Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’deki Akbelen Ormanı, son birkaç yıldır Türkiye’de enerji politikaları ile yaşam alanı mücadelesinin kesiştiği en görünür çatışma alanlarından biri haline geldi. Bölgede yürütülen linyit madeni genişleme projesi, yalnızca ormanlık alanları değil aynı zamanda zeytinlikleri, tarım arazilerini ve köylülerin geçim kaynaklarını doğrudan etkileyen bir süreci beraberinde getirdi. Acele kamulaştırma sürecine karşı vatandaşlar direniş başlattı. Bölgedeki tapu sahiplerine ve avukatlara bilgi verilmeden, jandarma eşliğinde yapılan bilirkişi keşfini protesto eden İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla tutuklandı.

Akbelen’de Kıvılcım Nasıl Çaktı?
Akbelen’de gerilim, madencilik faaliyetlerinin genişletilmesine yönelik izin süreçleriyle birlikte görünür hale geldi. Limak Holding’in termik santrala kömür sağlamak için Akbelen Ormanları’nın çevresindeki altı köy için aldırdığı acele kamulaştırma sürecine karşı vatandaşlar direniş başlattı. Köylüler ve çevre savunucuları, orman kesimlerine karşı hem hukuki yollara başvurdu hem de sahada nöbet tutarak fiili bir direniş örgütledi. Akbelen’deki tartışma; mülkiyet hakkı, geçim kaynakları ve kamusal karar alma süreçlerinin nasıl işlediği sorularını da içine alan çok katmanlı bir mücadeleye dönüştü.
Direnişçiler İkizköy Direniyor isimli sosyal medya hesaplarından gerçekleştirdikleri açıklamada “Bir ülke taşını, toprağını şirketlere satarak değil; doğasına, emeğine ve üretimine sahip çıkarak ayakta kalır.” Diyerek; konunun sadece Muğla halkını ilgilendiren yerel bir konu değil tüm vatandaşların tepki göstermesi gereken hayati bir durum olduğunu vurguladı.

Mücadele süreci iki paralel hatta ilerledi. Bir yanda mahkemeler, bilirkişi raporları ve yürütmeyi durdurma talepleri varken diğer yanda ise sahada devam eden kesim, kamulaştırma ve müdahale girişimleri vardı.
Özellikle “acele kamulaştırma” kararları ve zeytinlik alanlara yönelik müdahale ihtimali tartışmayı daha da derinleştirdi. Çünkü bu tür adımlar, yalnızca bugünü değil; uzun vadede geri dönüşü mümkün olmayan bir ekosistem ve yaşam alanı kaybı riskini de beraberinde getiriyor.

Bölgedeki tapu sahiplerine ve avukatlara bilgi verilmeden, jandarma eşliğinde yapılan bilirkişi keşfini protesto eden İkizköy Mahalle Muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra Işık, “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla tutuklandı. Esra Işık’ın tutuklandığı gün, Işık ailesine ait olan arazilerde keşif yapılırken Esra Işık da Muğla Cezaevi’nden yaklaşık 300 km uzaklıktaki İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.
Bugünün Akbelen’i
Barış Terkoğlu’nun Cumhuriyet’teki haberine göre; Muğla’da 57 köy madencilik faaliyetlerinden etkilenirken, 25 köy tamamen maden sahası içinde kalıyor. Bu süreçten 47 bin 279 yurttaş doğrudan etkileniyor. Toplam 42 bin 550 dönüm zeytinlik alan, yaklaşık 820 bin zeytin ağacı yok olacak. 187 bin 620 dönüm orman alanı ve 104 bin 900 dönüm tarım alanı kaybolacak. 12 bin 980 dönüm doğal sit alanı tahrip olacak. Muğla’nın su havzaları maden sahasında kalırken 205 bin kişi temiz suya erişimini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Muğla’daki 3 termik santral şehrin toplam karbon emisyonunun yüzde 63’üne kaynaklık ederek havayı zehirliyor.
Sahada yürütülen keşifler, kamulaştırma süreçleri ve devam eden uygulamalar, yargı süreçleri henüz tamamlanmadan fiili bir durum yaratıldığı eleştirilerini güçlendiriyor. Yargı süreci devam ederken jandarma ve iş makineleri eşliğinde, zeytin ağaçları talan ediliyor.
“Yurttaşlık haklarımıza dokunmayın” diyen direnişçiler acele kamulaştırmanın geri çekilmesini talep ediyorlar. Direnişçiler yayınladıkları çağrıda, “Geç gelen adalet adalet değildir” ifadesiyle yargı kurumlarına doğrudan sesleniyor.
1 Nisan 2026’da Ankara’da Anayasa Mahkemesi önünde basın açıklaması gerçekleştiren köylüler köylerin talan edilmemesi ve “telafisi imkânsız zarar” oluşmadan önce Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermesi talep ediyor.
Köylüleri, hayvanları, ağaçları, bu ülkenin havasını soluyan, suyundan içen herkesi etkileyen bu süreçte; bir ekosistem yok edilirken direnişçi köylüler hepimizin yerine hayati bir soru soruyor: “Topraklarımız gidince biz nereye gidelim?”
