Birleşmiş Milletler Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü “Global Water Bankruptcy: Living Beyond Our Hydrological Means in the Post-Crisis Era” (Küresel Su İsrafı: Kriz sonrası dönemde Hidrolojik Olanaklarımızın Ötesinde Yaşamak) başlıklı bir rapor yayınladı. Araştırmanın sonuçlarına göre dünya artık “su iflası” dönemine girdi.

Birleşmiş Milletler Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü “Global Water Bankruptcy: Living Beyond Our Hydrological Means in the Post-Crisis Era” (Küresel Su İsrafı: Kriz sonrası dönemde Hidrolojik Olanaklarımızın Ötesinde Yaşamak) başlıklı bir rapor yayınladı. Araştırmanın sonuçlarına göre dünya artık “su iflası” dönemine girdi. Rapor; 2 – 4 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek BM Su Konferansı hazırlıkları için 26 – 27 Ocak’ta Senegal’de gerçekleşen üst düzey toplantının öncesinde yayınlandı.
Eski Kavramlar İçinde Bulunduğumuz Durumu Açıklamaya Yeterli Değil
BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü tarafından yayınlanan rapora göre, yıllardır kullanılan ve aşina olduğumuz “su stresi” ve “su krizi” gibi kavramlar; artık dünyanın içerisinde bulunduğu durumu açıklamaya yetmiyor. Uzmanlar raporda, içerisinde bulunduğumuz dönemi su sistemlerinin, tarihi kendilerini yenileyemediği bir kalıcı kıtlık hali olarak değerlendiriyor. Bu durum mecazi olarak finans jargonuyla bir “su iflası” dönemi olarak adlandırıyor.
Su İflası Ne Anlama Geliyor?
Bugüne kadar kullanılan “su stresi” ve “su krizi” kavramları geri döndürülebilir ve aşılabilir sorunlara işaret ediyordu. Su stresi, tersine çevrilebilir nitelikte baskıyı tanımlamak için kullanılırken; su krizi, aşılabilen akut şokları ifade eder.
Su iflası kavramı ise, geri dönüşü olmayan bir durumu işaret etmesi sebebiyle haleflerinden farklılaşıyor. Rapor “su iflası” kavramını bir iflas (çözümsüzlük) ve geri döndürülemezlik nitelikleri üzerinden tanımlıyor.
İflas, suyun yenilenebilir akışın ve güvenli tüketim sınırlarının ötesinde çekilmesi ve kirletilmesini ifade ederken; geri döndürülemezlik, sulak alanlar ve göller gibi suyla bağlantılı doğal sermayenin temel bileşenlerinde meydana gelen ve sistemin başlangıç koşullarına geri döndürülmesini olanaksız kılan hasarı ifade ediyor.
Raporda, finans jargonu mecazı devam ettirilerek, birçok toplumun nehirler, topraklar ve kar örtüsü gibi yıllık yenilenebilir su “gelirlerini” tüketmekle kalmayıp; yeraltı suları, buzullar, sulak alanlar gibi uzun vadeli “tasarruflarını” da tükettiği belirtiliyor.
Bu durum deltalarda ve sahil şehirlerinde çökmüş arazilere, kurumuş göl ve sulak alanlara ve geri döndürülemez biyolojik çeşitliliğin geri döndürülemez bir şekilde yok olmasına neden oluyor.
“Büyük Göllerin Yarısından Fazlası Su Kaybı Yaşadı”
Raporun yayınlanmasını takiben gerçekleşen basın toplantısında konuşan BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü Direktörü Kaveh Madani; 1990’lardan itibaren dünyadaki büyük göllerin yarısından fazlasının su kaybı yaşadığını ve 1970’ten beri doğal sulak alanların %35’inin yok olduğunu ifade etti. Rapora göre insanlığın %25’i doğrudan bu göllere bağımlı.
Rapora göre, 410 milyon hektar doğal sulak alan bölgesi geçtiğimiz 50 yılda yok oldu. Bu alan neredeyse tüm Avrupa Birliği topraklarının büyüklüğüne denk geliyor.
“Dünya Nüfusunun Dörtte Üçü Su Güvensizliği Yaşayan Ülkelerde”
Rapora göre dünya nüfusunun %75’i su güvensizliği yaşayan ve kritik derecede su güvensizliği yaşayan ülkelerde yaşıyor.
4 milyar insan, en az yılda bir ay ağır su kıtlığı ile karşılaşırken; 3 milyar insan toplam su varlığının azaldığı veya istikrarsız olduğu bölgelerde yaşıyor. Bu bölgelerde aynı zamanda küresel gıda üretiminin %50’den fazlası gerçekleşiyor.
Rapora göre, tüm ülkeler henüz su iflasında değil ancak bu durum, tehlikelerden muaf olmak anlamına gelmiyor. Kaveh Madani “Dünya genelinde yeterince sayıda kritik sistem bu eşikleri aşmış durumda. Bu sistemler ticaret, göç, iklim geri beslemeleri ve jeopolitik bağımlılıklar yoluyla birbirine bağlı olduğundan, küresel risk manzarası artık temelden değişmiştir.” ifadesi ile sistemlerin birbirleriyle bağlantısını vurgulayarak su iflasının sonuçlarından tüm ülkelerin etkilendiğini hatırlatıyor.
Rapor aynı zamanda su iflasını bir adalet sorunu olarak ele alıyor. Araştırmalara göre su iflasının negatif etkileri büyük oranda küçük çiftçilere, yerli topluluklara, düşük gelirli şehirli nüfusa, kadın ve gençlere orantısız bir şekilde yansıyor.
Madani “Tarım, tatlı su kullanımının büyük çoğunluğunu oluşturur ve gıda sistemleri ticaret ve fiyatlar aracılığıyla sıkı biçimde birbirine bağlıdır. Bir bölgede su kıtlığı tarımı zayıflattığında, etkileri küresel piyasalar, siyasi istikrar ve başka yerlerdeki gıda güvenliği üzerinde dalga dalga yayılır. Bu durum su iflasını birbirinden kopuk yerel krizler dizisi olmaktan çıkarıp, yeni bir yanıt türü gerektiren ortak bir küresel risk haline getirir: kriz yönetimi değil, iflas yönetimi.” İfadesiyle su iflasının ekonomik, sosyal ve politik çıktılarına değiniyor.
Dünya Liderlerine Çağrı: Yeni Gerçekliğe Samimi ve Bilim Odaklı Adaptasyon
İçinde bulunduğumuz yeni gerçekliği tanımlayan ve su iflasının kapsamını ortaya koyan rapor; aynı zamanda dünya liderlerine bir çağrıda bulunuyor. Madani basın toplantısında “dünyanın büyük bir bölümü için ‘normal’ ortadan kalktı.” Diyerek durumun ciddiyetini vurguluyor. Ancak durumun ciddiyeti yapılacak bir şey olmadığı anlamına gelmiyor. Rapor halihazırda var olan su ajandasının, içerisinde bulunduğumuz duruma cevap veremeyeceğini ve bilimi merkeze alan, samimi, bir iyileşme planının oluşturulmasının gerekliliğini vurguluyor.
Rapora göre su iflasını yönetmek için hükümetlerin şu önceliklere odaklanması gerekli:
• Sulak alan kaybı, yıkıcı yeraltı suyu tükenmesi ve kontrolsüz kirlilik gibi geri döndürülemez zararların daha fazla artmasını önlemek
• Hakları, talepleri ve beklentileri, azalmış taşıma kapasitesiyle uyumlu olacak şekilde yeniden dengelemek
• Geçim kaynakları değişmek zorunda olan topluluklar için adil geçişleri desteklemek
• Ürün değişimleri, sulama reformları ve daha verimli kentsel sistemler yoluyla tarım ve sanayi dâhil su yoğun sektörleri dönüştürmek
• Eşik temelli yönetime bağlı izleme sistemleriyle sürekli uyum sağlayabilecek kurumsal yapılar oluşturmak
