Sosyolog ve yazar Pınar Selek, yıllar önce yürüttüğü Kürt hareketi araştırmasını yeniden gündeme taşıdı. Selek, bu araştırmayı yeniden yazma sürecini anlattı. Süreci yalnızca akademik bir çalışma olarak görmediğini söyledi. Bunun aynı zamanda kişisel bir yüzleşme olduğunu ifade etti. Toplumsal hafızaya karşı sorumluluk hissettiğini anlattı.
Bianet’te yayımlanan söyleşide Selek’in yıllardır süren dava süreci de yeniden gündeme geldi. 1998 yılında İstanbul’daki Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamaya ilişkin davanın yıllardır devam ettiği hatırlatıldı. Selek’in bu süreç boyunca yalnızca sanık olarak değil, akademik çalışması tartışılan bir araştırmacı olarak da yargılandığı vurgulandı.
Akademik Çalışma Yeniden Tartışılıyor
Haberde, Selek’in 1990’lı yıllarda Kürt hareketi üzerine saha araştırması yaptığı anlatılıyor. Bu çalışmanın Kürt hareketinin toplumsal ve kültürel dinamiklerine odaklandığı belirtiliyor. Ancak dava süreci boyunca araştırmanın akademik niteliğinin çoğu zaman görmezden gelindiği ifade ediliyor. Araştırmanın farklı iddiaların parçası gibi sunulduğu aktarılıyor.
Son dönemde ise bu araştırma yeniden gündeme taşındı. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen son duruşmada araştırmadan tekrar söz edildi. Mahkemeye sunulan bilgilendirme notunda Selek’in Fransa’daki akademik çalışmaları anlatıldı.
Habere göre Selek, Fransa’daki akademik sistemin en yüksek aşamalarından biri kabul edilen profesörlük tezini tamamladı. Bu süreçte hazırladığı dosyada eski saha araştırmasına da yer verdi. Araştırmanın metodolojisinin akademik jüri tarafından ayrıntılı biçimde incelendiği belirtildi. Çalışmanın bilimsel niteliğinin değerlendirildiği ifade edildi.
Jürinin araştırmanın yayımlanmasını tavsiye ettiği aktarıldı. Araştırma daha sonra üniversite tarafından yayımlandı. Böylece yıllardır tartışılan çalışma akademik bir kurul tarafından kabul edilmiş oldu.
“Araştırmamın Ayrıntıları Hücrelerime İşledi”
Söyleşide Selek’in kişisel anlatımları dikkat çekiyor. Araştırmasını yıllar boyunca savunduğunu söylüyor. Ancak saha deneyimine dair uzun süre konuşmadığını anlatıyor. Bunun nedenini ise gözaltı ve işkence süreciyle açıklıyor.
Selek, araştırmasına katılan kişilerin isimlerini vermemek için kendisini zorladığını ifade ediyor. Bu nedenle araştırmanın ayrıntılarını kendi içine ittiğini söylüyor. “Araştırmamın ayrıntıları hücrelerime işlemiş gibi” sözlerini kullanıyor.
Cezaevinde kaldığı dönemde araştırmasındaki kişilerle aynı ortamda bulunduğunu da anlatıyor. Ancak onlarla bile konuşmadığını söylüyor. Araştırmayı koruma içgüdüsüyle hareket ettiğini ifade ediyor.
Yıllar sonra bu sessizliği fark ettiğini belirtiyor. Bu farkındalığın ardından yeniden çalışmaya başladığını anlatıyor. Araştırmayı ortaya çıkarmanın önemli olduğunu düşündüğünü söylüyor. Bunun hem kendi davası açısından hem de toplumsal adalet açısından değer taşıdığını ifade ediyor.
Selek’e göre araştırmada yer alan tanıklıklar yalnızca akademik veri değildi. Bunlar toplumsal hafızanın parçalarıydı. Yaşamaya devam eden deneyimlerdi. Unutulmaması gereken hikâyelerdi.
Bu nedenle çalışmayı yeniden toplumsal hafızaya geri döndürmek istediğini söylüyor. Bunu kendisine karşı bir borç olarak gördüğünü ifade ediyor. Aynı zamanda toplumsal hafızaya karşı sorumluluk hissettiğini anlatıyor.
Hafıza ve Araştırmacı İlişkisi
Söyleşide hafıza konusu geniş yer tutuyor. Selek, hafızanın karmaşık bir alan olduğunu söylüyor. Duygusal ve psikolojik yönleri bulunduğunu anlatıyor. Bu nedenle hafızanın her zaman güvenilir olmayabileceğini ifade ediyor.
Araştırmayı yeniden kurarken önemli sorularla karşılaştığını belirtiyor. 25 yaşındaki haliyle bugünkü hali arasında fark olduğunu söylüyor. Geçmişte yaptığı çalışmaya mı sadık kalması gerektiğini düşündüğünü anlatıyor. Yoksa araştırmayı bugünkü bakışıyla mı yeniden kurması gerektiğini sorguladığını ifade ediyor.
Bu süreçte feminist düşünür Donna Haraway’den etkilendiğini söylüyor. Araştırmacı ile saha arasındaki sınırın tamamen ortadan kalktığını düşündüğünü ifade ediyor. Kendisinin de araştırmanın bir parçasına dönüştüğünü anlatıyor.
“Elimden alınan şeyleri bedenimde taşımaya başladım” diyor. Bu nedenle araştırmayı klasik akademik yöntemlerle yeniden kurmak istemediğini belirtiyor. Bunun yerine hikâye anlatımını kullanmaya karar verdiğini söylüyor.
Kendi notlarını yeniden ayırdığını anlatıyor. Bazılarının kişisel notlar olduğunu söylüyor. Bazılarının ise görüşmelerden kalan hatıralar olduğunu ifade ediyor. Bütün bu parçaları bir hikâye içinde birleştirdiğini anlatıyor.
Ortaya çıkan anlatının kurgu olmadığını özellikle vurguluyor. Tamamen verilere dayandığını söylüyor. Ancak bunun aynı zamanda çok katmanlı bir hikâye olduğunu ifade ediyor.
Saha Araştırmasından Kitaba
Söyleşide Selek’in saha araştırmasının nasıl başladığı da anlatılıyor. Kürt hareketinin ortaya çıkışını anlamaya çalıştığını söylüyor. Onu asıl etkileyen şeyin toplumsal hareketlilik olduğunu ifade ediyor. “Bir anda yüz binlerce insan nasıl ayağa kalktı” sorusuna cevap aradığını anlatıyor.
İlk kez Serhildan sürecinde bölgeye gittiğini söylüyor. Başka bir tarih ve başka bir toplumsal gerçeklikle karşılaştığını anlatıyor. Daha sonra bunu araştırmaya dönüştürdüğünü ifade ediyor.
Araştırmasını yoğun baskı ortamında yaptığını belirtiyor. Köy yakmaların yaşandığını söylüyor. Faili meçhul cinayetlerin bulunduğunu anlatıyor. İşkence ve ölümlerin yaşandığı bir dönem olduğunu ifade ediyor.
Buna rağmen bölgede büyük bir misafirperverlikle karşılandığını söylüyor. İnsanların hafızalarındaki hikâyeleri kendisiyle paylaştığını anlatıyor. Kürtçe öğrenmeye çalıştığını ifade ediyor.
Söyleşide dikkat çeken anılardan biri yaşlı bir kadınla ilgili. Kadının kendisine “Hazinemizi saklamamız lazım” dediğini aktarıyor. Bu sözün kendisini uzun süre düşündürdüğünü söylüyor.
Selek’e göre burada anlatılan şey kültürel hafızaydı. Yasaklara rağmen insanların kendi kültürlerini koruma çabasıydı. Müziğin, dansın ve gündelik ilişkilerin bu hafızayı taşıdığını ifade ediyor.
Kolektif hareketin insanlar üzerinde dönüştürücü etkiler yarattığını düşündüğünü söylüyor. Toplumsal hareketlerin bastırılmış meseleleri görünür hâle getirdiğini anlatıyor.
Araştırmasını tam analiz etmeye başladığı sırada hayatının değiştiğini ifade ediyor. “Tam bütün bunları yazmaya başlamıştım ki masa kırıldı” sözlerini kullanıyor.
“Hafızayla Yüzleşmeden Gelecek Kurulamaz”
Yıllar sonra araştırmayı yeniden yayımlamanın anlamını sorguladığını söylüyor. Ancak daha sonra bunun gerekli olduğuna karar verdiğini anlatıyor. Toplumsal kırılmaların üzerinin örtülerek aşılamayacağını düşünüyor. Ancak hafızayla yüzleşilirse geleceğin kurulabileceğini ifade ediyor.
Haberde kitabın farklı dillere çevrilmeye başlandığı da belirtiliyor. Selek için en önemli çevirinin Kürtçe olduğunu söylüyor. Çünkü görüştüğü insanların büyük kısmının Kürtçe konuştuğunu ifade ediyor.
