Sporun en büyük anlarını kim belgeliyor? Kameranın arkasında kim var? Profesyonel sporcuların yüzde 40’ı kadın olmasına karşın medya yayınlarının yalnızca yüzde 15’i kadın sporlarına ayrılıyor. Spor fotoğrafçılarının büyük çoğunluğu erkek; anlatılan hikâyeleri, temsil edilen sporcuları ve dünyaya sunulan bakış açısını onlar doğrudan şekillendiriyor.

Profesyonel sporcuların yüzde 40’ı kadın olmasına karşın medya yayınlarının yalnızca yüzde 15’i kadın sporlarına ayrılıyor. Zira spor fotoğrafçılarının büyük çoğunluğu erkek ve onlar erkek sporcuları birer kahraman olarak hikayeleştirmek üzere çalışıyorlar. Kameranın arkasındaki eşitsizlik azaldıkça, kadın sporcuların başarıları da daha görünür olacak.
Tribünlere Bile Alınmadılar, Şimdi Kameranın Gerisinde Kalıyorlar
1896’daki ilk modern Olimpiyat Oyunları’nda kadınların katılımı yasaktı. Olimpiyatların kurucusu Pierre de Coubertin, kadınların yarışmasını “pratik olmayan, ilgi çekmeyen ve estetikten yoksun” olarak nitelendirdi. Kadınlar 1900’de oyunlara dahil edilebildiğinde, yalnızca “kadınlığını koruduğu” kabul edilen binicilik, golf, yelken, tenis ve kroket gibi sporlara yönlendirildiler.
Yüz yılı aşkın bir süre sonra 2026 Milano Cortina Kış Olimpiyatları, kadın sporcuların yüzde 47’ye ulaşmasıyla tarihin en dengeli oyunları oldu. Sahada ilerleme var. Ama kameranın arkasında?
Rakamlar Hâlâ Düşük
700’e yakın olimpiyat fotoğrafçısının yalnızca yüzde 18’i kadın. Paris’teki yüzde 15’ten ve Pekin’deki yüzde 13’ten bu yana bir artış var ama bu iyimserlik için yeterli değil.
Üstelik orada olan kadın fotoğrafçılar için koşullar eşit değil. Ciddiye alınmıyorlar, tarihi anlara erişemiyorlar. Kimileri sahadan “zarar görmemek için” çekilmeleri gerektiğini söyleyen erkek meslektaşlarıyla karşılaşıyor.
Kameranın Arkasındaki Boşluk, Ekrandaki Boşluğa Dönüşüyor
Bu eşitsizlik, sporcuların görünürlüğünü de belirliyor. Profesyonel sporcuların yüzde 40’ı kadın olmasına karşın medya yayınlarının yalnızca yüzde 15’i kadın sporlarına ayrılıyor. Sosyolog Michael Messner bu tabloyu şöyle özetliyor: “Erkek sporlar ana yemek, tatlı ve aperatif gibi pozisyonlanırken, kadın sporlarından söz edildiğinde ‘sebzeni ye’ türünden bir zorunluluk havası taşıyor, heyecansız, gönülsüz.“
Cinsiyete dayalı bu hiyerarşi dil aracılığıyla da pekişiyor. Bir kadın sporcu başarısıyla öne çıktığında sıklıkla “en iyi kadın basketbolcu” gibi ifadelerle tanımlanıyor: Bu nitelendirme, kadın sporunu bir alt kategori olarak sabitleyen bir dil.
Sosyal medya da bu eşitsizliğin dışında değil. İlk tam anlamıyla cinsiyet dengeli Olimpiyatlar olarak tanımlanan Paris 2024’te bile dijital içerikler erkeğe daha fazla yer verdi; erkek sporcular çoğunlukla aksiyon pozlarında, kadın sporcular ise büyük ölçüde pasif pozlarda yayımlandı.
Kişiye Değil İşe Odaklan: Kadın Fotoğrafçılar Değişimi Tekliyor
Getty Images‘ın tam zamanlı kadro olarak istihdam ettiği yalnızca iki kadın fotoğrafçıdan biri olan Lisa Slagle, bu dönüşümün nasıl inşa edildiğini şöyle anlatıyor: “Kişiye değil işe odaklanan, işin nasıl daha iyi hale geleceğini sorgulayan bir zihniyet yeşertiyoruz.”
Kadın sporları izleyici buluyor: WNBA, Kadınlar Dünya Kupası, kolej cimnastiği gibi sporlara seyirciler akın ediyor. Şimdi sıra hikâye anlatımının bu gerçekliğe yetişmesinde.
Bakış Açısı Belgelemez, Şekillendirir
Kameranın arkasında kim durduğu, dünyanın neyi nasıl gördüğünü belirliyor. Kadın fotoğrafçılar, yaşanmış deneyimlerden beslenen bir bakışla başkalarının kaçırabileceği anları yakalıyor. Daha fazla kadın kameranın arkasına geçtiğinde kadın sporcular daha özgün ve görünür biçimde temsil ediliyor.
Sahada, kameranın arkasında, yönetim kurulunda, iş hayatında: Bakış açısı önemlidir.
The Female Quotient bülteninden derlenmiştir
