Venezuela lideri Nicolás Maduro’nun askerî bir operasyonla yakalanarak Amerika Birleşik Devletleri’ne götürülmesi, dünya siyasetinde şok etkisi yarattı. Bu hamle, uluslararası normların açık biçimde ihlal edilmesini ve küresel belirsizliğin derinleşmesini beraberinde getirirken, Türkiye’nin dış politika söylemini de ciddi biçimde test etti.

Begum Zorlu, City St George’s, University of London
3 Ocak 2025’te ABD özel kuvvetleri Caracas’ta düzenledikleri bir operasyonla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu eşi Cilia Flores ile birlikte yakalayarak Miami’ye götürdü. “Operation Absolute Resolve” (Mutlak Kararlılık Operasyonu) olarak adlandırılan bu askeri operasyon, Latin Amerika’da onlarca yıldır görülmemiş bir ABD müdahalesi olmasının ötesinde, dünya genelinde şok edici bir etki yarattı. Maduro’nun gözlük ve eşofmanla, küçük düşürücü biçimde servis edilen fotoğraflarından operasyonun hukuki meşruiyetine kadar uzanan çok sayıda dinamik, müdahalenin sarsıcı boyutlarını daha da derinleştirdi. Trump yönetimi bu adımı, Maduro’ya yönelik uzun süredir dile getirilen suçlamalar ve uyuşturucu ticaretiyle bağlantılar üzerinden gerekçelendirirken, müdahalenin gerçek amaçları ve olası sonuçları etrafındaki tartışmalar kısa sürede küresel bir boyut kazandı.
Maduro’nun yakalanmasının uluslararası hukuka aykırılığı konusunda söylenecek çok şey var. Ancak bu gelişmeler, Türkiye açısından özellikle hassas bir duruma işaret ediyor. 2016’daki darbe girişiminin ardından Türkiye ile Venezuela arasında kurulan ilişki, “darbelere karşı dayanışma” söylemi etrafında şekillenmişti. Ne var ki bugün, yıllar boyunca “kardeş” olarak nitelendirilen bir liderin ABD tarafından yakalanması karşısında AKP, ideolojik söylemi ile pragmatik dış politika tercihleri arasında kırılgan bir denge kurmaya çalışıyor.
2016’dan Bugüne: “Darbe Karşıtlığı” Üzerine Kurulu Bir İlişki
Türkiye-Venezuela ilişkisinin derinleşmesinde 2016 darbe girişimi kritik bir dönüm noktası oldu. Batılı liderler Türkiye’deki gelişmelere temkinli yaklaşırken, Maduro Erdoğan’a destek için ilk arayan liderlerden biri oldu. Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu desteği “unutulmaz” olarak nitelendirdi ve iki ülke arasında hızla gelişen bir ilişki başladı.
Bu ilişki, geleneksel diplomatik bağların ötesine geçerek sembolik ve performatif bir boyut kazandı. Maduro’nun Diriliş Ertuğrul setini ziyaret etmesi, Erdoğan’ı “zarif” ve “dünyanın ezilenlerin yanında duran bir lider” olarak nitelendirmesi gibi anlar, ticari anlaşmalardan çok görünürlüğü yüksek bir dostluk imajı yarattı. İki lider, “darbelere karşı demokrasi” söylemiyle ortak bir anlatı oluşturdu.
Bu sembolik dostluğun ardında somut çıkarlar da bulunuyordu. 2017 yılında küresel havayolu şirketleri Venezuela’dan çekilirken, Türk Hava Yolları Caracas’a uçuş başlatan nadir şirketlerden biri oldu. Türkiye, Venezuela’nın CLAP adlı gıda sübvansiyon programı için önemli bir tedarikçi konumuna geldi. En kritik ekonomik bağlardan biri ise altın ticaretiydi: Maduro hükümetiyle bağlantılı aktörler, uluslararası yaptırımları aşmak amacıyla Türkiye üzerinden alternatif ticaret kanalları kurdu. 2018’de Türkiye, daha önce görülmemiş ölçekte, Venezuela’dan yaklaşık 900 milyon dolarlık altın ithal etti. Uluslararası baskılar zaman zaman ilişkilerde kesintilere yol açsa da, iki ülke ekonomik iş birliğini kurumsallaştıran anlaşmalar imzalamayı sürdürdü.
Operasyonun Anatomisi
Trump, operasyon sonrası yaptığı açıklamada ABD’nin Venezuela’yı “yöneteceğini” duyurdu. Venezuela’da ise Maduro’nun yakalanmasıyla beraber Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez yönetimi devraldı. Ancak burada dikkat çekici olan, sürecin bu noktada rejim değişikliğine dönüşmemesi. Washington sadece devlet başkanını uzaklaştırmış oldu ve gücün merkezindeki aktörleri olduğu gibi bıraktı.
ABD’nin neden tam bir rejim dönüşümü yerine bu sınırlı yaklaşımı benimsediği sorusu önemli. Washington, Venezuela’nın yönetim yapısının tamamen çökmesinin yaratacağı istikrarsızlık, bölgesel tepki ve kontrol edilemez güç boşluğundan çekiniyor olabilir. Yönetemeyeceği bir kaostan çok, kontrol edebileceği bir istikrarsızlığı tercih etmiş görünüyor. Bu strateji, Trump’ın 2025 Nobel Barış Ödülü sahibi muhalif lider María Corina Machado’yu sürece dahil etmemesini de açıklıyor.
Maduro’nun yakalanmasında askeri komutanlar ve rejim içinden işbirliği olduğuna dair güçlü işaretler bulunuyor, ancak somut detaylar hâlâ belirsiz. Böyle bir anlaşma, ABD’nin operasyonun başarısını ilan etmesine izin verirken, düzeni korumak için mevcut güç yapısının önemli bir kısmını ayakta tutmuş olabilir.
Operasyonun Gerçek Gerekçeleri Üzerine Tartışma
Trump yönetimi operasyonu demokrasinin restorasyonu ve bölgesel istikrar açısından gerekli olarak tanımladı. Ancak operasyonun ardındaki gerçek motivasyonlar sorgulanıyor.
Demokrasi için miydi? Trump, demokratik bir geçişe ilişkin somut bir seçim yol haritası veya takvim sunmadı. Uyuşturucu krizi için miydi? Uzmanlar, Venezuela’nın küresel uyuşturucu ticaretinde öncü bir aktör olmadığında hemfikir. Peki petrol? Venezuela’nın petrol sektörü büyük ölçüde çökmüş durumda ve tekrar üretime alınması uzun vadeli ve kapsamlı yatırımlar gerektiriyor.
Tüm bu gelişmeler, öncelikle bir güç gösterisine işaret ediyor. Grönland tartışmalarının aynı zamanda yeniden gündeme gelmesi rastlantı değil; her iki hamle de ABD’nin küresel güç projeksiyonunun bir parçası. Trump yönetiminin Monroe Doktrini’ne vurgu yapması ise Batı Yarımküre’yi ABD’nin doğal etki bölgesi olarak görme yaklaşımını açıkça gösteriyor.
Küresel Tepkiler: Bölünmüş Bir Uluslararası Toplum
Operasyon, uluslararası toplumda keskin bir bölünmeye yol açtı. Rusya, Çin, İran, Küba ve Nikaragua operasyonu egemenlik ihlali olarak sert bir şekilde kınadı. Latin Amerika’da özellikle Meksika ve Kolombiya güçlü tepki verdi. Bu ülkeler, ABD’nin tek taraflı müdahalesini bölgesel egemenlik ve Latin Amerika’nın kendi kaderini tayin hakkı açısından tehlikeli bir emsal olarak değerlendirdi.
Avrupa ise daha temkinli bir tutum sergiledi. Çoğu Avrupa ülkesi açıktan kınama yerine “uluslararası hukuka saygı” ve “diplomatik çözüm” vurgularıyla sınırlı eleştiriler getirdi. Avrupa’nın bu ılımlı tavrı, Venezuela’daki insan hakları ihlallerine yönelik uzun süredir devam eden eleştirileri ile ABD ile ilişkilerini zedelememe kaygısı arasındaki dengeyi yansıtıyor.
Türkiye’nin Tepkisi: İdeoloji ile Pragmatizm Arasında
Türk Dışişleri Bakanlığı, ABD operasyonunun ardından ihtiyatlı olunması çağrısında bulunarak Venezuela’yı istikrarsızlaştırabilecek eylemlerden kaçınılması gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Başkanı Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde olayı “üzücü” olarak nitelendirdi, uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti ve Venezuela’nın kaosa sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.
Erdoğan’ın Maduro’nun yakalanmasına verdiği temkinli tepki, muhalefetin eleştirilerini beraberinde getirdi. Muhalefet partileri, iktidarın yıllardır kullandığı “darbelere karşı dayanışma” söylemini bu kez hükümete karşı çevirdi. Özgür Özel, Erdoğan’ın 15 Temmuz sonrası Maduro’ya atfen kurduğu kardeşlik dilini hatırlatarak, günümüzde sergilenen sessizliği Trump korkusu ile ilişkilendirdi. Hükümet tarafından ise Burhanettin Duran, dış politikanın “duygusal” ve “bombastik” sloganlar yerine, soğukkanlı devlet çıkarları temelinde yürütülmesi gerektiğini belirtti. Böylece tartışma, ilkeler ve dayanışma ile gerçekçi hesaplar arasındaki klasik ayrımı yeniden gündeme getirildi.
Maduro’nun yakalanmasıyla birlikte, Türkiye’nin sembolik dostluğu pratik bir siyasi tutuma dönüştürmekte zorlandığını net şekilde gösterdi. Ankara’nın ölçülü tepkisi, bir yandan “darbelere karşı” ideolojik duruşunu sürdürme çabasıyla, diğer yandan ABD ile ilişkilerini gözeten pragmatik kaygılar arasında kalan bir hükümetin ikilemine işaret ediyor. Türkiye gibi ülkeler, bu yeni uluslararası ortamda nasıl manevra yapacaklarını belirlemeye çalışıyor. Türkiye-Venezuela ilişkisi, popülist söylemin dış politika sınırlarını ortaya koyuyor. Göstermelik dostluklar ve ideolojik retorik, güç dengelerindeki ani değişimler karşısında pragmatizme yenik düşüyor. Ankara’nın Venezuela tutumu, 21. yüzyıl güç siyasetinde orta ölçekli güçlerin denge arayışını somut bir biçimde gösteriyor.
