2026 Onur Ayı’ndan Notlar: Trans Tahayyül, Dayanışma ve Kamusal Alanda Var Olma Mücadelesi
Haziran ayı boyunca Türkiye’nin farklı şehirlerinde düzenlenen Onur Haftaları yalnızca bir etkinlikler dizisi değildi. Bu yılın Onur Ayı, bir yandan LGBTİ+ varoluşlarını hedef alan siyasi tartışmaların, yasal düzenleme girişimlerinin ve dijital görünürlüğü sınırlayan uygulamaların gölgesinde geçerken diğer yandan da dayanışmanın, kültürel üretimin, kolektif hafızanın ve geleceğe dair kurulan hayallerin yeniden örüldüğü bir döneme dönüştü.
İstanbul Trans Onur Haftası’nın “Trans Tahayyül” çağrısı ve İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın “Açık S’Açık” teması. 2026 Onur Ayı’nın iki ana teması belki de bunu en iyi şekilde özetliyordu. Biri geleceği hayal etmeyi politik bir eylem olarak sahipleniyor, diğeri ise görünmez kılınmaya çalışılan hayatların açıkça var olma hakkını savunuyor.

Haziran’a Girerken: 12. Yargı Paketi Tartışmaları
Onur Ayı başlamadan önce LGBTİ+ örgütlerinin gündeminde 12. Yargı Paketi vardı.
Taslak metinde yer alan bazı düzenlemelerin özellikle transların yaşamlarını doğrudan etkileyebileceği yönündeki tartışmalar kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Cinsiyet uyum süreçlerine erişimin zorlaştırılması, hormon erişiminin kısıtlanması ve LGBTİ+ örgütlenmelerine yönelik yeni engeller getirilmesi ihtimali insan hakları örgütleri tarafından ciddi bir hak ihlali riski olarak değerlendirildi.
200’den fazla kurumun ardından 1001 akademisyen, gazeteci, sanatçı, hukukçu ve hak savunucusu ortak bir çağrı yayımlayarak pakete karşı çıktı. Açıklamada çocuk haklarını, kadın haklarını ve LGBTİ+ haklarını hedef aldığı belirtilen düzenlemelerin yanı sıra dijital gözetimi yaygınlaştıracağı ifade edilen maddeler de vardı.
Haziran boyunca birçok şehirde eylemler düzenlendi. İnsan hakları örgütleri ve LGBTİ+ dernekleri söz konusu maddelerin geri çekilmesini talep etti. Sonuçta kamuoyunda yoğun tepki çeken LGBTİ+ karşıtı maddeler teklif metninde yer almadı. Ancak mesele yalnızca bir yasa maddesinin geri çekilmesi değildi. Tartışmalar, LGBTİ+ haklarının siyasal gündemin merkezindeki yerini ve kazanılmış hakların ne kadar kırılgan olabileceğini bir kez daha ortaya koydu.
Siyasetin Gündeminde LGBTİ+lar
2026 Onur Ayı boyunca LGBTİ+ hakları yalnızca sivil toplumun ve Onur Haftalarının değil, siyasi gündemin de önemli başlıklarından biri oldu.
22 Haziran’da TÜRGEV’in 30. kuruluş yıl dönümü programında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, LGBTİ+ları hedef alan açıklamalarda bulundu. Erdoğan konuşmasında:
“LGBT gibi insan fıtratına aykırı sapkınlıklar, buna benzer fikir ve ideolojiler yine bu odaklar tarafından genç zihinlere enjekte edilmeye çalışılıyor.”
ifadelerini kullanırken devamında bu durumu insanlığa yönelik bir tehdit olarak tanımladı ve gençlerin “kendi değerlerine sahip çıkması” gerektiğini savundu.
Temmuz ayında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde Ankara Valiliği eylem ve etkinlikleri yasakladı. Ardından çok sayıda adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi ve aralarında Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar’ın da bulunduğu 209 kişi gözaltına alındı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, operasyonlara tepki göstererek: “Ankara’yı büyük bir açık cezaevine çevirmiş durumdalar. Neymiş? NATO Güvenlik Zirvesi varmış.” ifadelerini kullandı ve gözaltına alınanların serbest bırakılması çağrısında bulundu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da hem gözaltılara hem de Onur Haftası kapsamında LGBTİ+ içerikleri paylaşan bazı sosyal medya hesaplarının kapatılmasına tepki gösterdi. Hatimoğulları: “Şu bilinsin ki; yasaklarla, baskılarla, sansürle LGBTİ+lar yok olmuyor, kadınlar da. Mücadele daha da büyüyor.” ifadelerini kullandı.
2026 Onur Ayı boyunca yaşanan bu gelişmeler, LGBTİ+ haklarının yalnızca bir kimlik meselesi değil aynı zamanda ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, basın özgürlüğü ve demokratik katılım hakkıyla doğrudan bağlantılı bir siyasal tartışma alanı olmaya devam ettiğini gösterdi.
Dijital Alanda Mücadele
2026 Onur Ayı’nın dikkat çeken başlıklarından biri de dijital görünürlük meselesiydi. İstanbul Pride ve Trans Pride Komitesi başta olmak üzere birçok LGBTİ+ topluluğu ve derneği, sosyal medya platformlarında görünürlüklerinin kısıtlandığını, bazı hesapların kapatıldığını ve paylaşımlarının erişim engelleriyle karşılaştığını duyurdu. Etkinlik duyurularından hak temelli içeriklere kadar birçok paylaşımın dolaşımının sınırlandığı belirtilirken, bazı hesaplar ise doğrudan erişime kapatıldı. Bu durum yalnızca teknik bir problem olarak değil, dijital kamusal alanın da mücadele alanlarından biri hâline geldiğinin göstergesi olarak değerlendirildi.
Sokaklar kadar ekranlar da görünürlük mücadelesinin parçasıydı.
Trans Tahayyül: Geleceği Hayal Etmek de Bir Direniştir
15-21 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen 12. İstanbul Trans Onur Haftası’nın teması “Trans Tahayyül” oldu. Organizatörler bu temayı açıklarken şu ifadeleri kullandı: “Özgürce hayal kurabilmenin kendisini politik bir eylem olarak sahipleniyoruz. Bize gerçekçi olun diyenlere karşı, hayal kurmanın gerçeklerin ilk adımı olduğunu hatırlatıyoruz.”
Bu yılki tema yalnızca bir slogan değildi. Barınmanın, sağlığın, eğitimin ve istihdamın dışında bırakılan transların kendi geleceklerini tahayyül etmelerinin bile politik bir anlam taşıdığı vurgulandı. Trans Tahayyül çağrısı aynı zamanda geçmiş mücadelelere de gönderme yapıyordu. Ülker Sokak’tan bugüne uzanan direniş hafızası hatırlatılırken, geleceğe dair kolektif düş kurmanın da mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.
12. Trans Onur Yürüyüşü: “Deniz’den Arya’ya Poyraz Olup Eseceğiz”
Trans Onur Haftası’nın en görünür anlarından biri 21 Haziran’da gerçekleştirilen 12. Trans Onur Yürüyüşü oldu. Beyoğlu ve Kadıköy’de alınan yasak kararlarına, ulaşım kısıtlamalarına ve güvenlik önlemlerine rağmen translar ve destekçileri bir araya geldi. Taksim Metro İstasyonu kapatıldı, birçok cadde ulaşıma kapatıldı ve toplantı gösteri yasakları ilan edildi. Buna rağmen yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüş sonrasında gazetecilerin de aralarında bulunduğu 10’dan fazla kişi gözaltına alındı.
Yürüyüşte yapılan açıklamalarda yalnızca mevcut sorunlar değil, geleceğe dair umutlar da vardı: “Biz tahayyül ederiz, gerçek olur. Bizler yalnız kendimizi değil, dünyayı da döndürür, değiştiririz. Geleceğin şekillendiricileriyiz.”
Bir Lubunyanın Gözünden 2026
Onur Ayı boyunca yasaklardan, gözaltılardan, sansürden ve siyasi tartışmalardan söz ettik. Ancak tüm bu başlıkların merkezinde gerçek hayatlar var.
Bu nedenle bu bölümde sözü, bu satırların yazarı olarak kendime bırakmak istedim.
Bir lubunya olarak son zamanlarda en çok hissettiğim şeyin umutla kaygı arasına sıkışmak olduğunu düşünüyorum. Bir yandan geleceğe dair hayaller kuruyor, kendime bir hayat inşa etmeye çalışıyorum. Diğer yandan her yeni tartışma bana bu ülkede var olmanın ne kadar kırılgan hissettirilebildiğini hatırlatıyor. Türkiye’de var olmaktan korkuyoruz. Bazen görünür olmaktan, bazen ifşa edilmekten, bazen de yalnızca olduğumuz kişiler yüzünden hayatımızın daha zor hâle gelmesinden.
Bu korkular benim hayatımda en çok da sevdiğim insana baktığımda somutlaşıyor. Birlikte geleceği konuşuyoruz bazen. Nasıl bir evde yaşayacağımızı, yıllar sonra nerede olmak istediğimizi, hayatın bizim için nasıl görünebileceğini hayal ediyoruz. Sonra bir haber çıkıyor ve o hayallerin üzerine ince bir korku çöküyor.
Sevdiğim insan bir trans erkek. Bu yüzden bazı kaygılarımızı birçok çiftle aynı yerden yaşamıyoruz. Bir iş görüşmesinin ardından telefonun çalmasını beklerken, bir resmi kurumun kapısından içeri girerken ya da geleceğe dair planlar kurarken aklımızın bir köşesinde hep aynı soru oluyor: Acaba bir gün yalnızca olduğumuz kişiler yüzünden bir şeyler daha zor olacak mı? Onun iş ararken yaşadığı belirsizliğe, geleceğine dair taşıdığı yükü tek başına sırtlanmaya çalıştığı anlara tanık oluyorum. Bazen elimden yalnızca yanında durmak geliyor. İnsan bazen en çok sevdiği şey için korkuyor.
Yine de tüm bu endişelere rağmen hayal kurmaya devam ediyoruz. Belki de Onur Ayı’nın bana hatırlattığı en önemli şey bu. Bütün zorluklara rağmen sevmenin, birlikte yaşam kurmaya çalışmanın ve geleceğe dair umut taşımanın kendisi de bir direnme biçimi. Belki de bütün gürültünün arasında en çok duyulmasını istediğim şey bu: Korkularımız var, evet. Ama umutlarımız da var. Ve bazen umut, bütün korkulara rağmen birlikte bir gelecek düşlemeye devam etmektir. Belki de bu yüzden, bu yılın Onur Ayı’nda en çok aklımda kalan kelime “tahayyül” oldu.
Bize gerçekçi olmamızı söylediler.
Biz yine de tahayyülü seçtik.
Çünkü her devrim,
önce birinin
başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanmasıyla başlar.
Açık S’Açık: Saklanmayan Bir Onur Haftası
22-28 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilen 34. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın teması “Açık S’Açık” olarak belirlendi. Bu tema, yıllardır görünmezleştirilmeye çalışılan LGBTİ+ yaşamlarının açıkça var olma hakkına vurgu yapıyordu.
Program da bu yaklaşımı yansıtıyordu. Küründen United ile düzenlenen Pride Maçı, Kürvivor etkinliği, Kuir Anlatı Gecesi, Açık S’Açık Pikniği, Kampüste Lubunyalar buluşması ve Hormonlu Domates Ödülleri gibi etkinlikler farklı kuşaklardan LGBTİ+ları bir araya getirdi. Özellikle Hormonlu Domates Ödülleri, yıllardır LGBTİ+ karşıtı söylemleri mizah yoluyla görünür kılan ve eleştiren sembolik etkinliklerden biri olmaya devam etti. Kuir Anlatı Gecesi ise bu yılın belki de en anlamlı çağrılarından birini yaptı: Herkesin anlatacak bir hikâyesi vardı. Çünkü Onur yalnızca yürümek değil, birbirini dinlemekti de.
Anadolu Yakası’na Taşınan Onur
Yıllardır Taksim ve Beyoğlu çevresinde gerçekleşmeye çalışan ancak yoğun güvenlik önlemleri, ulaşım kısıtlamaları ve yasak kararlarıyla karşı karşıya kalan İstanbul Onur Yürüyüşü, bu yıl farklı bir rota izliyor.
İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi, 28 Haziran’da gerçekleştirilecek yürüyüşün Anadolu Yakası’nda yapılacağını duyurdu. Bu karar yalnızca teknik bir güzergâh değişikliği olarak değerlendirilemez. Son yıllarda özellikle Beyoğlu çevresinde uygulanan yasakların ardından Anadolu Yakası’nın tercih edilmesi, LGBTİ+ hareketinin kamusal alandaki varlığını farklı mekânlarda yeniden kurma çabasının da bir göstergesi olarak okunabilir.
İstanbul Pride’ın paylaşımında yer alan “Yeterince Açık S’Açık olmadıysa diye post olarak da dursun. Takvimlere kaydedilsin. Alarmlar kurulsun. Detaylar için gözünüz kulağınız bizde olsun. İnadımız inat yürüyeceğiz. Haziran ayında yağmur yağdı, gökkuşağı çıktı. Bunlar tesadüf olamaz.” sözleri ise bu yılki yürüyüşe yüklenen anlamı açıkça ortaya koyuyor.
Trans Tahayyül ile başlayan ve Açık S’Açık ile devam eden bu yılın Onur Ayı, sadece etkinlik takvimlerinden ibaret değil. Görünür olma, bir arada kalma ve kamusal alanda varlığını sürdürme iradesinin de ifadesi olarak şekilleniyor.
Ankara ve İzmir: Onur İstanbul’dan İbaret Değil
2026 Onur Ayı boyunca Ankara ve İzmir’de de etkinlikler, forumlar ve dayanışma buluşmaları gerçekleştirildi. Özellikle Ankara’da NATO Zirvesi nedeniyle kentte uygulanan yoğun güvenlik atmosferi, kamusal alan kullanımına ilişkin tartışmaları daha görünür hale getirdi. Kentteki LGBTİ+ örgütleri, güvenlik gerekçeleriyle getirilen sınırlamaların temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. İzmir’de ise yerel örgütlenmeler, kültürel etkinlikler ve dayanışma ağları ön plana çıktı. İstanbul’dan farklı olarak daha yerel ve topluluk temelli çalışmaların öne çıktığı bir Onur Ayı yaşanıyor.
Trans Tahayyül’den Açık S’Açık’a
2026 Onur Ayı henüz sona ermedi.
Haziran boyunca Türkiye’nin farklı kentlerinde düzenlenen etkinlikler, yapılan açıklamalar, yürütülen kampanyalar ve verilen mücadeleler; LGBTİ+ hareketinin yalnızca hak ihlallerine karşı savunma pozisyonunda olmadığını, aynı zamanda yeni sözler, yeni dayanışma biçimleri ve yeni gelecek tahayyülleri ürettiğini de gösterdi.
Bu yılın hikâyesi, Trans Tahayyül’ün hatırlattığı gibi hayal kurmanın politik bir eylem olduğunu ve Açık S’Açık’ın vurguladığı gibi görünür olmanın hâlâ bir mücadele alanı olarak kaldığını gösteriyor.
Şimdi gözler 28 Haziran’da Anadolu Yakası’nda gerçekleşmesi planlanan İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde. Ancak sonuç ne olursa olsun, Haziran boyunca ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: Yasaklar, sansür girişimleri ve ayrımcı söylemler karşısında LGBTİ+lar ve müttefikleri yalnızca var olmaya değil, birlikte yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü savunmaya da devam ediyor.
Çünkü bazen bir slogan, bazen bir forum, bazen bir yürüyüş ve bazen de birlikte kurulan bir hayal aynı şeyi hatırlatıyor.
Başka bir yaşamın mümkün olduğuna dair umut hâlâ burada.
Ancak bu umut, içinde bulunduğumuz siyasi atmosferden bağımsız değil. Tam tersine, son yıllarda LGBTİ+ların karşı karşıya bırakıldığı baskılar düşünüldüğünde daha da anlam kazanıyor.
Baskıya Rağmen Buradayız
Bir lubunya olarak son yıllarda giderek daha fazla hissettiğim şeylerden biri, iktidarın LGBTİ+ları siyasi tartışmaların ve hedef göstermenin merkezine yerleştirmesi. Bugün Türkiye’de LGBTİ+lar yalnızca ayrımcılıkla değil haklarımızı, görünürlüğümüzü ve hatta varoluşumuzu tartışmaya açan politikaların sonuçlarıyla da karşı karşıya bırakılıyor.
NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek gerçekleştirilen gözaltılar, Onur Ayı etkinliklerine yönelik yasaklar ve LGBTİ+ örgütlerinin sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri bunun son örnekleri oldu. Bu uygulamaların doğrudan muhatabı bizleriz. İktidarın yıllardır sürdürdüğü LGBTİ+ karşıtı söylem ve politikaların yarattığı baskının en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerden biri de LGBTİ+lar.
Ancak bütün bunlara rağmen Onur Ayı bana her yıl aynı şeyi hatırlatıyor: Biz yalnızca maruz kaldığımız baskılardan ibaret değiliz. Yasaklara rağmen bir araya gelen, gözaltılara rağmen ses çıkarmaktan vazgeçmeyen, sansüre rağmen birbirine ulaşmanın yollarını bulan bir topluluğuz. Bu yüzden Onur Yürüyüşleri yalnızca bir kutlama değil. Var olma, görünür olma ve eşit yurttaşlık talebini dile getirme iradesidir. Bizi korkuyla susturmaya çalışanlara rağmen buradayız. Dayanışmayla buradayız. Umutla buradayız.
Çünkü biliyoruz ki bizden önce yürüyenlerin mücadelesi bugün bize ulaştıysa, bizim kurduğumuz umut da bizden sonrakilere ulaşacak. Ve bütün baskılara rağmen, başka bir yaşamın mümkün olduğuna dair inanç hâlâ burada.
