Yaşar Seyman Yazdı: Karantina Günlerinde Bir Kadın

Yazar ve siyasetçi Yaşar Seyman, kendisini uzun yıllar emek mücadelesine adamış, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası kurucu başkanı Vicdan Baykara’nın yaşam hikayesini yazdı.

Yaşar Seyman

Şair diyor ki: “Mayıs’ta gönlüm delidir.”

Mayıs deyince Sabahattin Ali’nin şiiri dilime düşer:

“Mayıs, ayların gülüdür,

taze bir çiçek dalıdır,

İçerim ateş doludur;

Mayıs‘ta gönlüm delidir.”

Mayıs’ta gönlüm delidir diyen şair misali gönül meclisimdeki kadınlar umut çiçekleri açtırırlar. Onlar ki mücadeleleri ile gönül meclisime giren kadınlardır. Size yazacağım bu kadın da uzun yıllar yüreğimde demlendi. Sanki günüdür kalem parmaklarımdan dökülen sözcüklerle size akışının, sanki günüdür…

Sendikacı diyor ki 1 Mayıs emek bayramıdır!

1 Mayıs bize “İşçinin ve emekçinin bayramını müjdeler. James Oppenheim’ın “Ekmek ve Gül” şiir ile alanlara yürürüz. Ekmek ve Gül şiiri ile 1 Mayısları karşılarız:

“Yürüyoruz, yürüyoruz günün aydınlığında

Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara

Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan

Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara”

Bu yıl koronavirüs nedeniyle 1 Mayıs Emek Bayramı da alanlarda kutlanamayacak! Bu kez yasağın kılıfı dünden hazır sosyal mesafe, virüs belası tüm bayramlar gibi 1 Mayıs işçi bayramı da hüzünlü ve buruk geçecektir. Balkonlara çıkıp “Günlerin bugün getirdiği,” marşı da bir başına söylenmez ki…

Gelin Mayıs sayımızda, emek mücadelesi veren, yürekli bir kadın sendikacıyı yazayım. Sendika mı kaldı? Sendikal mücadele mi? Sorularınızı duyar gibiyim. Emek varsa, emekçinin örgütü sendika vardır ve hep var olacaktır. Dönem dönem sesleri çıkmasa da siyasi iktidarların sözcüsü gibi davransalar da baharda kış uykusuna yatsalar da bu uzun sürmez, süremez. Gün gelir “sabahın bir sahibi var,” misali sendikalar ses verir.

Emek Mücadelesine Adanan Bir Yaşam

Elazığ, İstanbul, Ankara ve Dünya hattında bir kadın…

O, kültürler kavşağı Elazığ şehrinde doğar. İlk ve ortaokulu Elazığ’da okur. Liseye İstanbul’da başlar. Üniversite öğrenimi için Ankara’ya gelir. Ailesinden ilk ayrılığı da böyle başlar.

Onun üniversiteye geldiği yıllar öncesi 68 kuşağının dünyada esen fırtınası Türkiye’yi de savurmuş, gençlik önderleri “Bağımsız Türkiye!” sloganını haykırarak idam sehpalarına yürümüş ya da çatışmalarda öldürülmüştür. 78 kuşağı büyük bir bedeli omuzlayarak başlatılan yürüyüşü sürdürme kararı alırken; 10 yılda bir darbeler dönemi de başlamıştır.

Mezun olur, İstanbul’a döner, İstanbul Belediyesi’nde işe girer, Pendik Belediyesi, Emlak İstimlak müdürü iken örgütlenmeye başlayan kamu çalışanları mücadelesine katılmak için görevinden istifa edip sade bir kamu çalışanı olarak uğraşını sürdürür.

Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası -TÜM BEL-SEN kurucu genel başkanı olur. Ne güzel bir rastlantı ki 1 Mayıs Pendik mitinginde konuşanlardan biridir. Yıllar sonra Kamu Emekçileri Konfederasyonu KESK kurucusu olarak sendikal örgütlenmelere alanlardan tazyikli sus, biber gazı, tartaklanmalar, gözaltılar da payına düşeni yol arkadaşları ile alarak yürür…

Dönemin sloganı “Susma sustukça sıra sana gelecek!”

Daha sonra Özgürlük ve Dayanışma ÖDP “Aşkın ve Devrimin” partisinin kurucularından olup ilk çıkışta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı iken sloganı “Haramilerin saltanatını yıkacağız,” diye haykıran bir yürekli duruşa dönüşür.

Onunla Aliağa Belediye Başkanı Hakkı Ülkü’nün çağrılısı olarak Aliağa’da bir panelde konuşmacı iken buluştuk. Konuşup uçağa yetişmek için ayrılınca bir yaz günü Dikili Festivalinde Belediye Başkanı Osman Özgüven’in etkinliklerinde tanıştık.

O gün bugün onlarca yıl geride kaldı.

O, kamu emekçilerine adanan bir yaşamın adı oldu.

O konuşurken minik elleri ile kitleleri dalgalandıran mini minnacık halini anıta dönüştüren emeğin güçlü sesidir.

Yıllarca sendika genel başkanı olarak ülkesinin neresinde bir belediye varsa gidip, orayı örgütleyen ve Tüm Bel – Sen’i ülkenin en büyük sendikası konumuna getiren emek temsilcisidir.

Dünya sendikal hareketinin kongrelerine koşan, yaşamı yollarda, otobüslerde, trenlerde, uçaklarda, arabalarda geçen, bulursa bir otelde konaklayan, ertesi gün yine yeniden yollara düşen bir sendika başkanıdır.

Su gibi akan cümlelerle size tanıttığım sendikacı güzel kadın Vicdan Baykara.

O, iktidarların uykusunu kaçıran, uluslararası mahkemelerde Baykara kararları çıkaran, mücadeleci, güçlü, kendini yeniden yaratan bir kadın.

Koca bir hayattan küçücük bir özet…

Karantina günlerinde İstanbul’da yılların başkanı şimdi sendikal yaşamı noktalamış, katkılarını emekçilerden esirgemeyen, konferanslara giden, emek örgütlerinin büyümesi için çabalayan, emek dostu, kardeş, anne, yoldaş Vicdan Baykara’ya selam olsun!

Simone De Beauvoir diyor ki: “ Kadın olarak dünyaya gelinmez, kadın olunur.”

Ankara, 27 Mayıs 2020

 

avatar
  Kaydol  
Bildir
1 Haziran 2020