Gazeteci Ayşen Şahin, sunucusu olduğu SES Yılın Kadınları 2025 Ödül Töreni hakkında yazdı: “Bir ödül töreni ardından, kendime çıkardığım hayat dersi: ülkenin dört yanında, her bir hak kaybına karşı, hiçbir şeyi kaybetmemek üzere ve lakin kaybedecek hiçbir şeyi kalmamışların cesaretiyle direnen on binlerce, yüz binlerce insanla çevriliyiz. Bozmadığımız her bir rutin, düşmediğimiz her bir an bizim zaferimiz.”

Ayşen Şahin’in Evrensel Gazetesinde 17 Ocak 2026 Cumartesi günü yayınlanan yazısı şöyle;
BİR TÖREN ARDINDAN…
Perşembe akşamı SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği Yılın Kadınları Ödül Töreni vardı.
Salon, sivil topluma, ekolojiye, insan haklarına, birlikte bir yaşama, adalete, eşitliğe, insanca bir yaşama dair mücadeleye adanmış yüzlerce kadınla doluydu.
Ödüle layık görülen Filistinli kadın gazetecilerden Bisan Owda’nın “I’m Still Alive” (Hâlâ hayattayım) diye başladığı yayını küpe oldu kulağıma. Hâlâ hayattayız ve dünyanın birçok yeri için sadece bu bile başlı başına zafer artık.
Yine Filistinli kadın gazetecilerden Hind Khoudary 2025’i uğurlarken bir video yayınlamıştı. Pişmanlıklarına yakılan birer mum ile başlıyorlardı. “Ölen arkadaşlarımla geçmişte daha çok zaman geçirmediğim için, imkan varken yapmadığım seyahatler için… Ve sonra birer mum daha yakıyorlardı duydukları gurur adına: bir soykırımda hala hayatta kaldığım için, tüm şehir mezarlığa dönmüşken hala evlenecek kadar aşık olabildiğim için, çocukları tedavi edebildiğim için, bu soykırımı yazıp fotoğraflayabildiğim için, savaş altında hala İngilizce dersi alabildiğim için, yarınlar varmış gibi okulu bitirebildiğim için…
Gurur mumları pişmanlıktan fazla olduğu için alkışlıyorlardı. 2026’yı da sağ bitirebilme umuduyla.
Afganistan’daki kadınların mücadelesine olan katkıyla Femena ödül aldı. Yayınladıkları raporda “Afganistan sadece düşmedi, kadınların üzerine düştü.” yazıyordu. Onlar nezdinde ödülü Shaharzad Akbar aldı ve bize kendi dilinde bir şiir okudu. Çünkü kadınların şiir okuması yasak Afganistan’da. İnsan yüzleşmeden, bir şey hayatından çıkınca yerinin ne kadar boş kalacağını göremiyor bazen.
Global SUMUD Flotilla Adına Greta Thunberg ve Yasemin Acar ödül almıştı, Acar’ın konuşmasındaki her bir cümle bir destanın en vurucu paragrafı etkisindeydi. Paylaşmadan geçemeyeceğim kısmı şöyle:
“Özellikle Ortadoğu’daki kadınlar kendi güçlerini çok iyi tanır. Bu güç, bir slogan değil. Kuşaktan kuşağa aktarılan, yaşanarak öğrenilmiş bir bilgidir. Tarihten, yaratıcılıktan ve hayatta kalma mücadelesinden gelir. Kendini kanıtlamaya ihtiyacı yoktur. Bu ödül, onlara aittir.”
Kardeş Türküler kadınlarından Selda Öztürk ve Feryal Öney “Soltane Ghalbe” parçasını seslendirdikten hemen sonra Narges Keshavarznia, İran’da direnen kadınlar nezdinde Parastoo Ahmadi, Nina Golestani ve Narges Mohammadi adına ödülü almak için sahneye çıktığında gözyaşlarını tutamıyordu. “Yalnız olmadığımızı hatırlattınız.” dedi. Ve İran’da vurulan genç direnişçi Aida’nın kendisine doğrultulan silaha karşı “Vur, benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı.” sözlerini aktardı.
Türkiye’den Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, Gökçeyazı Türkmen Dağı Çevre ve Dayanışma Derneği, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Toplumsal Cinsiyet Müzesi, Gola Derneği, Hrant Dink Vakfı Kadınları, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Yazar Berrin Sönmez, Saraçhane Öğrencileri ve Tutuklu Belediye Mensuplarının Aile Dayanışma Ağı (ADA) ödüllerini aldı.
Bu ödüller, yaklaşık 4 bin kişinin oylarıyla verildi.
Afganistan, İran ve Filistin’deki kadınlardan aldığımız feyzle, hayatta kalmak ve yaşamı savunmak arasında doğru bir yerde durduğumuzu keşfettim.
İktidar belediyeler üzerinden başlattığı hukuksuz yargı ve tutukluluk süreciyle ayrıştırıp yalnızlaştırmak isterken, Aile Dayanışma Ağı ile bir araya gelerek yeni ve örgütlü bir güce dönüşmek ortaya konabilecek en doğru tavırdı. Sabahın kör saatlerinde yollara düşüp, Silivri’de polis müdahalesine, salon sıkıntısına rağmen duruşmaya katılıp bitip tükendim demeden akşam bir ödül töreninde, tam da ödül törenine gelircesine, dimdik, saçları taralı, makyajları yapılı, gözleri alev alev yer alabilmek, işte bu tam da “Siz bizi yıkamazsınız” mesajıydı. Saraçhane gençlerinin konuşması da bunun üzerineydi: “Bize 19 Mart mağduru demeyin, biz mağdur değiliz, hür irademizle direnişteyiz.”
22 senedir sınandığımız mağdur edebiyatına karşı artık her direnişi mağrur karşılamak gereği çarptı yüzüme.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, sahnede Saraçhane gençlerine ödüllerini verirken “O gün barikatı aşıp gelmeselerdi, o binlerce öğrenci bizimle buluşmasaydı, ertesi gün milyonlarca insan bir araya gelemezdi.” dedi konuşmasında. Mücadelenin hakkının teslim edileceği bir ülkeye dair umuttu sözleri.
Bir ödül töreni ardından, kendime çıkardığım hayat dersi: ülkenin dört yanında, her bir hak kaybına karşı, hiçbir şeyi kaybetmemek üzere ve lakin kaybedecek hiçbir şeyi kalmamışların cesaretiyle direnen onbinlerce, yüzbinlerce insanla çevriliyiz. Bozmadığımız her bir rutin, düşmediğimiz her bir an bizim zaferimiz.
Bir şarkı söylediğimizde “yeri mi şimdi?” diyecekler, şairlerimizin dizelerini bize karşı dillendirecekler, giysilerimizi yargılayacaklar, uymamış diyecekler, bizden sessizlik, keder, siyahlar ve daimi bir öfke bekleyecekler. Bunlar, kendi yaratmak istedikleri dünyanın fragmanı.
Biz de diyeceğiz ki Filistin’de mermiler altında bir çadırda, yılbaşı pastasına mum dikip dilek dilenebiliyorsa, şiirin gücü Afganistan’da kadınları hayata bağlayabiliyorsa, sokakta dans edebilmek için İran’daki kadın ölümü göze alıyorsa, işte barikatımı tam buraya kuruyorum: bu hayat bizim, karışma.
Kendimiz kalmak da direnişe dahil. Kirpiğimiz düşmesin, elbet vicdan azapsız güleceğimiz günler de olacak bu hayatta.
Bugüne kadar getirdiğimiz, doğayı, hayvanları ve tüm ötekileri sarmaladığımız, onlar gibi olmamayı başardığımız şu yaşam mücadelemizi hürmetle kucaklarım.
Tırnağımız olamayacaklarını bilmek ne büyük gurur.
Mağrur, mahsus selamlarımla, sevgilerimle.
Sevgi, yalnızca bizde olan bir kozdur hâlâ.
