Macaristan’da Peter Magyar’ın seçim zaferinin ardından Budapeşte sokaklarının nabzını tutan Amerikalı – Rus Gazeteci M. Gessen; gözlemlerini New York Times’a yazdı. İnsan hakları, LGBT hakları ve totalitarizm üzerine çalışan Pulitzer ödüllü yazar; Peter Magyar’ın kampanyasını değerlendirerek, bu zaferi nelerin başarılı kıldığını inceliyor. Karşılaştırmalarında ABD örneğini kullansa da aslında Gessen’in Macaristan örneğinden çıkardığı dersler, otoriter rejimlere karşı direnen tüm muhaliflere bir yol haritası sunuyor.

Orban’ı Yenen Formül Buydu, Trump’ı da Yenebilir.
Mayıs ayının ikinci cumartesi günü sabahın erken saatlerinden itibaren, önce yüzlerce, ardından binlerce kişi Macaristan’ın görkemli Parlamento binasının önündeki meydanda yeni bir siyasi dönemin başlangıcını kutlamak için toplandı. Burası, 1956 ve 1989 yıllarında Sovyet işgalinin sona ermesini talep etmek için on binlerin bir araya geldiği; 2006 yılında ise itibarını kaybetmiş bir hükümeti protesto etmek amacıyla kalabalıkların toplandığı meydandı. Aynı zamanda Başbakan Viktor Orban rejiminin on yılı aşkın süre önce kapsamlı biçimde yeniden düzenlediği bir alandı: Trafik başka yönlere aktarılmış, büyük bir yansıtma havuzu ve yükseltilmiş çiçeklikler yapılmış, dar yürüyüş yolları döşenmişti. Görünüşe göre amaç, böylesi kitlesel toplanmaların bir daha gerçekleşmesini engellemekti. Bugün ise bu meydan, eski bir Orban destekçisi olan Peter Magyar’ın yemin edeceği yerdi. Magyar, 16 yıllık otokratik yönetimin ardından demokrasinin ve özgürlüğün yeniden doğuşunu vaat ediyordu.
Mevcut boşluklara sıkışarak ve zamanla çevredeki kafeleri ve sokakları doldurarak büyüyen kalabalık her yaştan insanı içine alıyordu: Orban öncesi dönemi hiç hatırlamayan ve tarihte görülmemiş sayılarda oy kullanan gençler; ülkelerini yeniden kutlayabileceklerine artık inanmadıklarını söyleyen yaşlı entelektüeller; Magyar’ı kendi kasaba ve köylerinde gördükten sonra otobüslerle gelen çok kuşaklı aileler…
Seçim kampanyası boyunca Magyar’ın yaklaşık 700 farklı noktayı ziyaret ettiği tahmin ediliyordu. Bu yerlerin çoğunu, partisi için destek üsleri niteliğindeki “Tisza adalarına” dönüştürmüştü. Kampanyanın sonuna gelindiğinde Magyar günde beş veya daha fazla miting düzenliyordu. Bu, başlangıçta imkânsız gibi görünen bir mücadeleydi. Orban ve çevresi medyaya hâkimdi; muhalif siyasetçileri baskı altına alıyor, karalıyor ve seçim yasalarını kendi partisi Fidesz’in lehine olacak şekilde değiştiriyordu. Orban’ın, Macar sosyolog ve siyaset kuramcısı Balint Magyar’ın (akrabalıkları yoktur) “otokratik eşik aşımı” dediği noktaya ulaştığı düşünülüyordu; yani seçimler yoluyla bir otokratı görevden almanın artık imkânsız hale geldiği aşamaya. Başka ülkelerdeki illiberal siyasetçiler Orban’dan ders almak için Macaristan’a hac yolculuğu yaparcasına geliyor; Amerikan muhafazakârlarının önemli organizasyonu CPAC burada yıllık toplantılar düzenliyor; ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise seçim öncesinde Orban’a destek göstergesi olarak Budapeşte’yi ziyaret ediyordu.
Buna rağmen Macarlar, Tisza Partisi’ne yalnızca bir zafer değil, anayasal çoğunluk da verdiler. Bu güç, Orban’ın Macar yasaları ve kurumlarında yaptığı değişiklikleri geri çevirebilmek için yeterliydi. Zafer baş döndürücüydü; demokrasinin gerilediği çağımızda benzeri görülmemişti ve Amerika Birleşik Devletleri için de açık dersler içeriyordu.
Peter Magyar’ın başarısının en belirgin derslerinden biri, örgütlenme ağının büyüklüğü, erişim kapasitesi ve durmaksızın çalışmasıydı.
Balint Magyar bana hayranlığını gizleyemeden şöyle dedi: “30 bin ile 50 bin arasında gönüllüye sahip 2 bin Tisza adaları vardı. Kampanyanın son haftasında yalnızca çağrı merkezlerinde bile 3 bin ila 4 bin kişi çalışıyordu.” Yemin töreninden iki gün önce, Orban’ın baskıları nedeniyle büyük ölçüde boşalmış olan ancak hâlâ etkileyici görünen Orta Avrupa Üniversitesi binasındaki ofisinde sohbet ettik. 2018 yılında Orban hükümeti, üniversitenin kurucusu ve en büyük destekçisi olan Macaristan doğumlu Amerikalı hayırsever George Soros’u hedef alan antisemitik bir korku kampanyası eşliğinde üniversitenin faaliyetlerinin büyük bölümünü sürgüne zorlamıştı. Orban’ın yürüttüğü çok sayıdaki korku kampanyasının diğer hedefleri arasında göçmenler, “Brüksel elitleri” ve LGBTİ+ bireyler de bulunuyordu. Son seçim kampanyasında ise reklam panoları ve yapay zekâ ile üretilmiş sosyal medya içerikleri, Macarları Ukrayna tarafından ele geçirilme tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına ve onları yalnızca Orban’ın koruyabileceğine inandırmaya çalışıyordu. Bu iddialar saçma görünmeliydi; gerçekten de saçmaydı. Ancak aşırı yabancı düşmanı ve antisemitik propaganda yıllar boyunca Orban’ın işine yaramıştı. Peter Magyar’a karşı ise işe yaramadı. Muhtemelen bunun nedeni, çok sayıda Macarın onu bizzat görmüş olmasıydı; üstelik çoğu kişi bunu birden fazla kez yaşamıştı.
Bu da başarısının ikinci dersiydi: Eski usul yüz yüze siyaset, medya aracılığıyla yayılan korku propagandasına karşı güçlü bir panzehir olabilir.
Meydanın etrafına kurulan dev ekranlardan canlı yayınlanan, parlamentodaki yemin konuşmasında Peter Magyar seçmenlerin kendisine sadece hükümeti değiştirme değil, “sistemi değiştirme ve yeniden başlama” yetkisi verdiğini söyledi.
Magyar, konuşmasında Orban’ın Macaristan’a verdiği zararları tek tek sıraladı: Nüfusun üçte birinin yoksulluk içinde yaşadığı durgun bir ekonomi, yetersiz sağlık hizmetleri, düşük kaliteli okullar, istismar vakalarıyla gündeme gelen çocuk koruma kurumları ve nefret ile korkunun hâkim olduğu bir toplumsal atmosfer. Magyar’a göre Orban rejimi, son on beş yıl içinde Macar ulusunun ortak varlığından, Macar halkının cebinden ve Macar çocukları ile yaşlılarının sofralarından yaklaşık 20 trilyon forint (yaklaşık 65 milyar dolar) çalmıştı. Daha önceki muhalefet liderleri Orban yönetimini “yolsuz” olarak tanımlıyordu. Bu görece yumuşak ifade, hükümetin normal işleyişinden bir sapmayı ima ediyordu. Peter Magyar ise böyle bir yumuşatmaya başvurmadı. Balint Magyar’ın ortaya attığı bir kavramı ödünç alarak bu sistemi “mafya devleti” olarak nitelendirdi; yani özü itibarıyla suç örgütü mantığıyla işleyen bir yapı.
Üçüncü ders buydu: Sözleri yumuşatmayın.
Magyar doğrudan çatışmadan kaçmak yerine kendisini buna karşı güçlendirdi. 2024 yılında Avrupa Parlamentosu’na seçilerek Macaristan’da yargılanmaya karşı dokunulmazlık elde etti. Kendisine şantaj amacıyla kullanılacağı söylenen özel bir video hakkındaki söylentiler yayılınca savunmaya çekilmek yerine saldırıya geçti ve Orban’ı “Rus usulü kompromat yöntemleri” kullanmakla suçladı. (Söz konusu video hiçbir zaman yayımlanmadı.) Yeni bir siyasi parti kurmasının büyük ihtimalle engelleneceğini bildiğinden, faaliyetlerini durdurmuş mevcut bir partiyi devraldı. Daha da önemlisi, diğer partilerle koalisyon kurmaya çalışmak yerine mümkün olduğunca çok sayıda gerçek insanı — siyasi yelpazenin her tarafından — kendi hareketine katmaya odaklandı. Sonunda Orban’ın siyasi tekelini yıkabilecek büyüklükte bir örgüt kurdu.
Elbette bazıları Magyar’ın zaferinin, bir zamanlar Orban’ın Fidesz partisinin içinden gelmesinden kaynaklandığını söylüyor. Ancak Macaristan’da konuştuğum kişiler, onun asıl güvenilirliğinin eski muhalefetin bir parçası olmamasından kaynaklandığını vurguladı. Çünkü eski muhalefet hem Orban’ın yükselişini mümkün kılan hoşnutsuzluk ortamının oluşmasında rol oynamıştı hem de çekingenliğiyle Orban’ın iktidarının sürmesine katkıda bulunmuştu. Bu da bir başka ders içeriyor: Donald Trump’ın gücünü kırabilecek en uygun kişi, Trump karşıtı bir Cumhuriyetçi değil; Demokrat Parti düzeninin dışından gelen, Trump’ın yükselişinin kendi gözetiminde gerçekleşmediğini inandırıcı biçimde söyleyebilecek biri olacaktır.
Son iki yıldaki yorulmak bilmez çalışmalarına rağmen Magyar siyasi makinesini sıfırdan yaratmadı. Tıpkı Zohran Mamdani gibi, potansiyel destekçileri kampanya gönüllülerine dönüştürme konusunda son derece başarılıydı. Daha önceden var olan bağımsız bir haber dağıtım ağı, örgütlenmenin ilk iskeletini oluşturdu. Bunun yanı sıra çok sayıda taban hareketi ve protesto ağı da bu yapıya katıldı. Magyar’ın göreve başlama gününde Budapeşte Belediyesi tarafından düzenlenen daha küçük çaplı paralel bir etkinlikte bu örgütler onurlandırıldı. Sırayla kürsüye çıkan konuşmacılar, temsil ettikleri davayı ve seçim zaferine yaptıkları katkıyı anlattılar: Devlet tarafından dayatılan tek tip müfredata karşı örgütlenen öğretmenler; Çocuk bakım sistemindeki istismarlara dikkat çeken genç bir aktivist; Orban karşıtı bir şiir okuduğu için baskıya uğrayan bir lise öğrencisi; Budapeşte LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün organizatörleri. Konuşmacılar sahnede kalmaya devam etti ve zamanla sahnede büyük bir topluluk oluştu: Orban dönemini sona erdiren sıradan Macarlar ve onların birbirinden farklı yaşamları.
Bu da beşinci dersti: Seçim siyasetiyle doğrudan bağlantısı olmayan taban örgütleri de en az oy toplamaya odaklanmış yapılar kadar, hatta bazen onlardan daha fazla önem taşıyabilir.
Amerika Birleşik Devletleri bağlamında bunlar, örneğin No Kings gösterilerinin oluşturduğu ağlar, ICE karşıtı gruplar ve benzeri hareketler olabilir.
Bir başka ders de Magyar’ın seçmenlerini harekete geçiren meselelerde yatıyor. Macar ekonomisi kötü durumda olsa da seçim sonrası yapılan araştırmalar seçmenlerin açık ara en önemli sorun olarak yolsuzluğu gördüğünü ortaya koydu. Seçim sonuçlarını büyük doğrulukla tahmin eden Median adlı kuruluşun araştırmasına göre seçmenlere Orban’ın neden kaybettiği sorulduğunda: Yüzde 49’u “yolsuzluk” cevabını verdi. Sadece yüzde 18’i “ekonomik durumun kötüleşmesi ve hayat pahalılığı”nı birincil neden olarak gördü. Bunu sırasıyla şu yanıtlar izledi: Yalanlar (%15), Korku siyaseti ve savaş söylemi (%11), İnsanların artık bıkmış olması (%10) Başka bir ifadeyle Macarlar, Orbanizmin ülkeye verdiği zararı, bireysel olarak yaşadıkları ekonomik sıkıntılardan daha önemli görüyordu. Onları bir araya getiren şey ortak bir ahlaki öfkeydi. Yeni hükümete yakın bir kişinin bana söylediği ifadeyle bunlar “değer tercihleri”ydi.
Anketler uzun zamandır Fidesz seçmenlerinin bile genel olarak Macaristan’ın Avrupa Birliği’nde kalmasını istediğini gösteriyordu. Bazıları bunu seyahat ve yerleşim kolaylıkları için istiyor olabilir. Ancak başkalarının aklında Avrupa Birliği’nin daha yüce idealleri vardı: hukuk devleti, insan hakları ve Avrupa projesinin temel amacı olan barış. Macaristan, Avrupa Birliği’nin daha yoksul ülkelerinden biridir. Orban iktidarının ilk yıllarında AB üyeliğini kullanarak önemli miktarda fon elde etmiş, böylece gücünü pekiştirmişti. Aynı zamanda Brüksel bürokrasisine karşı sert söylemler kullanıyordu. Ancak 2022 yılında Avrupa Birliği, yolsuzluk gerekçesiyle Macaristan’a ayrılan bazı fonları dondurmaya başladı. 2024 yılında ise Macaristan’ın sığınma başvurularını işleme koymasını zorunlu kılan Avrupa Adalet Divanı kararına uymaması üzerine mahkeme ülkeye 200 milyon avro ceza verdi ve günlük 1 milyon avroluk ek para cezası uyguladı. Orban ödemeyi reddedince Brüksel, bu tutarı Macaristan’a ayrılmış AB fonlarından keserek tahsil etti.
Bu gelişmeler yalnızca Macar ekonomisine zarar vermedi. Aynı zamanda Peter Magyar’a, Orban’ın politikalarıyla sıradan seçmenlerin yaşam koşulları arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurma fırsatı verdi.
Magyar’ın en önemli seçim vaatlerinden biri, dondurulmuş Avrupa Birliği fonlarını yeniden serbest bırakmaktı. Macaristan 2004 yılında Avrupa Birliği’ne katılmıştı. AB bayrağı Parlamento binasının cephesinde, ülkenin kırmızı-beyaz-yeşil bayrağıyla birlikte dalgalanıyordu. Ancak Orban’ın siyaseti, çoğu otokratın siyaseti gibi, bir “mağduriyet siyaseti”ydi. Rejimi altında AB bayrağı kaldırıldı ve yerine Sekelyler’in bayrağı kondu. Sekelyler, Birinci Dünya Savaşı sonrası sınırlar yeniden çizildiğinde Romanya içinde kalan bir Macar azınlıktı. Orban’ın bu sembolik hamlesi, Avrupa Birliği’ne ve onun Macar egemenliğine yönelik olduğunu iddia ettiği yeni nesil saldırılara karşı duyulan öfkeyi körükledi. Peter Magyar, yemin törenini Avrupa Günü’ne—kıta Avrupası’nın birleşme yol haritasını başlatan bildirgenin 76. yıldönümüne—denk getirdi. Yemin etmeden önce Parlamento binasında AB bayrağı yeniden göndere çekildi. Ancak Sekely bayrağı yerinde kaldı. Bu da Magyar’ın yalnızca Orban karşıtlarını değil, Orban’ı destekleyenleri de kapsayan tüm Macar vatandaşlarını temsil etmeye çalıştığını gösteriyordu. Bazı ABD medyasında Magyar “merkezci” ya da “sağ eğilimli” olarak tanımlandı. Ancak onun siyaseti aslında daha doğru bir şekilde “çoğulcu” olarak tanımlanabilir.
Magyar’ın yükselişi Şubat 2024’te, bağımsız medya kuruluşu Partizan’a verdiği bir röportajla başladı. Röportajda Orban’ı yolsuzluk ve halkı temsil edememekle suçladı. Ancak en büyük tepkiyi, çocukların devlet bakımında maruz kaldığı cinsel istismar skandalının üzerinin örtülmesi iddiasıyla verdi. Dört düzineden fazla sanığın yer aldığı bir dava süreci mahkemelere taşınmıştı, ancak Orban’ın bazı sanıkları affettiği ortaya çıktı. O dönemde bu kararlara imza atan iki kadın—Cumhurbaşkanı Katalin Novak ve Adalet Bakanı Judit Varga (aynı zamanda Magyar’ın eski eşiydi)—istifa etmek zorunda kaldı. Magyar, Orban rejimini “kadınların arkasına saklanmakla” suçladı. Dikkat çekici bir şekilde, komşu Polonya’da da benzer bir şekilde, otoriter bir yönetimin devrilmesinde çocuk istismarı skandalı önemli bir rol oynamış görünüyordu.
Bu tür olaylar, güç ağlarını ve iktidar istismarlarını özellikle sert biçimde görünür kılabiliyordu. Bu da Amerika Birleşik Devletleri için de geçerli olabilecek bir başka dersti.
Parlamentoda konuşan yeni başbakan, istismar mağdurlarına ve onlar adına adalet arayanlara kapsamlı bir özür sundu. Orban rejiminin suçlarını hesap verebilmek için “Ulusal Varlık Kurtarma ve Koruma Ofisi” adlı bir kurum kurulacağını açıkladı. Bu kurumun “2026 rejim değişiminin temel sütunlarından biri” olacağını söyledi. Macaristan’da görüştüğüm herkes, rejim değişiminin Orban rejiminin suistimallerinin tamamen ortaya çıkarılması ve suçlu bulunanların cezalandırılması gerçekleşmeden tamamlanmış sayılmayacağı konusunda ısrar ediyordu — ancak adaletin sağlanmasından sorumlu olacak kişiler de dahil olmak üzere hiç kimsenin bu sürecin nasıl organize edileceğine dair net bir fikri yoktu. Bununla birlikte, bu sürecin amacının yalnızca intikam duygusunu tatmin etmek olmadığı, aynı zamanda Orban rejimiyle kurdukları ilişkiler sayesinde zenginleşenlerle, bu sistemi mümkün kılan milyonlarca sıradan seçmeni birbirinden ayırmak olduğu açıktı — bu da nefret, öfke ve şüphe siyasetiyle yönetilmiş bir toplumu iyileştirme yolunda atılması gereken temel bir adımdı. Bunda da çıkarılacak bir ders var
Orban, Putin, Netanyahu ve Trump gibi birçok otokrat ve otoriter lider, görevden ayrıldıktan sonra ceza davalarıyla karşı karşıya kalma korkusu taşıdığı için iktidarı bırakmakta isteksizdir. Bu nedenle Magyar seçimlerde yükselirken bile birçok Macar Orban’ın iktidarı bırakmayacağını düşündü. Sıkıyönetim ilan eder mi? Seçim sonuçlarını reddeder mi? “Orban, güvenlik ve silahlı kuvvetler personeline altı aylık maaş tutarında toplu ödeme yapılmasına onay vermesine rağmen, askerlerin büyük çoğunluğunun iktidar değişiminden yana olduğu belirtiliyordu. Orban, onlara dayanamayacağını biliyor olmalıydı.” Sonuçlar netleşmeye başladığında Orban geri adım attı. Parlamento’dan çekildi ve yemin töreni günü binada bulunmadı. Fidesz’in bazı önde gelen isimleri de ortada yoktu. Parti hâlâ Orban tarafından yönetiliyordu ve mecliste yaklaşık dörtte birlik bir sandalye kazandı. Orban’a sadık Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok törende hazır bulundu ve anayasal düzenin önemine dair nötr bir konuşma yaptı. Ancak Magyar buna sert yanıt verdi. Cumhurbaşkanını, baskı döneminde sessiz kalmakla suçladı. “Başarısız başbakan yarı halkı ‘ezilmesi gereken böcekler’ olarak tanımlarken sessiz kaldınız” dedi. “Güvenlik güçleri en büyük muhalefet partisine yönlendirilirken hiçbir şey söylemediniz.”, “Çocuklara bile savaş propagandası yapılırken milyarlarca kamu fonu kullanılırken sessiz kaldınız.”, “Bu kadar sessizlikten sonra ulusal birliği nasıl temsil edebilirsiniz?” “Edemezsiniz. Artık gitme zamanı.”
Parlamento içinde sessizlik vardı, ancak dışarıdaki ekranlardan konuşmayı izleyen binlerce kişi alkış ve çığlıklarla karşılık verdi. Cumhurbaşkanının yüzüne yansıyan rahatsız ifade kalabalık tarafından yuhalandı. Macarlar genellikle sakin ve ölçülü bir halk olarak bilinir. Dakiktirler, nezakete önem verirler ve açık çatışmadan kaçınırlar. Ancak seçim gecesi sokaklarda dans etmişlerdi. Şimdi ise yeni başbakan onları bir kez daha şaşırtıyordu. Magyar konuşmasını tamamladığında Parlamento içinde sessizlik vardı, fakat dışarıda büyük bir coşku patlamıştı.
O sabahın erken saatlerinde Peter Magyar ile yeni Parlamento Başkanı Agnes Forsthoffer, 20. yüzyılın başlarında yaşamış şair Attila József’in heykeline çelenk bıraktılar. József’in “Tuna Boyunca” (By the Danube) adlı şiiri, Macaristan’ın kültürel ve toplumsal çeşitliliğine yazılmış bir övgü niteliğindedir. Şiir, farklılıkların uzlaştırılması çağrısı olarak yorumlanan şu kıtayla sona erer:
Bir zamanlar atalarımızın verdiği mücadele,
Hatırlanarak barış içinde çözüme kavuşur;
Düşüncenin bedelini nihayet ödeyip hesaplaşmak,
İşte görevimiz budur ve ertelenemez.
József’in şiirlerinin büyük bölümü, taşıdığı anlam katmanları ve dilsel karmaşıklık nedeniyle çevrilmesi neredeyse imkânsız eserler olarak kabul edilir. Bu nedenle yeni siyasi liderlerin, Mozart’ın bir klarnet konçertosu eşliğinde onun heykeline çiçek bırakmaları, yüksek kültüre yönelik hem yeni hem de geçmişe uzanan bir yaklaşımı simgeliyordu.
Magyar’ın zaferinin bir başka dersi daha vardı: Onun siyaseti heves uyandıran ve ilham veren bir siyasetti; otoriterliğin alaycı ve kaba diline karşı bir panzehirdi.
Örneğin Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’un Trump’a karşı siyasi dili aşağılamayı ve daha kaba bir üslup yarışına girmeyi tercih eden yaklaşımının tam tersiydi. Magyar’ın “dünyanın en güzel binası” olarak nitelendirdiği — ve gerçekten de öyle olabilir — Parlamento binasında konuşurken, yeni bir güzellik ve sevgi çağını ilan ediyordu. Kısa konuşmasında Agnes Forsthoffer da “sevgi” kelimesini tam dört kez kullanmıştı.
Magyar, Parlamento’daki konuşmasını tamamlarken sahneye Roman çocuklardan oluşan bir müzik topluluğunu davet ettiğini açıkladı. Yanında durduğum kişi — Macaristan’ın en saygın yazarlarından biri olan Zsófia Bán — gözyaşlarına hâkim olamadı. Kendisi, böylesine coşkulu iyimserlik gösterilerine katmaya o kadar alışık olmayan biriydi ki, bana bunun adeta başka bir kimliğe bürünmek gibi hissettirdiğini söylemişti. Parlamento tarihinde daha önce buna benzer bir olay yaşanmamıştı. Romanlar, Macaristan nüfusunun yaklaşık yüzde 8’ini oluşturuyor; bu da onları ülkenin en büyük azınlık gruplarından biri yapıyor. Aynı zamanda, muhtemelen en yoksul ve en sık ayrımcılığa maruz kalan topluluklardan biri olarak görülüyorlar. Magyar, seçim kampanyası boyunca Roman çocukların yaşadığı sorunlardan sık sık söz etmişti; görünüşe göre bu sorunları da kampanya gezileri sırasında yakından öğrenmişti.
Beyaz gömlek ve siyah papyon giymiş, yaşları henüz ergenlik öncesinde olan yaklaşık on sekiz erkek çocuk tambura çalarak Macar Romanlarının gayriresmî marşı sayılan bir şarkıyı seslendirdi; ardından bir Macar halk türküsü söylediler. Yeni seçilmiş bazı milletvekilleri gözyaşlarını saklamadan ağladı. Ancak aşırı sağcı Bizim Vatanımız (Our Homeland) Partisi’nden seçilen milletvekilleri protesto amacıyla salonu terk etmişti. Bu grubun genel başkan yardımcısı Dora Dúró, daha önce Zsófia Bán’ın çocuk kitaplarından birini “eşcinsel propagandası” olarak nitelendirip bir basın toplantısında yırtarak parçalamıştı. Bu olay kitabın satışlarına oldukça olumlu yansımıştı; ancak kendi ülkenizde insanlar tarafından hedef gösterilmenin nasıl bir şey olduğunu ben de biliyorum. Bán’a, Dúró’nun hâlâ Parlamento üyesi olmasını nasıl karşıladığını sordum. Gecikmeden şu cevabı verdi: “Kaybeden onlar oldu.”
Magyar, binadan çıkarak meydanda toplanan kalabalığa hitap ettiğinde, kendi deyimiyle “imkânsız” görünen zaferinin ardındaki dersi anlattı: “Bir iktidar makinesine karşı,” dedi, “başka bir iktidar makinesine ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olan şey; posta kutusundan posta kutusuna, kapı kapı dolaşan, soğukta, ayazda ve yağmurda memleketi, komşuları, akrabaları ve toplulukları için her şeyi yapmaya hazır gerçek insanlardır.” Daha sonra önlerindeki görevin ne olduğunu açıkladı: “Şimdi yapmamız gereken şey, kendimizi yeniden bir topluluk olarak görmeyi öğrenmektir.” Ve şöyle devam etti: “Bu nedenle sizden bugün hayal kırıklığı yaşayan, korkan ya da bu dönemi bir kayıp olarak gören yurttaşlarımıza yönelmenizi istiyorum. Onları yenmeye çalışmayın; onlara tepeden bakmayın. Onları dinleyin ve onlarla konuşun. Bu ülkenin onlara da ait olduğunu söyleyin. Herkes nasıl gerekiyorsa, onların da gerekli olduğunu söyleyin. Ve birlikte Macaristan’ı yeniden inşa edeceğimizi anlatın. Çünkü ne sol vardır ne sağ; yalnızca Macarlar vardır.”
Peter Magyar’ın başarısının sırlarından birinin, Balint Magyar’ın bana söylediğine göre, ulusun sembollerini yeniden sahiplenmekte yatıyordu: bayrak, milli marş ve “Macar olma” fikrinin kendisi. Şimdi Peter Magyar, ayrıntılı bir ulusal gösteriyi izliyordu: bayrağın göndere çekilmesi, askerlerin sert adımlarla yürüyüşü, süslü üniformalar içindeki süvari birlikleri.
Ardından tören sona erdi, ancak Magyar hâlâ kalabalıktan geniş boş alanlarla ayrılıyordu; bu mesafe, Orban hükümetinin özenle tasarladığı bir uzaklıktı. Magyar kalabalığa işaret ederek “Yaklaşın, yaklaşın” diye seslendi — fakat insanlar zaten yansıtma havuzunun kenarına kadar sıkışmıştı. Birkaç dakika sonra, bu tarihi ana tamamen dahil olma isteği ve heyecan dayanılmaz hale geldi. Bazı erkekler pantolonlarını sıvayıp havuza koştu — ki suyun aslında yalnızca birkaç santimetre derinliğinde olduğu ortaya çıktı. Hemen ardından yüzlercesi onları takip etti. Suya sıçratarak koşup diğer tarafa geçtiler ve uzun süredir dışlandıkları alanı doldurdular.
“Burası artık sizin eviniz!” diye bağırdı Magyar.
Budapeşte’ye yaptığım bu gezide görüştüğüm herkes yeni döneme inanıyordu. Akademisyenler yeniden özgürce ders verebileceklerine inanıyordu. Gençler, yıllar sonra ilk kez ülkede kalmanın cazip bir seçenek olacağına inanıyordu. Sivil toplum aktivistleri ise artık kendi hayatta kalma mücadelelerini bırakıp yardım etmek istedikleri insanlara odaklanabileceklerine inanıyordu. Macaristan’da sığınma talebinde bulunanlara ücretsiz hukuki destek sağlayan tek kuruluşun eş başkanı Marta Pardavi, yeni hükümetin böyle bir vaat olmasa bile sığınma başvurularını yeniden kabul etmeye başlayacağı konusunda umutluydu.
Macaristan dışındaki uzmanlar ise daha şüpheciydi. Magyar’ın konuşmalarında duyduklarını söyledikleri “kan ve toprak” tonlarından endişe duyuyor, Romanların durumuna yaptığı vurgunun aslında yalnızca Brüksel’den Avrupa Birliği fonlarını serbest bırakmak için yapılmış hesaplı bir hamle olduğuna inanıyorlardı. Öte yandan, Avrupa hükümetinin varlık nedeni de tam olarak bu değil miydi — hümanist değerleri teşvik etmek ve uygulamak? Magyar’ın politikaları hakkında kesin bir şey söylemek için henüz erken olsa da, kabine tercihleri kampanyasının kapsayıcı ruhuyla siyasi ve toplumsal açıdan uyumlu görünüyordu.
Magyar konuşmasını bitirdikten sonra sahneyi, Roman kökenli ve açıkça lezbiyen olan pop yıldızı Ibolya Oláh’a bıraktı. Oláh, “Magyarország” (“Macaristan”) adlı bir baladı seslendirdi; bu şarkıyı yıllardır söylememişti çünkü ona göre şarkının vatansever duygusu artık anlamını yitirmişti.
Bán, onun bir arkadaşı ve ben bir kafeye oturup Aperol spritz söyledik. “Demokrasinin ilk gününe,” dedi Bán ve kadehlerimizi tokuşturduk. Bán’ı tanıyan kafe sahibi bize kremalı çörekler getirdi. Bán, Queen’in “We Are the Champions” şarkısı eşliğinde sandalyede dans ediyordu. Ona, kökeni sağ siyaset olan, göçmenleri açıkça savunmamış ve LGBTİ+ hakları konusunda neredeyse hiç konuşmamış bir politikacıya umut bağlamanın nasıl bir his olduğunu sordum. Acaba o, devrimci kılığa girmiş bir kurt olabilir miydi? “Belki de öyledir,” dedi geniş bir gülümsemeyle. “Belki de öyledir.” Ardından meydandan geçerek Icona Pop’un “I don’t care, I love it” nakaratlı şarkısı eşliğinde dans ederek ilerledik. Her yaştan insan conga hattı oluşturmuş, birbirlerinin omuzlarından ellerini çekip bize beş çakıyordu. Meydandaki kutlama ertesi güne kadar devam etti.
