28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı saldırılar, bölgesel gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. Operasyon, hem askeri hedefleri hem de İran’ın liderlik çekirdeğini aynı anda gündeme getirdi. Saldırı yalnızca güvenlik dengelerini değil, ülke içindeki siyasal geleceği ve kadınların konumunu da yeniden tartışmaya açtı.

Saldırı Nasıl Başladı ve Hangi Gerekçeler Öne Sürüldü?
Saldırılar 28 Şubat sabahı erken saatlerde başladı ve gün içinde İran’ın çeşitli askeri ve stratejik noktaları hedef alındı. ABD ve İsrail tarafından yapılan açıklamalarda operasyonun, İran’ın nükleer programını sınırlamak ve bölgesel güvenlik tehditlerini engellemek amacıyla gerçekleştirildiği ifade edildi. 2025’te yaşanan ve 12 gün süren İran-İsrail hava çatışmasının ardından biriken gerilimin bu operasyonla yeni bir evreye girdiği değerlendiriliyor.
Hamaney’in Ölümü Nasıl Açıklandı?
İran devlet televizyonu, Ali Hamaney’in hayatını kaybettiğini 1 Mart sabahı erken saatlerde resmen duyurdu. Ölümün, saldırı sırasında üst düzey güvenlik toplantısı yürütüldüğü sırada gerçekleştiği bildirildi. Koruma mekanizmasının nasıl aşıldığına dair ayrıntılar ise henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil. Resmî açıklamalar, sürecin “dış saldırı sonucu şehadet” çerçevesinde ele alındığını gösteriyor.
İlk 48 Saatte Devletin Refleksi Ne Oldu?
İran’da ulusal yas ilan edilirken, anayasanın 111. maddesi çerçevesinde geçici bir Liderlik Konseyi oluşturulduğu açıklandı. Uzmanlar Meclisi’nin yeni rehberi belirlemek üzere toplanacağı duyuruldu; ancak sürecin büyük ölçüde kapalı yürütüleceği belirtiliyor. İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ise sert bir güvenlik diliyle karşılık vereceklerini açıkladı. Devlet söyleminde “milli birlik” ve “dış müdahale” vurgusu öne çıktı.
Sokak İlk Ne Yaptı?
İlk görüntüler, İran toplumunun tek bir duygu etrafında birleşmediğini gösteriyor. Tahran ve Kum gibi kentlerde yas törenleri düzenlenirken, bazı şehirlerde kutlama görüntüleri sosyal medyaya yansıdı. Balkonlardan sloganlar atıldığı ve heykel devrilme girişimlerinin yaşandığı iddiaları da gündeme geldi. Ancak aynı zamanda geniş bir kesimde temkinli bir sessizlik hâkim.
İranlılar Bu Saldırı Hakkında Ne Düşünüyor?
Toplum içinde üç belirgin damar öne çıkıyor. Rejim destekçileri saldırıyı ulusal egemenliğe yönelik bir müdahale olarak değerlendirirken, muhalif kesim liderlik boşluğunu bir siyasal dönüşüm ihtimali olarak görüyor. Daha geniş bir gri alanda ise savaş korkusu ve “Irak benzeri kaos” endişesi dikkat çekiyor. İran toplumu, bir kez daha belirsizlikle karşı karşıya.
Sokakta Kadınlar Var mı?
Kadınların görünürlüğü henüz kitlesel bir mobilizasyon düzeyine ulaşmış değil. Ancak sosyal medyada kadınların süreci yakından izlediğine ve temkinli çağrılar yaptığına dair paylaşımlar dikkat çekiyor. Üniversitelerde daha önce başlayan itiraz hattının tamamen sönümlenmediği de görülüyor. Bu moment, kadın hareketi açısından bekleme ve pozisyon alma süreci gibi görünüyor.
Kadınlar Bu Ölümü Nasıl Okuyor?
Kadın hareketi içinde iki farklı değerlendirme öne çıkıyor. Bir kesim, liderlik boşluğunu kamusal alanın genişlemesi için bir fırsat olarak görüyor. Diğer kesim ise IRGC’nin güçlenmesi ihtimaliyle baskının artabileceği kaygısını dile getiriyor. Bu nedenle kadın aktivistlerin önemli bir kısmı süreci temkinli bir izleme pozisyonunda değerlendiriyor.
Güvenlik Ortamı Sıkılaştı mı?
Saldırı sabahı internet bağlantısında ciddi düşüş yaşandığı uluslararası veri izleme platformlarınca raporlandı. VPN erişiminin zorlaştığı ve bazı dijital servislerin geçici olarak devre dışı kaldığı bildiriliyor. Toplu gözaltılara ilişkin kesin veriler henüz teyit edilmiş değil; ancak güvenlik güçlerinin görünürlüğünün arttığı gözleniyor. Kadın aktivistlere yönelik özel bir operasyon bilgisi şu aşamada doğrulanmış değil.
Kadınları Ne Bekliyor?
Kısa vadede iki senaryo öne çıkıyor. IRGC’nin siyasal ağırlığının artması, güvenlikçi söylemin sertleşmesi ve kamusal alanın daralması ihtimalini beraberinde getirebilir. Buna karşılık, liderlik geçiş sürecinin uzaması elitler arası rekabeti görünür kılabilir ve sınırlı bir siyasal gevşeme yaratabilir. Bu iki olasılık arasında kadınların kamusal görünürlüğü belirleyici bir faktör olacak.
Kaos Ortamında Kadın Hakları Geri Plana mı Düşer?
Uluslararası literatür, çatışma ve siyasal geçiş dönemlerinde kadınların hem şiddet riskinin arttığını hem de karar alma süreçlerinden dışlanabildiğini gösteriyor. Milliyetçi mobilizasyon dönemlerinde kadın hakları çoğu zaman “ikincil mesele” olarak çerçevelenebiliyor. Ancak aynı literatür, meşruiyet krizlerinin derinleştiği anlarda kadın hareketlerinin siyasal dönüşümün merkezine yerleşebildiğini de ortaya koyuyor.
Kriz Anı mı, Dönüşüm Fırsatı mı?
Bu gelişmeler yalnızca bir liderin ölümüyle sınırlı değil; İran için sistemik bir eşik anlamına geliyor. Kadınlar ya bu boşlukta daha görünür bir siyasal özneye dönüşecek ya da yeni bir güvenlikçi konsolidasyonun gölgesinde alan kaybedecek.
Asıl soru şu: Bu kriz, İranlı kadınlar için bir özgürlük momenti mi, yoksa daha sert bir devlet yapısının başlangıcı mı?
İran’daki yanıt, yine sokakta ve kamusal alanda verilecek.
Alina Çalaz
