Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasak kararına ve İstanbul’un dört bir yanındaki polis barikatlarına rağmen, binlerce kadın 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nün 24. yılında yine sokaklardaydı. Taksim ve çevresinin abluka altına alınmasına boyun eğmeyen kadınlar, ara sokaklardan geçerek Cihangir’de bir araya geldi ve patriyarkaya karşı feminist isyanı yükseltti.

“Kurtuluşumuz Feminizmde” Arapça, Kürtçe ve Türkçe okunan ortak açıklamada, kadınlar maruz kaldıkları baskılara ve kuşatmaya karşı feminizmi tek kurtuluş yolu olarak selamladı. Patriyarkal sistemin yarattığı savaşlara, ekonomik yıkıma ve hak gasplarına vurgu yapılan açıklamada; Medeni Kanun’dan nafaka hakkına, kürtajdan boşanma hakkına kadar kadın kazanımlarının sürekli saldırı altında olduğu hatırlatıldı.
Patriyarkaya Karşı Feminist Dayanışma Kadınlar, erkek egemen sistemin (patriyarka) cezasızlıktan ve önleyici politikaların uygulanmamasından beslendiğini belirterek şu güçlü mesajı verdi: “Dünyayı kimlerin talan ettiğini, bizleri açlıkla sınayıp cebimizdeki üç kuruşa göz koyanları biliyoruz. Bu karanlıktan çıkışın tek yolu, kadınların ortak mücadelesi ve feminist dayanışmadır. Eşit, adil ve barış içinde bir hayatı feminizmle kuracağız!”
Yasaklara rağmen geri adım atmayan binlerce kadın, “Yaşasın feminist mücadelemiz” sloganlarıyla geceyi aydınlatırken, patriyarkaya karşı teslim olmayacaklarını bir kez daha tüm dünyaya ilan etti.

“Tek seçeneğimiz feminizm”
8 Mart Gece Yürüyüşü Organizasyon Komitesinin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün burada 24. Feminist Gece Yürüyüşü’nde bir aradayız. Her yıl olduğu gibi coşkumuz, isyanımız ve dayanışmamızla sesimizi yükseltiyoruz.
Bugün bu alana polis barikatlarını aşarak, uzun yollar yürüyerek geldik. Neden mi? Çünkü hepimiz kurtuluşumuzun feminizmde olduğunu, bu dünyada var olmak için tek seçeneğimizin feminizm olduğunu biliyoruz.
Dün, bugün, muhtemelen yarın. Her gün her birini erkeklerin çıkardığı savaşa ve yarattığı yıkıma uyanıyoruz. Yanı başımızda İran’a ABD ve İsrail füzeleri düşerken Türkiye, NATO üslerini kullanıma açarak bu suça ortak oluyor. Bu savaşı “kadınları özgürleştirme” adına meşrulaştırmaya çalışan İsrail’in hapishanelerinde Filistinli kadınlar işkence görüyor. Suriye’de ABD desteğiyle iktidarda olan HTŞ, Alevi, Kürt, Arap, Dürzi kadınları öldürüyor. Epstein dosyalarını ve kendi suç ortaklığını örtmek için elinden geleni yapan Trump, ancak düşmanını bombalamak için işlevli olduğunda kadınların özgürlüğünü aklına getiriyor. Biz bu yalanı Irak’tan, Afganistan’dan biliyoruz! Dünyayı kimlerin talan ettiğini, bizlerden çalıp nasıl da zenginleştiklerini izliyoruz. Bizleri açlıkla sınayıp cebimizdeki üç kuruşa, ağzımızdaki iki lokmaya göz koyarlarken hem de. Bizleri birbirimize düşman ederken gücüne güç katanları görüyoruz. Hepimizin yaşamını nasıl da soluksuz bıraktıklarını. Bildiğimiz dünyanın alaşağı olduğu şu günlerde, bu karanlığa kapılmamak, umutsuzluğa alışmamak ve erkeklerin yarattığı bu düzene razı gelmemek gerektiğini birbirimize hatırlatıyoruz. Tam da bu yüzden bir yandan islamcı diktatör rejimlere karşı direnirken diğer yandan ABD ve İsrail saldırganlığına karşı “bizim özgürlüğümüz sizin ellerinizle gelmeyecek” diyen kadınların sesine ortak oluyoruz.
Kurtuluşumuz feminizmde diyoruz. Kurtuluş birlikte, feminist dayanışma ile mümkün. Kendi yaşamlarımızdan, bizden önce gelen tüm kadınlardan öğrendiklerimizle dünyayı dönüştüreceğiz. Çünkü barış içinde, çünkü düşman olmadan, çünkü eşit ve adil bir hayat kurarak yaşamanın mümkün olduğunu feminizmden öğrendik.
Bu nedenle tekrar ediyoruz: yaşasın feminist mücadelemiz! “
