Kabil’de bir sabah, bir kadın radyosunu açıyor ve başka bir kadının sesini duyuyor. Bu ses, dört duvar arasına sıkıştırılmış bir hayatın içinde küçük ama derin bir çatlak açıyor. Afganistan’dan Uganda’ya, Washington’dan Suriye sınırına birbirinden coğrafi ve kültürel olarak son derece uzak noktalarda kadınlar tarafından kurulan ve yönetilen radyo kanalları benzer bir misyonla yayın yapıyor: Kadınların SES’ini yükseltmek, kamusal alandan dışlananlar için yeni bir kamusal alan yaratmak. Niemen Reports, bu öncü kadınların hikayelerini gerçekleştirdiği röportajlarla derleyerek SES’lerine SES katıyor.

Women broadcasters gather at Radio Begum 90.1 FM in Afghanistan.
Taliban Baskısına Karşı Radyo Begüm
Kadınlar tarafından kadınlar için kurulan Radyo Begüm; 8 Mart 2021 günü Kabil’de yayın hayatına başladı. Bu tarih hem Uluslararası Kadınlar günü olması nedeniyle hem de ABD’nin Afganistan’dan çekildiği gün olması nedeniyle radyonun kurucusu Hamida Aman tarafından seçildi. “Taliban iktidara geldiğinde hazır olmak için kurdum bu kanalı,” diyor Aman. “İktidara geçer geçmez ayrımcılık başlayacaktı, her şey yeniden kadınların aleyhine dönecekti.”
Beş ay sonra Taliban Kabil’i yeniden ele geçirdi; okullar kapatıldı, kadınların kamusal alandaki varlığı ağır kısıtlamalarla daraltıldı. Ama Radio Begum yayını kesmedi. Yasaların çizdiği sınırlar içinde kalmayı seçerek politika yerine sağlık, din ve eğitim programlarına odaklandı.
“Okulları yasakladılar, ama eğitimi yasaklayamadılar,” diyor Aman.
Dinleyiciler, bu kanalda başka bir yerde bulamadıkları şeyi buluyor: anonim olarak soru sorabilecekleri, doktorlarla, psikologlarla, din danışmanlarıyla konuşabilecekleri bir alan. Kanalın ilk direktörü Saba Chaman, kadınların bu yayınlardan ne kazandığını şöyle anlatıyor: “Başka kadınların sesini duymaları, onların cümle kuruş biçimini, düşüncelerini ifade etme tarzını fark etmeleri bile başlı başına bir kazanım.”
2025 yılının başında Taliban yetkilileri kanalı basarak iki çalışanı gözaltına aldı, yayın durduruldu. Ancak birkaç hafta içinde yayın yeniden başladı. Aman kadınlar için artık kamusal alan kalmadığını ve kanalın bir kamusal alan işlevi gördüğünü ifade ediyor.
Tarım Ovasında Bir Ses Zinciri: KDNA
Washington’da, 1970’lerin sonunda tarım işçilerine ulaşmak amacıyla kurulan KDNA radyosu, ABD’nin ilk İspanyolca yayın yapan ticari olmayan kanallarından biri oldu.
Kanalın adı, İspanyolca’da “zincir” anlamına gelen cadena sözcüğüyle aynı telaffuzu taşıyor. Zincir, kanalın kuvvetlendirmeyi amaçlandığı topluluk bağlarını sembolize ediyor.
Ağırlıklı olarak kadın liderliğiyle şekillenen kanal, cinsel istismar, aile içi şiddet, ensest, ruh sağlığı gibi toplumun sessizliği tercih ettiği konuları gündemine taşıdı. Yalnızca kadınlara özel yayın saatlerinde değil, tüm yayın akışında kadın bakış açısı korundu; mizojin sözler içeren müziklere yer verilmedi.
Kırsal ve oldukça muhafazakar bir bölgede yayın hayatlarını sürdürdüklerini ifade eden Rosa Ramon zamanla bir değişimin gerçekleştiğini de görüyor. Kadınların yalnız olmadıklarını fark ettikleri ve erkeklerin ise belki de ilk defa kadınların perspektifinden dünyayı dinlediğini dile getirerek dönüşümü özetliyor. “Radyo istasyonunda kadınların varlığının bu – muhafazakar – tutumlardan bazılarını değiştirmeye yardımcı olduğunu düşünüyorum.” diyerek toplumsal değişimde medyanın önemine vurgu yapıyor.
Uganda’da Sesini Bulanlar: Mama FM
Benzer bir tablo, binlerce kilometre uzakta Uganda’da da karşımıza çıkıyor. “Medya güçtür,” diyor Uganda Medya Kadın Derneği’nin (UMWA) genel direktörü Margaret Sentamu. 2001 yılında Kampala’da hayata geçirilen Mama FM ise ülkede yüzlerce radyo kanalı bulunmasına karşın kadın sesinin neredeyse hiç yer bulmadığı bir ortamda yayın hayatına başlıyor. Kanal; insan hakları, toplumsal cinsiyet temelli şiddet, üreme sağlığı ve liderlik konularında yayınlar yapıyor.

İstasyon müdürü Catherine Apalat, yayın politikalarını şöyle özetliyor: Toplumda iz bırakan, fark yaratan kadınlar ekrana ve mikrofona taşınıyor. Kadınların ve erkeklerin siyaseti ve güncel olayları eşit bir zemine tartıştığı panel programları düzenleniyor. Kampala dışına çıkılarak daha küçük topluluklardaki kadınlara da söz hakkı tanınıyor.
Mama FM yalnızca yayınlarıyla değil, atölyeleriyle de iz bırakıyor. Kadınlara yayıncılık, topluluk önünde konuşma ve liderlik becerileri kazandırıyor. Kanalda yetişen ya da programlarına katılan kadınların başka radyo kanallarında, iş dünyasında ve yerel siyasette önemli pozisyonlara geçtiği görülüyor.
Sentamu bu dönüşümü şöyle dile getiriyor: “Kadınlar olarak lider olarak yetiştirilmiyoruz. Ama kadınları eğittikten sonra onları radyoya çıkarıyor ve fikirlerini özgürce ifade etmeleri için cesaretlendiriyoruz. Artık kendilerini ifade edebiliyorlar. Farklı platformlarda söz alabiliyorlar. Liderlik pozisyonları için adaylıklarını koyuyorlar ve özellikle eşleriyle çok daha iyi iletişim kurabiliyorlar. Artık eşleriyle önemli konuları ne zaman ve nasıl konuşacaklarını biliyorlar.”
Savaşın Ortasında Bir Ses: Radio Rozana
Suriyeli gazeteci Lina Chawaf, 2011’de iç savaş başladığında çalıştığı kanalda propaganda yapmayı reddetti. Ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Sürgünde kurduğu Radio Rozana, insan hakları odaklı yayınlarıyla Suriye’deki kadınların sesini dünyaya taşıdı. Türkiye sınırındaki bir verici ve kuzey Suriye’de gizlenen küçük bir transmitter aracılığıyla yayın yapan kanal, internet altyapısının çöktüğü savaş ortamında radyonun dayanıklılığından yararlandı.
“Sesini duymak bile insana güvenlik hissi veriyor,” diyor Chawaf. “Sabah ‘merhaba, nasılsın?’ demek bile bir şey ifade ediyor, bir güvenlik duygusu yaratıyor.”
Rozana’yı dinleyen bir kadın, kocasının kendisini dövmesinin bir hak olmadığını öğrendi. Kanalı aradı, bir avukata bağlandı, boşandı ve sonunda kendisi Rozana’da gazeteci oldu. Bu hikâye, bu radyoların en temel işlevini özetliyor: Bilgi vermek, bağlantı kurmak ve dönüşümü mümkün kılmak.
Sesin Gücü
Farklı coğrafyalarda ve kültürlerde benzer dertlerle kurulan bu kanalların hepsi online yayın yapıyorlar, sosyal medya hesapları var, etkinlikler düzenliyorlar, topluluk aktivizmi yürütüyorlar. Ama temel misyon değişmiyor: Susturulanların sesini yükseltmek, görünmeyenleri görünür kılmak.
Radyonun kadınlar için taşıdığı en kritik özelliklerden biri, anonimliği mümkün kılmasıdır. Bir kadın arar, daha önce kimseyle paylaşamadığı bir deneyimi anlatır. Bunu duyan başka bir kadın fark eder ki o da aynı şeyi yaşamıştır. O da arar. Dinleyici, komşusunun sesini duyduğunu bilir. Arama hatları aracılığıyla tek yönlü bir yayın olmaktan çıkar, bir diyaloğa dönüşür. Zincirleme bir sessizlik kırılma süreci başlar.
Arizona State Üniversitesi’nden medya profesörü ve Feminista Frequencies kitabının yazarı Monica De La Torre, bu dinamiği şöyle özetliyor: “Radyo yerel olduğu için arayan kişi, sesinin kendi topluluğunda duyulacağını biliyor. Konuşmanın, bir fikre sahip olmanın hayati tehlikesi olan kültürlerde radyo, kadınlar için gerçek bir değişim aracına dönüşüyor. Bu mecrayı alıp yakınlık ve paylaşım anları yaratabiliyoruz. Kadınlar olarak bu tür alanlara yeterince sahip olmadığımızı düşünüyorum.”
Söz almak, yalnızca pratik bir ihtiyacı karşılamakla kalmıyor; aynı zamanda derin bir psikolojik etki yaratıyor. Radio Begum’un ilk direktörü Saba Chaman, kadınların bu yayınlardan ne kazandığını şöyle anlatıyor: “Başka kadınların sesini duymaları, onların cümle kuruş biçimini, düşüncelerini ifade etme tarzını fark etmeleri bile başlı başına bir kazanım.” Radyo, doğrudan bilgi vermese bile bir model sunuyor: Sesini kullanan bir kadının varlığı, başka kadınlara da sesin kullanılabileceğini öğretiyor.
Radyo aynı zamanda fiziksel bazı avantajları da beraberinde getirir. İnternet bağlantısı gerektirmez, okuma yazma bilmek şart değildir, elektrik kesintisinde bile çalışabilir. Yerel bir vericiden yayın yapması, onu diğer medya araçlarından ayıran coğrafi bir bağ kurar. Tüm bu özellikler bir araya geldiğinde radyo, özellikle kırsal bölgelerde, savaş coğrafyalarında ve kadınların kamusal alandan dışlandığı toplumlarda eşsiz bir araç hâline gelir.
Teknolojinin hızla ilerlediği, bağımsız dijital medyanın çoğaldığı bu çağda bile radyo, tabuları kırmak, baskı altındaki gruplara doğrudan ulaşmak ve toplumsal direnişi beslemek açısından benzersiz gücünü koruyor. Kültürel engellerin örttüğü, hükümetlerin ya da geleneklerin susturduğu şiddet, sağlık, eğitim gibi konular radyo ile konuşulur hale geliyor ve her yayınla birlikte sessizlik kültürü biraz daha aşınıyor.
Kamusal alanın kapıları kapandığında, bir radyo frekansı yeni bir kapı açabiliyor.
