İran’da kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesi, 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana farklı biçimler alarak kesintisiz şekilde sürüyor. Zaman zaman bastırılan, zaman zaman görünmez kılınan bu mücadele, her dönemde yeni yollar bularak yeniden filizlendi.

Devrim Sonrası İlk İtiraz: 8 Mart 1979
İslam Devrimi’nden yalnızca haftalar sonra, zorunlu başörtüsü uygulamasına karşı binlerce kadın 8 Mart 1979’da Tahran sokaklarına çıktı. Bu yürüyüş, yeni rejime karşı kadınların gerçekleştirdiği ilk kitlesel itiraz olarak tarihe geçti. Ancak protestolar kısa sürede bastırıldı ve zorunlu örtünme uygulaması kalıcı hale getirildi. Buna rağmen bu eylem, İran’daki feminist hafızanın başlangıç noktası oldu.
Sessiz Ama Derin Bir Mücadele: Zanan Dergisi (1992)
1990’lı yıllarda kadın hareketi sokaktan çok sayfalara taşındı. 1992’de yayımlanmaya başlayan Zanan dergisi, kadınların hukuki statüsünü, aile içindeki konumunu ve İslam yorumlarını tartışmaya açarak ülkede feminist düşüncenin kamusal alana taşınmasını sağladı.
Dergi doğrudan bir sokak hareketi yaratmasa da, kadınların kendi deneyimlerini dile getirebildiği eleştirel bir alan oluşturdu ve sonraki kuşakların dijital aktivizmine zemin hazırladı. Devlet baskısı nedeniyle defalarca kapatıldı, ancak bıraktığı düşünsel miras kalıcı oldu.
Hukuk İçin İmza Toplayan Kadınlar: Bir Milyon İmza Kampanyası (2005)
2000’li yılların ortasında kadınlar bu kez doğrudan yasal eşitsizliklere odaklandı. Velâyet, boşanma, miras ve tanıklık gibi alanlarda ayrımcı yasaların değiştirilmesi için Bir Milyon İmza Kampanyası başlatıldı. Aktivistler kapı kapı dolaşarak imza topladı; çok sayıda kadın gözaltına alındı, kampanya resmî hedeflerine ulaşamadı.
Ancak bu süreç, kadınların örgütlenme kapasitesini büyüttü ve mücadeleyi ülke geneline yaydı.
Dijital Çağın Direnişi: Beyaz Çarşamba’dan “Mavi Kız“a
2010’lu yıllarda feminist mücadele sosyal medyaya taşındı. “My Stealthy Freedom”, “White Wednesday” ve Enghelab Caddesi protestoları gibi kampanyalarla kadınlar başörtüsünü sembolik bir itiraz aracına dönüştürdü.
2019’da Sahar Khodayari’nin (Mavi Kız) stadyuma girmeye çalıştığı için yargılanma korkusuyla hayatını kaybetmesi, ülkede ve dünyada büyük bir dayanışma dalgası yarattı. Bu olay yeni bir hareket başlatmadı ama kadınların kamusal alandaki varlık talebini küresel ölçekte görünür kıldı.
“Kadın, Yaşam, Özgürlük”: Mahsa Amini Sonrası (2022–2025)
2022’de Mahsa (Jina) Amini’nin ahlak polisi gözetiminde yaşamını yitirmesi, İran tarihinin en güçlü kadın merkezli isyanlarından birini tetikledi. Cenazesinde yükselen “Jin, Jiyan, Azadi – Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı kısa sürede ülke geneline yayıldı; protestolar 16’dan fazla eyalete ulaştı.
Bu dalga rejimi değiştirmedi, ancak kadınların yalnızca hukuki değil, varoluşsal bir özgürlük talebini toplumun merkezine taşıdı.

Simgelerle Başlayan Yeni Dalga: Fotoğraflarla Yakılan Bir İsyan
2025 sonu–2026 başında İran’da yükselen yeni protesto dalgası, yalnızca sloganlarla değil, güçlü sembollerle de kendini gösterdi. Sosyal medyada hızla yayılan görüntülerde kadınların İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve devrimin mimarı Ruhullah Humeyni’nin fotoğraflarını ateşe vererek sigaralarını yakması, bu dönemin en çarpıcı protesto biçimlerinden biri haline geldi.
Bu eylem, kadınların yıllardır sürdürdüğü başörtüsü merkezli itirazın ötesine geçerek, doğrudan rejimin kutsal sayılan simgelerine yönelen bir meydan okumayı temsil etti. Görüntüler kısa sürede küresel dolaşıma girdi; birçok ülkede İranlı kadınlar ve dayanışma grupları aynı pozu vererek protestoya katıldı.
Ancak doğrulama platformlarının ve gazetecilerin araştırmalarına göre, en çok paylaşılan görüntülerden biri İran’da değil, Kanada’nın Ontario eyaletinde yaşayan İran kökenli bir kadın tarafından çekildi. Reuters doğrulama ekibi, söz konusu videonun 9 Ocak 2026’da Kanada’da kaydedildiğini ortaya koydu. Buna rağmen eylem biçimi, İran içindeki protestocular tarafından da benimsenerek kolektif bir simgeye dönüştü.
Bu durum, İran’daki kadın hareketinin artık yalnızca ülke sınırları içinde değil, diaspora aracılığıyla küresel bir direniş ağına dönüştüğünü gösteriyor.
SES Ödülleri Gecesinde İran’dan Gelen Ses: “İran, Kadınların Yaktığı Bir Ateşle Yanıyor”
SES’in 2025 “Yılın Kadınları” ödülleri kapsamında onurlandırılan Mohammadi, Golestani ve Ahmadi; başörtüsü yasağına meydan okuyan sanatsal üretimden, cezaevinde sürdürülen hak mücadelesine uzanan geniş bir direniş hattını temsil ediyor. Bu isimler, İran’daki kadın hareketinin yalnızca sokakta değil; sanat, düşünce ve hukuk alanlarında da süreklilik kazandığını gösteren simge figürler olarak öne çıkıyor.
SES Ödülleri gecesinin en çarpıcı anlarından biri, İran’daki kadın mücadelesi adına ödülü almak üzere sahneye çıkan Nargis Keshvaradze’nin konuşmasıydı. Keshvaradze, ödülü Nobel Barış Ödüllü insan hakları savunucusu Narges Mohammadi, yazar Nina Golestani ve müzisyen Parastoo Ahmadi adına kabul etti. Bu üç ismi, “farklı yollardan ama tek bir yürekle kadın hakları ve ifade özgürlüğü için ayağa kalkan kadınlar” olarak tanımladı. Bu vurgu, İran’daki kadın direnişinin yalnızca sokak protestolarıyla sınırlı olmadığını; sanat, düşünce ve hukuk alanlarında da sürdüğünü bir kez daha hatırlattı.

Konuşma, İran’daki protestoların kadınlar tarafından başlatıldığına dair güçlü bir hatırlatmayla açıldı. “İran’da ilk meşaleyi kadınlar yaktı; bugün İran özgürlük için yanıyor” sözleri, ülkede yıllardır bastırılan kadın öfkesinin artık geri döndürülemez bir noktaya ulaştığını vurguluyordu. Bu cümle, yalnızca bir metafor değil; 2022’den bu yana sokakta, cezaevinde ve sürgünde bedel ödeyen kadınların kolektif hafızasına yapılan açık bir gönderme niteliğindeydi.
Konuşmanın tonu kısa sürede sembolik bir teşekkürden, doğrudan bir tanıklığa dönüştü. Keshvaradze, ödülü kabul etmenin kendisi için bir onurdan çok “ağır bir sorumluluk” anlamına geldiğini belirterek, bu sorumluluğu açıkça tanımladı: İran devletinin dünyadan gizlemeye çalıştığı gerçeği anlatmak.
Bu çerçevede, 28 Aralık’tan bu yana yaşananları “ülkesinden bir kadının hikâyesi” üzerinden aktardı. Tahran’daki Ashrafi Esfahani Caddesi’nde protestoya katılan 24 yaşındaki Aida’nın ölümü, sahneden anlatılan bu tanıklığın merkezindeydi. Bir askerin silahının yeşil lazer noktası üzerindeyken kaçmak yerine montunu çıkararak “Ateş et, kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı” diyen genç kadının başından vurularak öldürülmesi, İran’daki çaresizlik ile cesaretin nasıl iç içe geçtiğini çarpıcı biçimde ortaya koydu. Aida’nın ölümü, bu protesto dalgasında devlet şiddetinin ulaştığı boyutun somut bir özeti gibiydi.
Bu bireysel hikâye, konuşmanın devamında kolektif bir tabloya bağlandı. Canlı mermilerle yapılan müdahalelerle eş zamanlı olarak ülkenin dünyayla bağının koparıldığına dikkat çekildi: internet kesintileri, engellenen telefon görüşmeleri, gönderilemeyen mesajlar. Keshvaradze’nin ifadesiyle, “gerçek karanlığa gömülüyor” ve bu karartmanın temel amacı, ne yardım çağrılarının duyulması ne de şiddetin kayda geçmesi.
Tam da bu noktada, SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin verdiği ödülün anlamı yeniden çerçevelendi. Keshvaradze, İstanbul merkezli bir dayanışma örgütünden gelen bu desteğin, İranlı kadınlar için yalnızca sembolik bir jest değil, “yalnız olmadıklarının somut bir kanıtı” olduğunu vurguladı. Türkiye gibi bölgesel bir komşudan gelen bu desteğin altını özellikle çizmesi, İran’daki mücadelenin Batı merkezli bir insan hakları anlatısına sıkışmadığını; aksine bölgesel bir kadın dayanışması hattı içinde güç kazandığını gösteriyordu.
Konuşma, sessizliğin bir kader değil, bilinçli bir tercih olduğuna dair güçlü bir vurgu ile sona erdi. Ardından sahneden yükselen “Kalbimiz sizinle” ve “Asla yalnız yürümeyeceksiniz” sözleri, gecenin duygusal doruk noktasını oluşturdu. Sunucunun, Aida’nın son sözlerini bir kez daha hatırlatması ise, özgürlüğün İranlı kadınlar için soyut bir ideal değil, hayatla ölüm arasındaki çizgide verilen bir karar olduğunu bir kez daha görünür kıldı.
Ekonomik Kıvılcımdan Rejim Karşıtı Harekete
Yeni protesto dalgası, 28 Aralık 2025’te Tahran’daki Büyük Pazar esnafının döviz krizi nedeniyle kepenk kapatmasıyla başladı. İran riyalinin bir yıl içinde dolar karşısında yaklaşık iki kat değer kaybetmesi, yıllık enflasyonun %40’ı aşması ve gıda fiyatlarının %70’in üzerinde artması, geniş kitleleri sokağa döktü. Kısa sürede gösteriler Tahran’la sınırlı kalmadı; Tebriz, Meşhed, İsfahan, Şiraz başta olmak üzere en az 12 vilayete yayıldı.
İlk günlerde protestolar “geçinemiyoruz” sloganları etrafında şekillenirken, çok geçmeden mollalara ve dini lidere yönelik doğrudan rejim karşıtı taleplere dönüştü. Bazı şehirlerde “İslam Cumhuriyeti’ne hayır” sloganları atıldı; muhalefet figürlerinin çağrıları meydanlarda yankı buldu.
Devletin Yanıtı: Sert Bastırma, Karartma ve Tutuklamalar
Ocak ayının ilk haftasından itibaren İran güvenlik güçleri protestolara sert müdahalede bulundu. İnsan hakları örgütleri yüzlerce kişinin hayatını kaybettiğini, binlercesinin tutuklandığını bildirdi. 8 Ocak’tan sonra birçok şehirde internet ve mobil iletişim büyük ölçüde kesildi; böylece hem protestocuların örgütlenmesi engellendi hem de dış dünyaya bilgi akışı sınırlandırıldı.
Ocak ortasına gelindiğinde sokaklardaki kitlesel gösteriler fiilen durduruldu. İran hükümeti 21 Ocak’ta “ayaklanmanın bastırıldığını” ilan etti. Ancak bağımsız gözlemcilere göre bu, gerçek bir toplumsal sakinleşmeden çok zor yoluyla sağlanmış bir sessizlikti.
Nitekim analiz raporlarında, birçok şehirde insanların geceleri evlerinin pencerelerinden “Diktatöre ölüm” sloganları attığı, öfkenin yeraltına çekildiği belirtiliyor. Protestolar görünürde durmuş olsa da toplumsal gerilim ortadan kalkmış değil.
Bölgesel Kadın Hareketi ve Transnasyonel Direniş
Kadınlar Yine Ön Safta
İran’daki kadın hareketi aynı zamanda bölgesel bir feminist dalganın parçası olarak şekilleniyor. SES’in 2025 ödülleri kapsamında desteklediği FEMENA gibi örgütler, İran’daki mücadeleyi Afganistan, Suriye ve Ortadoğu’da baskı altında yaşayan kadınların direnişiyle birlikte ele alıyor. FEMENA’nın Taliban yönetimi altındaki Afganistan’ı “gender apartheid” olarak tanımlayan raporları, kadınların kamusal hayattan sistematik biçimde silinmesinin bölgesel bir siyasal modele dönüştüğünü ortaya koyuyor. Bu bağlamda İran’daki protestolar, yalnızca ulusal bir rejim krizinin değil, bölgesel ölçekte kadınların yurttaşlıktan dışlanmasına karşı gelişen ortak bir itiraz hattının parçası olarak okunabilir.
Bu dalgada kadınlar yalnızca sembolik eylemlerle değil, protestoların örgütlenmesinde ve görünürlüğünde de merkezi bir rol üstlendi. 2022’de Mahsa Amini’nin ardından ortaya çıkan “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, 2025–2026 protestolarında yeniden yükseldi.
Ancak bu kez kadınların talepleri, yalnızca beden politikalarıyla sınırlı kalmadı. Ekonomik yıkım, işsizlik ve yoksulluk, kadın özgürlüğü talebiyle birleşti. Sokaklarda sıkça duyulan “Ekmek, iş, özgürlük” sloganı ile “Kadın, Yaşam, Özgürlük” aynı çerçevede buluştu.
Toplumun geniş kesimleri artık ekonomik refah ile bireysel özgürlüklerin aynı siyasi yapıya takılıyor. Bu nedenle kadın hareketi, sınıfsal ve etnik taleplerle birleşerek daha kapsayıcı bir muhalefet zeminine dönüşmüş durumda.
Kadınlar protestolarda saç kesme, rejim liderlerinin posterlerini yırtma, sembolik olarak ateşe verme gibi yaratıcı eylemlerle hem içeride hem de uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Diasporadaki İranlı kadınlar da gösteriler düzenleyerek bu direnişi küresel ölçekte görünür kıldı.
Rejim Mi Değişecek, Rejim Mi Kendini Değiştirecek?
13 Ocak 2026’da Medyascope’ta Ruşen Çakır’ın programına katılan Yeditepe Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ezgi Uzun Teker, İran’daki son gelişmeleri “geçici bir isyan değil, birikmiş bir dönüşüm baskısı” olarak değerlendiriyor.
Teker’e göre İran İslam Cumhuriyeti bugünkü haliyle sürdürülebilir değil:
“Bu sistem bu şekliyle kalmayacak. Bir rejim değişikliği olmasa bile, kendisini dönüştürmek zorunda kalacak.”
Teker ayrıca son protestoların yalnızca ekonomik kökenli olmadığını, özellikle genç kuşaklar arasında rejimin meşruiyetinin ciddi biçimde aşındığını vurguluyor.
Yeni Bir Dönemin Eşiğinde Mi?
İran’da kadınların mücadelesi 1979’dan bu yana defalarca bastırıldı, parçalandı, yön değiştirdi. Hiçbiri tek başına rejimi devirmedi. Ancak her hareket, bir sonrakine deneyim, sembol ve cesaret mirası bıraktı. Bugün ise kadınlar yalnız değil. İşçiler, öğrenciler, yoksullaşan orta sınıf ve etnik azınlıklarla birlikte hareket ediyorlar. Bu çok katmanlı itiraz, İran tarihinde nadir görülen bir toplumsal birleşmeye işaret ediyor.
Kadınlar bu mücadelenin ön saflarında kalmaya devam edecek. ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ sloganı bir kez zihinlere kazındı ve belki de İran’ın geleceğinin şifresi orada saklı. Bugün sokaklar sessiz olabilir. Ama İranlı kadınların yıllardır biriktirdiği öfke, dayanışma ve umut, tarihte ilk kez bu kadar geniş bir toplumsal zeminde yankı buluyor.
Bu yüzden soru artık yalnızca ‘’bu ayaklanma bastırıldı mı?’’ değil, asıl soru ‘’bastırılan şey, gerçekten sona erdi mi?’’
İ. Alina Çalaz
