Yaşamı İle Bize İlham Veren Kadın: Nermin Abadan Unat

Gazeteci Zeynep Miraç Taner, demokrasi, toplumsal cinsiyet eşitliği ve adalet mücadelesi yolunda, başta kadınlar olmak üzere, herkese ışık olan Nermin Abadan Unat’ın ilham verici yaşam öyküsünü 8 Mart’a özel kaleme aldı.

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu olarak, eşitlik ve adalet adına bize öğrettikleri için kendisine minnettarlık duyuyor,  bu minnettarlığımızın bir ifadesi olarak kendisine Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu 2019 İlham Ödülü’nü takdim etmeyi bir borç biliyoruz. Zeynep Miraç’ın da yazısında dediği gibi:

Ömrünüze bereket, zihninize kuvvet!

ZEYNEP MİRAÇ

Türkiye’nin ilk kadın siyaset bilimcisi, Mülkiye’nin ilk kadın asistanı, ilk kadın doçenti, ilk kadın kürsü kurucusu, Basın Yayın Yüksek Okulu’nun ilk kadın müdürü, ilk kadın senatörlerden, ilk kadın gazetecilerden…

Hocaların hocası; hatta hocaların hocalarının hocası… Sedef Kabaş’ın kaleme aldığı, hayatını anlatan kitabın başlığıyla “Hayatını Seçen Kadın”: Prof. Dr. Nermin Abadan Unat.

Birçok “ilk” unvanını art arda sıralamak dilimize kolay. Edinilmiş hakların üzerinden uzun yıllar geçince, verilen mücadeleyi “hafife alanlar” çıkabilir. 2019 yılında yerel seçimler öncesinde açıklanan 819 belediye başkan adayının yüzde 1.8’inin kadın olduğunu düşünürsek, 1950’lerin Mülkiye’sinde ilk kadın siyaset bilimci olarak kendini kabul ettirmesi daha da anlam kazanıyor.

Habertürk gazetesine verdiği söyleşide “Bizim ülkemizde kadın hakları biraz da sert mücadele yapmadığımız için kucağımıza bir hediye olarak verildi” diyordu; “Aslında ne kadar mücadele verilirse kıymeti ortaya çıkıyor. Bir kısım düşünürler, yazarlar demokrasi mücadelesinin 1980 ve sonrasından başladığını söyler. Oysa böyle bir şey yok. Geçmişte bıraktığımız şeylerin tekrar gelmesinin imkânı yok.”

Demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesinin en yakın tanıklarından Nermin Abadan Unat’ın  hayat hikâyesi 1921’de başlıyor. Macar baronesi Elfriede Karwinsky ile İzmirli tüccar Mustafa Süleymanoviç’in kızları Nermin doğduğunda babası Hamburg’daki hayatını, âşık olduğu Elfriede için Viyana’ya taşımıştı.

İstanbul’a, Nişantaşı’nda bir apartman dairesine taşındıklarında altı yaşındaydı. O günün “aristokrat” düzeninde annesini de babasını da pek göremeden büyüyen Nermin, okula da gitmiyor, evde eğitim görüyordu. Derin bir yalnızlık demekti bu; anne yok, baba yok, arkadaş yok. Sadece İsviçreli mürebbiyesi ve kendisi. İşin fenası tek kelime Türkçe bilmiyordu; ana dili Almancaydı ve mürebbiyeden Fransızca öğrenmekteydi.

İstanbul’a geldiklerinin dördüncü yılında babası vefat edince annesi “Avrupa’ya dönüyoruz” dedi. Apar topar Budapeşte’ye, annesinin ilk evliliğinden olan büyük kızının yanına taşındılar. Burada okula başladı ilk kez… Ama yine ne oyun ne arkadaş ne eğlence ne de sevgi… Hep çalıştığını, çok ama çok çalıştığını hatırlayacaktı o yıllardan.

Almanca ve Fransızcanın yanında İngilizce ve Macarca da öğrendi, sıra hâlâ Türkçeye gelmemişti. Elfriede Hanım, Mustafa Bey’den kalan serveti oyun masalarında kaybedince “Artık seni okula veremiyorum” deyiverdi bir gün, “Git steno öğren, sekreterlik yap!”. Nermin henüz 14’ündeydi.

Servetin eridiği o masaların faydasını bambaşka bir şekilde görecekti. Annesiyle birlikte gittiği kafelerde sıkıntıdan ne kadar dergi varsa okuyordu. O dergilerden Mustafa Kemal Atatürk’ü, Türkiye için yaptıklarını öğrendi. Bir de Türkiye’de eğitimin parasız olduğunu…

İzmir’deki amcasına mektuplar yazdı, cevap alamadı. Aklına elçiliğe başvurmak geldi ve bir sabah Budapeşte’deki Türkiye Büyükelçiliği’nin kapısına dayandı.

Behiç Erkin (ki yıllar sonra Paris büyükelçiliği sırasında 75-80 bin Yahudi’ye Türkiye Cumhuriyeti pasaportu verip onları Auschwitz’e ve Dachau’a gitmekten kurtaracak ve Türk Schindler olarak anılacaktı) onu şefkatle karşıladı ve Türkiye’ye gidebilmesi için bütün imkanları kullandı. Nermin Abadan Unat eve dönüp annesine “Ben üç gün sonra Türkiye’ye gidiyorum” deyiverdi. Gidiş o gidiş. Annesini bir daha hiç görmeyecekti. (Çünkü II. Dünya Savaşı patlayacak, Avrupa birbirine girecek ve Nermin ardından annesinin nasıl öldüğünü de mezarının yerini de öğrenemeyecekti. Ablasıyla karşılaşması ise ancak 20 yıl sonra mümkün olacaktı.)

Türkiye’ye gelir gelmez İzmir’de amcasının yanına yerleşti ve İzmir Kız Lisesi’ne kaydoldu. Türkçeyi de burada öğrendi. Ailede memnuniyetle karşılandığı söylenemezdi, bunu açıkça hissettirmişlerdi. O da amcasına yük olmamak için o yıllarda İzmir’e gelen her yabancı heyete bildiği dört dille rehberlik yapıyor, çevresindekilere dil dersleri veriyordu.

Bir ülke, bir aile ve bir hayat sahibi olmak için hep mücadele etmesi gerekti. Öğrencilerine “Hepiniz Türklüğün içine doğdunuz” diyecekti, “ben ise onu seçtim.”

Cumhuriyet’in ilk yıllarının verdiği enerji, ümit ve cesaret onun hayatının da merkezindeydi. Her şeyi yapabilir, her engeli aşabilir, tek başına hedeflerine ulaşabilirdi. Şimdilerde hepimizi örümceğin ağına sıkışmışçasına saran o umutsuzluğu tanımamasının sebebi, genç Türkiye’nin soluğunu hâlâ hissetmesi olsa gerek.

Kendisini kucaklayan Cumhuriyet’in kurucusuna borcunu ise yıllar sonra oğluna Mustafa Kemal adını vererek ödedi.

Öğrenim hayatı boyunca çalıştı, lisenin son sınıfını, parasını kendisi ödeyerek yatılı okudu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Artık çevirmenliğin yanı sıra bir mesleği daha vardı: Gazetecilik. Yabancı dil bilgisiyle II. Dünya Savaşı haberlerini Türkiye’deki okurlara aktardı.

Savaşın ardından sıra avukatlık stajına gelmişti. Ne var ki bu alan onu tatmin etmedi, üniversiteye döndü. Dönüş o dönüş. Siyasal Bilgiler’in ilk kadın akademisyeni, ilk kadın doçenti ve ilk kadın profesörü unvanlarını alacağı uzun bir yol vardı önünde.

Büyük aşkı, Siyasal Bilgiler’in efsanevi hocalarından Yavuz Abadan ile bu sırada tanıştı.

2015 yılında Hürriyet’ten Cengiz Semercioğlu’na verdiği söyleşide “Ben Yavuz’un öğrencisiydim” diye anlatacaktı, “Eminönü Halk Evi’ne gidiyordum, o da oranın başkanıydı… 20 yaşındaydım, Halk Evleri’nde 1’inci sınıfa giderken… Daha ilk sınıfta benim kendisine karşı bir zaafım olduğunu anlayınca, ‘Benim öğrencilerimle bir alakam olamaz… Siz mezun olduktan sonra belki görüşürüz’ dedi, bir daha da yüzüme bakmadı benim…”

Evlendiklerinde yıl 1946’ydı. Nermin Abadan, Falih Rıfkı Atay’ın davetiyle Ulus gazetesinde çalışıyordu. Savaş henüz bitmişti ve Avrupa yaralarını sarmaya çalışıyordu. 1951 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde doktoraya başladı, tezinin adı “Kamuoyu ve Etki Alanı”ydı. Ertesi yıl Fulbright bursuyla Minnesota Üniversitesi’ne gitti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistan olarak göreve başladığında yıl 1953’tü.

1958 yılında tek çocuğu Mustafa Kemal Abadan doğdu. Aynı yıl siyaset bilimi dalında doçentliğe, 1966 yılında da profesörlüğe yükseldi. Fakültede Siyasal Davranış Enstitüsü’nü kurdu ve başkanlığını üstlendi.

Bu sırada Berlin, Münih, New York, Denver, Georgetown ve Los Angeles’taki üniversitelerde konuk profesör olarak dersler verdi.

1967, büyük bir kaybın yılıydı. Eşi Yavuz Abadan henüz 62 yaşındayken ayrıldı bu dünyadan. 1972’de yeniden evlendi, Siyasal Bilgiler’in eski dekanlarından Prof.Dr. İlhan Unat ile. Şimdi hem iki soyadını hem de parmağında iki yüzük taşıyor; hem Yavuz Abadan’ın yüzüğünü hem de 2009 yılında kaybettiği İlhan Unat’ınkini.

1970’ler ise eski mesleğine yakınlaştığı, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nun müdürlüğünü yaptığı yıllardı. Okulun tarihindeki benzersiz yeri Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi olarak yeniden kuruluşunda görev almasıyla perçinlendi. Akademiye kısa bir siyaset arası verdi, 1978 yılında CHP temsilcisi olarak Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçildi.

Kariyeri boyunca, halkla ilişkiler ve kamuoyu gibi onun sayesinde gündeme gelen konuların yanı sıra göç ve kadın konularının da akademide hak ettikleri yeri bulmaları için çabaladı. Yurtdışındaki göçmen Türk işçileri ve Türk toplumunda kadın üzerine çalışmaları yol gösterdi. Türk İşçileri başlıklı araştırması, Türkiye’den Almanya’ya göç eden işçilerle ilgili yapılan ilk ciddi çalışmaydı.

Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalıştı, Avrupa Konseyi Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Başkan Yardımcılığı dahil pek çok çalışma yaptı. 2016’da Mülkiyeliler Birliği tarafından kendisine verilen Mülkiye Büyük Ödülü’nü ‘erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirmiş kadınlara ve hür idarelerine başvurmaksızın kaderleri bağlanmış binlerce çocuk geline’ adadığını söyledi.

2017’de Sakıp Sabancı Uluslararası Araştırma Jüri Özel Ödülü’ne değer görüldüğünde ise kadınların iş dünyasındaki yerini hatırlattı ve konuşmasını “Bize yarının değerlerinin yolunu çizen Mustafa Kemal’dir. Ondan ayrılmayacağız” sözleriyle bitirdi. Başka bir konuşmasında yine Mustafa Kemal’in öneminden söz etmiş ve “Modernite üzerimize yağıyor, erkeklerimiz bunu kabul etmiyor ve hâlâ eski, ataerkil değerlerle bizleri ezmeye devam etmek istiyorlar” demişti; “Bunu en iyi anlayanlardan biri de bizim Cumhuriyet’imizi kuran Mustafa Kemal ve arkadaşlarıdır. Bunu lütfen unutmayın ve bana farklı özgürlükler olduğunu söylemeyin. Özgürlük tektir”.

18. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde ödül alırken de “Zannetmeyin kadın-erkek eşitliği kolay elde edilir” demişti; “Bir hakka sahip olmak için mücadele etmek lazım”.

45 yıl boyunca iletişim ve siyaset dersleri veren Nermin Abadan Unat, devlet üniversitelerinin 67 yaşından sonra emekli etme kuralı gereği hocalığı bırakmak zorunda kaldı. Eski öğrencisi, Boğaziçi Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Üstün Ergüder onu davet edene dek. 22 yıl da burada hem lisans hem de lisans üstü derslerine girdi.

Öğrencilerine öğütlerinden biri mutlaka gazete ve magazin haberlerini okumaktı. Magazin önerisi sizi şaşırtmasın; “Onları okumazsam ben Türkiye’de finans gücünün nereye gittiğini, finans dünyasının yeni dinamiklerini başka nereden öğrenebilirim? Türkiye’nin yeni zenginlerini, genç kuşaklarını oradan öğreniyorum” diye anlatmıştı gerekçesini.

Her zaman önyargılara karşı durdu. Söylenenin, görünenin ötesine geçmeyi görev bildi. Her zaman “Bu dünyaya, bu ülkeye nasıl katkım olur?” sorusunun peşinden gitti. Vazgeçse, bırakıp gitse kim ne diyebilirdi ki? Ama 80 yıl önce onu bir bilinmeze doğru yola çıkaran “sol memesinin altındaki cevahir”i hiç karartmadı. Cesaretini, hevesini, arzusunu hiç kaybetmedi.

Dört yıl önce Hürriyet Pazar ekinden Yenal Bilgici’ye verdiği söyleşide “Hayat nedir ki zaten?” diye soruyordu Hocaların Hocası Nermin Abadan Unat, “Bu güzel dünyada biraz zaman geçiriyoruz. Ben bütün hayatım boyunca bilimsel araştırma yaptım. Bir tuğla koymaya çalıştım. Her birimiz birer tuğla koymak zorundayız. Ve şunu unutmamalıyız: Hiçbir zaman son söz yoktur…”

Bugün sözümüz daha bol, sesimiz daha yüksekse, onun koyduğu tuğlaların verdiği güvence sayesindedir. Müteşekkiriz.

Ömrüne bereket, zihnine kuvvet!

avatar
  Kaydol  
Bildir
7 Mart 2019