama bir sonraki pandemide evde yalnız olmayacağınızı kimse garanti edemez. Erkeklerin bu bilgiyi edindikleri takdirde çocuklarına da çok iyi birer rol model olacaklarını düşünüyorum.

Pandemi sürecinde çocukların bu dönemi nasıl algıladıklarını çok merak ediyorum çünkü toplumsal cinsiyete dayalı rolleri çok küçük yaşlarda öğreniyoruz ve hayatlarımızın bu kesitinde çocuklar bambaşka anneler ve babalar görüyorlar. Bu dönem babaların çocuklarına rol model olmaları ve onların gelişimine katkı sağlamaları açısından da önemli bir fırsat. Bu nedenle #EvdeEşitlik diyoruz.

Mert Fırat: #EvdeHeForShe adlı kampanyanız ile erkekleri ev ve bakım işlerine eşit katılmaya çağırıyorsunuz. Onları diğer erkeklere ilham olacak şekilde hikayelerini sosyal medyada paylaşmaya davet ediyorsunuz. Biraz bu kampanyanızdan bahsedebilir misiniz?

Zeliha Ünaldı: Sevgili Mert Fırat, sen bizim He For She için ilk savunucularımızdansın. 2014 yılında Emma Watson ile dünya lansmanını, 2015 yılında senin de gönüllü olarak tanıtım videomuzda oynadığın Türkiye lansmanını gerçekleştirmiştik. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına karşı kuvvet oluşturmayı amaçlayan He For She hareketini COVID-19 sürecinde #EvdeHeForShe kampanyasına dönüştürdük. He For She erkekleri cinsiyet eşitliği hareketine davet eden bir kampanya. Eşitlik sadece kadınları değil toplumun bütün bireylerini, erkekleri, çocukları da kapsıyor. Biz bu kampanya kapsamında, erkeklerin ve erkek çocuklarının bahsettiğimiz hayat bilgisini içeren ev işlerini yaparken çektikleri fotoğrafları sosyal medyada paylaşmalarını istiyoruz.

Mert Fırat: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, dünya genelinde kadınların neredeyse yüzde 60’ının kayıt dışı ekonomide çalıştığını, daha az kazandıklarını ve yoksulluğa düşme konusunda daha büyük risk taşıdıklarını ifade etti. COVID-19, Türkiye ve dünyada kadın yoksulluğunu artırıyor mu?

Zeliha Ünaldı: Gelirleri ve nimetleri eşit paylaşmıyoruz, kadınlar daha düşük ücretli işlerde çalıştıkları ve ev işlerinde harcadıkları zaman onların emek piyasasından alınan zamanları olduğu için kadın yoksulluğu zaten erkeklere göre daha yüksek. Maalesef yaşadığımız süreç bu yoksulluğu daha da artırıyor.

Dünyada ve Türkiye’de pandemi döneminde hükümetlerin işçi ve işverenlere sunduğu destek programları olmasına rağmen bunlardan yararlanamayan çok önemli bir kesim var, o da kayıtsız çalışanlar. Türkiye’de çalışan kadınların yüzde 42’si kayıt dışı çalışıyor ve bu durum işlerini kaybettiklerinde sunulan sosyal ve kamusal desteklerden faydalanamayacakları anlamına geliyor.

Bu dönemde işsiz kalan kadınların iş gücü piyasasına yeniden girmesinin çok daha zor olduğunu 2009 krizinden biliyoruz. 700 bin kişinin işsiz kalacağı öngörülüyor. Bu sayının 190 bininin kayıt dışı çalışanlar olduğunu ve kayıt dışı çalışanların çoğunun kadınlar olduğunu düşünecek olursak ne kadar ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

UN Women olarak Türkiye’deki en önemli çalışma alanlarımızdan bir tanesi de kadınların siyasette, kamusal ve sosyal alanda görünürlüğünün artmasına ve güçlenmesine destek olmak. Bu amaçla içinde bulunduğumuz dönemde daha önceki bilgilerimize dayanarak savunuculuk yapmaya çalışıyoruz. Kadın yoksulluğu önümüzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de dünyada mücadele edilmesi gereken konulardan birisi olacak.

Söyleşinin devamını buradan okuyabilirsiniz.

avatar
  Kaydol  
Bildir
11 Haziran 2020