Close Menu
  • Eşitlik
  • Barış ve Güvenlik
  • Siyaset
  • Adalet
  • Emek
  • Kültür-Sanat
  • Ekoloji
  • Bülten Üyeliği
  • Podcast
  • english
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
  • Eşitlik

    Afganistan’dan Uganda’ya Kadınların Radyolar ile Mücadelesi

    22 Nisan 2026

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026

    Yeni Araştırmalara Göre Cinsiyetler Arasındaki Ücret Farkını Hâlâ Annelik Belirliyor

    5 Mart 2026

    Taliban’dan Yeni Yasa: Kız Çocuklarının Eğitime Katılımı Kalıcı Olarak Yasaklandı, Kölelik Yasallaştırıldı

    5 Şubat 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Maden İşçilerinin Yürüyüşü Ankara’ya Ulaştı: Açlık Grevine Başlayan 110 İşçi Gözaltına Alındı

    21 Nisan 2026

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu

Ayla Öğretmenin Kanatları ve Ergen Erkek Şiddetinin Temeli 

22 Nisan 2026 Bir Aktivistin Gözünden
Facebook Twitter WhatsApp Email

Türkiye’yi sarsan Kahramanmaraş’taki okul saldırısında öğrencilerinin üzerine kapanarak bedeni ile siper olan matematik öğretmeni Ayla Kara, bir süper kahraman olarak tarihe geçti. Genellikle Amerika’da yaşanan ama bununla sınırlı olmayan okul saldırıları ve ergen erkeklerin şiddeti, sosyal medyada yayılan İncel akımı ve bizi buraya getiren sistem üzerine yazdım.

Ayla Kara, matematik öğretmeniydi.

15 Nisan 2026 öğleden sonra, Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda silah sesleri duyulduğunda Ayla öğretmen sınıfındaydı. Ateş yaklaştıkça öğrencilerinin üzerine kapandı. Adeta bir süper kahraman gibi kanatlarıyla öğrencilerini korumak için kendi yaşamını feda etti. Üzerine kapandığı öğrencilerden sadece Yasemin kurtulabildi. 

Sahi neden Süperman veya Spiederman vardır da SüperWomen yoktur?

Aslında bu olayında özünde de yatan soru(n) da budur.

Öğrencilerinin Ayla Ablası 

Ayla öğretmen 56 yaşındaydı. Üç çocuk annesiydi. Emeklilik hakkı gelmişti ama okulu bırakmak istememişti. Oğlu Furkan anlattı sonradan: “Canı sıkkın olduğu zamanlar bile ‘okula gideyim, mutluluğum, huzurum yerine gelsin’ diye düşünürdü.” Öğrencileri ona “Ayla Abla” derdi. Kendi çocuklarına matematik öğretir gibi öğretirdi bütün öğrencilerine. Oğlu Ertuğrul, annesinin sayesinde Türkiye 345’incisi olmuş, Boğaziçi’nde bilgisayar mühendisliği okuyordu.

O sabah, bir gün önce gerçekleşen Siverek’teki okul saldırına tepki olarak, öğretmenler greve çıkıyordu. Ayla Kara sendika üyesi olmasına rağmen okula gitmeye karar verdi. “Yaşım yettiği kadar, gücüm yettiği kadar öğrencilerime destek olayım” diyordu.  

Ayla Kara öldürüldü. Acı haberi alan eşi kalp krizi geçirdi.

Özünde erkek şiddetinin yattığı ergen çocukların yaptığı okul saldırıları hep Amerika’da olur diye düşünürdük. Siverek nere Kaliforniya nere diye düşündük. Olay olduktan sonra, öğretmen sendikaları, muhalefet partileri tepki gösterdiler. İç işleri bakanlığı okul çevresinde tedbirleri arttırdı. Bunun bireysel bir cinnet olduğunu söyleyip aileyi suçlayanlar oldu, dizi filmlerdeki şiddet kültürünün bunun temel nedeni olduğu savunuldu. Bazı reklam verenler şiddet içeren dizilere reklam vermeyeceğini açıkladı. 

Ancak ben bu çok katmanlı soruna feminist kadın bakış açısıyla bakmanın en sağlıklı bakış açısı olduğunu düşünüyorum. 

Zira patriyarkanın uyguladığı şiddetin faturasını hep kadınlar ödüyor ve kadın şefkatine ve bilgeliğine çok ihtiyacımız var. 

İki Gün, İki Okul

14 Nisan 2026 sabahı Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde, okulun eski öğrencisi 19 yaşındaki Ömer Ket pompalı tüfekle kapıdan girdi. Önüne gelenlere ateş açtı. On altı kişi yaralandı; aralarında öğrenci ve öğretmenler vardı. Polis çembere alınca Ömer silahı kendine doğrultu ve ateş etti.

Ömer Ket, günler önce Instagram’da okulun hesabı altına şunu yazmıştı: “Hazır olun, bu okulda birkaç gün sonra saldırı olacak.” Kimse dönüp bakmamıştı.

Siverek’in üzerinden henüz yirmi dört saat geçmemişti ki Kahramanmaraş’tan silah sesleri yükseldi. 8. sınıf öğrencisi, 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, emniyet müdürü olan babasına ait beş tabancayı ve yedi şarjörü sırt çantasına koymuş, öğle teneffüsünde okul bahçesine çıkmıştı. Önce bahçeye, sonra iki sınıfa girdi. 

Gün sonunda dokuz kişi ölüydü. Ertesi gün yoğun bakımdan dönemeyenlerle on bire çıktı bu sayı. On öğrenci, bir öğretmen; Ayla Kara. 

Aynı gün Gaziantep’te bir lise önünde ateş açıldı. Mersin Tarsus’ta bir ortaokulda silahla yakalanan öğrenci gözaltına alındı. Türkiye’nin orta okullarında bir erken şiddeti dalgası yayıldı. 

Erkek Şiddetini Anlamak 

Bu iki saldırıyı anlatan her haber, bir noktada şu soruyu soruyor: Neden? Sonra yanıtlar geliyor: oyun bağımlılığı, aile parçalanması, sosyal medya. Bunların hepsi bir parçayı anlatıyor. Ama bütünü görmek için daha büyük bir çerçeveye ihtiyaç var.

Hem Ömer Ket hem de İsa Aras Mersinli erkekti. Bu sıradan bir biyolojik tespit değil; istatistiksel ve kültürel bir gerçeklik. Dünya genelinde kitlesel silahlı saldırıların ezici çoğunluğu erkekler tarafından gerçekleştiriliyor. Saldırganların profili incelendiğinde ortaklaşan şey şu: derin bir dışlanmışlık hissi, başarısızlık ve küçük düşürülme deneyimi, ve bu acıyı kendi bedeni üzerinde değil, çevresindeki bedenlerde çözme kararı.

İncel (İstemsiz Bekarlık) Toplulukları Nedir? 

“İncel”, İngilizce involuntary celibacy — yani “istemsiz bekarlık” — ifadesinin kısaltması. Başlangıçta, romantik ilişki kuramayan insanların birbirini desteklediği masum bir internet forumu olarak doğdu.  Ama zaman içinde bu zemin, çok farklı bir ideolojinin yuvası haline geldi. Bugün “incel” denildiğinde kastedilen, kendini kadınlar tarafından reddedilmeye mahkûm hisseden, bu reddedilişin sorumluluğunu bütünüyle kadınlara ve topluma yükleyen, şiddeti ise bir tür “intikam hakkı” olarak meşrulaştıran çevrimiçi erkek topluluklarıdır. Bu topluluklarda ortak bir inanç var: kadınlar yalnızca yakışıklı, zengin ve güçlü erkekleri seçer; “sıradan” erkekler ise sistematik biçimde dışlanır. Bu dışlanma hissi zamanla öfkeye, öfke nefretten beslenen bir ideolojiye dönüşür. Platformdan platforma atlayan bu topluluklar,  Reddit’ten Discord’a, Telegram’dan dark web forumlarına, birbirini besleyen bir “yankı odası” oluşturur: dışarıda başlayan küçük bir kırgınlık, içeride katlanarak büyür ve şiddeti normalleştiren bir dil üretir. Uzmanlar bu yapıyı yalnızca bir “marjinal internet köşesi” olarak tanımlamanın yanıltıcı olduğu konusunda hem fikir: incel ideolojisi, kadın düşmanlığının zaten var olduğu ana akım kültürün içinde hızla kök salıyor ve büyüyor.

Ataerkil Kültür İçinde Tutunan İncel Kültürü 

Portsmouth Üniversitesi’nde siber suç ve toplumsal cinsiyet alanında araştırmacı olan Prof. Lisa Sugiura, incel kültürü ve monosphere üzerine yıllardır etnografik çalışmalar sürdürüyor. Sugiura’ya göre sorun, yalnızca belirli çevrimiçi toplulukların ürettiği aşırı bir ideoloji değil; bu ideolojinin zaten var olan ataerkil kültürün içinde nasıl kolayca tutunduğudur. “İncel toplulukları bir vakumda ortaya çıkmıyor” diyor Sugiura. “Kadın düşmanlığı marjinal bir grubun icat ettiği bir şey değil; ana akım kültürün içinde zaten var olan şeyin en uç ucuna taşınmış hali.”

Bu tespit önemli: incel ideolojisi bir yerden düşüp gelmedi. Kadınların nesneleştirildiği, erkeğin değerinin cinsel başarıyla ölçüldüğü, “güçsüz” ve “duygusal” erkeklerin aşağılandığı bir kültürün içinde yeşerdi. Sosyal medya bu toprağa su verdi; algoritmalar nefret içeriğini büyüttü; ama tohum çok daha önce ekilmişti.

“Aziz Elliot” ve Küresel Bir Sarmal

İsa Aras Mersinli’nin WhatsApp profil fotoğrafı, soruşturmacıları şaşırttı: 2014’te Kaliforniya’da 6 kişiyi öldüren Elliot Rodger.

Rodger, Isla Vista’da bir üniversite kız yurdu önünde ve çevresinde ateş açtı. Saldırısından önce yüzlerce kişilik bir YouTube takipçi kitlesine 137 sayfalık bir manifesto ve videolar bıraktı. Kadınlara duyduğu nefreti, reddedilmişliğini, “intikam” planını anlattı. Sonra kendini vurdu.

İncel forumlarında Rodger bir azize dönüştü. “Supreme Gentleman” lakabıyla anılıyor, saldırısının yıl dönümleri “kutlanıyor”, manifestosu yeni üyelere ders kitabı gibi dağıtılıyor. O tarihten bu yana bu ideolojiyle bağlantılı saldırılarda dünya genelinde yüzden fazla insan hayatını kaybetti.

2018’de Toronto’da bir saldırgan kalabalığa araç sürerek 10 kişiyi öldürdü; Facebook’ta “Incel İsyanı başladı” yazdıktan dakikalar sonra. 2022’de ABD Gizli Servisi, incel tehdidini ayrı bir güvenlik kategorisi olarak tanıyan rapor yayımladı. FBI 2025’te bu tür saldırılar için “nihilist şiddet aşırılığı” adıyla yeni bir terim geliştirdi.

Kahramanmaraş’ta, bir Türk ortaokul öğrencisinin profilinde Elliot Rodger’ın yüzünü görmek; bu ideolojinin coğrafya tanımadığını, dil bariyeri tanımadığını, kültür sınırı tanımadığını gözler önüne serdi. Dijital çağda bir şiddet ideolojisi, Isla Vista’dan Kahramanmaraş’a binlerce kilometre ve on yıl ötede bir 14 yaşındakinin zihnine ulaşabiliyor.

Ataerki, Siyaset ve Şiddeti Meşrulaştırma

Ama burada durmak yanlış olur. Çünkü incel ideolojisini yalnızca “toksik bir internet köşesi” olarak konumlandırmak, onun beslendiği sistemi görmezden gelmek demektir.

Şiddet bir kültürde bir günde bitmez. Şiddet öğrenilir. Erkek çocuklar küçükten itibaren duyguların nasıl bastırılacağını, ağlamanın utanç verici olduğunu, gücün bedene yansıtılması gerektiğini öğreniyor. Bu öğreti evde, okulda, televizyon ekranında, siyasetçilerin dilinde şekilleniyor.

Bugün dünyanın pek çok yerinde siyasi iktidarlar “güçlü erkek” figürlerini yüceltiren bir söylem üretiyor. Kadınların haklarını kısıtlayan, LGBTİ+ bireyleri hedef gösteren, savaş ve askeri güç söylemini yeniden popülerleştiren politikalar, erkek kimliğini tahakküm ve şiddet üzerinden yeniden inşa ediyor. 

Bu forumlarda genç erkeklere tekrarlanan mesaj şudur: sorunun kaynağı sen değilsin, kadınlar ve “sistemi” onlar lehine işleten feminist ideoloji. Reddedilmek, yalnız kalmak, başarısız olmak bunların hepsi kadınların “seçiciliğinin” kurbanı olmak anlamına gelir. Bu çerçeve, kişisel acıyı kolektif bir düşmanlığa dönüştürür; ve o düşmanlık bir gün eyleme geçmeyi meşrulaştırır.

Prof. Sugiura, araştırmasında bu bağlantıyı açıkça kuruyor: incel topluluklarının söylemi ana akım siyasi söylemle iç içe geçmiş durumda. “Erkekler mağdur” anlatısı, feminist hareketin kazanımlarına sert tepki olarak siyasi platformlarda da kendine yer buluyor. 

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil ise bu bağlamı Türkiye özelinde şöyle değerlendiriyor: “Şiddet olaylarını münferit vakalar olarak okumak büyük bir yanılgı. Bunlar toplumsal bir sorunun bireysel bedende patlayan tezahürü. Şiddetin normalleştiği bir kültürde, medyadan siyasete kadar her mecranın bu normalleşmeye katkısı var.“

Erkek şiddetini anlamak için yalnızca bireyin zihnine bakmak yetmiyor. O bireyin içinde büyüdüğü kültüre, o kültürü yeniden üreten iktidar yapılarına bakmak gerekiyor.

Taklit Etkisi: Şiddetin Salgını

Siverek ile Kahramanmaraş arasındaki yirmi dört saat, rastlantı değildi.

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Buse Başakgil, literatürde “kopya davranış” ya da “taklit etkisi” olarak bilinen sürece dikkat çekiyor: “Bu tür olayların yoğun biçimde görünür olması, risk altındaki gençlerde ‘benzer bir eylemle dikkat çekebilirim’ düşüncesini tetikleyebilir. Özellikle kendini dışlanmış, değersiz ya da öfkeli hisseden gençler için bu olaylar model oluşturabiliyor.” Başakgil aynı zamanda medyanın kullandığı dilin de belirleyici olduğunu vurguluyor: saldırganı dramatize eden, ayrıntıları öne çıkaran habercilik, yeni bir saldırgan için sahneyi hazırlayabiliyor.

Bu durumda, Türkiye’de 111 Telegram grubu kapatıldı, 411 kişi gözaltına alındı, 940 hesap askıya alındı. Bunlar güvenlik tedbirleri olarak gerekli; ama tek başına yeterli olmadığı da açık.

Dışarda Kalmak 

Saldırıların ardından Türkiye’nin önde gelen psikologları, psikiyatristleri ve sosyologları çeşitli analizleri paylaşarak olayın farklı boyutlarını ortaya koydular.

Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Prof. Dr. Gökşin Karaman, dışlanmanın tek başına bir tehdit olmaktan çıkıp bir kırılma noktasına dönüşme sürecini şöyle özetliyor: “Dışarıda bırakılan, diskalifiye edilen çocuklar için ‘Bu çocuk gözden çıkarıldı’ yazılıyor. Bireysel patoloji tabii ki var; ama pimi çeken dışarıda bırakılmak.“

Uzman Klinik Psikolog Metin Aydın, şiddetin özünü “ruhsal yurtsuzlaşma” olarak tanımlıyor: “Bir çocuk evinde, okulunda ya da dijital dünyasında görülmediğini, ait olmadığını hissettiğinde, varlığını kanıtlamak için en gürültülü, en yıkıcı yolu seçiyor. Şiddet, duyulmayan bir çığlığın en kanlı hali.”

Ömer Mersinli’nin Profili

Ömer Mersinli’nin dijital profilini inceleyen uzmanlar, saldırının arka planında birden fazla katmanı açığa çıkardı. İsa Aras Mersinli, Discord ve çeşitli forumlarda incel ve şiddet temalı gruplarda vakit geçiriyordu. Arjantinli internet arkadaşları, onun saldırı yapacağını söylediğini ama kendilerinin buna şaka gözüyle baktığını anlattı. Küçük yaşlardan itibaren babasının silahlarına erişimi vardı; hatta poligona birlikte gitmişlerdi. Önceki yıllarda psikiyatrik değerlendirme önerilmişti; baba tedaviyi aksatmıştı.

Bu noktada emekli Kriminal Daire Başkanı İrfan Bayar’ın tespiti kritik: “Bir çocuğun o kadar silahla okula girebilmesi, bu denli profesyonel bir saldırı gerçekleştirebilmesi çok yönlü bir soruna işaret ediyor. Silahların içinde olduğunuz bir işiniz varsa çocuklarınızı bu aletlerden uzak tutmalısınız.”

Patriyarkal Sistemin Erkek Çocukları: Hem Kurban Hem Fail

İncel ideolojisini anlamanın zorluğu şu: bu ideolojinin içine düşen genç erkeklerin önemli bir kısmı gerçekten acı çekiyor. Yalnızlık gerçek. Reddedilmişlik gerçek. Görülmeme hissi gerçek.

Sorun, bu acının meşru bir zeminde ifade edilmemesi ve o boşluğu doldurmak için sunulan “çözümün” kadın düşmanlığı ve şiddet olması. Prof. Sugiura araştırmasında bu gerilimi şöyle koyuyor: “İncel topluluklarında yalnızlık ve acı var, bunu reddetmek yanlış olur. Ama bu topluluklarda asıl olan şey sorunun çözümü değil, sorumluluğun dışarıya, kadınlara, ‘sisteme’ atılması. Bu, kendi acısını başkasının bedeniyle ödemek demek.”

Ve tam da burada ataerkil sistemin ironisi ortaya çıkıyor: erkeklere duygularını bastırmayı öğreten, zayıflığı utanç olarak sunan, ilişki kurmayı değil tahakküm etmeyi öğreten bu sistem; kendi yarattığı kırılganlıkları bir gün silahla fatura olarak geri alıyor. Mağdurlar çoğunlukla kadınlar ve çocuklar oluyor. Ve bazen Ayla Kara gibi bir öğretmen.

Bu döngüyü kırmak için ataerkil sistemin kendisiyle yüzleşmek gerekiyor. Erkek çocuklara duygu dilini öğretmemek gerekiyor.

Erkek olmayı yeniden tanımlamak gerekiyor.

Uzmanlar ve araştırmalar çözüm önerileri konusunda aşağıdaki başlıklarda hemfikir;

Okullar psikolojik destek merkezine dönüşmeli. Her 200 öğrenciye en az bir tam zamanlı psikolog standardı; danışmanlık yalnızca “sorunlu öğrenciler” için değil, herkes için erişilebilir hale gelmeli. Buse Başakgil’in vurguladığı gibi: “Erken önleyici ruh sağlığı hizmetlerinin güçlendirilmesi, okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması kritik önem taşıyor.”

Erken uyarı mekanizmaları kurulmalı. Araştırmalar, saldırıların yüzde yetmişten fazlasında faillerin önceden sinyal verdiğini gösteriyor. Bu sinyalleri yakalamak için öğretmen eğitimi, aile katılımı ve “davranışsal tehdit değerlendirme” ekipleri şart. Bu gözetleme değil; şefkatle erken müdahale.

Silah erişimi düzenlenmeli. Ev içi silahların kilitli muhafazası zorunlu hale gelmeli; ruhsat yenileme sürecine çocuk güvenliği eğitimi dahil edilmeli. Kahramanmaraş saldırısında beş tabanca bir polis başmüfettişinin çantasından çocuğun sırt çantasına geçti. Bu bir güvenlik açığı değil; bir sistem sorunudur.

Müfredatta empati ve duygusal okuryazarlık yer almalı. Çatışma çözme, öfke yönetimi, ötekini anlama becerileri matematik kadar öğretilmeli. Duygusunu dile getiremeyen çocuk; sisteme sormayan, başkasından yardım istemeyen, bir gün elindeki silahı konuşturan erkek oluyor.

Dijital platformlar hesap vermeli. Şiddet yüceltmesi ve incel içerikleri barındıran forumlara karşı etkin düzenleyici politika gerekiyor. Bu bir platformun iç meselesi değil; kamu güvenliği meselesi.

Ve en önemlisi: erkek olmayı yeniden tanımlamak gerekiyor. Bu, siyasetin, okulun, ailenin ve medyanın ortak sorumluluğu olmalı. Güç, tahakküm değil; Ayla öğretmenin hepimize gösterdiği gibi ihtiyacı olana koruma ve kollama gerekiyor.

Siyasetin Aynasına Bakmak

Siyasetçiler bu olayların ardından suçu hızla bir yerlere yıktı: sosyal medyaya, yabancı servislere, müfredatı bozanlara. Bunların bir kısmı belki gerçek; ama aynı zamanda uzun vadeli, meşakkatli bir çözümden kaçış.

Çünkü asıl soru şu: Şiddeti normalleştiren söylemi kim üretiyor? “Güçlü erkek” mitini kim yeniden besliyor? Kadın hakları alanındaki kazanımları “aile değerlerine tehdit” olarak sunan kim? Savaş retoriğini, düşman algısını, intikam söylemini gündelik siyaset diline kim sokuyor?

Bir çocuk, çevrimiçi bir nefret topluluğunda “dışlanmışlığının” sebebini öğrendiğini düşünüp ve bir gün okula silahla gelmişse, bu münferit bir hikaye değildir. Bu sistemsel bir sorundur.

Ayla Öğretmenin yaptığı gibi ergenleri kucaklamaya ihtiyacımız var 

Şiddet değil, kucaklama. Güç gösterisi değil, koruma.

Ayla Öğretmenin yaptığı gibi ergenleri, çocukları, gençleri sevgi ve şefkat ile kucakalamaya ihtiyacımız var. Başkasının acısını kendi acısı olarak hissetme, onu korumak için harekete geçme sadece bireylerin değil, kurumların, okulların, devletin de öğrenmesi gereken bir dil.

Ayla Öğretmen’in bize şunu fısıldıyor ve bizi göreve çağırıyor;  

Biz bu çocukları gerçekten görmeliyiz ve sevgiyle kucaklamalıyız.  

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta hayatını kaybedenlerin de adlarını unutmayalım; 

Matematik öğretmeni Ayla Kara; öğrenciler Furkan Sancak Balal, Bayram Nabi Şişik, Belinay Nur Boyraz, Zeynep Kılıç, Şuranur Sevgi Kazıcı, Kerem Erdem Güngör, Adnan Göktürk Yeşil, Yusuf Tarık Gül, Kağan Güngör, Yılmaz Efe Konar. 

Gülseren Onanç

İlgili Makaleler

Birlikte Yürüyen Kadınlar, Daha Güvenli Şehir

9 Nisan 2026

“This Country Needs Unity and Love”: A Woman’s Language of Peace Following an Assassination

8 Nisan 2026

Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

23 Mart 2026

SES Yılın Kadınları 2025 Ödülleri: Politikanın Krizi, Kadınların ve Gençlerin İtirazı

19 Ocak 2026

Comments are closed.

© 2026 Her Hakkı Saklıdır.
  • Eşitlik

    Afganistan’dan Uganda’ya Kadınların Radyolar ile Mücadelesi

    22 Nisan 2026

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026

    Yeni Araştırmalara Göre Cinsiyetler Arasındaki Ücret Farkını Hâlâ Annelik Belirliyor

    5 Mart 2026

    Taliban’dan Yeni Yasa: Kız Çocuklarının Eğitime Katılımı Kalıcı Olarak Yasaklandı, Kölelik Yasallaştırıldı

    5 Şubat 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Maden İşçilerinin Yürüyüşü Ankara’ya Ulaştı: Açlık Grevine Başlayan 110 İşçi Gözaltına Alındı

    21 Nisan 2026

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.