Close Menu
  • Eşitlik
  • Barış ve Güvenlik
  • Siyaset
  • Adalet
  • Emek
  • Kültür-Sanat
  • Ekoloji
  • Bülten Üyeliği
  • Podcast
  • english
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu
Facebook X (Twitter) Instagram YouTube TikTok Telegram
  • Eşitlik

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026

    Yeni Araştırmalara Göre Cinsiyetler Arasındaki Ücret Farkını Hâlâ Annelik Belirliyor

    5 Mart 2026

    Taliban’dan Yeni Yasa: Kız Çocuklarının Eğitime Katılımı Kalıcı Olarak Yasaklandı, Kölelik Yasallaştırıldı

    5 Şubat 2026

    Fransız Parlamentosu’ndan Yeni Yasa: “Evlilik, Cinsel Rızanın Kesin ve Ömür Boyu Geçerli Sayıldığı Bir Fanus Olamaz”

    4 Şubat 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025

    Polonez İşçileri Kazandı:Birleşen İşçiler Asla Yenilmez

    7 Ocak 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English
Hakkımızda
SES Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu

Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

25 Mart 2026 Eşitlik
Facebook Twitter WhatsApp Email

Ipsos UK ve King’s College London, 2026 Dünya Kadınlar Günü kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliğine dair küresel bir araştırma yayımladı. 29 ülkede çevrimiçi anket yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, bireylerin cinsiyet rolleri, eşitlik ve kendi ülkelerindeki toplumsal normlara ilişkin algılarını kapsamlı biçimde ele alıyor. Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise açık: Eşitlik söylemi güçleniyor, ancak toplumsal normlar aynı hızda değişmiyor.

Ipsos UK ve King’s College London, 2026 Dünya Kadınlar Günü kapsamında toplumsal cinsiyet eşitliğine dair küresel bir araştırma yayımladı. 29 ülkede çevrimiçi anket yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, bireylerin cinsiyet rolleri, eşitlik ve kendi ülkelerindeki toplumsal normlara ilişkin algılarını kapsamlı biçimde ele alıyor. Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu ise açık: Eşitlik söylemi güçleniyor, ancak toplumsal normlar aynı hızda değişmiyor.

EŞİTLİK SÖYLEMİ GÜÇLENİYOR 

Katılımcıların cinsiyet eşitliğine dair genel tutumu ele alındığında, çoğunluğun eşitlikçi bir söylemi benimsediği görülüyor.

Araştırmaya katılan ülkeler genelinde, her beş kişiden üçü (%60), hükümette ve şirketlerde daha fazla kadının sorumluluk sahibi pozisyonlarda yer alması durumunda işlerin daha iyi yürüyeceği görüşüne katılıyor. Bu oran erkeklerde yarıya (%52) düşerken, kadınlarda üçte ikiye (%66) yükseliyor. Benzer şekilde, çoğunluk kadınların gerçek anlamda eşitliğe ulaşabilmesi için iş dünyası ve siyasette daha fazla temsil edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Küresel ölçekte her üç kişiden ikisi (%68), kadınlar ve erkekler arasında eşitliğin sağlanmasının kendileri için kişisel olarak önemli olduğunu belirtiyor. Kadınların (%74), toplumsal cinsiyet eşitliğinin kendileri için önemli olduğunu ifade etme olasılığı erkeklere (%62) kıyasla daha yüksek. Türkiye’de bu oran %75’e çıkarken, %12’lik bir kesim zaten eşitliğin sağlandığını düşünüyor. 

Buna rağmen, feminist kimlik söz konusu olduğunda tablo daha sınırlı: Katılımcıların yalnızca %39’u kendisini feminist olarak tanımlıyor. Bu oran kadınlarda (%44), erkeklere (%31) kıyasla daha yüksek. Özellikle Z kuşağı kadınları (%54), bu kimliği en fazla benimseyen grup olarak öne çıkarken, aynı kuşaktaki erkeklerde bu oran %36’da kalıyor.

KATILIMCILARIN YARISI EŞİTLİĞE ERİŞİLDİĞİNE İNANIYOR

Eşitliğe verilen desteğe rağmen, katılımcıların yarısı (%52) ülkelerinde kadınlara erkeklerle eşit haklar tanınması konusunda yeterli ilerleme kaydedildiğini düşünüyor. Yaş grupları genelinde, erkekler kadınlara kıyasla, kadınlara eşit haklar tanınması konusunda ülkelerinde yeterince ilerleme kaydedildiği görüşüne daha fazla katılıyor. Ayrıca genç erkeklerin bu ifadeye katılma olasılığı, daha yaşlı erkeklere göre daha yüksek.

Benzer bir bölünme, erkeklerin eşitlik sürecindeki rolü konusunda da görülüyor. Katılımcıların %46’sı erkeklerden eşitliği desteklemek adına fazla şey beklendiğini düşünürken, %43’ü bu görüşe katılmıyor. Türkiye’de bu oran %58’e kadar çıkıyor. Erkeklerin (%54) bu ifadeye katılma olasılığı, kadınlara (%36) kıyasla daha yüksek. Genç erkekler, yaşlı erkeklere göre bu ifadeye daha fazla katılıyor.

Kadınların eşitliğini teşvik etmenin fazla ileri giderek erkeklere karşı bir ayrımcılığa yol açıp açmadığı konusunda da net bir uzlaşı yok. %44 teşvik politikalarının erkeklere karşı bir ayrımcılığa yol açtığını düşünürken, %48 bu ifadeye katılmıyor. Erkeklerin bu düşünceye katılma olasılığı (%53) kadınlara göre (%35) çok daha yüksek. Türkiye’deki katılımcıların %41’i bu ifadeye katılırken, %55 ifadeye katılmıyor.  

Eşitliğe erişildiğine dair algının aksine Birleşmiş Milletler’in kadın hakları kuruluşuna göre, hiçbir ülke henüz kadınlar ve kız çocukları için tam yasal eşitliğe ulaşmadı. Dünya genelinde kadınlar, erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca %64’üne sahip.

GÜNLÜK HAYATTA GELENEKSEL ROLLERİN ETKİSİ SÜRÜYOR

Eşitlik söylemi güçlü olsa da, günlük yaşamın somut pratiklerinde geleneksel roller etkisini sürdürüyor. Çocuk bakımı, para kazanma, karar alma, ev işi gibi sorumluluklara dair sorulara verilen cevaplar hem erkekler hem de kadınlar için geleneksel rollerin hala varlığını hissettirdiğini gösteriyor. Katılımcıların çoğu sorumlulukların eşit paylaşılması gerektiğini düşünüyor. Buna karşın, çocuk bakımı ve ev işleri hâlâ büyük ölçüde kadınlarla ilişkilendirilirken, para kazanma ise daha çok erkeklerin sorumluluğu olarak görülüyor.

Araştırmaya göre katılımcıların büyük çoğunluğu; çocuk bakımı (%73), ev işleri (%73), para kazanma (%66) ve hane içi önemli kararların alınması (%77) gibi alanlarda sorumlulukların eşit paylaşılması gerektiğini düşünüyor. Bu tablo ilk bakışta güçlü bir eşitlik eğilimine işaret ediyor. Ancak detaylara inildiğinde daha karmaşık bir gerçeklik ortaya çıkıyor.

Çocuk bakımı söz konusu olduğunda, hâlâ kayda değer bir kesim bu sorumluluğu öncelikli olarak kadınlara atfediyor. Küresel ölçekte %17’lik bir grup çocuk bakımını daha çok kadınların görevi olarak görürken, erkeklere atfedenlerin oranı yalnızca %6’da kalıyor. Türkiye’de ise bu fark daha belirgin: Katılımcıların %29’u çocuk bakımını kadının sorumluluğu olarak tanımlıyor.

Benzer bir durum ev işleri için de geçerli. Küresel ölçekte katılımcıların %16’sı ev işlerinin daha çok kadınların sorumluluğunda olduğunu düşünürken, yalnızca %8’i bunu erkeklerle ilişkilendiriyor. Türkiye’de ise her üç kişiden biri (%30), ev işlerini doğrudan kadınların görevi olarak görüyor. %54 bu sorumluluğun eşit paylaşılması gerektiğini düşünürken, %14 ise ev işlerini erkeklerin sorumluluğu olarak görüyor.

Ekonomik sorumluluklarda da geleneksel kalıpların izleri sürüyor. Her ne kadar çoğunluk (%66) para kazanmanın ortak bir sorumluluk olduğunu ifade etse de, eşit paylaşımı reddedenler arasında bu rol dört kat daha fazla erkeklere atfediliyor (%24 erkekler, %6 kadınlar). Bu durum, “geçim sağlama” rolünün hâlâ büyük ölçüde erkek kimliğiyle özdeşleştirildiğini gösteriyor.

Hane içi karar alma konusunda daha eşitlikçi bir tablo karşımıza çıkıyor. Katılımcıların %77’si hane ile ilgili önemli kararların alınması sorumluluğunun kadınlar ve erkekler arasında eşit şekilde paylaşılması gerektiğini düşünüyor. Buna karşılık, %12 bu sorumluluğun daha çok erkeklerde olması gerektiğini, %8 ise daha çok kadınlarda olması gerektiğini düşünüyor.

Gündelik hayata dair tutumlar yalnızca iş bölümüyle sınırlı değil; aynı zamanda toplumsal normlar ve beklentiler üzerinden de kendini gösteriyor. Katılımcıların %51’i kadınların çocuk bakımında “doğal olarak daha iyi” olduğuna inanıyor. Her dört kişiden biri (%27), bir kadının eşinden daha fazla kazanmasının evlilikte sorun yaratabileceğini düşünüyor. Her beş kişiden biri (%20) bir eşin kocasına her zaman itaat etmesi gerektiğini düşünüyor. %17’lik bir kesim, kadınların fazla bağımsız görünmemesi gerektiğini ifade ediyor. Her 10 kişiden biri (%12)  “gerçek bir kadın asla cinsel ilişkiyi başlatmamalıdır” ifadesine katılıyor. Küresel ülke ortalamasında %14, çocuk bakımına katılan erkeklerin katılmayanlara göre daha az “erkeksi” olduğu görüşüne katılıyor.   

Karşılaştığımız tablo, eşitlik fikrinin benimsenmiş olmasına rağmen, toplumsal cinsiyet rollerinin hâlâ “doğal”, “alışılmış” ve hatta bazı durumlarda “gerekli” olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Çoğunluk olmasa da hala hatırı sayılır bir kesim cinsiyet rollerine yönelik geleneksel tutumlarını sürdürüyor. Özellikle dikkat çeken bir diğer unsur ise, bu geleneksel tutumların yalnızca yaşlı kuşaklarla sınırlı olmaması. Bazı başlıklarda genç kuşaklarda, özellikle de genç erkekler arasında, daha muhafazakâr eğilimlerin güçlü olduğu görülüyor.

GEN Z: CİNSİYETLER ARASI GERİLİM  

Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri,  Z kuşağı kadın ve erkeklerinin toplumsal cinsiyete dair görüş farklılığının büyüklüğü. Tüm yaş grupları değerlendirildiğinde, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair cinsiyet temelli en keskin ayrışmanın bu kuşakta ortaya çıktığı görülüyor.

Bu çerçevede Gen Z kadınları daha eşitlikçi, daha feminist ve daha talepkâr bir duruş sergilerken; Gen Z erkekleri bazı başlıklarda daha temkinli, hatta yer yer daha muhafazakâr bir tutum sergileyebiliyor.   

Bu ayrışmanın en somut örneklerinden biri, eşitlik politikalarına bakışta ortaya çıkıyor. “Kadınların eşitliğini teşvik etmek erkeklere karşı ayrımcılığa yol açıyor” ifadesine Gen Z erkeklerinin %57’si katılırken, Gen Z kadınlarında bu oran %38’de kalıyor.

Toplumsal normlara ilişkin daha hassas başlıklarda da cinsiyet farkı görülüyor. “Bir kadının fazla bağımsız görünmemesi gerektiği” görüşüne katılım tüm kuşaklarda düşük olsa da, en büyük cinsiyet farkı Gen Z’de ortaya çıkıyor. Gen Z erkekleri bu görüşe kadınlardan 9 puan daha fazla katılıyor.

“Çocuk bakımına katılan erkekler daha az erkeksidir” görüşüne katılım genç kuşaklarda daha yüksek. Erkekler bu görüşe kadınlara kıyasla daha fazla katılıyor. Bu bulgular, eşitlik söylemine rağmen, erkeklik tanımının hâlâ kırılgan ve savunmacı bir zeminde şekillendiğini düşündürüyor.

Aile içi güç dengelerine dair tutumlar da bu ayrışmayı destekliyor. “Evde önemli kararlarda son sözü erkek söylemelidir” ifadesine Gen Z erkeklerinin %33’ü katılırken, Gen Z kadınlarında bu oran %19’da kalıyor.

Cinselliğe dair tutumlarda da benzer bir tablo var. Küresel ölçekte çoğunluk (%58), “gerçek bir kadın cinsel ilişkiyi başlatmamalıdır” ifadesine katılmasa da, Gen Z erkeklerinin bu görüşe katılma oranı (%21), Gen Z kadınlarının (%12) neredeyse iki katı.

Bu veriler, genç kuşakta eşitlik talebi, toplumsal cinsiyet normları ve kimlik bağlamında bir gerilim alanının oluştuğunu gösteriyor. Z kuşağı, toplumsal cinsiyet konusunda hem keskin biçimde ayrışıyor hem de kendi içinde çelişkili tutumları bir arada taşıyor.

Ipsos’un Birleşik Krallık ve İrlanda CEO’su Kelly Beaver şöyle diyor: “Bu yılki araştırma, günümüz toplumunda hem kadınların hem de erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerini nasıl yaşadıklarına dair adeta büyük bir yeniden müzakere sürecine tanıklık ettiğimizi gösteriyor. Özellikle Z kuşağında dikkat çekici bir ikilik söz konusu: Bu grup, başarılı bir kariyere sahip kadınların erkekler için daha çekici olduğu görüşüne en fazla katılan kesim olmasının yanı sıra, aynı zamanda bir eşin kocasına her zaman itaat etmesi gerektiği ve bir kadının asla fazla bağımsız görünmemesi gerektiği görüşlerine de en fazla katılan grup.”

Özetle, Z jenerasyonu tek bir yönelim göstermiyor. Aksine, aynı kuşak içinde iki farklı eğilim dikkat çekiyor: Daha eşitlikçi ve dönüştürücü bir yaklaşım ve daha temkinli, yer yer geleneksel refleksler taşıyan bir yaklaşım. Bu ikili yapı, gelecekte toplumsal cinsiyet tartışmalarının daha da keskinleşebileceğine işaret ediyor.

Günümüzde kadınlar ve erkekler arasında bir gerilim olduğu düşüncesi Z kuşağının görece uzlaştığı konulardan biri. Araştırmanın yapıldığı 29 ülkede Z kuşağının yaklaşık her 10 üyesinden 6’sı (%59), bugün kadınlar ve erkekler arasında bir gerilim bulunduğunu ifade ediyor. Hem Z kuşağı erkeklerinin (%55) hem de kadınlarının (%62) çoğunluğu bu görüşe katılıyor. Bu çerçevede cinsiyetler arasında bu konuda daha yüksek bir uzlaşı olduğu görülüyor.

Dünyanın içerisinde bulunduğu ekonomik ve politik kriz, Z jenerasyonunu yeniden şekillendiriyor. Özellikle genç erkekler işsizlik, hayat pahalılığı ve savaşın yarattığı belirsizlik ve kaygının çözümünü “eski güzel günlere” dönmekte görüyor. Bununla birlikte, otoriter rejimlerin katı cinsiyet rollerinden faydalandığını ve hem konvansiyonel medyada hem de sosyal medyada bu rolleri sunan akımları desteklediğini de görmezden gelmemek gerekiyor. Araştırmanın ortak yazarlarından Profesör Heejung Chung, BBC’ye yaptığı açıklamada Z kuşağı erkeklerinin kendilerini siyasetçiler tarafından görmezden gelinmiş hissettiklerini ve bir kısmının, konut sahibi olma gibi alanlarda yaşadıkları zorluklar nedeniyle önceki kuşaklarla aynı fırsatlara sahip olamamaktan ötürü rahatsızlık duyduğunu belirtiyor. Chung’a göre, toplumsal cinsiyet konusunda daha muhafazakâr görüşlere yönelmek, bu genç erkekler için “dünyayı anlamlandırmanın bir yolu” olarak işlev görüyor. Aynı zamanda bu tutum, “babalarının ve dedelerinin sahip olduğunu gördükleri güç ve statüye tutunma” çabasıyla da ilişkili.

GELECEK ALGISI: KADINLAR DAHA UMUTLU, ERKEKLERDE İYİMSERLİK ZAYIFLIYOR

Araştırma, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yalnızca bugünkü tutumları değil, geleceğe yönelik beklentileri de ortaya koyuyor. Bu noktada en dikkat çekici bulgu, kadınlar ve erkekler arasındaki iyimserlik farkı.

29 ülke ortalamasına göre katılımcıların yarısından fazlası (%55), genç kadınların ebeveynlerinin kuşağına kıyasla daha iyi bir yaşam süreceğini düşünüyor. Bu oran geçen yılla aynı seviyede kalırken, yalnızca %16’lık bir kesim genç kadınların daha kötü koşullarda yaşayacağını öngörüyor. Türkiye’de ise bu iyimserlik daha sınırlı ve daha kırılgan bir görünüm sergiliyor. Katılımcıların %42’si genç kadınların daha iyi bir hayat yaşayacağını düşünürken, %33’ü daha kötü bir gelecek bekliyor. %21 ise koşulların değişmeyeceği görüşünde.

Erkekler söz konusu olduğunda tablo belirgin şekilde farklılaşıyor. Küresel ölçekte yalnızca her 10 kişiden 4’ü (%40), genç erkeklerin ebeveynlerinin kuşağına kıyasla daha iyi bir yaşam süreceğini düşünüyor. Üstelik bu oran, bir önceki yıla göre 5 puanlık bir düşüş göstermiş durumda. Katılımcıların %25’i genç erkeklerin daha kötü koşullarda yaşayacağını öngörürken, %28’i herhangi bir değişim beklemiyor. Türkiye’de bu karamsarlık daha da belirgin. Katılımcıların yalnızca %36’sı genç erkeklerin daha iyi bir yaşam süreceğini düşünürken, %40’ı daha kötü bir gelecek öngörüyor. %21 ise bir değişim olmayacağını ifade ediyor.

Bu veriler, toplumsal dönüşümün kadınlar ve erkekler tarafından farklı şekillerde algılandığını ortaya koyuyor. Kadınlar için gelecek, mevcut eşitsizliklere rağmen ilerleme ve fırsatlarla ilişkilendirilirken; erkekler için aynı gelecek daha belirsiz ve riskli bir alan olarak görülüyor. Geleceğe dair beklentilerdeki bu ayrışma, yalnızca bir algı farkı değil; aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinin dönüşümüne verilen farklı tepkilerin de bir göstergesi.

EĞİLİM EŞİTLİKÇİ ANCAK NORMLAR KENDİNİ SÜRDÜRÜYOR

Katılımcılara kendi görüşlerinin yanı sıra, belirli ifadelere içerisinde yaşadıkları toplumun nasıl cevap vereceği de soruluyor. Bu şekilde kişilerin ülkelerindeki toplumsal cinsiyet normlarına dair algısı ele alınıyor.

Yaklaşık her beş kişiden biri (%21), kendi ülkesinde daha fazla kişinin “gerçek bir kadın asla cinsel ilişkiyi başlatmamalıdır” görüşüne katıldığını düşündüğünü belirtirken, %37’si daha fazla kişinin bu görüşe katılmayacağını düşünüyor. Bu beklentiye karşı küresel ortalamada yalnızca %12 bu ifadeye katılıyor.

Benzer şekilde, küresel ülke ortalamasında her üç kişiden biri (%34), bir kadının eşinden daha fazla kazanmasının evlilikte sorunlara yol açtığı görüşüne daha fazla kişinin katılacağını düşünürken araştırmanın sonuçları farklı bir durum gösteriyor. Küresel ortalamada %42 kadının eşinden daha fazla kazanmasının evlilikte sorunlara yol açacağı görüşüne katılmıyor. Bu ifadeye katılanların oranı %27.

Ankete katılan her dört kişiden biri (%26) bir kadının fazla bağımsız veya kendi kendine yeten görünmemesi gerektiği görüşüne daha fazla kişinin katılacağını düşünüyor. Araştırmanın sonuçlarına göre ise dünya genelinde %17, bir kadının fazla bağımsız veya kendi kendine yeten görünmemesi gerektiğine katılırken, yarıdan fazlası (%56) buna katılmamaktadır.

Anket yapılan 29 ülke ortalamasında her dört kişiden biri (%25) daha fazla kişinin “çocuk bakımına katılan erkekler katılmayanlara göre daha az erkeksidir” görüşüne katılacağını düşünürken araştırmanın sonuçlarına göre bu görüşe katılanların oranı %14 olmuştur.

King’s Business School bünyesindeki Global Institute for Women’s Leadership Direktörü Profesör Heejung Chung şöyle diyor: “Geleneksel toplumsal cinsiyet normlarının günümüzde hâlâ varlığını sürdürmesi son derece endişe verici. Daha da kaygı verici olan ise, pek çok insanın aslında çoğumuzun gerçek düşüncelerini yansıtmayan toplumsal beklentilerin baskısı altında hareket ediyor gibi görünmesi.”

“Verilerimiz, bireylerin kişisel görüşleri ile toplumun kendilerinden ne beklediğini düşündükleri arasında çarpıcı bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Kişisel görüşler çok daha ilerici bir noktadayken, algılanan toplumsal beklentiler daha geleneksel kalıyor. Bu fark özellikle Z kuşağı erkeklerinde daha belirgin: Bu grup yalnızca katı erkeklik normlarına uyma konusunda yoğun bir baskı hissediyor gibi görünmekle kalmıyor, bazı durumlarda kadınların da daha geleneksel rollere geri dönmesini bekliyor gibi görünüyor.”

Sonuç olarak, bireylerin neye inandığı ile toplumun ne beklediğini düşündüğü arasındaki mesafe dikkat çekici bir fark gözlemleniyor. Küresel ölçekte insanlar, içinde yaşadıkları toplumları kendilerinden daha tutucu görüyor. Bu da değişimin yalnızca değerlerde değil, algılarda da zaman aldığını gösteriyor.

Eylül Elönü

İlgili Makaleler

Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

18 Mart 2026

Bir Liderin Ardından: İran’da Kadınları Ne Bekliyor?

6 Mart 2026

Yeni Araştırmalara Göre Cinsiyetler Arasındaki Ücret Farkını Hâlâ Annelik Belirliyor

5 Mart 2026

‘I am the enemy of death’: Gisèle Pelicot’s memoir is a remarkable tale of survival

5 Mart 2026

Comments are closed.

© 2026 Her Hakkı Saklıdır.
  • Eşitlik

    Eşitlik Söylemi Yükseliyor, Gerçeklik Geriden Geliyor

    25 Mart 2026

    Bakım, Eşitlik ve İstihdam Tartışması: Doğum İzni Altı Aya Çıkıyor mu?

    18 Mart 2026

    Yeni Araştırmalara Göre Cinsiyetler Arasındaki Ücret Farkını Hâlâ Annelik Belirliyor

    5 Mart 2026

    Taliban’dan Yeni Yasa: Kız Çocuklarının Eğitime Katılımı Kalıcı Olarak Yasaklandı, Kölelik Yasallaştırıldı

    5 Şubat 2026

    Fransız Parlamentosu’ndan Yeni Yasa: “Evlilik, Cinsel Rızanın Kesin ve Ömür Boyu Geçerli Sayıldığı Bir Fanus Olamaz”

    4 Şubat 2026
  • Barış ve Güvenlik

    Levantlı Bir Aktivist’in Hüznü: Batı’nın Yanılgısı ve Ortadoğu’nun Şehrine Sahip Çıkan Kadınları

    23 Mart 2026

    Savaşın Görünmeyen Cephesi: Kadınlar

    19 Mart 2026

    Barış Savunucuları Rojava’da Kapsayıcı ve Barış Odaklı bir Politika İçin Israr Ediyor

    29 Ocak 2026

    Civil Initiative Urges Inclusive and Peace-Oriented Policy on Rojava

    25 Ocak 2026

    Barış Savunucusu Jimmy Carter Hayatını Kaybetti

    30 Aralık 2024
  • Siyaset

    Anne Hidalgo Sonrası Paris’in Seçimi Ne Olacak?

    17 Mart 2026

    Venezuela Muhalefetinin Kutuplaştırıcı Yüzü: María Corina Machado

    29 Ocak 2026

    Venezuela Krizi: Müdahale, Tepkiler ve Türkiye

    6 Ocak 2026

    Yerel Demokrasi İçin İş Birliği Çağrısı

    12 Ocak 2025

    Bakanlık: Kreşleri Kapatın CHP: Hodri Meydan; Gelin Kapatın

    26 Kasım 2024
  • Adalet

    EŞİK: “Yargı ve Yasama Eliyle Hayatlarımız ve Haklarımız Elimizden Alınıyor”

    11 Şubat 2026

    Pınar Selek:Feminizm Olmadan Faşizmi Aşamayız

    3 Şubat 2025

    AİHM’den Fransa’ya Kınama: Seks Evlilik Yükümlülüğü Değildir

    27 Ocak 2025

    Gisèle Pelicot: Kimin Utanması Gerektiğini Dünyaya Gösteren Kadın

    24 Aralık 2024

    Narin Cinayeti Araştırma Önergesi İktidar Partileri Tarafından Reddedildi

    4 Ekim 2024
  • Emek

    Depo İşçileri Direnişte: Kadın İşçilerden Kadın Örgütlerine Açık Çağrı

    6 Şubat 2026

    Türkiye: Çalışan Kadınlar İçin En Kötü Ülke

    24 Nisan 2025

    DİSK:Greve Çıkalım. Hayatı durduralım.

    9 Mart 2025

    Yasaklamalara Rağmen Kadınlar Bizi Feminist Gece Yürüyüşü’ne Çağırıyor

    8 Mart 2025

    Polonez İşçileri Kazandı:Birleşen İşçiler Asla Yenilmez

    7 Ocak 2025
  • Kültür-Sanat

    Elif Şafak, İngiliz Kraliyet Edebiyat Cemiyeti’nin Yeni Başkanı Seçildi

    11 Aralık 2025

    Dünyaca Ünlü Kemancı Ayla Erduran’ın Ardından

    12 Ocak 2025

    Çin’de Feminist Komedi: “Her Story” ve Kadınların Mücadelesi

    5 Ocak 2025

    Viyana Filarmoni İlk Kez Bir Kadının Bestesine Yer Verdi

    5 Ocak 2025

    Demet Değil Mehmet Olsaydım İşim Daha Kolay Olacaktı

    9 Aralık 2024
  • Ekoloji
  • Podcast
  • English

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.