Yaşar Seyman’ın Kaleminden Eleanor Roosevelt

ELEANOR

Güneşli bir gün pırıl pırıl bulutlar gökyüzünü süslüyor…

Mavi ile beyazın dansı altında dünyayı değiştiren kadınlar ansızın zihnimden geçiyor. Sonra yerlerini simge kadınlara bırakıyorlar. En sonunda benim kendini yeniden yaratan kadınlarımla kadın dünyasına yolculuğum renkleniyor.

Yine de bu ilkyazımda dünyayı değiştiren kadınlardan Eleanor Roosevelet söz etmek istiyorum.

ADI: ELEANOR ROOSEVELT

Bu kadını tüm dünya duysun ve tanısın istiyorum.

Eleanor, sadece insan hakları annesi değil aynı zamanda dünyayı değiştiren kadınlardan bir kadındır. İlginç olan 32. Amerika Devlet başkanı Franklin Roosevelt’in eşi yani Amerika’nın ‘First Lady’si, benim baş kadınım.

Bizim kuşak bu tür mücadeleci kadın ve erkekleri bilir. Hatta bir gün akrabalarımdan birinin yaşını sordular, gülerek bilmiyorum dedim sonra da Che Guevara’nın, Fidel Castro’nun, Rosa Luxemburg’un, Clara Zetkin’in yaşını soran yok mu diye sorumu sordum. Biz bu kahramanların doğdukları şehirleri, doğum ve ölüm tarihlerini biliriz. Onlar insanlar için mücadele eden, direnen, bazıları da bedelini canıyla ödeyen insanlar oldukları için yaşamöyküleri bizim yaşamöykülerimizdir.

Kadının Türküsü belgeselini yazarken Elanor’un yaşamını okusam da ansiklopedik bilgilere doyamadım. Bu başarı öyküsünü kana kana içmek için önce bir küçük telli defter aldım, bu el defterime adını yazdım. Artık onunla dolaşmaya başladım. Onu okudum, notlar aldım, uykularıma girer oldu. Yıllar sonra uçakta tanıştığım Amerika’da yaşayan akademisyen Bülent Temel Benazir kitabını değerlendirirken, yazmamı önerdiği isimlerden biri de Eleanor Roosevelt oldu.

Eleanor insanlık tarihine katkıları olan kadın; onu konuşurken, yazarken çok heyecanlanıyorum.

Onu tanıdığım yıl: 2000.

Bütün bulutlar bembeyaz, ayaklarım yerden kesilmiş daha ne diyeyim ki. Sesim çağlayanları kıskandıracak gürlükte, saçlarım rüzgârla uçuşuyor, dünya âlem pespembe görünüyor. Yine de onu zihnime işliyor, gönül meclisime alıyorum.

Onu tanıdıktan yıllar sonra da yazıyorum…

Değişen dünya, değişen ülkeler, liderler, baş kadınlar, insan hakları savunucusu kesilen ülkelerin her geçen gün insan haklarını yok etmeleri, savaşlar, baş döndürücü bu değişimi, değişimin fitilini yakanların örnek yaşam öykülerini yazarken; nereden nereye geldiğimiz de yansıyor.

Belki Mezopotamya’da Eleanor’a ‘ELO’ derler diye adını kısalttım ‘ELA’ diye okuyor, sesleniyor, yazıyorum. Mezopotamya da yani o kadim topraklarda isimler kısaltılır. Bir de lakap takarlar. Hatta çoğu insan o lakapla anılır. Kürtler ismin ne olursa olsun sonuna ‘o’ harfi eklemeye bayılırlar.

Eleanor Roosevelt,  “Çocukluğum boyunca, ilgi ve beğeni, en çok istediğim şeylerdi, çünkü benimle ilgili hiçbir şeyin, ilgi ve beğeni toplamayacağı düşüncesi kafama işlenmişti.”

Eleanor, güzel bir sonbahar günü 11 Ekim 1884 tarihinde New York’ta Hudson nehri kıyısındaki kır evlerinin birinde doğuyor. Bu semt New York’un varlıklı, seçkin ailelerin yaşadığı bir semttir.

Ailesinin ikinci kız çocuğu olarak doğmak o topraklarda da bizim topraklarda olduğu gibi felaket mi bilmiyorum. Bildiğim ikinci çocukların daha özgür daha deneyimli yetiştirilmeleridir. Anne ve baba bütün hünerlerini ilk çocukta uygular, üstüne titrer bu olumlu da olur olumsuz da sonuçta güzel olan ikinci çocuğa daha deneyimli yaklaşırlar.

New York enerjisine vurgun olduğum dünya kentlerinden bir kenttir. Gökdelenler adeta gökyüzüne uzanır. Dünyanın her yerinden göçmenler koşar gelir bu şehre. Şehir, göçe de göçmene de hazırlıklıdır. Göçmenden ve göçten korkmaz tam tersi göçmen emeğini en iyi değerlendirir. Tıpkı özgürlük anıtı gibi o da sanki göçmeni bağrına basar. Göçmenin emeğini sömürürken uygulamalarıyla da onu, New Yorkluyum demeye hazırlar.  İşte, Elenaor, böyle bir dünya şehrinden dünyaya merhaba diyor. Ve insan hakları annesi oluyor.

Eleanor’u yazarken bazen onunla kavga ediyorum.

Neden mi?

Amerikalı olduğunu anımsıyorum. Nedir senin ülkenin dünyayı rahat bırakmaması?  Gözü doymaz çapkın bir erkek gibi Amerika. Böylelerine bizim ülkemizde “gözünü toprak doyursun” derler. Hatta bu konuda bir türkü bile yakmışlar. Ben o türküyü kimden dinledim bilmiyorum ama bir erkek ses olduğu kesindi.

Olsun, yine de Amerika’ya ne kadar kızsam da beni var eden, uğruna bir yaşam adadığım alandaki her günün bedeli onun ülkesinde ödenir, sonra da üstünden yarım asır geçince dünyanın kutladığı günler olur.

Amerika’da yaşanan olaylar anısına; ‘1 Mayıs İşçi Bayramı’ ve ‘8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ Amerika’daki mücadele ile kazanılan günlerdir. Eleanor’un öncülüğünde ‘İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ ve o mübarek kadının insan hakları için verdiği mücadele aklıma gelince bütün öfkem sönüyor.

O başımın tacı, o taçsız kraliçem ve insan hakları annem oluyor.

Onun, 10 Aralık 1948 imzaladığı ‘İnsan Hakları Bildirgesi’ üstünden yetmiş yıl geçse de dünyanın en büyük sorunu yine insan hakları sorunu olarak önümüzde duruyor.

Onu, 70 yıl sonra yeniden ülkemin insanına, gencine kadınına yazmak istiyorum. Bir bulut güzelliğinde bir duru su içiminde o da kim derken; okuyanların gönüllerine aksın diye. Okuyanlar “vay bee, demek ki bu dünyadan böyle ele avuca sığmayan daha doğrusu kabına sığmayan kadınlar konup göçtü” desinler.

“Biz de hafif olsaydık bir rüzgârdan,

Yer alsaydık şu bulut kervanında,

Güzel’e ve Yeni’ye doğru koşan

Bu sonrasız gidişin bir yanında”

Yağmur bulutları üzerimde indi inecek kendimi bir kafeye zor attım. Kahvemi söyledim. Aklıma PEN Ankara olarak düzenlediğimiz ‘Barış ve Edebiyat’ etkinliği geldi. Dört edebiyatçı, iki kadın iki erkek dinleyenlere sesleneceğiz. Barış sözcüğü son yıllarda ansızın ülkemizde patlayan bombalar, yitirdiklerimiz ve künyemize kazılmış isimler. 1 Eylül’de ve 21 Eylül’de iki kez barış konuşmak barışa duyulan özlemi vurgulamak,  yitirdiklerimizi anmak ve o izleri yaşamında taşıyan güzel insanları unutmamak…

Eleanor Roosevelt’insözüyle yazımı noktalamak istiyorum:

“Hiç kimse sizin izniniz olmadan, size kendinizi değersiz hissettiremez.”

 

Eleanor Roosevelt (1884-1962) ABD’nin Başkanı Franklin D. Roosevelt’in eşi ve kuzenidir. Başkan Truman döneminde Birleşmiş Milletler temsilciliği yapmış, ‘İnsan Hakları Bildirisi’ne büyük katkılar sağlamıştır. 

Roosevelt ve Livingston ailelerin bir üyesi, Eleanor genç yaşta hem anne ve babasını sonra da kardeşini kaybeder. Bu ölümler onun mutsuz bir çocukluk geçirmesine neden olur. 15 yaşındayken, Londra’da Allenwood Akademisi katılır ve feminist müdire Marie Souvestre etkilenir adeta yaşamı değişir. ABD’ye dönünce Franklin Roosevelt ile evlenir. Bu evlilik Franklin’in annesinin kontrolünde geçer. Eleanor gün gelir eşi tarafından ihanete. Felç olan eşinin siyasette kalmasına destek olur, onun adına konuşmalar yapar, kampanyalara sürdürür. Aynı zamanda iyi bir anne olmaya özen gösterir.  

Bir First Lady olarak içtenlikle insan hakları konularında çalışır. Bu konuya adeta bir yaşam adar. O, basın toplantıları yapan, gazetelerde köşe yazan, eşi adına konuşmalar yapan başarılı bir kadındır.

Kocasının ölümünün ardından, Eleanor yaşamının geri kalan zamanının insan hakları mücadelesine adar. Birleşmiş Milletlere katılan ABD’nin ilk delegelerinden biri olur. İnsan hakları konusundaki çalışmalarını sürdürür.  Birleşmiş Milletler ve Barış Gücü’nde çeşitli görevlerde çalışır. Yaşamını kaybettiği 7 Kasım 1962 tarihine kadar çalıştığı ‘Kadın Statüsü Başkanlık Komisyonu’nda başkan olarak görev yapar. Öldüğünde 78 yaşında; “neredeyse evrensel saygı nesnesi” olarak kabul edilir.

 

avatar
4 Toplam yorum
0 Yorumlara verilen cevaplar
1 Takipçiler
 
En çok cevap verilen yorum
En güncel tartışma
4 Yorum yapan yazar
Keje Elif OrhanBora AtesNeslihan ErguvanNurdane Özdemir Sağkan yeni yorum
  Kaydol  
En güncel En eski En çok oy alan
Bildir
Nurdane Özdemir Sağkan
Ziyaretçi
Nurdane Özdemir Sağkan

Yazının ete kemiğe bürünüp can bulması diye bir şey varsa, bu yazı öyle olmuş. Yazıya aklın ve bilginle birlikte ruhunu da katarsan bu kadar güzel oluyor işte. Yaşar Sayman hep yazsın, biz de okuyalım.

Neslihan Erguvan
Ziyaretçi
Neslihan Erguvan

Harika bir yazi ve daha once hakkinda okumadigim bir kadin.Kaleminize Saglik…

Bora Ates
Ziyaretçi
Bora Ates

Ilgiyle sonuna kadar okudum. Dunyaya yon veren basarili kadinlarin yaninda sizde kendi yasam ve basari hikayenizi ozellikle is-ev-aile yasantinizdaki denge ucgeninin nasil olusturulacagini anlatmalisiniz.

Keje Elif Orhan
Ziyaretçi
Keje Elif Orhan

Tekrar bir Yaşar Seyman farklılığı.
Harika bir kalemden harika bir kadını tanımak olağanüstü güzel geliyor.
Sevgili Yaşar Seyman’ın “Benazir” kitabını okuyan çağımıza damgasını vuran, bir şekilde iz bırakan kadınları tanımanın değerini anlıyor.
Gerekliliğin bilincinede.
Güçlü bir kalemden tarihe iz bırakan kadınları okumak insan ruhuna iyi geldiği gibi vefa duygusunu da güncemize getiriyor.
Kaybolup gitmesinler, gelecek kuşak okuyarak da ileriye taşısın onların direngenliğini.
Teşekürler sevgiliYaşar Seyman.

2 Ekim 2018