Kadınlara İlham ve Umut Veriyor

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Temsilcisi Gülsüm Kav, kadın hareketi içinde önemli bir isim. Yıllardır verdiği mücadele, bu uğurda çaba gösteren herkese ışık tutuyor.

Sisters of Europe

“Türkiye’de her gün bir kadın öldürülüyor, her gün bir kadın cinayeti yaşanıyor. Ama Türkiye’de kadınlar hiç olmadığı bir biçimde buna karşı mücadele ediyor. Yeni Havvalar eski Ademleri mutlaka yenecekler.”

Bunlar Gülsüm Kav’ın sözleri.

1971 doğumlu Kav; tıp etiği uzmanı, Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik Kolu İstanbul temsilcisi. 2010 yılından bu yana da Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Genel Temsilcisi.

Kendi hayatına karar verebilmek ve özgürlük için mücadele eden tüm kadınların kahraman olduğunu düşünüyor. Ayşe Paşalı, Özgecan Aslan, Şule Çet… Ve adı bilinmeyen niceleri… Kaderini tüm kadınların kaderine bağlayan, kadın mücadelesine emeğini, aklını, fikrini katan kadın önderler; Clara Zetkin’den Alexandra Kollantay’a, Simon de Beaviour’dan Halide Edip’e, kendilerinden sonra gelen kuşaklara gerçekleri gösteren kadınların hepsi rol modeli.

“Şiddetle mücadele bütünseldir”

Başta yaşam hakkı olmak üzere her tür kadın hakkı ihlaline karşı mücadele eden Kav, kadın cinayetlerinin adli bir konu olarak ya da magazinleştirilerek ele alınmasıyla üzerlerinin örtüldüğünü düşünüyor. Münevver Karabulut cinayetinden sonra kurulan platform yoluyla, derin bir toplumsal sorunu bireysel bir zemine indirgeyen bu yaklaşıma karşı duruyor.

Şiddete uğrayan ve öldürülen kadın, çocuk, LGBTİ bireyler ile onların ailelerinin hak ve adalet taleplerinin gerçekleşmesi için çalışıyor. Hem meydanlarda hem de mahkeme salonlarında yanlarında yer alıyor; kadınların yaşam hakkı ve özgürlükleri için politik bir mücadele yürütüyor. Mağdur aileleriyle birlikte adalet ararken kadın cinayetlerine karşı etkin bir kamuoyu yaratabilmek için çaba gösteriyor. Bunu yaparken de cesaretiyle birçok kadına ilham ve umut veriyor.

Kadına yönelik şiddetin boyutlarını her gün izlediğimiz bu dönemde Kav, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için uzun zamandır hükümete baskı oluşturanların başında yer alıyor. Şiddetle mücadelenin bütünsel ele alınması gereğinden hareketle, ona göre bu sözleşme yol gösterici bir harita. İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliğini getirdiği yasaklara dayandıran Kav, bu yasakları şöyle belirtiyor: “Şiddeti normalleştirmek yasaktır. Şiddeti gelenekle açıklamak yasaktır.” Kav, sözleşmenin bu yasaklarla somut yetkililere, somut görevler yüklediğini, şiddetin durdurulması ve önlenmesi konusunda kimin ne yapacağı çok belli olduğunu ifade ediyor. Sözleşmede yer alan önleme, koruma, kovuşturma ve politika geliştirme ilkelerinin uygulayıcısı olarak devleti işaret eden Kav, şiddete sıfır tolerans gösteren bir siyasi iradenin gerekliliğinin altını çiziyor: “Bu basamakların her birini diğerini ihmal etmeden hayata geçirdiğimizde sorunun çözüleceğine, bizde de kadın cinayetlerinin istisnai kalacağına inanıyorum.”

Kav’ın kadın cinayetlerini önleme yolunda kendi mücadele tecrübesinden süzerek sunduğu beş temel talebi var:

  1. Cumhurbaşkanı ile Meclis’teki bütün parti liderlerinin kadına yönelik şiddeti kınaması.
  2. 6284 numaralı Koruma Kanunu’nun etkin uygulanması.
  3. Ceza Kanunu’nun kadına yönelik şiddetle ilgili maddelerinin gözden geçirilip güncellenmesi, ceza indirimlerinin kaldırılması.
  4. Kadın Bakanlığı oluşturulması.
  5. Toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim eşitliğini esas alan yeni bir anayasa.

 “Nafaka ile ilgili düzenleme, erkeklerin tarafını tutuyor”

Kadınların özgürleşmesi için mücadele etmekten başka bir yol olmadığına inanan Kav, bu özgürleşmenin en önemli dayanaklarından biri olarak nafaka hakkını görüyor. Gündemde olan yasa değişikliğine ilişkin görüşlerini şu sözleriyle ifade ediyor:

“Türkiye’de kadınların boşanmak istemeleri bir ölüm fermanına dönüşüyor. Hal böyleyken devletin yapması gereken boşanma süreçlerinde kadının korunması, güçlendirilmesi. Nafaka ile ilgili düzenlemedeki maddeler ise bunun tam tersi. Açıkça erkeklerin tarafını tutuyor. Kadınlar için zaten maddi ve manevi açılardan zor olan boşanma sürecini daha da zorlaştırıyor. Hükümet, çoğunlukla şiddet gördüğü için boşanmak isteyen kadınlara “Ya ölüm ya da açlık” diyor. Çünkü getirilen kriterler yanlış işleyeceği açık. Örneğin ‘kusur’ oranı, kadınların öldürülürken bile ‘kusurlu’ bulunabildiği, yargının bu kadar cinsiyetçi olduğu koşullarda kadınlar aleyhine işleyebilir. Kadın haklarını yok sayan bu gibi düzenlemeleri genellikle aileyi korumak bahanesi ile gündeme getiriyorlar.”

 “Polis, kadınların hayatını kurtarırken, yeterli özeni göstermiyor”

Türkiye’de her gün kadınların öldürüldüğüne dikkat çeken Kav, polis kuvvetlerinin, valiliğin ve bütün yetkililerin yapması gereken kadın cinayetlerini durdurmak, şiddeti önlemek ve bunun için o kuvvetleri, seferber etmek olduğunu belirtiyor. Ancak yıl boyunca kadınların, şiddetten korunma hakkını kullanmaya başvurduklarında, “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü”nde toplanmamaları için gösterdikleri bu dikkati ve bu özeni göremediklerini aktaran Kav: “Kadınların hayatını korumakla görevli yetkilileri hayat kurtarırken hiçbir zaman böyle kararlı bir şekilde görev yaparken göremedik” diyerek ekliyor, “Şiddetten kurtulmak isteyen, son derece haklı kadınların önünü kesmesi akıl almaz bir durumdur. Ve kendilerinin de şiddetle mücadele gününde şiddet uygulaması aslında kadına yönelik bir suç oluşturmaktadır.”

“Yeni Havvalar eski Ademleri yenecekler.”

Başka ülkelerde de kadın cinayetleri yaşandığını ama Türkiye’de çok daha ağır bir tablo var olduğunu belirten Kav, bu tablo karşısında da kadınların eskisine oranla daha çok hak arayışına girdiğini söylüyor. Mutsuz kadınların boşanmak istemesi, kendi hayatına karar vermek istemesini Kav, şu şekilde tanımlıyor: “Artık günümüz şartlarında Türkiyeli kadınlar değişiyor ve yeni Havvalar oluyorlar. Yeni Havvaların, en büyük sorunu eski Ademler. Değişime direnen eski Ademler, kadınların çok temel hakkı olan kendini gerçekleştirme hakkına ve özgürlük arayışına kulak verip yanlarında olsalar Türkiye bambaşka bir toplum olacak. Kadınların bu hak arayışını şiddet kullanarak bastırmak isteyen erkeklerin, şiddet elini devletin durdurması gerekirken o eli okşadığını, erkek şiddetine cesaret verdiğini görüyoruz. Devlet bu tabloyu değiştirecek tersi bir hareket yaptığında, kadın yararına bir siyasi irade ortaya koyduğunda örneğin, Türkiye’nin, İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzaladığında kadın cinayetlerinin yarı oranda azaldığını görüyoruz.”

“Türkiye’de her gün kadın cinayeti olduğunu, kadınların sesinin her gün ölümle kesiliyor ama Türkiye’de kadınlar, şimdiye kadar hiç olmadıkları kadar da canlı bir biçimde buna karşı biçimde mücadele ediyorlar. Yeni Havvalar eski Ademleri yenecekler.”

Kadınlar yalnızca fiziksel değil, ekonomik şiddetle de mücadele ediyor

Türkiye’de kadınların güçlenmesinde, bağımsızlığa doğru adım atmasında çok önemli bir faktör olan çalışma hayatına katılma, üretken olma konusunda çok ağır bir ekonomik şiddet yaşadıklarını aktan Kav, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre üretken olabilecek kadın nüfusunu 25 milyon olarak kabul ettiğimizde, bu topluluğun 11 milyonunu iş aramadığı için TÜİK istihdam verisine bile dahil etmeyip tümüyle yok sayıldığının altını çiziyor. TÜİK’in, mecburen evlendirilip çocuk baktığı için milyonlarca kadını kişiden saymamasını, Kav, şiddetle sıkı bir bağ yarattığını düşünüyor. Kav’a göre, Türkiye’de kadınları yok sayan bu havaya güvenerek erkekler, kadınların haklarını ihlal etme konusunda oldukça cesur ve acımasız davranabiliyorlar.

Bu havayı değiştirebilecek en önemli şeyin ise Kav, yeni Havvaların, kararlı ve sessiz kalmayan tavrı ile beraber etrafında oluşan kamuoyunun güçlendirilmesi olarak görüyor. Kav, “Eğer biz hak arayan yeni Havvalar’ın etrafında güçlü bir kamuyoyu oluşturabilirsek, pek çok coğrafyada bu hareketliliğin etkisiyle birbirimizden de kuvvet alarak, bizim bile inanamayacağımız sonuçlar doğurabiliriz” ve yineliyor, “Yeni Havvalar eski Ademleri yenecekler.”

avatar
  Kaydol  
Bildir
16 Ekim 2019