Close Menu
  • Eşitlik
  • Barış ve Güvenlik
  • Siyaset
  • Adalet
  • Emek
  • Kültür-Sanat
  • Ekoloji
  • Bülten Üyeliği
  • Podcast
  • english
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
  • Eşitlik

    Patriyarkanın Krizi: Erkekliğin Uyum Sorunu

    6 Mayıs 2026

    Silaha Evet, Kadına Hayır: Trump’ın Küresel Tercihi

    6 Mayıs 2026

    Afganistan’dan Uganda’ya Kadınların Radyolar ile Mücadelesi

    22 Nisan 2026

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Maden İşçilerinin Yürüyüşü Ankara’ya Ulaştı: Açlık Grevine Başlayan 110 İşçi Gözaltına Alındı

    21 Nisan 2026

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu

Patriyarkanın Krizi: Erkekliğin Uyum Sorunu

6 Mayıs 2026 Eşitlik
Facebook Twitter WhatsApp Email

Son yıllarda dünyada, erkeklerin giderek eğitimde, iş gücünde, sosyal hayatta ve hatta ilişkilerde gerilediğine dair bir iddia yaygınlaştı. Özellikle genç ve düşük eğitimli erkeklerin, sosyal ve politik olarak toplumsal dönüşümün gerisinde kaldığına dair güçlü bir algı var. Peki gerçekten erkekler mi krizde, yoksa krizde olan erkekliği tanımlayan sistem mi? Erkekliğin geçirdiği bu dönüşüm ekonomik yapının değişimi, toplumsal rollerin çözülmesi ve bu değişime erkekliğin uyum sağlamakta zorlanması gibi nedenlerle açıklanıyor. Bu nedenle konu bir “erkek mağduriyeti” hikâyesi değil. Değişen dünyada erkekliğin yaşadığı bir uyum krizi.

Eğitimde Uyum Krizi

Araştırmalar, erkek çocukların anaokuluna kızlara kıyasla hem akademik hazırlık hem de davranış açısından daha geriden başladığını gösteriyor. Bu fark eğitim hayatı boyunca kapanmıyor; aksine büyüyor. Kız öğrenciler ortalama olarak daha yüksek notlar alıyor, okuma testlerinde daha başarılı oluyor ve okulla daha güçlü bir bağ kuruyor. Erkekler ise daha sık disiplin cezası alıyor, eğitimden kopmaya daha yatkın oluyor ve lise mezuniyet oranlarında geride kalıyor. Üniversiteye gitme oranları da belirgin biçimde daha düşük; erkeklerin yalnızca yaklaşık yarısı üniversite planlarken (%46), bu oran kızlarda çok daha yüksek (%60). 2025 verilerine göre Türkiye’de yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayısında kadınların oranı (%53) erkekleri geçti.

Bu farkın önemli bir kısmı sosyalleşme biçiminden kaynaklanıyor. Erkek çocuklar arasında “çok çalışmanın” statü getirmediği, hatta kimi zaman statü kaybına yol açtığını bir kültür yaygın. Buna karşılık kız çocukları daha erken yaşlardan itibaren sorumluluk, uyum ve başarı üzerinden ödüllendiriliyor. Öte yandan bu tablo tek taraflı değil. Kız öğrenciler de artan başarıyla birlikte daha yüksek kaygı, depresyon ve sosyal baskı yaşıyor. Yani sistem her iki cinsiyet için de farklı biçimlerde maliyet üretiyor.

Brookings Enstitüsü’nden araştırmacı Rebecca Winthrop, bu tabloyu bireysel bir başarısızlık meselesi olmaktan çıkarıyor: Erkek öğrenciler asgari düzeyde çalışmaya meyilliyken, kızlar başarıya odaklanmış durumda. “Erkekler çok çalışmaktan ve zeki görünmekten statü kazanmıyor” diyor Winthrop. Çaba göstermek, belirli erkeklik kalıplarında statü düşürücü sayılıyor. Sosyalleşme farkı, performans farkını büyütüyor.

Ekonomik Dönüşüm: Erkekliğin Dayandığı Zemin Nasıl Çöktü?

Eğitimdeki bu farklar, dönüşen ekonomiyle birleştiğinde daha da belirgin hale geliyor. Özellikle sanayileşmiş batı ülkelerinde son on yıllarda sanayi temelli üretim gerilerken, hizmet sektörü hızla büyüdü. Madencilik, inşaat, üretim gibi fiziksel güce dayalı ve geleneksel olarak erkek egemen işlerin ekonomi içindeki ağırlığı azalırken; bakım, eğitim ve sağlık gibi tarihsel olarak kadınların yoğun olduğu sektörler büyüdü.

Özellikle mavi yaka erkekleri etkileyen bu dönüşüm sürecinde, kadınlar büyük ölçüde tarihsel olarak erkek egemen mesleklere girmeyi başarırken, erkekler aynı esnekliği göstermedi. “feminen” olarak kodlanan ve geleneksel olarak erkek egemen mesleklere göre daha az kazandıran bakım ve hizmet işlerine yönelmekten kaçındılar. Hem ücret farkı hem de erkeklik normları bu geçişin önünde duruyor. “Erkeklik, feminen şeylerden uzak durmayı ve iyi gelir elde etmeyi gerektirir” diyor Kuzey Carolina Üniversitesi’nden sosyolog Jill Yavorsky. Geleneksel olarak kadınların yaptığı bir işe girmek, her iki koşulu da aynı anda tehdit ediyor. Üstelik araştırmalar çarpıcı bir döngüyü ortaya koyuyor: Kadınlar bir alana yoğun biçimde girdiğinde, o alanın ücretleri düşüyor. Bu, ekonomik dönüşümün tarafsız olmadığını; aksine cinsiyetlendirilmiş bir yapı içinde ilerlediğini gösteriyor.

Türkiye’deki veriler, ekonomik dönüşümün cinsiyetler üzerindeki etkisini daha da net gösteriyor. TÜİK’e göre kadınların istihdam oranı yaklaşık %32–33 seviyesinde kalırken, erkeklerde bu oran %66’nın üzerinde. Türkiye’de kadınların istihdam oranının erkeklerin yaklaşık yarısı seviyesinde kalması, “erkeklerin geride kaldığı” anlatısının tek başına açıklayıcı olmadığını açıkça gösteriyor. Kadınlar hâlâ işgücüne katılımda ciddi biçimde geride. Buna rağmen kadınların eğitim düzeyi arttıkça işgücüne katılım oranlarının da hızla yükseldiği görülüyor.

Bu durum önemli bir noktaya işaret ediyor. Kadınlar hâlâ yapısal olarak dezavantajlı bir konumdayken, erkeklerin yaşadığı kriz bu dezavantajdan değil, değişen ekonomik yapıdan kaynaklanıyor. Başka bir deyişle, kadınlar sisteme rağmen ilerlerken; erkekler, çözülmekte olan bir sistemin üzerine kurulu rollerini kaybediyor.

Toplumsal Dönüşümün Siyasi Yansıması: Cinsiyetler Arası Ayrışma

Batı demokrasilerinde kadınlar erkeklere kıyasla daha muhafazakâr oy verme eğilimindeydi. 1980’lerden itibaren ise bu tablo tersine döndü. Bugün kadınlar erkeklerden daha solda konumlanıyor. Ama asıl çarpıcı olan bu genel eğilimin kendisi değil; son on yılda bu eğilimin genç kuşak içinde aldığı sert biçim.

Glocalities’in 2014-2023 yıllarını kapsayan uzun soluklu analizine göre, genç kadınlar giderek daha eşitlikçi ve “anti-patriyarkal” değerleri benimserken, genç erkekler bu dönüşüme daha yavaş uyum sağlıyor. Hatta bazı durumlarda bu değişime karşı reaksiyon geliştiriyor. Aynı nesil içinde büyüyen kadınlar ve erkeklerin giderek farklı politik yönlere savrulduğunu gözlemleniyor.

Bu durum bazı ülkelerde, kadınlar sol düşünceye ve partilere eğilimli hale gelirken, genç erkeklerin yeni sağ düşünce ve politikacılara ilgi göstermesi şeklinde gözlemleniyor. Bazı ülkelerde ise her iki genç grup da sol değerlere eğilimli olsa da kadınların erkeklere göre daha hızlı politikleştiği ve radikalleştiği bir tablo gözlemleniyor. Her iki durumdaki ortak nokta ise genç kadın ve erkekler arasında politik ayrımın derinleşmesi oluyor.

Aynı Gerçeklik, Farklı Okumalar

Bu ayrışma yalnızca oy tercihinde gözlemlenmiyor. King’s College London ve Ipsos tarafından 29 ülkede gerçekleştirilen toplumsal cinsiyet tutum araştırması tablonun boyutlarını netleştiriyor. Katılımcıların yalnızca %39’u kendini feminist olarak tanımlıyor; kadınlarda bu oran %44, erkeklerde %31. Ama asıl kırılma Z kuşağının içinde: Z kuşağı kadınlarının %54’ü feminist kimliğini benimserken, aynı kuşaktaki erkeklerde bu oran %36’da kalıyor.

Araştırmayı yorumlayan Ipsos Birleşik Krallık ve İrlanda CEO’su Kelly Beaver’ın ifadesiyle: “Bu yılki araştırma, günümüz toplumunda hem kadınların hem de erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerini nasıl yaşadıklarına dair adeta büyük bir yeniden müzakere sürecine tanıklık ettiğimizi gösteriyor.” Ama bu müzakere eşit koşullarda yürütülmüyor. Kadınlar masaya kazanımlarını koruma talebiyle otururken, erkeklerin önemli bir bölümü masaya kayıp hissiyle geliyor.

Bu kayıp hissinin siyasi karşılığı somut. Araştırmalara göre katılımcıların %46’sı erkeklerden eşitliği desteklemek adına “fazla şey beklendiğini” düşünüyor. Bu oran erkeklerde %54’e, kadınlarda %36’ya ayrışıyor. Türkiye’de ise bu oran %58’e çıkıyor; yani her iki erkekten biri eşitlik sürecinin kendisine fazla yük bindirdiğini hissediyor. Benzer biçimde, katılımcıların %44’ü eşitlik politikalarının erkeklere karşı bir ayrımcılığa yol açtığını düşünüyor, erkeklerde bu oran %53’e ulaşıyor.

Genç erkekler, kadına yönelik ayrımcılığı bir sorun olarak görmede yaşlı erkeklerden farklılaşmıyor ancak kadın kotaları gibi somut eşitlik önlemlerine daha güçlü itiraz ediyor. Konu salt ideolojik değil; statü kaybı korkusu da işin içinde. Z kuşağı erkeklerinin %57’si “kadınların eşitliğini teşvik etmek erkeklere karşı ayrımcılığa yol açıyor” ifadesine katılırken, aynı kuşakta bu oranın kadınlarda %38’de kalması, iki tarafın aynı gerçekliği ne kadar farklı okuduğunu gösteriyor.

Kayıp Hissi ve Siyasi Yönelim

Araştırmacılar bu dinamiği “sıfır toplamlı düşünce” olarak adlandırıyor. Kadınların kazandığı her hak, bazı erkekler tarafından kendi kaybı olarak işleniyor. Bu düşünce özellikle ekonomik güvensizlik ve daralan iş piyasaları bağlamında güçleniyor. Statü kaybı korkusu ile gerçek ekonomik gerilemenin iç içe geçtiği bir zeminde, kimlik siyaseti sınıf siyasetinin önüne geçiyor.

Araştırmalar, genç erkekler arasında artan bir “toplumsal dışlanmışlık” ve “değer kaybı” hissine işaret ediyor. Bu duygu, özellikle ekonomik güvencesizlikle birleştiğinde, radikal sağ hareketlere yönelimi artırabiliyor. Bu zeminde sağ ve otoriter siyaset çok spesifik bir teklif sunuyor. Trump’ın kampanyası bu teklifin en çarpıcı örneği: Geleneksel “güçlü, geçim sağlayan, egemen erkek” senaryosunu yeniden sahneye taşıdı. Profesör Heejung Chung, BBC’ye yaptığı açıklamada Z kuşağı erkeklerinin kendilerini siyasetçiler tarafından görmezden gelinmiş hissettiklerini ve bir kısmının, konut sahibi olma gibi alanlarda yaşadıkları zorluklar nedeniyle önceki kuşaklarla aynı fırsatlara sahip olamamaktan ötürü rahatsızlık duyduğunu belirtiyor. Chung’a göre, toplumsal cinsiyet konusunda daha muhafazakâr görüşlere yönelmek, bu genç erkekler için “dünyayı anlamlandırmanın bir yolu” olarak işlev görüyor. Aynı zamanda bu tutum, “babalarının ve dedelerinin sahip olduğunu gördükleri güç ve statüye tutunma” çabasıyla da ilişkili. Trump’a yönelen genç erkekler röportajlarda derin bir misojiniden değil, ekonomik kaygılardan söz etti. Ailelerini geçindiremeyeceklerinden, değersiz hissettiklerinden, “erkek olmanın zorlaştığından” bahsetti. Bu duyguya sol siyaset geleneksel erkekliği bütünüyle reddetmeden, ancak alternatif bir çerçeve sunarak somut bir yanıt üretemedi. Bu da birçok genç erkeği, kendisine daha açık bir rol sunan yapılara itiyor.

Mental Sağlık, Yalnızlık ve Gelecek Kaygısı

Erkeklerin yaşadığı dönüşüm krizinin en görünür olduğu alanlardan biri mental sağlık.

2023 yılında 15-24 yaş arası erkeklerde intihar oranı 100.000’de 21’e ulaştı; 1968’deki rakam 11’di. Aynı yaş grubundaki kadınlarda bu oran 3’ten 5’e yükseldi. State of American Men araştırması 18-23 yaş arası erkekler arasında yalnızlık oranları, yaşam amacı eksikliği ve intihar düşüncesinin yükseldiğini gösteriyor. Neredeyse üçte biri ya romantik ilişkilerden vazgeçtiğini söylüyor ya da yakın ilişki kurmakta ciddi güçlük çekiyor. Birçok genç erkek, hayatında anlam, amaç ve aidiyet bulmakta zorlandığını ifade ediyor.

Buna rağmen erkekler psikolojik destek arama konusunda belirgin biçimde daha isteksiz. Bu durum, erkekliğin nasıl kurulduğuyla doğrudan ilgili. Duygusuzluk, rekabetçilik, baskınlık gibi geleneksel olarak erkekliği tanımlayan unsurlar sağlık davranışlarını doğrudan kötüleştiriyor. Duygusal zorluklar çoğu zaman bastırılıyor; kırılganlık, hâlâ “erkekliğe aykırı” bir durum olarak kodlanıyor. Psikolojik yardım almaya karşı direnç de aynı normlardan besleniyor. Güçlü erkeklik inançlarına sahip erkeklerin, koruyucu sağlık hizmetlerine başvurma olasılığı diğerlerine kıyasla yarı yarıya daha az. Psikolog Fredric Rabinowitz bu kısır döngüyü şöyle tanımlıyor: “İçinde taşıdığı çatışmayı kimsenin paylaşmadığını görünce kendini yalnız hissediyor. Zayıf olduğunu düşünüyor. Oysa diğer erkekler de aynı çatışmaları, aynı kırılganlıkları taşıyor.“

Bu durum geleceğe dair beklentilere de yansıyor. KCL ve Ipsos tarafından 29 ülkede yapılan araştırmalara göre katılımcıların %55’i genç kadınların ebeveynlerine kıyasla daha iyi bir yaşam süreceğini düşünüyor. Buna karşılık genç erkekler için bu oran yalnızca %40. Üstelik bu oran son yıllarda düşüş gösteriyor. Katılımcıların dörtte biri, genç erkeklerin daha kötü koşullarda yaşayacağını öngörüyor. Türkiye’de ise bu karamsarlık daha da belirgin: Katılımcıların yalnızca %36’sı genç erkeklerin daha iyi bir geleceğe sahip olacağını düşünürken, %40’ı daha kötü bir yaşam bekliyor.

Bu fark, yalnızca ekonomik beklentilerle ilgili değil; aynı zamanda kimlik ve anlam krizine işaret ediyor. Kadınlar için gelecek, mevcut eşitsizliklere rağmen ilerleme ve fırsatlarla ilişkilendirilirken; erkekler için aynı gelecek daha belirsiz, daha riskli ve daha kontrol dışı bir alan olarak algılanıyor. Erkeklerin önemli bir bölümü için sorun yalnızca mevcut koşullar değil; bu koşullar içinde kendilerine nasıl bir yer bulacaklarını bilememeleri. Geleneksel roller çözülürken, onların yerini dolduracak yeni bir erkeklik modeli henüz yeterince kurulmuş değil.

Sistem Yerine Görünür Hedef: Kadınlar

Erkeklerin yaşadığı çok katmanlı krizin en dikkat çekici yönlerinden biri, verilen tepkinin hedefi.

Erkek, hem ekonomik hem duygusal hem de kimlik krizinin tam ortasında sıkışmış durumda. Aileyi geçindirme beklentisini karşılayamıyor, duygusal destek sistemleri kurmayı “erkekliğe aykırı” buluyor, yardım almaktan kaçınıyor. Bu sıkışıklığın asıl sorumlusu patriyarkal sistemin kendisi ancak ekonomik güvencesizlik, statü kaybı ve toplumsal dönüşümün yarattığı sıkışmanın öfkesi çoğu zaman bu sorunların kaynağı olan yapılara değil, kadınlara yöneliyor.  State of American Men 2023 araştırmasına göre, erkeklerin önemli bir bölümü feminizmin “çok ileri gittiğini” düşünüyor. Bu oran, ekonomik stres arttıkça daha da yükseliyor. Sistem kaynaklı bir sıkışma, doğrudan kadınlara ve eşitlik taleplerine yönelen bir tepkiye dönüşüyor.

Oysa erkeklerin yaşadığı gerilemenin temelinde kadınların ilerlemesi değil, ekonomik yapının dönüşümü ve patriyarkal sistemin çözülmesi var. Ancak bu karmaşık yapısal kriz, basit bir kazanan-kaybeden hikâyesine indirgeniyor. Kadınların ilerlemesi, erkeklerin gerilemesinin nedeni olarak aktarılıyor. Bu noktada mesele yalnızca yanlış teşhis değil. Aynı zamanda bu yanlış teşhisin sistematik olarak üretilmesi.

Manosphere: Gerçek Bir İhtiyaca Zehirli Yanıt

Bu öfke spontan değil; yönlendiriliyor, organize ediliyor ve sürekli yeniden üretiliyor. Dijital platformlar, sosyal medya algoritmaları ve belirli politik aktörler bu sürecin merkezinde yer alıyor. Dijital platformlarda manosphere olarak adlandırılan ekosistem öfkeyi ham madde olarak kullanıyor. İncel topluluklarından “masculinity influencer”larına uzanan bu geniş çevrimiçi alan, erkeklerin gerçek sorunlarını alıp bunları kadın düşmanlığına kanalize eden bir anlatı sunuyor.

Araştırmalar, erkeklerin önemli bir bölümünün yalnızlık, amaçsızlık ve aidiyet eksikliği yaşadığını gösteriyor. Bu kırılganlık, onları güçlü kimlik ve yön duygusu sunan anlatılara açık hale getiriyor. Manosphere aidiyet, anlam ve yön arayan erkeklere bir topluluk ve açıklama sunuyor ama bunu kadın düşmanlığı, hiyerarşi ve tahakküm üzerinden kuruyor.

Equimundo’nun Manosphere Rewired raporuna göre bu yapılar, erkeklerin gerçek kırılganlıklarını hedef alarak yayılıyor. Yalnız hisseden, aidiyet arayan, başarısızlığa anlam yüklemeye çalışan erkeklerin duygularına basit cevaplar veriliyor: Sorunun kaynağı kadınlar, çözüm ise “gerçek erkekliğe dönüş.” Bu yapıların etkisi, sundukları açıklamaların basitliğinden değil, temas ettikleri gerçek ihtiyaçlardan geliyor.

Dikkat ekonomisi bu içerikleri ödüllendiriyor. Algoritmalar bu içerikleri öne çıkararak bir yankı odası yaratıyor. Böylece öfke yalnızca ifade edilmiyor; sürekli yeniden üretiliyor ve radikalleşiyor. Araştırmalar erkeklerin %40’ının en az bir misojinist çevrimiçi sese güvendiğini ortaya koyuyor. Sosyal medyaya maruz kalan çocuklar arasında misojenik içerikle karşılaşanların başkasına fiziksel zarar vermeyi kabul edilebilir görme olasılığı beş kat artıyor.

İncel kültürü bu zincirin en uç halkası. İncel kültürü cinselliği bir hiyerarşi olarak konumlandırıyor, erkeklerin yaşadığı ilişki ve statü sorunlarını biyolojiye ve kadınların “seçiciliğine” indirgiyor ve çaresizlik hissini öfkeyi meşrulaştıran bir zemine dönüştürüyor.

Daha ana akım “erkeklik influencer”ları ise flörtün adaletsiz olduğu, sistemin erkeklere karşı olduğu gibi benzer bir başlangıç noktasından yola çıkıyor. Çözüm olarak ise sistemi “oymayı” yani daha baskın, daha manipülatif ve daha agresif bir erkeklik performansını öneriyor.

Bu anlatılar, toplumsal öfkeyi sistemden uzaklaştırarak mevcut düzeni koruyan bir işlev görüyor.

Öfke İşlevsel: Otoriter Siyasetin Ajandasında Erkekler

Bu öfkenin nereye aktığı tesadüf değil. Otoriter liderler ve belirli siyasi aktörler, erkeklerin yaşadığı gerçek krizden bilinçli biçimde besleniyorlar. Çünkü öfke sisteme yöneldiğinde dönüştürücü olabilir. Kadına yöneldiğinde ise sistemi korur.

Trump örneği bu dinamiğin en çarpıcı göstergesi. Eski güçlü, geçim sağlayan, egemen erkek senaryosunu restore etme vaadi, gerçek ekonomi ve kimlik krizini siyasi bir araca dönüştürüyor. Glocalities’in analizi bu bağlantıyı somutlaştırıyor; umutsuzluk, hayal kırıklığı ve ataerkil değerlere sığınma, radikal sağın yükselişiyle doğrudan ilişkili. Katı cinsiyet rolleri tarihsel olarak otoriter rejimlerin merkezinde yer almıştır çünkü hem kadınları denetim altında tutar hem de erkeklerin enerjisini sistemin dışına değil içine yönlendirir.

Genç erkeklerin ve kadınların ortak sorunları var. Ekonomik güvencesizlik, belirsiz gelecek, düşen yaşam standartları. Bu ortaklık, birlikte mücadele için bir zemin olabilecekken kimlik üzerinden cinsiyetler arası bir savaşıma dönüştürülüyor. Erkekler kendi hak kayıplarının ve yaşam şartlarının kötüleşmesinin sebebini devlette ve ekonomik eşitsizliklerde değil; zaten oyunca çok geride başlamış kadınların kazandığı haklarda buluyor. Tepkiyi, sisteme ve kurumlara değil kadınlara yönlendirerek kadın düşmanlığı üzerinden bu krize bir çözümleme sunuluyor.  

Tepkinin yönlendirilmesi otoriter yönetimlerin ajandasının bir parçası. Son on yılda, otoriter popülizmin dünya çapında yükselişine tanıklık ettik. Bu sırada, antidemokratik siyaset, cinsiyet ilişkilerindeki kültürel dönüşümlere ilişkin kaygılardan faydalanarak cinsiyet üzerinden bir karşı anlatı geliştirdi. Bu noktada otoriter liderlerin teknoloji elitleri ve dijital alandaki içerik üreticileriyle ilişkileri ön plana çıkıyor. Kadın düşmanı hareketler organize ve finanse ediliyor.

Krizin Kökleri: Ekonomik Dönüşüm ve Patriyarkanın Çöküşü

Bugün “erkeklik krizi” olarak adlandırılan olgunun merkezinde, çoğu zaman gözden kaçan bir gerçek var. Bu kriz öncelikle ekonomik bir dönüşümün sonucu. Son elli yılda sosyal devletin zayıflaması, üretimin ucuz iş gücünün bulunduğu coğrafyalara kayması ve hizmet sektörünün büyümesi, özellikle mavi yaka ve düşük eğitimli erkekleri doğrudan etkiledi. Güvencesizlik yaygınlaştı, istikrarlı ve iyi ücretli işlerin sayısı azaldı. Bu süreçten en fazla etkilenen kesimlerden biri, yüksek öğrenim görmemiş erkekler oldu.

Kadınlar aynı dönemde belirli kazanımlar elde etti. Ama bu kazanımların arkasında cinsiyetçi bir düzene karşı verilen uzun ve bedelli bir mücadele var. Kadınlar tarihsel olarak dezavantajlıydı ve bu dezavantajı aşmak için mücadele ederek ilerledi. Erkekler ise avantajlı oldukları bir sistem çözülürken, o sistem üzerine kurulu kimliklerini kaybetti. Bu nedenle erkeklerin yaşadığı kriz cinsiyetler arası bir eşitsizliğin sonucu değil; büyük ölçüde ekonomik eşitsizliklerden ve yapısal dönüşümden kaynaklanıyor.

Ekonomik nedenlerin yanısıra bu dönüşümün kültürel nedenleri de var. Kadınları baskılayan, emeğini görünmez kılan patriyarka erkekleri de sıkıştırıyor. Kırılganlıklarını bastırıyor ve tek bir rol tarifiyle köşeye hapsediyor. Bugünkü krizin anlaşılması için bu çelişkiyi göz önünde bulundurmak gerekiyor.  Çünkü erkekler hem kendilerine zarar veren sistemi savunuyor hem de o sistemin çöküşünün bedelini ödüyor.

Erkek kimliği uzun süre büyük ölçüde istihdam ve gelir üzerinden tanımlandı. “İyi bir erkek” olmak, aileyi geçindiren kişi olmakla eş anlamlıydı. Ancak ekonomik yapı değişirken bu rol aşındı. Bugün hâlâ geniş kesimler erkekliği geçim sağlayıcılık üzerinden tanımlamaya devam ediyor. Araştırmalar, hem kadınların hem erkeklerin büyük çoğunluğunun iyi bir eş olmayı maddi olarak aileyi geçindirmekle ilişkilendirdiğini gösteriyor. Buna karşın erkeklerin kadınlardan daha fazla kazandığı hanelerin oranı giderek düşüyor. Beklenti ile gerçeklik arasındaki makas açılıyor. Toplumsal beklenti eski dünyaya ait; ekonomik gerçeklik ise çoktan değişmiş durumda. Bu çelişki içinde sıkışan erkek, ne geleneksel rolü tam olarak yerine getirebiliyor ne de kendine yeni bir konum kurabiliyor. Bu noktada ortaya çıkan kriz, yalnızca gelir kaybı değil; aynı zamanda bir kimlik kaybı. Erkekler yalnızca işlerini değil, o işlerin sağladığı toplumsal anlamı da kaybediyor.

Patriyarka kadınları kısıtladığı kadar erkekleri de köşeye sıkıştırdı. Ancak kadınlar kısıtlandıkları sisteme karşı mücadele ederek dönüştü. Erkekler ise avantajlı oldukları sistemin çözülüşünü, o sistemin dayattığı normlarla karşılıyor. Bu normlar da dönüşümü imkansızlaştırıyor. Bu kriz ekonomik temellerinin yanı sıra erkekliğin kendisinin değişime dirençli yapısından doğuyor. Ekonomik dönüşüm tetikliyor, ama erkeklik normları bu krizin hem derinleşmesine hem de görünmez kalmasına zemin hazırlıyor. Çözüm de bu iki katmanı birlikte ele almayı gerektiriyor.

Sonuç: Krizden Çıkış Mümkün mü?

Bu yazı boyunca ortaya konan tablo, bir mağduriyet hikâyesi değil. Bu gerileyişin nedeni kadınların ilerlemesi değil, değişen dünyada eski normlarla yürümeye çalışmak. Krizin kaynağı patriyarkal sistemin kendisi; hem kadınları baskılayan hem de erkekleri tek bir rol tarifiyle köşeye hapseden bu yapı, şimdi kendi çelişkileriyle yüzleşiyor.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, erkekliğin yeniden tanımlanması. Güç, yalnızca ekonomik başarıyla ya da baskınlıkla ölçülen bir şey olmaktan çıkmalı. Duygusal açıklık, yardım arayabilme, kırılganlık gösterebilme ve ilişki kurabilme kapasitesi bu tanımın merkezine yerleşmeli. Çünkü değişen dünyada ayakta kalmayı sağlayan şey, katılık değil esneklik.

Aynı şekilde, erkeklerin yaşadığı sıkışmışlığın gerçek kaynağıyla yüzleşmek gerekiyor. Güvencesizleşen iş piyasaları, zayıflayan sosyal devlet, artan eşitsizlikler ve daralan gelecek beklentileri, bu krizin temelini oluşturuyor. Bu sorunlara verilecek yanıt, kimlikler üzerinden kurulan çatışmalarda değil; sınıfsal ve ekonomik dayanışma zemininde bulunabilir.

Erkeklerin yaşadığı yalnızlık, anlam arayışı ve aidiyet ihtiyacı gerçek ve ciddiye alınması gereken ihtiyaçlar. Ancak bu ihtiyaçların karşılığı, öfke ve dışlama üzerine kurulu yapılarda değil; daha sağlıklı, kapsayıcı ve dayanışmacı ilişkilerde bulunabilir.

Bu krizden çıkış; eski rollere sarılmakta değil; hem erkekleri hem kadınları kısıtlayan yapıları birlikte dönüştürmekte yatıyor.

Kaynakça

https://theconversation.com/understanding-incel-culture-and-how-schools-can-address-it-272566

https://www.yok.gov.tr/tr/news/yuksekogretim-ve-akademide-kadin-farki-ydoNP

https://www.equimundo.org/wp-content/uploads/2024/06/Manosphere-Rewired.pdf

https://academic.oup.com/esr/article/41/6/862/8162736

https://www.apa.org/monitor/2019/01/ce-corner

https://www.nytimes.com/2020/01/21/upshot/womens-gains-in-the-work-force-conceal-a-problem.html

https://www.nytimes.com/2016/03/20/upshot/as-women-take-over-a-male-dominated-field-the-pay-drops.html

https://www.ilo.org/tr/projects-and-partnerships/projects/toplumsal-cinsiyet-e%C5%9Fitli%C4%9Fi-program%C4%B1-kad%C4%B1nlar-i%CC%87%C3%A7in-daha-%C3%A7ok-ve-daha-i%CC%87yi

https://www.tuik.gov.tr/media/announcements/ist_kadin2025.pdf

https://eige.europa.eu/publications-resources/toolkits-guides/gender-equality-index-2020-report/women-continue-gradually-outpace-men-educational-attainment?language_content_entity=en

https://www.nytimes.com/2024/08/24/upshot/trump-polls-young-men.html

https://www.nytimes.com/2025/03/13/upshot/teenagers-school-girls-boys.html

İlgili Makaleler

Silaha Evet, Kadına Hayır: Trump’ın Küresel Tercihi

6 Mayıs 2026

Afganistan’dan Uganda’ya Kadınların Radyolar ile Mücadelesi

22 Nisan 2026

Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

25 Mart 2026

Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

18 Mart 2026

Comments are closed.

© 2026 Her Hakkı Saklıdır.
  • Eşitlik

    Patriyarkanın Krizi: Erkekliğin Uyum Sorunu

    6 Mayıs 2026

    Silaha Evet, Kadına Hayır: Trump’ın Küresel Tercihi

    6 Mayıs 2026

    Afganistan’dan Uganda’ya Kadınların Radyolar ile Mücadelesi

    22 Nisan 2026

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Maden İşçilerinin Yürüyüşü Ankara’ya Ulaştı: Açlık Grevine Başlayan 110 İşçi Gözaltına Alındı

    21 Nisan 2026

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.