BM Kadınların Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (CSW70), 9-19 Mart 2026 tarihleri arasında New York’taki BM merkezinde “tüm kadın ve kız çocukları için adalete erişimin sağlanması ve güçlendirilmesi” temasıyla yapıldı. Komisyon bu yıl tarihi bir sürece sahne oldu. ABD’nin zorlamasıyla komisyon tarihinde ilk kez uzlaşı yöntemi bozuldu ve yıllık sonuç belgesi oylama yoluyla kabul edildi. 44 üyeli Komisyonda, ABD metne karşı oy veren tek ülke oldu.

BM Kadınların Statüsü Komisyonu’nun 70. Oturumu (CSW70), 9-19 Mart 2026 tarihleri arasında New York’taki BM merkezinde “tüm kadın ve kız çocukları için adalete erişimin sağlanması ve güçlendirilmesi” temasıyla yapıldı. Kadınlar ve kız çocuklarının eşitliğini ve haklarını dünya genelinde ilerletmek amacıyla 1946 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu bu yıl tarihi bir sürece sahne oldu. ABD’nin zorlamasıyla komisyon tarihinde ilk kez uzlaşı yöntemi bozuldu ve yıllık sonuç belgesi oylama yoluyla kabul edildi.
44 üyeli Komisyonda, ABD metne karşı oy veren tek ülke oldu. 37 ülke taslağı destekledi, 6 ülke çekimser kaldı. Kabul edilen sonuç metni, “tüm kadınlar ve kız çocukları için adalete erişimin sağlanması ve güçlendirilmesi; kapsayıcı ve adil hukuk sistemlerinin teşvik edilmesi; ayrımcı yasa, politika ve uygulamaların ortadan kaldırılması ve yapısal engellerin ele alınması” hedeflerini içeriyor. Metin; ayrımcı yasaların kaldırılması, hukuki korumaların güçlendirilmesi, kadınlara yönelik şiddette hesap verebilirliğin artırılması ve kadınların mahkemelere ve kamu kurumlarına eşit erişiminin sağlanması çağrısında bulunuyor. Ayrıca iş yerinde ayrımcılık, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve teknolojinin yarattığı yeni riskler de ele alınıyor.
ABD MUTABIK KALINAN SONUÇLARA SEKİZ DEĞİŞİKLİK ÖNERDİ, DELEGELER HEPSİNİ REDDETTİ
ABD’li diplomat Dan Negrea liderliğindeki heyet; komisyonun Kosta Rikalı başkanı Maritza Chan Valverde tarafından dağıtılan taslağı reddederek anlaşmaya karşı olduğunu bildirdi. Metindeki “toplumsal cinsiyet” kelimesine dikkat çekti. Ayrıca, Dan Negrea üreme sağlığı ve haklarına ilişkin ifadelerin kürtajı teşvik ettiğini iddia etti ve şiddete maruz kalan kadınlar ve kız çocukları için “tazminat” fonları kurulmasını öngören hükümleri eleştirdi.
Dan Negrea “Toplumsal cinsiyet ideolojisini teşvik eden belirsiz ifadeler, kürtaj haklarını ima edebilecek şekilde yorumlanabilecek, cinsel ve üreme sağlığına dair belirsiz ve niteliksiz taahhütler, sansür dili veya yapay zekâ düzenlemelerine ilişkin geniş ifadeler ve diğer endişeler içeren bir taslağı kabul edemezdik,” dedi.
Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi önce metnin görüşülmesinin ertelenmesini, ardından metnin geri çekilmesini önerdi. Mısır, Nijerya, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın da aralarında bulunduğu 22 ülkeden oluşan bir grup, oylamanın ertelenmesi için ABD’nin girişimlerini destekledi. Ancak bu girişimler kabul görmeyince ABD heyeti toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin yerleşik dili hedef alan sekiz ayrı değişiklik sundu. Bunlar arasında cinsel ve üreme sağlığına yapılan atıflar, kendi ifadeleriyle “toplumsal cinsiyet ideolojisi” ve teknoloji ile yapay zekâya ilişkin gelişen korumalar da yer alıyordu.
ABD heyet başkanı Dan Negrea “Bir kadının biyolojik gerçekliğini reddeden bir kuruma dünyanın kadınlarını ve kız çocuklarını nasıl emanet edebiliriz?” diye sordu. Önerdiği değişiklik metninin ilk paragrafında “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımının yapılması da yer alıyordu. Ona göre “toplumsal cinsiyet” terimi, “yalnızca biyolojik cinsiyete dayalı olarak kadınlar ve erkekleri ifade etmeli, öznel cinsiyet kimliği kavramlarını içermemelidir.” ABD, sunduğu “Uygun Terminoloji Yoluyla Kadın ve Kız Çocuklarının Korunması” başlıklı kararda Pekin Bildirgesi ve Eylem Platformu’nun belgelerinde cinsiyetin “erkekler ve kadınlar” olarak anlaşılması gerektiğini iddia etti. 8 maddelik öneri kürtaj, cinsiyet kimliği ve çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık gibi bir dizi konuyu kapsıyordu
Ancak Belçika, Avrupa Birliği adına söz alarak taslağı sert biçimde eleştirdi; metnin “gerçeklere aykırı” olduğunu ve “uzun yıllar önce uzlaşıyla kabul edilmiş kazanımları geri almaya çalıştığını” ifade etti.
Kadın Hakları Grubu, ABD’nin taslağına oylama öncesinde “Bu karar bizi korumaz” diyerek tepki gösterdi; şunları söyledi: “Bizi koruyan, uluslararası hukuk ve insan hakları hukukunun bütünlüğüdür. Bu kritik dönemde, uzun süredir kabul gören tanım ve ilkelerin tek taraflı ve geriye dönük biçimde yeniden yorumlanması girişimlerine karşı durmalıyız.”
Tunus, ABD’nin değişiklik önerilerini reddetti ve bu yılki Kadının Statüsü Komisyonu’nun (CSW) başkanı olan Kosta Rika tarafından sunulan metnin, tüm kadınların ve kız çocuklarının haklarının korunması ve teşvik edilmesi konusunda uzun süredir devam eden bir uzlaşıyı temsil ettiğini savundu. Ayrıca diğer üye devletleri de ABD’nin değişikliklerini reddetmeye çağırdı.
Bu 8 değişiklik önerisi, 26’ya 1’lik ezici bir oyla reddedildi ve 14 ülke çekimser kaldı. Dünyanın geri kalanı metni zayıflatmayı kabul etmeyince, Amerika Birleşik Devletleri nihai metin için kayıtlı oylama talep etti.
ABD’YE RAĞMEN BELGE KABUL EDİLDİ
Kadınların Statüsü Komisyonun İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulmasından itibaren, komisyon uzlaşı yoluyla çalıştı. Ancak tarihinde ilk defa ABD’nin talebiyle uzlaşı bozuldu ve belge kayıtlı oylamaya sunuldu. ABD, sonuç belgesi üzerinde oylama yapılmasını zorlayarak fiilen uzlaşıyı ortadan kaldırdı.
Oylamada, otuz yedi ülke belgeyi destekledi, altı ülke ise çekimser kaldı. Amerika Birleşik Devletleri belgeye karşı oy kullanan tek hükümet olarak tek başına kaldı. Belge, engellenmeye yönelik girişimlere rağmen ezici uluslararası destekle yine de kabul edildi.
Fòs Feminista’nın küresel savunuculuk sorumlusu Jennifer Rauch, “oylama sonunda gerçekleştiğinde tüylerim diken diken oldu. Dürüst olmak gerekirse ağlamaya başladım. Belge oylamayla kabul edildiğinde insanlar tezahürat yapıyordu — tüm salon ayakta alkışlıyordu.” Sözleriyle salondaki atmosferi paylaştı.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Başkanı Annalena Baerbock, kadın haklarına yönelik geri tepkiyi dünyanın onlarca yıl önce geride bırakmış olması gereken mücadelelere bir dönüş olarak nitelendirdi. Kadınların hâlâ iktidarda büyük ölçüde yetersiz temsil edildiğine dikkat çekerek, siyasi liderliğin büyük çoğunluğunun hâlâ erkeklerin elinde olduğunu ve yüzü aşkın ülkenin hiçbir zaman bir kadın devlet başkanına sahip olmadığını vurguladı.
KABUL EDİLEN METİN NELERİ İÇERİYOR?
Belgenin kabul edilmesi, Üye Devletlerin tüm kadınlar ve kız çocukları için adalete erişim sağlama konusundaki ulusal ilerlemelerini sunacakları, kadınlara yönelik şiddete ilişkin küresel çözümleri tartışacakları ve yaşlı kadınların hakları ile korunmasına dair bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirecekleri iki haftalık Kadının Statüsü Komisyonu (CSW) sürecini başlattı.
Kabul edilen sonuç raporunun içeriği, birkaç farklı unsuru kapsıyor. Metin cinsel ve üreme sağlığı ile üreme haklarını ele almakta ve toplumsal cinsiyete dayalı ve cinselleştirilmiş şiddetle (SGBV) mücadele ve önlemeye yönelik güçlü hükümleri teyit ediyor. Bunun yanı sıra, kız çocuklarına ve kadınlara yönelik şiddetle mücadelede teknoloji ve dijital medyanın rolünün tanınması içeriyor. Ayrıca metin, sivil toplum kuruluşları için yeterli ve sürdürülebilir finansmanın önemine ve kadınlar ile kız çocukları için destek ve adalet mekanizmalarına ayrılan kaynaklara dikkat çekiyor.
“DÜNYA GENELİNDE KADINLAR HALA ERKEKLERİN SAHİP OLDUĞU YASAL HAKLARIN YALNIZCA ÜÇTE İKİSİNE SAHİP”
Komisyon başkanı Maritza Chan Valverde açılış konuşmasında, “Hiçbir ülke tam anlamıyla hukuki eşitliğe sahip değil — ve dünya genelinde kadınlar hâlâ erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca üçte ikisine sahip,” diyerek fiili durumu ve komisyon çalışmalarının gerekliliğini vurguladı. Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda zor kazanılmış ilerlemenin geri çevrilmemesi gerektiğinin altını çizdi. “Bunu, bize yolu açan öncülere ve bizden sonra gelecek olanlara borçluyuz. Annelerimize, büyükannelerimize, kızlarımıza ve kız kardeşlerimize,” dedi.
Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin nedenleri ve sonuçları konusunda Özel Raportör olan Reem Alsalem, hesap verebilirlik eksikliğinin özellikle “Epstein suç ağı tarafından işlenen vahşetlere ilişkin bilgilerin kısmen ortaya çıkmasının ardından” daha da belirgin hâle geldiğine dikkat çekti. “Bu suçlar onlarca yıldır dünyanın dört bir yanında, mide bulandırıcı düzeyde bir cezasızlıkla işlenmiştir,” dedi. Bu suçların insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceğini belirterek, birçok hükümetin yetki alanına giren bu suçlara ilişkin hâlâ soruşturma başlatmamasını kınadı. “Bunun üzerinde duruyorum çünkü bu, daha geniş, sistematik ve rahatsız edici bir eğilimin sadece görünen kısmı,” diye ekledi.
Kadınların ve kız çocuklarının, İran’daki son gelişmelerde ve Lübnan’a yönelik uzun süredir devam eden saldırılarda görüldüğü üzere, yasa dışı saldırı eylemlerinde ilk hayatını kaybedenler arasında yer aldığını söyledi. “Az önce bahsettiğim her iki unsurun ortak bir noktası var,” diyerek şunu ekledi: “Bunlar, son derece endişe verici düzeyde cezasızlığı ve hesap verebilirliğe ulaşmadaki son derece yüksek engelleri ortaya koyuyor.” Ayrıca, üzerinde uzlaşılan dilin sulandırılmasının kadınları, kız çocuklarını ve kadınlara özgü ihtiyaçları görünmez kılacağı yönündeki gerileme riskine karşı uyardı. “Tanımlayamadığınız bir grubun haklarını savunamazsınız,” diyerek sözlerini tamamladı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ise Komisyon’a, kadın hakları konusunda atılan hiçbir ileri adımın kendiliğinden verilmediğini hatırlattı. Bunun, “nesiller boyu kadınlar ve kız çocukları, savunucular, aktivistler, toplum liderleri ve adalet arayanlar tarafından kazanıldığını” ifade etti. Ayrıca dünyanın Silikon Vadilerinde ataerkilliğin uzun gölgesine de dikkat çekti. Kadınlar dijital sistemlerin tasarımında yer almadığında, erkek egemen bakış açısının bu boşluğu doldurduğunu ve çevrimiçi platformların kadın düşmanlığının birer megafonu hâline gelebileceğini belirtti.
HAKLARA YÖNELİK SALDIRIYA KARŞI ORTAK DİRENÇ
Bu tür uluslararası anlaşmalarda kullanılan dil, yalnızca diplomatik bir tercih değil; dünya genelinde yasaları, politikaları ve koruma mekanizmalarını doğrudan şekillendiren bir çerçevedir. Ülkelerin ayrımcılık, kadınlara yönelik şiddet ve adalete eşit erişim konularında nasıl mevzuat geliştirdiğini belirler. Eşitliği tek başına yaratmaz, ancak onun hukuki ve ahlaki zeminini oluşturur. Bu nedenle bu dilin zayıflatılması, beraberinde korumaların da zayıflaması anlamına gelir. Nitekim otoriter ve gerici hareketlerin son yıllarda özellikle bu dili hedef alması tesadüf değildir.
Otoriter rejimler tarafından kadın haklarına yönelik gerçekleştirilen saldırgan propaganda ve politikalar kendisini CSW70 müzakerelerinde uluslararası düzeye taşımıştır. Hak karşıtı aktörler artık yalnızca ulusal düzeyde değil, uluslararası ölçekte örgütlenmekte, güçlü finansal kaynaklara erişmekte ve devlet yapıları içinde etkilerini artırmaktadır. Bu durum, politika süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Aynı zamanda cinsel ve üreme sağlığı ve haklarına yönelik finansman daralmakta; BM reform süreçleri ise toplumsal cinsiyet eşitliği açısından yeni riskler barındırmaktadır. CSW70 müzakerelerine de yansıyan bu değişim ortaya çıkan sonuç metninin uygulanma sürecini de belirleyecek bir zemin yaratmıştır.
CSW70 oylaması, kadın hakları mücadelesinin geçmişte kalmış bir kazanım değil, hâlâ devam eden bir süreç olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Komisyonda hak savunucusu üyelerin ve feminist organizasyonların direnişi önümüzdeki günlerde, tüm alanlarda politik katılımın önemini göstermektedir. Eşitsizlik, şiddet ve cezasızlığı mümkün kılan yapılar varlığını sürdürürken, elde edilen her ilerleme ancak kolektif mücadeleyle korunabilmektedir.
