Wajdi Mouawad’ın “Yangınlar” Oyunu Üzerine Bir İnceleme

Prof. Dr. Nazire Akbulut,  Ortadoğu’nun yakın tarihini, tragedya ve mitoloji ile iç içe anlatan Wajdi Mouawad’ın Yangınlar adlı tiyatro oyununu toplumsal cinsiyet boyutuyla yorumladı.

Nazire Akbulut*

Bursa Nilüfer Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun oyuncuları, her konulu oyunda olduğu gibi yine son derece başarılı bir performansla 1968 doğumlu Lübnanlı yazar, yönetmen ve oyuncu Wajdi Mouawad’ın Yangınlar adlı tiyatro oyununu, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde 125 dakikalık bir performansla sahneye koyuyor. Mouawad’ın eseri, 2010 yılında Denis Villeneuve tarafından İçimdeki Yangın adıyla, tiyatro oyunundan küçük ayrışmalar gösterecek şekilde beyaz perdeye aktarılmıştır.

Yangınlar oyunu, Batı toplumlarının birinde bir avukatın, biri kız (Jeanne/Ayşe Gülerman) diğeri erkek (Simon/Oğulcan Arman Uslu) olan yetişkin yaşta ikiz kardeşlere, annelerinin vasiyetini okumasıyla başlıyor. Anne kızına, sırtında “72” rakamı olan bir ceket ile alıcısı “Babaya” olarak ifade edilen bir zarf, oğluna ise günce izlenimi veren kırmızı kaplı bir defter ile “Oğula” diye adlandırdığı ikinci bir zarf bırakıyor. Son beş yılını sessizliğe gömülerek geçiren annenin vefatının ardında babalarının ve erkek kardeşlerinin olduğunu öğrenen Jeanne, annesinin geçmişine doğru iz sürüyor. Bu yolculuk bir taraftan onu, Lübnan iç savaşının yaşattıklarına kadar götürürken diğer tarafta, bir gizemin çözümüne dönüşüyor.

Tiyatro oyununun her bir bileşeni ayrı ayrı anlatılmaya değer

Yönetmen Murat Daltaban, uzamı genişlettiğinin sinyalini daha oyun başlamadan seyirciye aktarıyor. Bunun için de sahne perdesinin önünde, seyirci koltuklarının ilk birkaç sırasını da kapsayan siyah bir platform oluşturmuş. Platform yekpare değil; iç taraflarda öne ve arkaya doğru açılan ikişerden dört boşlukla, çift yönlü üç dişli tarak izlenimi yaratıyor; oluşan üç ince platform kadar mahzen izlenimi veren bu boşluklar da iki perdelik oyunun ilerleyen sahnelerinde işlevsel olarak kullanılıyor. Dekor ve ışık tasarımından sorumlu Cem Yılmazer, perde önünü ve perde arkasını farklı dekor anlayışıyla tasarlayarak yönetmenin iki boyutlu kurguladığı oyunu, gerek katmanlar arasında geçişi, gerek kültürel farkı, zaman ve mekan değişikliğini seyirciye kolaylaştırıyor. Kendisi de başarılı bir oyuncu ve yönetmen olan Murat Daltaban, rol dağılımını, oyunun akışını, paralel sahneleri, zamanda sıçramaları son derece akıcı ve isabetli ayarlıyor. Daltaban, parçalı siyah platformu, temelinde nasıl bir geçmişin yattığını bilmediğimiz bir hayatı, her anlamda tekinsiz, resmi ve karanlık bir zeminin üzerinde kurarken ‘şimdi’nin aksine aşk ve acıyı barındıran geçmişi; hareketli, merdivenlerin de işaret ettiği gibi siyasi açıdan inişli çıkışlı, masalımsı ve mitsel, dumanlı bir Ortadoğu atmosferi ile sunuyor. Müzik, sufî tarzdan arabeske kadar geniş bir palet sunarken hüzünlü anlarda Lübnan müziği fazla baskın çıkıyor.

Oyunu izleyecekler için, gizemini bozmadan iki sahneye dikkat çekmek isterim. Bunlardan biri genç Nawal’ın, diğeri olgun yaştaki Nawal’ın performansıdır. Yönetmen başarısına ve sahne tasarımının estetiğine bir de oyuncuların yetenekleri eklenince, seyirci olarak zamanın nasıl geçtiğini fark etmediğimiz oyunda Nawal ile Vahap’ın aşk sahnesi, dört dörtlük bir sanat eseri oluşturuyor. Cinsellik, olabilecek en estetik hareketlerle, iki kişilik bir salıncakta ayakları yerden kesilmiş gibi görselleştiriliyor.

Nawal’in olgun yaşını canlandıran Zeynep Çelik Küreş’in üç uzun repliğinin her biri bir tirat. Mikrofon başında, siyah pantolon-ceket takım içinde, topuzuyla yas ve ciddiyetin vücut bulmuş hali ile tüm yaşadıklarını sesine yansıtan bir rol üstleniyor. Bir oyuncu, canlandırdığı karakterin yaşadıklarını hiç hareket etmeden sesiyle seyirciye bu kadar başarı ile aktarabilir; rolünün gereğini zihinlerde bu kadar canlandırabilir.

Ayberk Erkay’ın çevirisi ile Türkçeye kazandırılan Yangınlar adlı oyunun her bir karesi, her bir motifi, dile getirdiği her bir sorun sayfalar dolduracak yoğunlukta yorum taşıyor. Nawal’ın yaşamı ekseninde gelişen, zaman zaman geçmişe yolculuklarla, farklı zaman dilimlerinde ve farklı kültürlerdeki kadınları konulaştıran eser, eğitimin kadının konumuna olumlu katkısını vurguluyor, ama yeterli olmadığının da altını çiziyor. Dayanma gücü ve direnci açısından takdir edilecek kadının her kültürde yaşamı zorluk içinde iken savaş ortamlarında, demokrasinin, insan haklarının, kadın haklarının olmadığı ortamlarda, acıları daha da katmerleniyor. Kadının kimliksizleştirildiği doğulu toplumlarda, Nawal’ın yüzünü dahi anımsamadığı Nazira büyükannesinin nasihati, oyunun ana motifini oluşturmada, kadın dayanışmasını gerekli kılmada söylenenleri destekler nitelikte: “Biz ömürlerimizi öfkeye kurban verdik. […] Git, okumayı öğren gel, mezar taşıma adımı yaz.”

* Emekli Prof. Dr.

avatar
  Kaydol  
Bildir
22 Ocak 2020