Yaşlı Ayrımcılığı Üzerine: “Utançtan Yerin Dibine Geçiren Haller”

Doç. Dr. Özlem Erden Aki, koronavirüs tedbirleri kapsamında sokağa çıkma yasağının sadece 65 yaş üstü bireylere uygulanmasının tehlikeleri, kısıtlamaların bakıma muhtaç yaşlı bireyler üzerindeki etkisi ve son günlerde gitgide artan yaşlı ayrımcılığı üzerine yazdı.

Fotoğraf: Miguel Medina/AFP

Özlem Erden Aki

21 Mart 2020 akşamı gelen haberle hepimiz rahatladık: Korona virüs salgınını önlemek için 65 yaş üstü vatandaşlara sokağa çıkma yasağı getirilmişti. Artık ölmek istemiyorlarsa kendileri bilirlerdi, biz uyarımızı yapmıştık, top yaşlılarda idi.

COVID-19 pandemisi, 11 Mart 2020 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından ilan edildi. Daha önce de korona virüslerle karşılaştık ama onlar farklıydı: Daha önceki virüslerin klinik belirtileri daha gürültülü ve öldürücülük oranları biraz daha yüksekti, yani virüsün bulaştığı kişilerin önemli bir kısmı ağır belirtiler gösteriyor, yüksek bir oranı (virüse göre değişen yüzdeler var, 2 ile 40 arasında) hayatını kaybediyordu, bu nedenle hastalanan kişiler hızlıca tespit ediliyor, izole ediliyorlar ve tedavilerine başlanıyordu.[1] Madem öldürücülüğü yüksek, erkenden tanı koymanın ne faydası var? O kişiye faydası olmasa bile, kişi hızlıca izole edildiği için virüsü başkalarına geçirmesi engelleniyordu. Bu sayede SARS ve MERS gibi hastalıklar nispeten sınırlı kalabilmişti. Oysa yeni tip korona virüsü, pek çok kişiyi, özellikle de genç ve sağlıklı insanları ciddi bir belirti olmadan etkileyebiliyor, şimdiye kadarki verilerden tahmin edildiği kadarıyla bu virüsle enfekte olanların yaklaşık %80’i ciddi bir hastalık belirtisi olmadan süreci geçirebiliyorlar. Peki bunun nesi kötü diyeceksiniz? Ağır hastalığa yol açan diğer korona virüslerinin aksine, bu virüsle enfekte olanlar fark edilmediği için kolaylıkla etraflarındaki kişilere hastalığı bulaştırıyorlar. Eğer bulaştırdıkları kişiler genç ve sağlıklı insanlar ise pek de sorun olmayabilir ama ileri yaşta, kronik hastalıkları olan, veya bağışıklık sistemi baskılanmış insanlar maalesef ağır bir hastalık dönemi geçiriyor ve gençlere göre daha yüksek oranda hayatlarını kaybediyorlar.[2] Kronik hastalığı olan, bağışıklık sistemi zayıflamış, veya bağışıklığı baskılayan ilaçlar kullananların önemli bir çoğunluğu ise ileri yaştaki bireyler. Yaşlanma kendi başına bağışıklık sistemini zayıflatan bir etmen zaten, bu bilgi şu anlama geliyor: hiçbir başka etmen (kronik hastalık, ilaç kullanımı vb.) olmadan da sadece yaşın ilerlemesi ile insanın bağışıklık sistemi bir miktar zayıflıyor, yaşlı bireyler enfeksiyonlara açık hale geliyor ve hafif hastalık belirtilerine yol açan ya da gençlerin çok kolay atlattığı basit enfeksiyon hastalıklarından olumsuz etkileniyor ve daha fazla oranda yaşamlarını kaybedebiliyorlar.[3]

Şimdi bu temel bilgiler aklımızda iken, 65 yaş üstü insanların sokağa çıkma yasağı kararına gelelim: Diyebilirsiniz ki, ne güzel işte! Madem bu kadar kırılgan ve savunmasızlar, onları koruyan bu karardan memnun kalsınlar ve karara uysunlar. Ben de yukarıdaki bilgileri tekrar hatırlatıyorum: Hastalığın yayılmasında başrolü oynayanlar hastalık belirtisinin görülmediği ama korona virüsle enfekte olmuş gençler. Yaşlıları eve kapatıp gençleri salalım, birbirleriyle kaynaşsınlar, herkes kardeş enfekte olsun ve böylece sürü bağışıklığı kazanalım! Bu da bir bakış açısı ve bir tercih tabii, ama çok ciddi bir handikap var: gençlerle yaşlılar birbirinden bu kadar ayrı iki grup mu gerçekten? Yaşlı insanları eve kapatmak sorunu çözecek mi?

Yaşlı bireylerle çalışan bir hekim olarak gönlüm yaşlıları pamuklara sarıp, bu fırtınadan hiç hasarsız çıkmalarını istiyor, o yüzden bu kararı ilk duyduğumda kısa bir an için sevindim, evlerinde kalacaklar ve dünya onlara bulaşamayacak diye mutlu oldum. Ama içimdeki rasyonel hekim bu mutluluğun uzun sürmesine izin vermedi: Yaşlı insanlar sokağa çıkmadan evlerinde nasıl duracaklar? Çalışmak zorunda olanlar var aralarında, çocukları işe gidince torunlarının bakımını yürütenler var. Onlar işlerinden eve geldiklerinde yaşlı yakınları nasıl korunacak? Kimsesi olmayan veya aileleri yakınlarında olmayanlar ihtiyaçlarını nasıl giderecekler? İlaçlarını kim alacak, faturalarını kim ödeyecek, kim para çekecek, yemeklerini kim yapacak, nasıl banyoya girecekler, kimle dertleşecekler? Evet kamu kurumları, valilikler, belediyeler destek olmak için hızlıca harekete geçtiler ama bu kişilerin temaslarından doğan riski nasıl azaltacağız? Bakıma muhtaç olan yaşlı bireyleri nasıl koruyacağız peki? Her gün evine yardımcısı gelmeden yatağından bile kalkamayan, kaşığı ağzına götüremeyen, demans hastası olup olayları anlamakta zorlanan, dolayısıyla kısıtlamalara uyamayan insanları nasıl koruyacağız? Ya huzurevleri? Yaşlı insanlar burada topluca yaşıyorlar, huzurevi personeli her gün toplu taşıma ile evine gidip geliyor, pek çok insanla temas edip sonra huzurevi sakinleriyle temas ediyorlar, hem de çok yakın temas: Yemek yedirme, banyosunu yaptırma, giydirip soyma, tuvalete götürme ve sıklıkla tuvalet temizliğini yapma gibi birebir yakın olmayı gerektiren pek çok iş. Bu temasların riskinden yaşlı insanları nasıl koruyacağız?

Öte yandan medyada bu sokağa çıkma yasağı hatırı sayılır bir kitle tarafından memnuniyetle karşılandı: Madem kırılganlar, evde kalsınlar ki bir şey olmasın gibi çok masum (birkaç saniyeliğine benim de zihnimi yalayıp geçen) refleksleri anlayabiliyorum, ama sosyal medyada biraz dolaşınca dehşete düşmemek mümkün değil. Yaşlı bireylere gereksiz bir yük, mikrop, böcek muamelesi yapan, vahşi bir ayrımcılık içeren, çok çirkin ifadelerle saldıran bir yığın “genç”. Komik olduğunu zanneden kısa videolar: Yaşlıların evden çıkmaması için alınan güya komik önlemler, yaşlıları kovalayan (evet evet, bildiğiniz av mevsimi tadında) insanlar, sokaktaki yaşlılara laf atan-dürten başka insanlar vs… Biraz aklı ve vicdanı olanın bulantı hissetmeden izlemeye ve okumaya katlanamayacağı, utançtan yerin dibine geçiren haller. Sanırsınız bu insanların hayatlarında hiç anneanne, babaanne, dede olmamış, buruşuk bir el hiç saçlarını okşamamış, uzun kış akşamlarında usul usul evde dolaşan ayakların sesiyle huzur içinde uykuya dalmamışlar. Evet yüce milletimiz için aile, hele de büyüklerimiz, “yaşlılarımız” vazgeçilmez değerlerdir!

Yaşlı ayrımcılığı artık sık telaffuz edilen bir kavram ve diğer ayrımcılık türlerinden ayıran bir özelliği var: Irk, cinsiyet, cinsel kimlik, etnik grup ve benzeri ayrımcılıklarda daima suyun bir tarafındayız, yani öteki hep öteki; oysa “yaşlılık” eğer yeterince sağlıklı ve şanslıysak hepimizin yaşayacağı bir dönem, hem de ne dönem! Sosyal bir devlette ve tabii ki ideal bir dünyada, insanın kıymetli deneyimlerinin biriktiği, bu deneyimlere dayalı problem çözme yetisinin arttığı, dünyayla alışverişinin çok zengin olduğu, iyi bir yaşam sürmüşse hoşgörüsünün arttığı, affedici, huzur verici, yatıştırıcı ve teskin edici olunan bir dönem. Gençlerin dert edindiği dünya dertlerinin gerçek değerinin çok iyi tartıldığı bir dönem. İşte bu kıymetli dönemi, şimdi, salgın tehdidinin olduğu bu olağanüstü zamanlarda ne kadar kolay gözden çıkarıverdiğimizi bir kez daha görüyoruz: Sırtımızda yük olmaktan başka işlevi olmayan, bir de işimizin başımızdan aştığı şu günlerde fazladan ihtimam isteyen (gereksinen) yeterince yaşamış bir grup insan; gençlerin kurallarına uymazlarsa kendileri bilirler, biz uyardık ve yapılması gerekenleri buyurduk! Oysa aynı evde yaşayan ve çalışması gereken, dışarı çıkan, kalabalık işyerlerinde bulunan ve eve geri dönen gençlerin, evdeki yaşlı bireylere hastalık taşımaması için önlemler almamız gerekiyor. 70 yaşında düzenli geliri olmayan, her gün belki pazara gitmek ve tezgâh açmak zorunda olan, sonra fırına gidip ekmeğini alması gereken yaşlı insanlar için mutlaka çözüm yolları bulmamız gerekiyor. Sadece evden çıkmayın, iyi beslenin, keyifli aktivitelerle uğraşın demek yetmiyor, bu önlemler maalesef toplumun belli bir kesimine yönelik; oysa gündelik çalışmadığında yiyecek ekmeği olmayan binlerce insan için önlem alınması gerekiyor. Temel önlemler alındıktan, toplumdaki her bireyin yeterli gelire sahip olması sağlandıktan, sağlıklı yaşam şartlarına ulaşımı garanti edildikten sonra, biz hekimler ve diğer çeşitli disiplinlerden uzmanlar zaten elimizden geleni yapmak için uğraşırız.

Son söz: Olağanüstü zamanlar turnusol kâğıdıdır, “öteki”ne nasıl baktığınız, ne tür çözümler önerdiğiniz, kimleri gözden çıkardığınız, endişelerinizi nasıl yatıştırdığınız, zamanınızla ne yaptığınız, nasıl bir dünya istediğinize ve bu dünyayı kurmak için neler yapabileceğinize dair çok önemli ipuçları içerir.

(Özlem Erden Aki’nin bu yazısı ilk olarak Birikim dergisinin internet sitesinde yayınlanmıştır.)

[1] Peeri N. C., Shrestha, N., Rahman, M. S. ve arkadaşları, “The SARS, MERS and novel coronavirus (COVİD-19) epidemics, the newest and biggest global health threats: what lessons have we learned?” International Journal of Epidemiology, Şubat 2020.

[2] Ashour, H. M., Elkhatib, W. F., Rahman, M. M. ve arkadaşları, “Insights into the recent 2019 novel coronavirus (SARS-CoV-2) in light of past human coronavirus outbreaks”, Pathogens, 4 Mart 2020.

[3] Pinti, M., Appay, V., Campisi, J. “Aging of the immune system-focus on inflammation and vaccination”, European Journal of Immunology, 2016, 46(101): 2286-2301.

avatar
  Kaydol  
Bildir
25 Mart 2020