Sivil Toplumdan 8 Mart Mesajları

8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle birçok sivil toplum kuruluşu, toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat çeken mesajlar verdi. Türkiye’deki toplumsal cinsiyet uçurumunu sivil toplumun bilinçli, yaratıcı ve stratejik çalışmaları ile aşacağımıza inanıyoruz.

Mor Çatı

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, 8 Mart mesajında, kadınların zorlu mücadelelerle kazandığı haklara erişimin bugün yeni bir mücadele alanı haline geldiğini kaydetti. Kadınlar için şiddetsiz ve özgür bir hayat talep eden Mor Çatı’nın mesajının tamamı şöyle:

Kadınları feminizm güçlendirir!

Erkek şiddetine karşı mücadele eden feminist bir örgüt olarak 1990 yılından bu yana kadınların maruz kaldığı baskı ve şiddete tanıklık ediyoruz. Feminist yöntemlerle, kadınların güçlenmesini temel alarak kurduğumuz dayanışma bizlere erkek şiddetinin kadınların hayatlarında nelere mal olabildiğini gösterdiği gibi, kadınların dayanışmadan güçlenerek neler yapabildiklerini de öğretiyor.

Görüyoruz ki zorlu mücadelelerle kazandığımız haklarımıza erişimin kendisi bugün yeni bir mücadele alanı haline geldi. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ifadesi dahi ortadan kaldırılmak istenerek sorunun kaynağı yok sayılmaya çalışılıyor. Kadınlara itaat etmelerini söyleyen, güçlenmelerinin önünü kesen politikalar yaygınlaşıyor.
Diğer yandan feminizmin biz kadınları nasıl güçlendirdiğine de tanıklık ediyoruz. Kadınlar artık şiddetin içinden çıkmanın mümkün olduğunu biliyorlar. Mor Çatı’ya başvuran genç kadınların sayısının artması gösteriyor ki feminizmin gücü kadınlara ulaşmış, kadınlar artık erkek şiddetine “Hayır!” diyerek başka bir hayat kurabileceklerini, hakları olduğunu biliyor, hakları için ısrar ve mücadele ediyorlar. Artık kız çocukları feminist mirastan güç alabildikleri bir dünyaya doğuyorlar.
Bizler de kadınlardan aldığımız güç ve dayanışma ile bu yıl da “yaşasın feminist mücadelemiz!” diyoruz. Şiddetsiz ve özgür hayatlarımızı kuran dayanışmamız, geriye döndürülemeyecek feminist mücadelemiz için 8 Mart’ta sokaklara!

Yaşasın kadın dayanışması!
Yaşasın feminist mücadelemiz!

KAGİDER

“Hayatın her alanında eşitlik haktır” diyen Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER), 8 Mart’ta kadınların maruz kaldığı önyargıları eleştiren bir video yayınladı:

Tema Vakfı

Başta toprak olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması için çalışmalar yürüten TEMA Vakfı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınların doğa için verdiği emeğe dikkat çekti.

TEMA Vakfı’nda kadın çalışan ve gönüllülerin cinsiyet dağılımında erkeklerle eşit seviyede olduğunu belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, çalışanlarının %50’sinin kadın olduğunu ifade ediyor:  “Ayrıca yönetim kurulumuzun %40’ını ve mütevelli heyetimizin %20’sini kadınlar oluşturuyor. TEMA Vakfı’nın çalışmalarında görev alma konusunda kadınların gösterdiği ilgiden dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Doğanın kadınla birlikte daha da anlam kazandığına inanarak tüm çalışmalarımızda kadınların tecrübelerine ve görüşlerine yer vermeyi önemsiyoruz. Bu kapsamda başta doğal varlıkların korunması için emek veren kadınlar olmak üzere tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”

8 Mart mesajının devamı şöyle:

“Daha yaşanabilir bir dünya kadınlarla mümkün

Sosyal ilişkilere bakıldığında her alanda, her zaman çatışma, eşitsizlik ve zıtlıklar karşımıza çıkıyor ve bu durum insanların çalışma potansiyelini etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Bu unsurların etki gücü kültürden kültüre, geçmişten geleceğe ya da iş alanlarında farklılık gösterebiliyor. Bu durumun sonucu kadınlar özelinde ötekileştirme olarak ortaya çıkabiliyor. Ayrıca dünyada çevre ve kadın ilişkisi değerlendirildiğinde iklim değişikliği gibi çevre olaylarından en çok kadınların etkilendiği görülüyor. Özellikle az gelişmiş ülkelerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin önündeki engeller, ailenin bakımı, yemeği, ısınması ve suyunun tedarik edilmesi gibi rolleri kadınlara yüklüyor. Ancak kadınlar katılımcılık ve söz sahibi olma bakımından son sıralarda yer alıyor. Bu kapsamda TEMAVakfı olarak her zaman cinsiyet eşitliğine hassasiyet göstererek daha yaşanabilir bir dünya için yürüttüğümüz çalışmalarda kadınlardan güç almayı önemli bir değer olarak görüyoruz.”

TÜSİAD

TÜSİAD 8 Mart’a özel paylaştığı mesajda, kadınların eğitim, çalışma hayatı ve siyaset başta olmak üzere hayatın her alanına eşit katılımının önemine altını vurgu yaptı. “21. yüzyılda güçlü bir Türkiye için toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamalıyız.” diyen TÜSİAD’ın mesajı şöyle:

“İnsanların cinsiyetlerinden dolayı ayrımcılık ve eşitsizliğe maruz kalması bir ülkeyi içten içe zayıflatır; devletin, toplumun, ailenin ve bireyin yaşamının sağlıklı sürmesini engeller.

Kadın ve erkeğin hak ve özgürlüklerde, fırsatlara erişimde ve temsilde eşitliğinin esas olduğuna inanıyoruz. Bu bir demokrasi, toplumsal refah ve ulusal onur konusudur.

21. yüzyılda güçlü bir Türkiye için toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamalıyız. Toplumsal cinsiyet eşitliği demokrasi, kapsayıcı büyüme ve sürdürülebilir kalkınmanın vazgeçilmez bir unsurudur. Toplumsal cinsiyet eşitliği uluslararası kurumlar ve hukuk tarafından açıkça tanımlanmış olup, coğrafi, kültürel ve dini unsurlara göre farklılık göstermemektedir. Bu konuda dünya gerçekleri ve veriler herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açıktır.”

Kadına şiddete karşı yasalar eksiksiz hayata geçmeli

Kadınların çağımızda hala devam eden şiddete maruz kalmalarını önlemek tüm dünya gibi ülkemiz için de önemli bir mücadele alanı. Bu mücadelenin kazanılması için yasaların ve şiddete sıfır tolerans anlayışının eksiksiz hayata geçmesini diliyoruz.

Mevcut yasalardaki eşitlik ilke ve düzenlemelerinin gerçek hayata yansımasını sağlamalıyız. Bu amaçla politika ve eylemlerin etkili uygulanması için kesintisiz çaba sarf edilmesi büyük önem taşımaktadır.

“Tek kanatla geleceğe uçamayız.”

Kadınların eğitim, çalışma hayatı ve siyaset başta olmak üzere hayatın her alanına eşit katılımını ve karar alma mercilerinde daha çok sayıda kadın olmasını sağladığımız bir Türkiye’nin daha uzlaşmacı, daha demokratik ve daha kalkınmış bir ülke olacağına inanıyoruz.

Kadınların ve erkeklerin gücünü hayata eşit katabilmeliyiz.

Çünkü her zaman vurguladığımız gibi; “Tek kanatla geleceğe uçamayız.”

YASED

Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED), 8 Mart mesajında, sürdürülebilir büyüme ve refah artışının kadınların iş hayatına daha etkin katılımı ile sağlanabileceğini vurguladı.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yarısını kadınlar oluşturmasına rağmen erkeklerin istihdam oranının kadınlara göre 2,5 kat fazla olduğuna dikkat çeken YASED Başkanı Ayşem Sargın, kadınların iş hayatına dahil edilmesinin, içinde bulunduğumuz dönemde önemli bir hedef haline gelen istihdam artışını yakalayabilmemiz için bir zorunluluk olduğunu söyledi. Bu konuda Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine atıfta bulunarak; Türkiye’nin, kadın iş gücü katılım oranını güçlü, istikrarlı ve odaklı politikalarla yüzde 34’lerden OECD ortalaması olan yüzde 64’e yükselttiğinde, GSYİH’sini 2025 yılında yüzde 20 oranında artırabileceğini vurguladı.

Sargın açıklamasının devamında kadınların eğitim imkanlarından daha fazla yararlanması ve iş hayatına daha aktif katılım sağlaması sadece toplumsal cinsiyet eşitliği için değil, ekonomik ve demokratik gelişim için de çok önemli olduğunun altını çizdi:  “Kadınlara çalışma hayatında eşit fırsatlar sunulması, Türkiye’nin sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınmasına, hane halkı gelirinin yükselmesine ve yoksulluğun azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Cinsiyet eşitliğini hayatın her alanında sağlamak ülkemizin sosyo-ekonomik geleceği açısından vazgeçilmez öneme sahiptir. Bu nedenle kadınların eğitime, çalışma hayatına ve siyasete katılımını teşvik edecek ve sürdürülebilir kılacak uygulamaların hayata geçirilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyoruz.”

MÜSİAD

MÜSİAD ise 8 Mart vesilesiyle yaptığı açıklamada, kadına hak ettiği saygının teslim edilmesinin gerekliliğine  vurgu yaptı. MÜSİAD’ın mesajı şöyle:

“Kadınlarımızla dertleşiyoruz. Annemizle, eşimizle, kardeşimizle, kızımızla, arkadaşımızla…

Hayatımızdaki rolü ne olursa olsun onlara anlatabiliyoruz aslında kendimizden uzak olduğumuz ne varsa. Kadın, iletişimin başladığı ilk kelimedir. Sohbetin, muhabbetin, kavganın, mücadelenin, galibiyetin ya da yenilginin, aşkın ya da öfkenin; bu hayatta bizi canlı tutan ne varsa hepsinin. Dünyaya gelmek üzere büyürken tanışıyoruz kadınla. Bir anne karnında korunaklı halde yavaş yavaş kendimizi buluyoruz. Çoğu kez onun ellerinden ilk nefesi alıyoruz. Aynı evin içinde, aynı sokakta, aynı okul sırasında onunla beraber keşfediyoruz hayata tutunmak denen zanaatı. Onunla birlikte bu hayata dair en kadim izi bırakabiliyoruz: çocuklarımızla, ailemizle, neslimizle.

 Hayatın ilk nüvesi ondandır deyince kadın, bizi var ediyor.

Eli hep üzerimizde iken bizi adam ediyor.

En acı imtihanlarımız ondan bile gelse yine yanı başımızdaki kadındır, yüreğimizi tamir ediyor.

Biz emanete hıyanet ettiğimiz her an, onun yüreği bizi terk ediyor.

Biz kadına saygı duyarken belki de kadını yok ediyoruz. Nasıl mı?

Kendi içimizdeki iktidar oyunlarında onun hassasiyetlerini, hasletlerini, güvene karşı duydukları hasretlerini öne sürüyoruz. Kadını oyuna acımasızca sürerken en temel hakkını ona sormadan zorlaştırıyoruz: anne olmak, aile kurmak, nesli ve hayatı devam ettirmek. Onun gücünü ve tercihlerini sorgulanır hale getiriyoruz. Ona ilave güçler, ilave engeller sunup sonra her engeli aşması üzerine reklamlar yapıyoruz. Hâlbuki sadece kadın olması bile yeter ona saygı duyulması için. Yuvayı dişi kuş yapar diye sözde erdemler yükleyip sonra sadece yuvasıyla ilgilendiği için ona atıl damgası vuruyoruz. Hayatın müşterek olması gerektiğini kendi namımıza yorumlayıp paylaşımı, onun şartlarını zorlaştırarak işletiyoruz. Çalışma hayatını yüceltip onun çalışma koşullarını, fıtratından bağımsız çalıştırıyoruz. Koşullar ağırlaştıkça onun gücünü sınıyoruz. Onu bazen gereksiz bir rekabet içinde yapayalnız bırakıyoruz. Şartları uyumlaştırmadan iş hayatında kadın işgücü dedikçe ailelerimiz ve sosyal hayatımız üzerindeki kaybı görmezden geliyoruz.

Politikaları onun değerleri üzerinden kurup birbirimize koz olarak sürüyoruz. İnanç kaidelerini onun ekseninde döndürüp sonra yine kadına mal ediyoruz. Modernliği, muasırlaşmayı hep onun üzerinden okuyoruz. Sürekli değiştirmeye çalışıyoruz. Güçlü olmasını, itaatkâr olmasını, saygılı olmasını, savaşçı olmasını, güzel olmasını, zeki olmasını, entelektüel olmasını, mütevazı olmasını, sakin olmasını, cevval olmasını, kirli işlerde bile temiz kalmasını, acı çekse de ağlamamasını, zorlansa da belli etmemesini… Bunlardan herhangi birine aykırı davrandığı an yaftalıyoruz: kadın doğası işte!

Kadın fıtratını ona yakıştıramayıp hayata geç kaldığında yine onu suçluyoruz. Hayata yaptığı katkıyı küçümseyip kendi “küçük girişimlerini” tebessümle karşılıyoruz. Tarlalarımızı ona emanet edip sosyal güvencelerinden mahrum bırakıyoruz. Evde çalışabilme rahatlığını ona çok görüyoruz. Biz aslında evlerimizi, yuvalarımızı küçümsüyoruz. Öyle ki oranın gerçek sahiplerinden tatmin olmuyoruz.

Kadınlarımıza saygı kisvesi altında onların fıtratlarına saygı duymuyoruz. Sosyal savrulmadan şikâyet edip sosyal yapının temelini görmezden geliyoruz. Kadınlarımızı görmezden geliyoruz. Yaptığımız sanat eserlerinde çizilen sahte hayatlara kutsalımızı kurban ediyoruz. Harp meydanı gibi sert piyasa sisteminde akıncı birlikler gibi sürüyoruz onları. Eşlerimiz onlar bizim. Biz birbirimizi tamamlıyoruz.

Kendimize satamadığımız ne varsa kadına pazarlamak mı bizi güçlü kılacak? Kendi inanmadıklarımıza kadını ikna ederek mi eşit kılacağız tüm şartları? Mahremimize kadar giren şüpheyi kadına yükleyerek mi temizleyeceğiz kendi ayıbımızı? Şiddeti bile mazur gösteren şiddetli kavgalarla mı kutsayacağız kadın erdemlerini?

Biz, bizi “adam” edene gerçek saygınlığını kazandırmadan, sosyal aile dokusunu, yeniden ve olması gerektiği gibi kadın ağırlığı üzerine oturtmadan, ona hak ettiği kıymeti oyunsuz, siyasetsiz ve mertçe vermeden, bizi biz yapan değerlerimizi onun erdemleri üzerinden yeniden okumadan adımızı değiştirmiyoruz.

 8 Mart’ı, bu koşullar altında kutlamayı manidar buluyoruz.”

 

avatar
  Kaydol  
Bildir
12 Mart 2019