Sürdürülebilirlik İçin Kadınlar

Brika Sürdürülebilirlik Yönetici Ortağı Gülin Yücel, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin kabulünden bu yana geçen üç senede, toplumsal cinsiyet açısından yaşanan değişimi ve yapılması gerekenleri özel sektör dinamikleri ve liderlik gündemi açısından değerlendirdi.

GÜLİN YÜCEL

Sürdürülebilirlik yolculuğu hem mevcut düzenin problemlerinin en çok kadınları etkilemesi hem de yine çözümün kadınların sistemin içerisine girmesi ile mümkün olduğu için kritik bir önem taşıyor.

Açlık ve fakirlikten iklim değişikliğine; eğitimden fırsat eşitliğine; sağlıktan ve su kaynaklarına erişilebilirlikten insana yakışır bir iş ve ekonomik büyümeye yani özetle Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG)’nin hepsinin altında kadınların eşitsiz durumunu düzeltilmesine yönelik alanlar görebiliyoruz. Ötesinde bu durum değişmez ise hedeflerin yapılabilmesi de olanaksız duruyor.

Bu sebeple Birleşmiş Milletler 5. Hedef olan “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”ni bu kadar önceliklendiriyor – temiz enerji, açlık ve yoksulluk ile mücadele hedefleri yanı sıra.

Sadece devletlerin değil özel sektörün de bu konuya eğilmesini talep ediliyor.

Evet, sürdürülebilir kalkınma kadınların kalkınması ile gerçekleşecek. Bunu sağlamak sadece devletlere değil, özel sektöre de önemli bir sorumluluk getiriyor.

Liderlik gündemi – erkek ve kadın liderlerin – bu öncelik olmalı.

Bu noktada, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin kabulünden bu yana geçen üç senede ne değişti, neler yapılmalı konusuna yaptığımız gibi özel sektör dinamikleri ve liderlik gündemi açısından yer vermek istiyoruz.

Karar verme döngülerindeki kadının yeri ne?

Ocak 2019’da Davos’ta Dünya Ekonomik Forum’u (World Economic Forum) sürdürülebilirlik açısından önemli mesajlar içerse de katılımcıların sadece %22’si kadındı. Dünyanın ekonomi adına önde gelen devlet, özel sektör, sivil toplum ve akademi liderlerinin geleceği tartıştığı bu ortamda kadın sesi maalesef az duyuldu.

McKinsey ve LeanIn.Org tarafından 4 senedir yapılan “Çalışma Hayatında Kadın” araştırmasının 2018 Raporu’nda cinsiyet eşitliği konusundaki ilerlemenin ne kadar yavaş olduğu söylenmekte. Kuzey Amerika’da 279 şirketten 64,000 çalışan ile yapılan çalışma beyaz yakada eşit sayılarda kadın ve erkek olmasına rağmen yukarı doğru ilerlemede kadın sayısının çok azaldığını gösteriyor:

  • C+ seviyesinde her 5 kişiden sadece 1’i kadın – teknoloji, mühendislik alanlarında ve renkli ırktan kadın için bu oran daha da aleyhte.
  • Cinsiyet dengesi olmayan ortamlarda kadın kararları daha fazla sorgulanıyor (erkekler için %32 iken kadınlar için %49)
  • Kadınlar daha tecrübesiz olarak algılanıyor (erkekler için %15 iken kadınlar için %35)
  • Profesyonellik dışı ve yanlış anlaşılan yorumlarla karşılaşıyor (erkekler için %14 iken kadınlar için %24)

Diğer bir konu ise dijitalleşme sürecinde olan dünyada kadın bakış açısının teknolojik ve tasarımsal süreçte yer almaması. Bazı rakamlar ile durum şöyle:

  • Dünyada dijital sektörlerde çalışan erkeklerin sayısı kadınların 3,1 katı.
  • Bilgi teknolojilerindeki kadın yönetici oranı sadece %19; uygulama geliştiriciler seviyesinde ise bu oran %10.
  • Liderlik açısından bakıldığında da kadının temsili son derece düşük. Silikon vadisindeki şirketlerde bile yönetici pozisyonlardaki kadınların oranı %11. Kadınların sahip oldukları teknolojik startup’larının oranı sadece %5

Gelecekteki fırsatların e-iş’ler etrafında olacağı düşünülürse, bu durumun kadınların eşitsiz­liğini artıracak potansiyel bir problem olduğu görülmektedir. Konu ile ilgili detaylı yazımızı geçtiğimiz aylarda yayınlamıştık: http://ekoiq.com/2018/07/03/dijitallesmenin-kadinin-firsat-esitligine-nasil-bir-etkisi-olur/

Bu zorluklara rağmen bize ümit veren gelişmelere bakmakta fayda var…

Kadının güçlenmesi için inisiyatifler

Global Compact çatısı altında olan ‘Kadının Güçlenme Prensipleri – Women’s Empowerment Principles’ yedi maddede bunun nasıl olacağının yöntemlerini gösteriyor. Diğer bir örnek BSR’ın “Kadına Yatırım Yapın- Invest in Women” platformu. İçinde Intel, Dell, Estee Lauder, Kate Spade, PepsiCo ve Ikea gibi şirketlerin olduğu bu ortamda kadınların işlerin karlılığına kattıkları katkı tanımlanarak kadının güçlenmesine katkıda bulunmak.

Ünlü çevreci Paul Hawken tarafından geliştirilen Project Drawdown’un rakamlarına göre kadınlar dünyadaki tarımsal üretimin %43’ünü, fakir bölgelerde ise %60-80’ini yapıyor. Dolayısıyla kadının güçlendirilip küçük tarımsal işletme sahibi yapılması, gıda güvenliği ve iklim mücadelesi açısından en kritik adımlardan olmalı. Bu doğrultuda büyük yiyecek şirketleri çiftçi küçük işletmeler etrafındaki iş birlikteliklerini kadınlar üzerinden kurgulamaya çalışıyor.

Intel, Sodexo, eBay, Deloitte gibi şirketler kadınların işte kalmalarının desteklenmesi ve kadın becerilerinin öne çıkarılması için mentörlük programları başlatmış durumdalar.

Bu güzel gelişmeler paralelinde Washington tabanlı bir düşünce kuruluşu olan ICRW (International Center for Research on Women) şirketlerin kadının güçlenmesi için $300 milyonluk bağış veya doğrudan yatırım yapmış olduğunu hesaplamış. Bu fonların kadınlar için iş fırsatları yaratma, iş eğitimleri vermek veya kredi/borç sağlamak için kullanılmış.

Bir diğer konu da özel sektörün kadına karşı sosyal hayatta olan güçlenmesine destek vermesi. Bu konuda biri ise “kadına karşı yapılan şiddet” etrafında.

Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu tarafından, TÜSİAD’ın işbirliği ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) ile Sabancı Vakfı’nın desteği ile şirketlerin, çalışanlarının yakın ilişkide maruz kaldıkları şiddete karşı harekete geçmelerini sağlamaya yönelik başlatılan “İş Dünyası Aile İçi Şiddete Karşı Projesi” çerçevesinde aile içi şiddet gibi çalışılması zor bir alanda iş dünyasının meselenin üzerini örtmeyip cesaretle ele almasını, sorunun çözümü için elini taşın altına koyması hedefleniyor. Cansen Başaran Symes başkanlığında oluşturulan bu TÜSİAD Çalışma Grubu şu an Oya Ünlü Kızıl tarafından yönetilen çalışma 4 Şubat 2019 günü Sabancı Center’da yapılan son toplantıda farklı aktörlerin işbirliğini sağlamak için toplandı; iş dünyasının aile içi şiddetle mücadelede aktif rol alması ve somut çözüm önerileri sunması için farklı paydaşlar bir araya geldi.

Fotoğraf: GazeteSU // Arkadakiler: Sevda Alkan, Cansen Başaran-Symes, Meltem Ağduk, Nevgül Bilsel Safkan, Oya Ünlü Kızıl, Özge İzdeş Terkoğlu // Öndekiler: Ebru Dicle, Sevgi Uçan Çubukçu, Fatmagül Berktay, Melsa Ararat

Bu noktada önerimiz kadın odaklı kalkınma bakış açısının tüm özel sektör açısından ivedilikle benimsenmesi, yukarıda belirtilen inisiyatiflerin yaygınlaşması ve özel sektörün bunu ‘iyi bir şey yapmak’ tan öte görüp buradaki fırsatları ve yapmaz ise olacak risklerini iyi değerlendirmesidir. Fonların kadının ekonomik olarak güçlenmesini sağlamak için kullanılması; örneğin becerilerinin veya fırsatların arttırılması, tarımdaki gibi kadınların sistemi besleyenler olarak güçlendirilmesi hem bu fonların hem de programların etkinliğini şüphesiz arttıracaktır.

Liderlik vizyonu şüphesiz bu dönüşümü mümkün kılacaktır. Burada hem kadın hem de erkek liderliğinden bahsediyoruz. Bu noktada sürdürülebilirlik dünyamızda yıllardır bize ilham veren birkaç kadından – liste asla bununla kısıtlı değil – bahsetmeden geçemeyeceğiz.

İlham veren sürdürülebilirlik kadınları

 

Fotoğraf: Smithsonian Magazine

Rachel Carson: 1962 senesinde yazdığı ‘Sessiz Bahar’ isimli kitap ile kimyasal ilaçlamanın tüm ekosistem üzerinde çok büyük bir tehlike yarattığını söylemeye cesaret eden ilk kişi, biyolog ve akademisyendir. Yaşadığı devirde ses getiren kitabını aynı yaz New York Times Gazetesi ‘Sessiz Bahar şimdi Gürültülü bir Yaz’ başlığıyla vermiş; çevre zararı ve insan sağlığı etrafında duyarlılığı yaratmış; DDT’lerin yasaklanmasına giden süreci başlatmıştır.

Fotoğraf: Climate Interactive

Donella Meadows: 1972 senesinde MIT Üniversitesi’nden arkadaşları ile hazırladığı ‘Limits to Growth – Büyümenin Sınırları ‘ araştırması ile insan aktivitelerinin dünya sistemleri üzerinde 2070’e kadar geri dönülmez bir zarar yaratacağını söyleyen araştırmacı, akademisyen ve aktivisttir. Bugün yaşadığımız problemlerin lineer (doğrusal) düşünce sisteminden kaynaklı olduğunu ve çarenin doğa bakış açısından gelen sistem düşüncesinde ve ‘sistemler ile dans edilerek ‘ olduğunu ilk defa söylemiştir.

Fotoğraf: Medium

Janine Benyus:  Yaşanılanların insanın doğa ile ilişkisinin bozulmasından kaynaklı olduğunu; çarenin ile doğaya bakarak tasarımdan geldiğini söyleyen biyolog, inovasyon danışmanı ve yazardır. ‘Biyomimetik – doğayı taklit etme’ odaklı tasarım ve üretimin gelişmesi için çalışmaktadır.

Fotoğraf: The Times

Ellen MacArthur: Dört yaşından beri yaptığı yelken sporunda 2005 senesinde dünya turunu en hızlı tamamlayan kişi olmuşken hayat tutkusu olan yelkeni bir kenara bırakıp ‘döngüsel ekonomi’ bakış açısının yaygınlaşması için çalışmaya başlamıştır. ‘Doğada ne varsa, o kadar var, fazlası yok’ diyerek kaynakların yaşam döngüsü içerisinde asla kaybolmadan var olabilmeleri için tasarım ve süreçler geliştirilmesine ve döngüsel ekonominin dünya liderlik gündemini dönüştürmesine çalışmaktadır.

Fotoğraf: CNN

GretaThunberg: 2019 Davos Zirvesi’de (WEF) dünyanın önde gelen liderleri önünde ‘Sorumsuz davranıyorsunuz; eviniz yanıyor ve siz bunun farkında değilsiniz’ diyen 16 yaşındaki İsveç’li aktivisttir. Dünya düzenindeki yanlışlara açık bir şekilde dikkat çekmeye çalışmaktadır ve gençlere olan umudumuzu ortaya koymaktadır.

Yazının orijinali EKOIQ Dergisi Mart-Nisan 2019 sayısında yer almaktadır.

avatar
  Kaydol  
Bildir
12 Mart 2019