Türkiye’de Cinsel Şiddetle Mücadele: Bugüne Dek Ne Yapıldı? Yol Haritası Ne Olmalı?

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle, Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği Medya Çalışmaları Koordinatörü Şehlem Kaçar ve Kampanya Koordinatörü Begüm Baki ile “ÖyleDeğilBöyle” kampanyasını, Türkiye’de cinsel şiddetle mücadelede sivil toplumun rolünü, bu alandaki çalışmaların tarihsel seyrini ve medyanın sorumluluklarını konuştuk.

Eda Doğançay 

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği, 2014 yılından bu yana cinsel şiddetle ilgili temel kavramlar, mitler ve mücadele biçimleri üzerine kampanya, eğitim, seminer, medya izleme gibi şiddetin önlenmesi yönünde etkin çalışmalar yürüten, kuir tahayyülü, feminizmleri, dayanışmayı, kolektif üretimi savunan anti-hiyerarşik bir örgütlenme.

Derneğin 25 Kasım’a yönelik son kampanyası “ÖyleDeğilBöyle”, cinsel şiddeti besleyen bir toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekmenin yanı sıra, cinsel şiddete maruz bırakılanları suçlayan ve failleri aklayan algı ve pratikleri görünür kılmayı ve alternatifler üretmeyi amaçlıyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesiyle, Derneğin Medya Çalışmaları Koordinatörü Şehlem Kaçar ve Kampanya Koordinatörü Begüm Baki ile hem “ÖyleDeğilBöyle” kampanyasını,  hem de Türkiye’de cinsel şiddetle mücadelede sivil toplumun rolünü, bu alandaki çalışmaların tarihsel seyrini ve medyanın sorumluluklarını konuştuk.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği olarak 2014 yılından bu yana faaliyet gösteriyorsunuz. Cinsel şiddetle ilgili temel kavramlar, mitler ve mücadele biçimleri üzerine farkındalığı arttıracak çeşitlik kampanya, eğitim, seminer çalışmaları yapıyorsunuz.

Bu alanda aktif biri olarak, Türkiye’de cinsel şiddetle mücadelede sivil toplumun rolünü/etkisini nasıl görüyorsunuz?

Begüm Baki: Türkiye’de cinsel şiddet ve cinsel istismar son 5 yılda hiç olmadığı kadar kamuoyunda görünür oldu. Örneğin, alternatif medya kanallarında cinsel şiddetin kapsamlı biçimde ele alınmaya başlanması, sosyal medyada yapılan kampanyalar, görünürlük çalışmaları, toplumda infial yaratan olaylardan sonra yapılan tartışmaların bunda etkisi olduğunu düşünüyoruz.

Yaptığımız alan analizlerinden edindiğimiz verilere göre; cinsel şiddet türleri ve buna yönelik hak ihlalleri sivil toplumda eskiye oranla daha çeşitli ve kapsayıcı raporlanmaktadır. Kadın cinayetlerinin yanı sıra cinsel şiddet için de çetele tutulmakta ve kamuoyu baskısı oluşturulabilmektedir. Cinsel şiddet türlerinin eğitim kurumlarında, spor alanlarında, kamu kurumlarında ve gözaltında, dini kurumlarda, kamusal alanlarda gerçekleşen farklı türlerine yönelik, sendika, siyasal parti, belediye, üniversite, STÖ, meslek grupları gibi sosyal kesimler tarafından üretilen çalışmalar bulunmaktadır.

Bağımsız medyada cinsel şiddetin hak temelli haberleştirilmesine yönelik çabalar mevcut. Bu konuda bağımsız medyanın çalışmalarında özellikle dil ve görsel kullanımına dikkat edilmekte ve haber çerçevesinin çizilmesinde hak temelli örgütlerin görüşlerine yer verilmektedir. Tecavüz Kriz Merkezi kavramının ve taleplerinin ülkede bilinirliğinin arttığını görmekteyiz. Öyle ki bu talep seçim vaadi olarak da bazı siyasi partilerin ajandasına girebilmiştir. Kamuoyunda cinsel şiddetten hayatta kalanlara yönelik destek/hizmet birim taleplerinin oluşmaya başladığı izlenmektedir. Kamuoyunda hayvanlara yönelik cinsel şiddetin nispeten daha görünür olduğu ifade edilebilir.

Tarihsel olarak baktığınızda, cinsel şiddetle mücadeleye yönelik sivil toplum çalışmaları sizce nasıl bir seyir izledi?

Şehlem Kaçar: 1980’lerde feminist hareketin yükselişi ile birlikte toplumsal cinsiyet temelli şiddet kadına yönelik şiddet bağlamında konuşulmaya başlandı. 1987 yılında bir hakim, erkek şiddeti nedeniyle boşanmak isteyen bir kadına ‘karının sırtını sopasız karnını sıpasız bırakmamak gerek’ gerekçesiyle boşanma talebini reddetti. Bu olay sonrasında Yoğurtçu Parkı’nda 17 Mayıs 1987’de sadece kadınların organize ettiği ve katıldığı ilk yürüyüş olan “Dayağa Karşı Yürüyüş”  yapıldı.

Bu yürüyüş sonrasında kadınlar yaşadıkları şiddeti konuşmaya başladı ve bilinç yükseltme toplantılarında ve destek gruplarında farklı şiddet biçimleri konuşuluyordu. 1990’larda maruz bırakıldığımız şiddeti konuşuyoruz ama konu cinsel şiddet olunca neden konuşamıyoruz sorusuyla hayatta kalan kadınlar bir araya gelerek yaşadıkları taciz ve tecavüzleri konuşmaya başladılar.

Ayrıca cinsel tacize dikkat çekmek amacıyla “Bedenimiz bizimdir” şiarı ile 2 Kasım 1989 yılında “mor iğne” kampanyası başlatıldı. “Kampanya kapsamında cinsel taciz, işyerinde cinsel taciz ve tanıklık toplantıları yapıldı. Birahane, meyhane, kahvehane gibi kadınların girmediği mekânlara toplu ziyaretler, semt pazarlarında Mor İğne satışı yapıldı. Kampanya bülteni çıkarıldı. Bildiriler basılıp dağıtıldı.”(https://catlakzemin.com/2-kasim-1989/)

1995 yılında medyada yer alan ve magazinsel içerikle verilen bir tecavüz olayından sonra feminist bir yayın olan Pazartesi dergisinde “Güneş neler yaşadı?” başlığında bir yazı yayınlandı. Burada şöyle deniliyordu: “Tecavüz kanıtlanması zor bir suç. Çünkü hiçbir erkek, bu suçu sahneye çıkıp, etrafına seyirciler toplayarak işlemiyor. Genellikle dört duvar arasında ve yalnızken işleniyor. Kadının tanık bulması mümkün değil ve dolayısıyla da kanıtlaması çok zor. Bu nedenle İsveç’te sadece tecavüz suçunda, ispat yükü yer değiştirmiştir. 1988’de İsveç Ceza Kanununda yapılan bir değişiklikle, kadının iddası yeterli görülmüştür. Kadın tecavüze uğradığını değil, tecavüz etmediğini iddia eden erkek, etmediğini ispatlamak zorundadır.” deniliyordu. (http://www.pazartesidergisi.com/pdf/1.pdf)

Yani kadının beyanı esastır tartışmaları da yine bu dönem konuşulmaya başlandı ve sosyal devlet anlayışını benimseyen ülkelerdeki yasalar ve yaptırımlar incelendi. Burada ayrıca yasaların yanında tecavüz kriz merkezleri, destek ve dayanışma merkezleri, modeller araştırıldı. Daha sonra 2008’de Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu kuruldu. Bu platform 30’a yakın kadın ve LGBTİ+ örgütün bulunduğu geniş bir platformdu. Mesela platform, Fethiye’deki toplu tecavüz davasını izledi, yani stratejik davalamalar yapıldı, yasa yapıcılar, karar vericilerle görüşmelere gidildi ve Tecavüz Kriz Merkezlerinin açılması için lobicilik çalışmaları yapıldı.

11 Mayıs 2011’de ise İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni imzalayan ilk ülke Türkiye’ydi. Sözleşme, fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddetin her türünü yasaklamaktadır. Sözleşmenin 25. maddesinde ise devletin yükümlülükleri arasında yeterli sayıda erişilebilir cinsel saldırı kriz merkezleri veya cinsel şiddet başvuru/ sevk merkezleri kurma yükümlülüğü getirerek, bu tür bir uzman desteği sağlanmasına özel vurgu yapmaktadır. Yani Tecavüz Kriz Merkezlerinin de açılması maddesi sözleşme içerisinde yer alır. Buna dayanarak Kadın ve LGBTİ+ hakları üzerine çalışan örgütler İstanbul Sözleşmesinin uygulanması için harekete geçti. Biz de hem Cinsel Şiddete Karşı Kadın Platformu’nda olan aktivistler, Amargi Kadın Dayanışma Topluluğundan kişiler, LGBTİ+, mülteci, çocuk hakları, hayvan hakları hareketlerinden gelenler ve örgütlenenler bir araya geldik ve 2012-14 yılları arasında evlerde toplandık, cinsel şiddetle ilgili öz yardım materyalleriyle ilgili toplantılar ve çeviriler yaptık. Trans aktivist Ali Arıkan’ın deneyim, araştırma, yazılarından ve kişisel birikimlerimizden beslenerek, 2014 yılında dernekleştik. Queer tahayyülü, feminizmleri, dayanışmayı, kolektif üretimi savunan anti-hiyerarşik bir örgütlenme olarak kurulduk. Biz feminist bakış açısıyla cinsel şiddet alanında çalışan tek örgütüz.

25 Kasım haftası kapsamındaki “ÖyleDeğilBöyle” kampanyanız oldukça ses getirdi. Öncelikle kampanya fikri nasıl ortaya çıktı? Mesajını nasıl özetlersiniz?

Begüm Baki: Biz, cinsel şiddeti besleyen toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekmek, cinsel şiddete maruz bırakılanları suçlayan ve failleri aklayan algı ve pratikleri görünür kılmak ve bunlara alternatifler üretmek için böyle bir kampanya yapmaya karar verdik. Kampanyanın etkisini arttırmak ve cinsel şiddetin hepimizin meselesi olduğunu göstermek için kamuoyunda tanınan, bu konuda söz üreten, cinsiyet eşitlikçi bakış açısı olan ve hak ihlallerine tepki gösteren isimlerle çalışmayı tercih ettik. Ayça Damgacı, Berrak Tüzünataç, Ceren Moray, Esra Dermancıoğlu, Hasibe Eren, Laçin Ceylan, Seyhan Arman ve Tülin Özen davetimizi kabul etti.

Hazırlık sürecinde kampanyaya katılan isimlerde iletişim halinde kaldık. Önerilerini aldık, kampanyanın hedefine ulaşabilmesi için birlikte yapabileceklerimizi planladık. Kampanya görsellerinde yer alan mesajları, mit ve gerçek olmak üzere iki kategoride verdik. Mesajları kolektif olarak ürettik. Katılımcılarla paylaştık, üzerinde tartıştık. Mitler için ana akımda yer alan haber başlıklarını taradık, kullanılan yaygın medya dilini temel alarak, herkesin ilk okuduğunda ne söylemek istediğimizi anlamasını hedefledik. Bu mitlere karşılık gerçekte olan ve olması gerekenleri yazdık. “Koskoca profesör yapmış olamaz, hayatta inanmam” yaygın söylemine karşılık gerçekte olanı yazdık: Herkes cinsel şiddetin faili olabilir. Kişinin statüsü, sosyo ekonomik durumu, akademik kariyeri, medeni durumu, cinsiyeti cinsel şiddetin uygulayıcısı olmadığı anlamına gelmez.

Cinsel dürtülerini kontrol edemiyor, mitine karşılık, “Cinsel şiddet kişilerin kontrol edilemeyen dürtüleriyle, cinselliğiyle ilgili değildir; güç ve iktidar ilişkileriyle ilgilidir. Toplumda öğrenilir, kaynağını toplumsal cinsiyet normlarından alır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıyla cinsel şiddet önlenebilir.” dedik ve “cinsel şiddet öğrenilir yani önlenebilir” mesajını vermek istedik. Böylece tüm toplumu ilgilendiren bu sorunu, medyada yaygın olarak kullanılan hatalı dile dikkat çekerek konuşulur kılmak istedik.

Kampanyanın söylemleriyle de birlikte düşündüğünüzde, cinsel şiddeti nasıl tanımlıyorsunuz?

Begüm Baki: Biz cinsel şiddeti “onay almaksızın, onay inşa ederek veya onay almanın söz konusu olamayacağı durumlarda kişinin/kişilerin uyguladığı, cinselliğe yönelik teşebbüs ve tehdit içeren her türlü eylem, davranış ve müdahale” olarak tanımlıyoruz. Her türlü eylem, davranış ve müdahale derken neyi kastediyoruz? Eylem gerçekleşmiş bir eylem olabilir, gerçekleşmemiş ve girişimde kalmış olabilir. Cinsel şiddete yönelik gözdağı, şantaj ve farklı tehdit davranışları olabilir. Bir kişinin bedensel ve/veya cinsel bütünlüğüne yönelik bir müdahale de olabilir. Örneğin cinsel sağlığı tehdit eden bir müdahale, üreme sağlığı ile ilgili ilaç ve hizmete erişimin engellenmesi, cinsiyet kimliğine karşı yapılan zorunlu operasyonlar gibi…

Kampanya nelerin onay anlamına gelmediğini çok net ortaya koyuyor. Peki onayı nasıl tanımlamak gerekiyor? Arzuyla ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

Begüm Baki: Onay, kişinin belirli bir cinsel davranışı yaşamak istediğini özgür irade ve sözlü ifade yoluyla belirtmesidir. Birbirimizle ilişkilenirken saygılı ve güvenli yollar bulmamızı sağlayan, yanlış anlaşılmaların ve cinsel şiddet davranışlarının önüne geçmek için bize rehber olabilecek, pratik bir uygulamadır. Bir davranışa başlamak için onay vermek, onu sürdürmek için de onayın olduğu anlamına gelmez. Onay, her an geri çekilebilir. Sessizlik onay göstergesi değildir, her zaman evet anlamına gelmez! Arzu ve onay ise farklı şeylerdir. Arzulamak onay vermek anlamına gelmez. Sözle ifade edilmeyen yanıtlar ve tepkiler her durumda onayın göstergesi değildir. Cinsiyeti, cinsel yönelimi ve cinsiyet ifadesi ne olursa olsun; interseks, akışkan cinsiyetli, cinsiyetsiz, kadın, erkek, gey, lezbiyen, heteroseksüel, biseksüel, trans, na-trans… Onay kavramı herkes içindir. (https://oyledegilboyle.org/2019/03/19/onay-nedir/)

Türkiye’de onay kültürünün gelişmemesinin önündeki belli başlı engeller neler sizce?

Begüm Baki: Cinsel şiddeti ortaya çıkaran sorunların onay kültürünün gelişmesindeki engeller olduğunu söyleyebiliriz. Bu sorunların kalkması ki buna tecavüz kültürü diyoruz, onay kültürünün yerleşmesini sağlayacaktır. Cinsel şiddeti ortaya çıkaran sorunları şöyle özetleyebiliriz: Tecavüz kültürü sonucu toplumda içselleşmiş olan yanlış inanışlar (mitler), şiddet dili ve davranışlarının sosyal olarak toplumda öğrenilmesi ve yeniden üretilmesi, hayvanlarla ve çocuklarla tahakküm ilişkisi kurulması, kapsamlı cinsellik eğitimi, farkındalık eğitimi gibi önleyici çalışmaların olmaması, kadınlara, LGBTİ+lara, mülteci ve sığınmacılara, yabancılara, engellilere, seks işçilerine yönelik ötekileştirme ve nefret söylemi, Toplumda bireyler arası eşitsizlik, eşitsiz koşulların görmezden gelinmesi, şiddeti oluşturan savaş, otoriter yönetimler, yoksulluk ve benzeri tüm koşullar…

“ÖyleDeğilBöyle” projesi kapsamında medya izleme çalışmaları da yapıyorsunuz. Kadına yönelik şiddetin haberleştirilmesinde kullanılan dil, şiddetin kanıksanmasında ya da sıradanlaşmasında nasıl rol oynuyor?

Şehlem Kaçar: Cinsel şiddeti meşrulaştıran ve görünmez kılan, mağduru suçlayan ve faili aklayan yaklaşımın değişmesi bu suçun önlenebilmesi için şarttır. Kullandığımız dil, şiddetin üreticisi, sürdürücüsü ve yayılma aracı olabilirken; medya ise bu dilin sürdürülmesi ya da dönüştürülmesinde kritik bir konumdadır. Haberin dili, çerçevesi, görsel kullanımı hayatta kalanın haklarına odaklanmalıdır. Güçlendirici haberler hayatta kalanları güçlendirecek; hem devletin hem de kurumların hukuki sorumluluklarını hatırlatacak ve cinsel şiddetle ilgili yanlış inanışların ortadan kalkmasına, cinsel şiddetle ilgili sessizliğin kırılmasını sağlayacaktır. Cinsel şiddetle mücadele ancak bu yolla mümkündür. Medya, haber yaparken haberin tıklanma sayısını değil, hayatta kalanının haklarını gözetmekle sorumludur.

Cinsel şiddet haberleri nötr, eyleme çağıran, tetikleyici ayrıntılara yer vermeyen ve failin ceza alması yolunda otoriteleri harekete geçiren bir yerden verilmeli. Haberlerde özellikle şiddeti erotikleştiren bir dilden kaçınılmalı, sansasyon yaratarak gereksiz röntgenci bir hazza hizmet edecek detaylarla yer verilmemeli ve olaya magazinsel içerikler yüklenmemelidir. Cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerin şiddeti hak ettikleri imasından kaçınılmalı ve yaşanılan şiddetin sorumluluğu faile yüklenerek haber yapılmalıdır. Haberde topluma doğru ve net bilgi aktarılmalıdır.

İddialar gerçekmiş gibi yansıtılmamalıdır. Özellikle kullanılan görsellerde cinsel şiddete maruz bırakılan kişiyi çaresiz gösterecek ve kurbanlaştıracak şekilde olmamalıdır. Bunun yerine haberi, içeriğe uygun bir şekilde genel bir fotoğraf paylaşabilir. Örneğin; olay kampüste gerçekleşmişse kurumsal sorumluluğu vurgulamak için uzaktan anonim bir kampüs fotoğrafı kullanılabilir.

Şiddet ya da taciz haberlerinin görsel seçimlerinde özellikle ana akım medyanın kadınları hedef alan bir tarzı olduğunu görüyoruz. Gazeteciler bu haberleri görselleştirirken nelere dikkat etmeli?

 Şehlem Kaçar: Cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerin şiddeti hak ettikleri imasından kaçınılmalı ve yaşanılan şiddetin sorumluluğu faile yüklenerek haber yapılmalıdır. Haberde topluma doğru ve net bilgi aktarılmalıdır. İddialar gerçekmiş gibi yansıtılmamalıdır. Özellikle kullanılan görsellerde cinsel şiddete maruz bırakılan kişiyi çaresiz gösterecek ve kurbanlaştıracak şekilde olmamalıdır. Haberi, içeriğe uygun bir şekilde genel bir fotoğraf ile paylaşabilirsiniz. Örneğin; olay kampüste gerçekleşmişse uzaktan anonim bir kampüs fotoğrafı kullanılabilir. Hayatta kalanla konuşma imkanınız varsa, onun tercihine uygun bir görsel veya temsili imaj da kullanabilirsiniz. Cinsel şiddetten hayatta kalan kişi, toplumun her kesiminden olabilir. Bu nedenle farklı topluluklardan kişilere ait olabileceğini sezdiren görsellerin kullanıldığına dikkat etmek gerekli. Cinsel istismar üzerine yapılan haberlerde, yine olayın geçtiği mekana referans veren, failin durumu veya koşullarına odaklanan, istismarla mücadeleye yönelik STK ve kurumların ürettiği bilgilendirici sticker ve görseller, çocukların ve yetişkinlerin psikolojisini gözeten, mücadeleyi vurgulayan cümleler içeren tipografik görseller kullanılabilir.

Cinsel şiddete ve artmasına neden olan faktörlere baktığımızda bunun sistemsel bir problem olduğunu ve toplumda farklı aktörler/kurumlar tarafından beslendiğini söylemek mümkün. Cinsel şiddetin bir sistem sorunu olması, mücadeleyi zorlaştırıyor mu sizce?

Begüm Baki: Cinsel şiddetin Türkiye’de kurumsal olarak nasıl ele alındığına bakmak lazım. Cinsel şiddet, yasal ve kimi zaman sivil toplum seviyesinde, ev içi şiddete odaklı, aileye yönelik bir tehdit olarak algılanıyor. Kadınlara yönelik koruyucu tedbirler var ancak bunlar sınırlı ve yetersiz. Şiddetin farklı türleri (taciz, flört şiddeti, akran şiddeti vs.) yeterince gündemleştirilmiyor.

Kesişen eşitsizlik eksenlerini içermeyen bir yaklaşım hakim. Örneğin mülteciler, LGBTİ+’lar, engelliler gibi. Şiddeti ortaya çıkaran sorunlar yani mitler, cinsiyetçi kalıp yargılar ve önyargılar vb. sorunsallaştırılmıyor, gündemde yeterince yer bulmuyor. Bir sistem sorunu değil de münferit vakalarmış gibi ele alınmak isteniyor. Bu elbette mücadele önünde bir engel, biz de bunlara karşılık çalışmalarımızı yapıyoruz.

Bu alanda sivil toplum mücadelesine katılmak isteyen ama bu konuda ilk adımı nasıl atacağını bilmeyen kadınları nasıl yönlendirirsiniz?

Begüm Baki: Biz her fırsatta değişimin bizimle başladığını, cinsel şiddetin aile, akranlar ve kültür yoluyla öğrenildiğini, dolayısıyla da önlenebileceğini vurguluyoruz. Buradan yola çıkarak “5 dakikada cinsel şiddeti önlemek için yapabileceğimiz 10 şey” isimli bir materyal ürettik. İlk adım aslında kendimiz ve çevremizi dönüştürmek ile başlıyor. Bunların dışında hak temelli çalışan sivil toplum kuruluşlarını takip edebilir, gönüllü olarak çalışmalarına katılabiliriz. Çalıştığımız ya da içinde bulunduğumuz kurumlar için farkındalık çalışmaları, eğitimler talep edebiliriz. Kendi çevremizi bu alanda mücadele etmek için örgütleyebiliriz, kısaca kendimizden başlayarak yapabileceklerimiz var.

Buna göre neler yapabiliriz?

  1. Çocuğunuz televizyonda şiddet içeren bir sahne gördüğünde kanalı değiştirmek yerine, bunun hakkında konuşun. Eleştirel düşünmesi için onu cesaretlendirin.
  2. Bugün bir arkadaşınızı kıyafeti veya dış görünümü yerine, iyi yapabildiği şeylerle ilgili övün.
  3. “Adam gibi yap”, “kız gibi kırıtma”, “erkekler ağlamaz” gibi sözler söylemeyin. Bunları duymak herkesi yaralar.
  4. Herhangi birine karşı tehdit edici, ayrımcılık ve şiddet içeren sözler duyduğunuzda bunları sineye çekmeyin. Tepkinizi gösterin.
  5. Çevrenizdeki insanlardan duygusal, fiziksel ve cinsel şiddete göz yummadıklarını belirten güçlü mesajlar vermelerini isteyin.
  6. Hayatınızdaki kız çocuklarını daha güçlü, oğlan çocuklarını da daha duyarlı olmaları yönünde cesaretlendirin.
  7. Eğer çocuklar sarılmanızı veya öpmenizi istemiyorsa, onların bedenleriyle ilgili karar verme hakkına saygı duyun ve ısrarcı davranmayın.
  8. Toplumsal cinsiyet rolleri kendi ilişkilerinizde nasıl ortaya çıkıyor? Sorgulamaya ve değiştirmeye kendi yaşamınızdan başlayın.
  9. Toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen paylaşımlarda bulunmak için sosyal medyayı kullanın. Daha fazlasını öğrenin.
  10. Cinsel şiddetle mücadele üzerine çalışan kişileri, sunum yapmaları için çalıştığınız yere veya okulunuza davet edin.

avatar
  Kaydol  
Bildir
25 Kasım 2019