Sosyal medyada yaş sınırı tartışmaları yeniden gündemde. Türkiye’de hazırlıkları süren düzenleme, çocuk güvenliği ile dijital haklar arasındaki dengeyi yeniden sorgulatıyor.

Sosyal medyada yaş sınırı yeniden konuşuluyor
Küresel ölçekte çocukların sosyal medya kullanımına yönelik kısıtlamalar giderek yaygınlaşırken, Türkiye’de benzer bir düzenleme tartışması kamuoyunda sınırlı bir görünürlükle ilerliyor. Şubat 2026 itibarıyla, 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya kullanımına ilişkin bir yasa hazırlığı gündeme geldi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın açıklamalarına göre, söz konusu düzenleme bir torba yasa teklifi kapsamında hazırlanarak ilgili TBMM komisyonuna sevk edilecek.
Yasak çocuklara değil, platformlara yöneliyor
Bakan Göktaş, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, düzenlemenin bireyleri değil platformları sorumlu tutmayı hedeflediğini ve 15 yaşından küçük çocukların hiçbir şekilde sosyal medya hesabı açamamasının ve zararlı içeriklere karşı filtreleme mekanizmalarının oluşturulmasının amaçlandığını söyledi. AK Parti cephesinden yapılan açıklamalarda ise kanun teklifinin hazırlık aşamasının tamamlanmak üzere olduğu ifade ediliyor.
Basına yansıyan bilgilere göre teklif, ebeveyn izni olsa dahi 15 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı açamamasını, platformlara yaş ve kimlik doğrulama yükümlülüğü getirilmesini ve yaşa uygun içerik filtreleme mekanizmalarının oluşturulmasını öngörüyor. Diğer bir yandan da Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/2 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 2026-2030 dönemi için “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı” duyuruldu. Bu belge kurumlar arası koordinasyon ve izleme yaklaşımını tarif eden bir politika niteliğine sahip olsa da bir kanun değeri taşımıyor.
Çocukların dijital güvenliği öne çıkıyor
Yapılan resmî açıklamalara göre ise bu düzenlemenin gerekçesi çocukların dijital ortamlarda karşılaştığı risklerin önüne geçilmesi. Bakanlık, çocukların dijital ortamlarda ticari bir hedefe dönüştürülmesine karşı çıkarak, yayımladığı genelgede dijital becerilerin güçlendirilmesini ve çocuklar için daha güvenli çevrimiçi deneyimlerin oluşturulmasını önceliklendiriyor. Kamuoyuna yansıyana göre ise amaç, erişimi tümden kesmek değil, çocukların çevrimiçi varlığında sorumluluğu ailelerden çok platformlara yönelten bir denetim modeli kurmak.
Dünya örnekleri ne söylüyor
Benzer düzenlemeler, Türkiye dışında başka ülkelerde de tartışılıyor. Bu alandaki en somut örneklerden biri Avustralya’da görülüyor. Avustralya’da 10 Aralık 2025’te yürürlüğe giren düzenleme ile 16 yaş altındaki çocukların sosyal medya hesabı açması engellenirken, herhangi bir yaptırım çocuklara ya da ailelere değil, yükümlülüklerini yerine getirmeyen platformlara uygulanıyor. Online Safety Yasası kapsamında şirketler yaş doğrulama gibi önlemler almak zorunda bırakılırken, ihlallerde yüksek para cezaları öngörülüyor.
Oyun platformları gündemde, muhalefet uyarıyor
Hükümetin, oyun platformlarına getirilmek istenen temsilci şartına uymayan platformlara erişim engeli uygulanabileceği yönündeki iddialar da son dönemde dijital alanlara ilişkin tartışmaları genişleten başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Bu iddialara ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Cem Aydın, çevrim içi oyun ve dijital platformların gençler için yalnızca bir eğlence alanı değil, aynı zamanda üretim ve gelir elde etme imkânı sunduğunu belirterek, olası erişim engellerinin gençleri ekonomik ve sosyal açıdan olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Aydın, yasaklar yerine platformlarla diyalog kurulması ve dijital güvenliğin kısıtlamalar yoluyla değil, şeffaf ve kapsayıcı politikalarla sağlanması gerektiğini vurguladı.
Güvenlik mi yoksa denetim mi?
Türkiye’de son yıllarda sosyal medya platformlarına yönelik getirilen düzenlemeler ve erişim kısıtlamaları, çocuk güvenliği gerekçesiyle gündeme gelen bu yeni adımın ifade özgürlüğüyle nasıl dengeleneceği sorusunu da akla getiriyor. Düzenleme henüz karar aşamasındayken, çocukların güvenliği ile dijital haklar arasında nasıl bir denge kurulması gerektiği sorusu bu tartışmayı izleyenler için önemini koruyor. Çünkü uluslararası çocuk hakları perspektifinde dijital ortamlarda ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim, çocukların temel hakları arasında yer alırken uluslararası hukuka göre ise bu haklara getirilecek sınırlamalar ancak gerekli ve ölçülü olması halinde meşru kabul edilebilir.
Başka bir yol mümkün mü?
Çocukları dijital dünyadan tamamen uzaklaştırmak yerine, onları daha güvenli ve haklarını tanıyan bir çevrimiçi alanın parçası olarak düşünmek mümkün olabilir mi; yoksa çocuk güvenliği ancak erişimin sınırlandırılmasıyla mı sağlanabilir? Yaşa uygun tasarım, gizlilik ayarları ve dijital beceriler gibi başlıkların bu çerçevede nasıl konumlandırılacağı belirsizliğini korurken, çocukları koruma ile dijital dünyayı kapatma arasındaki çizginin nerede çizileceği sorusu açık kalıyor. Hem farklı ülkelerdeki uygulamalar hem de Türkiye’de süren tartışmalar, bu başlık altında kesinleşmiş bir yanıt bulunmadığını gösteriyor.
Bu yaş grubundaki bireyler yalnızca korunacak varlıklar mıdır yoksa dijital dünyada sözü, deneyimi ve hakları olan özneler midir? Çocukları merkeze alan bir yaklaşımla, güvenliği sağlarken çocukların sesinin, ihtiyaçlarının ve dijital alandaki varoluş biçimlerinin politika ve düzenlemelerde ne ölçüde dikkate alındığı değerlendirilmelidir. İktidar ve muhalefet partilerinin, ilgili kurumların ve diğer politika yapıcıların bu başlığa nasıl yaklaşacağı, düzenlemenin yasalaşıp yasalaşmayacağı ya da tartışmanın hangi yönde evrileceği zamanla netleşecek.
Alina Çalaz
